Çocuk bu; evliya değil ki!..



Bugünkü Müslümanlar helalle mücadele ediyor. Adamın oğlu var, pahalı elbise almış, araba almış... Parası varsa alsın, helalle mücadelemiz yok...
Amma bir şişe bira içerse kıyameti koparmak lazım.

On beş yaşına gelen genç, İslam'ın emrine girmelidir, babanın değil...

Bir gün bir yere sohbete gittim. Biraz sonra öfkeden köpürmüş bir adam geldi; suratından düşen bin parça. Yüzü gülmüyor, bir ara "neyin var" diye sordum. "Çocuğumu ayağımın altına alıp ezdim." diye gürledi. "Hangi dine göre verdin bu cezayı?" diye sordum. Arkadaş, sinirden deliye döndü, "Nasıl sorarsın bunu; sakalımı da mı görmüyorsun? Namaz kılıp oruç tuttuğumu biliyorsun. Yani Hıristiyan, Yahudi falan mı olacağım bu yaştan sonra!" diye esti yağdı arkadaş... Hızı kesildikten sonra sordum:"Bitti mi?" Arkadaş sustu.

Dedim ki: "Sen çocuğunu ayak altına alıp ezdiğine göre, bu cezayı hangi dine göre verdin?"

Arkadaş, bu sefer de oturup ağlamaya başladı: "Ağabey çok pişman oldum..."

Biz evde basit ve helal şeylerin kavgasını yaparsak ev, çocuklara çekilmez geliyor. Sonra da biraz büyüyünce evi terk ediyorlar. Sebep, büyükler!.. Diyorlar ki; çocuk evden kaçtı. O zaman şu soruları sormalı: "Çocuk evde neyi bulamadı? Gittiği yerde ne arıyor?" Öyle çocuklar vardır ki; kovsak da evden gitmez. Çünkü aradığı her şeyi evde bulmuştur. Eğer çocuklarımıza İslam'ın haram kıldıklarını yasaklamakla yetinsek, onlar evi sıkıcı bulmazlar. Zira helal daire keyfe kâfidir. Çocukları isyan ettirmemek gerekir.

Bir gün çocuğum geldi, yazılarımı yırttı. Onu aldım, "Yavrum, bu kâğıtlar nasıl yapılıyor biliyor musun?" diye sordum.

"Bilmiyorum", dedi.

Gittim, ansiklopedide kâğıt bahsini açtım. Ona okudum. Sonra da kâğıdın zor yapıldığını açıkladım. Anladı. Bir daha da kâğıtlarımı yırtmadı.

Oğlum on yaşındayken kızım henüz dört yaşındaydı. Tabii ağabeyi onu bazen ağlatırdı. O da bana gelir:

"Baba, şuna bak", diyerek ağabeyini şikâyet ederdi. Ben de onu kucağıma alır:

"Benim kızım çok akıllı, çok uslu", derdim.

O da yan gözle ağabeyine bakar gülerdi.

"Oh, gördün mü, babam beni sevdi", der sonra da ağabeyiyle barışırlardı.

Çocuklarla sert ve emreder şekilde konuşulmamalıdır. Çocuk askerlikten ne anlasın?!. Şefkatle söyleyelim. Mesela "Güzel kızım, yavrucuğum, evladım, akıllı oğlum!" diyelim.

Kızım soruyor; "Baba sen bizi nasıl terbiye ettin? Biz senin usulünü tutturamadık. Biz küçükken şimdiki çocuklar gibi yaramaz değildik herhalde!"

"Olamazdınız", dedim. "Çünkü ben ev tutacağım zaman düşünürdüm; acaba orada çocuklar dışarıya rahatça çıkabilecek mi? Koşup oynayabilecek mi, diye."

Şimdiki çocuklar dışarı çıkamıyor. Evin içinde oynayınca da anneler babalar kızıyor; yaramaz, diyor.

Zaten çocuk küçük olduğu için eziliyor. Çocuk, bir de dayak yiyor.

"Niye yaptın? Niye döktün?" diye ayrıca hesap soruluyor. Çocuktan evliya hareketi bekliyorlar...

Çocuk, çocuk gibi yaşar.


HEKİMOĞLU İSMAİL

Zaman