Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 Toplam: 4
  1. #1
    2.imza yarışma birincisi nefisetülilm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Nerden
    İstanbul'da, İstanbulluyum...
    Yaş
    42
    Mesaj
    705
    Blog Mesajları
    19
    Rep Gücü
    7085

    rose “Öyle bir dost seçmeliyim ki...”

    Sâdık dost, arkadaş aramalı, böyle bir dost bulunca da ona gereken hürmeti, saygıyı göstermeli, kıymetini bilmeli, hizmette kusûr etmemelidir...

    İnsan, kendisine, dünya ve âhiret zararlarından koruyacak iyi bir arkadaş, dost seçmelidir. Böyle bir dost bulunca da, onun kıymetini bilmeli, edeblerine dikkat etmeli, ona saygılı davranmalıdır. Aybını görmemeli ve hiç kimseye söylememeli, hattâ unutmalıdır! Onunla tartışmamalı, kalbini kırmamalıdır. Ancak herkesle de dost olmamalı, emin olanlarla arkadaş olmalıdır. Emin olanlar, Allahü teâlâdan korkanlardır.

    İmâm-ı Muhammed Bâkır hazretleri, oğlu Câfer-i Sâdık hazretlerine hitaben;
    “Ey evlâdım! Fasıklarla arkadaşlıktan çok sakın. Böyle insanlar seni bir lokmaya değişebilir. Cimrilerle dost olmaktan da sakın. Zîrâ çok ihtiyâcın olduğu bir zamanda az bir şey vermekten çekinirler. Yalancılarla dost olma, sana dost görünüp konuşur, ayrılınca hâli değişir. Ahmaklarla dostluk, arkadaşlık kurma, onlar, sana iyilik yapıyorum zannederek kötülük yaparlar. Akrabâyı ziyâreti terk edenle de dost olma. Çünkü, Kur’ân-ı kerîmin üç yerinde böyle kimseyi lânetlenmiş gördüm” buyurmuştur.

    GAFİL O KİMSEDİR Kİ!..

    Süfyân-ı Sevrî hazretleri buyuruyor ki:
    “Bir kimsenin, duâ ederken yalnız kendisine duâ edip, ana-babasına ve diğer Müslümanlara duâ etmemesi,
    Kur’ân-ı kerîm okumayı bildiği halde her gün en azından yüz âyet okumaması,
    câmiye girdiği halde iki rekat olsun namaz kılmadan çıkması,
    kabristandan geçtiği halde mevtâlara selâm vermemesi,
    bir yerde yalnız olarak yaşıyorsa, cumâ günü şehre geldiği halde cumâ namazı kılmaması,
    bulunduğu beldeye bir âlim geldiği halde, onun ilminden hiç istifâde edememesi,
    bir kişi ile dost olduğu halde ismini öğrenmeden ayrılması,
    bir tanıdığı kendisini dâvet ettiği halde dâvetine gitmemesi,
    gençlik çağı büyük bir fırsat olduğu halde o zamanını boşa geçirmesi,
    kendisi tok ve komşusunun aç olduğunu bildiği halde, ona bir şeyler vermemesi
    o kimsenin gafletindendir.”

    Yahyâ bin Muâz-ı Râzî hazretleri;
    “Senden meydana gelen bir hatâ sebebiyle seni özür dilemeye mecbur eden, berâber olduğunuzda kendisine müdârâ etmen icâbeden ve kendisine, ‘Allahü teâlâya duâ ettiğinde beni de hatırla’ demeye ihtiyaç duyduğun kimse, hakîkî dost olamaz” buyurmuştur.

    Bekir bin Abdullah el-Müzenî hazretleri bir talebesine şöyle nasîhat eder:
    “Biri ile arkadaş olduğun zaman bâzı hususları yerine getirmen gerekir. Berâber olduğunuzda, şâyet onun ayakkabısının ipi kopar ve o bunları düzeltip bağlayıncaya kadar sen onu beklemezsen, sen arkadaşlık hukukuna riâyet etmemiş olursun. Çünkü sen, bu hâlinle dost olamazsın. Yine, senin arkadaşın bir ihtiyâç için bir yerde oturduğunda, o işini bitirinceye kadar onu beklemezsen, yine hakîkî dost sayılmazsın.
    Din kardeşlerinden bir cefâ görürsen, bil ki bu, yaptığın bir hatâdan dolayıdır. Derhal Allahü teâlâya dön ve tövbe et. Ayrıca, bir sevgi görecek olursan, Allahü teâlâya olan tâattan ve Allahü teâlânın beğendiği işleri yapmaktan hâsıl olduğunu bil ve şükret.”

    HİZMETTE KUSUR ETMEMELİ...

    Netice olarak, sâdık dost, arkadaş aramalı, böyle bir dost bulunca da ona gereken hürmeti, saygıyı göstermeli, kıymetini bilmeli, hizmette kusûr etmemelidir. Çünkü sâdık olan dost, insanı tehlikelerden, korkulardan muhâfaza eder. Gerçi böyle bir arkadaş, böyle bir dost bulmak çok zor ise de, bulunmaz demek değildir. Hâtim-i Esam hazretlerinin, hocası Şakîk-i Belhî hazretlerine arz ettiği gibi:

    “İnsanlara baktım, herkes, bir şeyi seçmiş gördüm ve bu sevgililerin çoğu, onlara ölüm yatağına kadar, bazıları öldüğü vakte kadar, bazıları da, mezâra girinceye kadar, arkadaşlık ediyor ve sonra onları yalnız ve zavallı olarak bırakıp ayrılıyorlar, gördüm. Onunla berâber kimse mezâra girmiyor, dert ortağı olmuyor. Bu hâli görünce, düşündüm ve kendime dedim ki, dünyâda öyle bir dost seçmeliyim ki, mezâra benimle gelsin, bana orada arkadaşlık etsin. Aradım, taradım, Allahü teâlâya yapılan ibâdetlerden başka böyle sâdık bir sevgili bulunmadığını gördüm. Dost olarak onları seçtim ve onlara sarıldım...”

    Osman Ünlü

  2. #2
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Nerden
    Huzûru İlahî
    Mesaj
    1.427
    Blog Mesajları
    18
    Rep Gücü
    7864
    Allahü Teala razı olsun.Amin.

  3. #3
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Netice olarak, sâdık dost, arkadaş aramalı, böyle bir dost bulunca da ona gereken hürmeti, saygıyı göstermeli, kıymetini bilmeli, hizmette kusûr etmemelidir.
    SAYGI VE TAPINMA


    Soru:

    Şeyhülislâm, Kaatü't-Tersîm'de (Anlamı kesin olarak çıkarılamayan bu ifadenin kilisedeki dinî tasvirlerin yapıldığı veya özellikle bulunduğu bölme veya salon için kullanıldığı akla yatkın gelmektedir.) iken, yanına SAÎD (Yukarı Mısır)'dan üç rahip geldi.

    Onlarla yaptığı münazarada, kâfir olduklarını, Hz. İbrahim ve Mesih (a.s.)'ın dininde olmadıklarını delilleriyle onlara isbat etti. Onlar dediler ki:

    "Biz de sizin yaptığınızı yapıyoruz. Siz Nefise Hâtûn 'dan medet umuyorsunuz; biz de Meryem'den. Bize göre de, size göre de İsa ve Meryem'in, Hüseyin ve Nefîse'den efdal oldukları icmâ ile sabittir. Siz de kendinizden önceki sâlih kişilerle istiğase yapıyorsunuz (yardım ve medet istiyorsunuz), biz de"


    Cevap:

    Şeyhülislâm, onlara şu cevabı verdi:

    Bizden kim bunu yapıyorsa, o, sizden bir iz taşıyordur.

    İbrahim (a.s.) 'in üzerinde yürüdüğü yol ve din bu değildir.

    İbrahim'in dini şu idi:

    "Ancak eşi, benzeri ve çocuğu olmayan Allah'a ibadet etmek, O'na ibadete, hiçbir melek, güneş, ay, yıldız, peygamber ve sâlih kişiyi ortak etmemek'.

    "Göklerde ve yerde, Rahmana kul olarak gelmeyecek kimse yoktur" (19 Meryem 93)

    Yağmur yağdırmak, bitki bitirmek, belâları uzaklaştırmak, dalâletten hidâyete ulaştırmak, günahları bağışlamak gibi, Allah'tan başkasının gücünün yetmeyeceği işler, O'ndan başkasından istenmez. Çünkü bunlara mahlûkattan kimsenin gücü yetmez. Bunlara ancak Allah kadirdir.

    Salât ve selâm onlara olsun, peygamberlere iman eder, onları yüceltir ve ta'zim ederiz. Getirdikleri herşeyde kendilerini tasdik ederiz. Onlara tâbi olur ve itaat ederiz. Nuh, Salih, Hûd ve Şuayb peygamberlerin dedikleri gibi:

    "Allah'a kulluk/ibadet edin, O'ndan korkup-sakının ve bana itaat edin." (71 Nuh 3)

    Bu peygamberler, ibadeti ve korkmayı yalnız Allah'a ait kıldılar; itaati de kendilerine. Çünkü onlara itaat, Allah'a itaattir. Bir kimse, peygamberlerin hepsine iman eder de, bir tanesini inkâr ederse, imanı faydasızdır.

    Bütün kitaplara inandığı halde, bir tek kitaba inanmayan kimse de, o kitaba inanmadıkça böyledir. Meleklere ve âhiret gününe iman da böyledir.

    Bunu dinleyen rahipler:

    "Senin anlattığın din, bizim de, onların da üzerinde bulunduğumuz dinden hayırlıdır" dediler ve yanından ayrıldılar.


    KAYNAK: İbn Teyymiye Külliyatı 1


    Yer öpmek ve eğilmek gibi, secde şeklinde, bazı şeyh ve padişahların huzurunda yapılan hareketler caiz değildir.

    Nitekim, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) de:

    - Bizden birimiz, kardeşiyle karşılaştığı zaman eğilebilir mi?, diye sorulduğu zaman,

    - "Hayır!" cevabını vermişti.

    Yine, Muâz b. Cebel, Şam'dan dönüşünde Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'e secde etmişti.

    Bunu gören Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem):

    "Bu nedir yâ Muâz?" diye sorunca:

    - Ey Allah'ın Resulü! Şam'da hıristiyan halkın, rahiplerine secde ettiklerini gördüm; bunu peygamberlerinden naklediyorlardı. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki:

    "Bu, peygamberlere iftiradır. Şayet, bir kimsenin bir kimseye secde etmesini emretseydim, üzerindeki hakkından dolayı kadının kocasına secde etmesini emrederdim.

    Ey Muâz! Allah'tan başka kimseye secde edilmez" (Ebû Dûvud, Nikâh 40; Tirmizî, Radâ 10; İbn Mâce, Nikâh 4; İbn Hanbel lV/381, VI/76)

    Bu gibi hareketlerin ibadet ve taat kasdıyla yapılması ise, münkeratın en büyüklerindendir.

    Kim böyle yapmanın ibadet ve taat olduğuna inanırsa, o sapık ve müfteridir.

    Hattâ o kimseye bunun din ve ibadet olduğu anlatıldığı halde bunda ısrar ederse, tevbeye davet edilir; vazgeçip tevbe etmezse öldürülür.

    Bu tür hareketlere zorlanan kimse ise, bunları yapmadığı takdirde dayak yiyecek, veya hapsedilecek, veya malı elinden alınacak veya beytülmalden almakta olduğu hakkı olan rızkı (maaşı) kesilecek veya buna benzer bir zarara uğrayacaksa, âlimlerin çoğunluğuna göre, bunları yapar.

    Zira, âlimlerin çoğuna göre, ikrah (baskı), içki içmek ve benzeri haram fiilleri mubah kılar.

    İmam Ahmed ve diğerlerinin meşhur görüşleri de böyledir. Ancak, buna rağmen böyle bir kimsenin bu fiilleri kalben nefretle karşılaması ve imkânı oranında bunlardan kaçınmaya çalışması lâzımdır.

    Allah (c.c.) bu hususta samimi olana yardım eder ve samimiyetinin bereketiyle bu işten onu kurtarır. Bir grup âlim de şöyle demiştir:

    "Zor altında kalan kişi, ancak haram sözleri söyleyebilir; fakat haram işi yapması caiz değildir. Takıyye, ancak dil ile olur".

    Bu görüş, İbn Abbas ve daha başkalarından rivayet edilmiştir.

    Aynı zamanda İmam Ahmed 'den gelen bir rivayettir.

    Böyle bir şeye zorlanan kişi, o esnada kalbinden, bu baskıya Allah için boyun eğdiğine niyet ederse iyi olur.

    Yine, küfrü gerektiren bir söze zorlanan kimse, içinden, söylenmesi mubah başka bir mânâ geçirir.

    Ancak şu bilinmelidir ki, daha fazla mevki ve mal elde etmek için bunlar caiz değildir.

    Allâhu a'lem.


    Soru:


    - İnsanlar, itibarı olan bir kimse geldiğinde ayağa kalkmayı âdet haline getirmişlerdir; bu caiz midir?

    - Kişi ayağa kalkmadığı takdirde, gelen kimsenin kalbinin kırılacağı veya çekimser kalacağı zannına varırsa hüküm nedir?

    - Hattâ, ayağa kalkmamak, bazan buğz, kin ve nefrete sebep olacaksa?

    - Yine, meclislerde ve benzeri yerlerde yere doğru eğilerek baş sallamak caiz midir, yoksa haram mıdır?

    - Kişi bunu herhangi bir kasdı olmaksızın âdet olarak ve tabiî bir şekilde yapmaktadır; ileri gelenler ve âlimler hakkında ve böyle yapıldığında daima hoşnut olan kimseler hakkında yaptığı zaman günah olur mu?

    - "Ben Allah için secde ettim" dese doğru olur mu?


    Cevap:

    Âlemlerin Rabbine hamd ederim.

    İmdi, Asr-ı Saadette ve Hulefâ-i Râşidîn devrinde, selefin, Hz. Peygamber'i gördüklerinde ayağa kalkma âdetleri yoktu.

    Hattâ Enes b. Mâlik der ki:

    - İnsanların, Hz. Peygamber'den daha çok sevdikleri bir kimse yoktu; buna rağmen O'nu gördüklerinde ayağa kalkmazlardı.Çünkü, Hz. Peygamber'in bunu hoş görmediğini bilirlerdi. Fakat, uzaktan gelen birine, o kimseyi karşılamak üzere ayağa kalkarlardı.

    Nitekim, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) İkrime için ayağa kalkmış ve Sa'd b. Muâz gelirken, Ensâr'a:

    "Büyüğünüze kalkınız" (Buhârî, Edeb 144, İsti'zan 26; Ebû Dâvud, Edeb 144: İbn Hanbel VI/142) buyurmuştu.

    Sa'd b. Muâz oraya, Beni Kureyza Yahudileri hakkında hüküm vermek üzere gelmişti.

    İnsanlara gereken, Selefin, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında yürüdükleri yolu izlemeleridir. Çünkü onlar en hayırlı nesildir. Sözün en hayırlısı da Allah'ın sözü ve yolun en hayırlısı da Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in yoludur. Hiç kimse, yaratıkların en hayırlısının ve en hayırlı neslin yolunu bırakıp, başka yollara gitmemelidir.

    Kendisine ayağa kalkılan ulu ve itibarlı kişi, maiyyetindeki kimselerin böyle yapmalarını tasvip etmemeli ki, kendisini gördüklerinde onlar, (sefer dönüşü) mutad karşılama hariç, ayağa kalkmasınlar!

    Sefer dönüşü ve buna benzer durumlarda, geleni karşılamak için ayağa kalkmak ise güzeldir.

    İkram için gelene ayağa kalkmanın âdet olduğu bir yerde, ayağa kalkmadığı takdirde, gelen kişi bunu kendisine hakaret ve hukukuna riayetsizlik şeklinde anlayacaksa ve Sünnetteki uygulamayı da bilmiyorsa, en uygunu ayağa kalkmaktır; çünkü bu, kişiler arasını ıslâha, buğz ve kini ortadan kaldırmaya daha elverişlidir. Ahâlinin bu konuda Sünnete uygun hareketini bilen kimseye ise geldiğinde kalkmak, onu incitmek olmaz. Bu kalkma, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'in:

    "Kim, insanların, kendisi için ayakta divan durmalarından sevinç duyarsa, cehennemdeki yerini hazırlasın" (Tirmizi, Edeb 13) hadîsinde geçen kalkma değildir.

    Çünkü, hadîste yasaklanan şey, kendisi otururken insanların ayakta durmalarıdır; yoksa o geldiği için ayağa kalkmaları değil. Bunun içindir ki, âlimler, "O gelince ayağa kalktım" demekle, "Onun için ayakta durdum" demek arasında fark görmüşlerdir ki, gelen veya ayağa kalkan, her ikisi de ayakta olma hususunda eşittirler. Halbuki, oturan için ayağa kalkmak (ve ayakta durmak) böyle değildir.

    Müslim'in Sahîh'inde sabittir ki, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) hastalıkları sırasında, cemaate oturarak namaz kıldırıyorlardı; fakat cemaat ayaktaydı. Bunun üzerine, onlara oturmalarını emretti ve şöyle buyurdu :

    "Acemlerin, birbirlerini büyülttükleri gibi, siz de beni büyültmeyin" (Ebû Dâvud, Edeb 152; İbn Hanbel V/253, 256)

    Bundan dolayıdır ki, müslümanları, oturmakta olan büyüklerine ta'zim gösteren Acemlere benzememeleri için, namazda kendisi otururken onların ayakta durmalarını nehyetmiştir.

    Hülâsa, selefin âdet ve ahlâkına uymak ve buna imkânlar oranında çaba göstermek gerekir.

    Bu doğru davranışın, Sünnete uygun âdet olduğunu bilmeyen kimselere karşı, doğruyu bırakıp, hürmet konusunda insanların âdet haline getirdikleri şekilde muamele etmek, iki mahzurdan ehven olanını (racih mefsedeti) yapmaktır. Yani böylece, daha ehvenini tercih etmek suretiyle, iki fesaddan daha büyük olanı defedilmiş olur. İki iyilikten en büyüğünü, daha küçük olanı terketmek suretiyle yapmak gibi.

  4. #4
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Bid'at Olan Dualar


    İslâm bilginleri ve din imamları, şer'î (meşru) duaları zikretmişler ve bid'at olan dualara iltifat etmemişlerdir. Buna riayet etmek lâzımdır.

    Bid'at olan dualar üç şekilde yapılmaktadır:

    1 - Birincisi:

    "Ey efendim! Bana yardım et",

    "Sana sığınıyor, senden yardım istiyorum",

    "Düşmanlarıma karşı bana yardım et!"

    gibi sözlerle (yakarışlarla), ölü ya da gaip; Allah'tan başka bir kimseden istemek, ve dua etmek. Kendisinden istenilen kişi ister peygamber, ister salih bir kimse, isterse başka biri olsun, böylesi bir dua Allah'a şirk koşmaktır.

    Bu şekilde, yaratıklardan yardım isteyen kişinin hacetinin tamamını veya bir kısmını şeytan bazan yerine getirebilir ve kişinin meded beklediği zatın kılığında ona görünür; o kimse de bunu, yardım istediği (istiğasede bulunduğu) şahsın kerameti zanneder.

    Halbuki o, Allah'a şirk koştuğu için kendisine musallat olan ve onu sapıklığa düşüren şeytandır. Şeytan, putların ve sar'alıların içinden de hitap eder. Böylesi olaylar, eskiden de, günümüzde de çok meydana gelmiştir. Bu olaylardan bir tanesini biliyorum ki, anlatsam uzun sürer.

    Şöyle ki: bir topluluk, benden veya bir başkasından yardım istemiş (istiğase etmiş), derken bir şahıs benim veya diğer kişinin suretinde gelip onların isteklerini yerine getirmiş, onlar da bunu, benimle veya diğer kimseyle yaptıkları istiğasenin bereketi zannetmişler! Halbuki o, kendilerini saptıran ve sapıtan şeytandır.

    Bu şekildeki dua, eski çağlarda putlara tapma ve Allah'la beraber ortaklar edinme şeklinde yapılan şeyin (şirkin) esasıdır. Bu, neûzü billâh Allah'a şirk koşmaktır.

    Bundan daha beteri:

    "Ey efendim! Bana mağfiret et ve benim tevbemi kabul et" diyerek Allah'tan başkasına dua etmektir ki, şirke düşmüş cahillerden bir bölüğü böyle yapar.

    Daha kötüsü ise, ölünün kabrine secde etmek, kabre doğru dönerek namaz kılmak ve bu namazı, kıbleye yönelerek kılman namazdan daha efdal görmektir. Hattâ, bu kimselerin bazısı der ki:

    - Burası havassın kıblesidir; Kabe ise avamın!

    Bundan daha kötüsü de, ölünün kabrini ziyaret maksadıyla yolculuk yapmayı, hac türünden bir ibadet saymaları, hatta, "Kabire birkaç kez gitmek, bir hac yapmaya denktir" demeleridir.

    Bunların aşırıları şöyle derler:

    "Orayı bir kez ziyaret, Kabe'yi birkaç defa ziyaretten efdaldir".

    Daha buna benzer şeyler söylerler. Bu, kabir sahibini Allah'a eş tutmaktır, şirktir. Birçok kimse de ne yazık ki bu tür şirkin bir kısmına düşmektedir...

    2 - İkincisi:

    Meşru olmayan duaların ikincisi, peygamber ve sâlihlerden, ölmüş veya gaip (uzakta) birine:

    "Benim -veya bizim-için Allah'a dua et", yahut hıristiyanların Hz. Meryem'e dedikleri gibi, "bizim için Allah'tan iste" gibi sözlerle dua etmeleridir ki, bunun caiz olmadığında hiçbir âlimin şüphesi yoktur ve bu ümmetin selefinden hiçbir tarafından yapılmamış bid'atlardandır. Fakat, kabir ehline selâm vermek ve onlara hitab etmek caizdir.


    Nitekim Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), ashabına, kabirleri ziyaret ettikleri zaman şöyle demelerini Öğretmişti:

    "Esselâmü aleyküm, ey bu diyarın mümin ve müslüman ehli! Biz de inşâallah size ulaşacağız. Bizi ve sizi Allah bağışlasın. Allah'tan, bizim ve sizin için af ve afiyet dilerim. Allah'ım, onların ecirlerinden bizi mahrum etme ve onların ardından bizleri fitneye düşürme. Bizi ve onları bağışla" (Nesei, Cenâiz 103; Müslim, Cenâiz 102-104; İbn Mâce, Cenâiz 36)

Benzer Konular

  1. Aristo bile (yaşasaydı), “Ekoloji” ye “çevre” demezdi!
    kalemsör Tarafından Çevre Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 12-10-2010, 11:09 PM
  2. Soru-Cevaplarla Referandumda Neden “Evet”, Neden “Hayır”?
    YukseLL Tarafından Özgün Makaleler Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 26-08-2010, 07:24 PM
  3. Yorum: 1
    Son mesaj: 24-03-2010, 04:44 PM
  4. öcü”den “halk önderi”ne
    YukseLL Tarafından Özgün Makaleler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 09-11-2009, 05:53 PM
  5. “Kızıl Sultan”la “Ulu Hakan” Arasında Kalmak
    RABİA Tarafından Tarih Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 20-02-2009, 07:02 PM
Yukarı Çık