13. Sayfa, Toplam 13 BirinciBirinci ... 3111213
Gösterilen sonuçlar: 121 ile 129 Toplam: 129

Yılbaşı Kutlanacak mı?

Din ve İnanç Kategorisi Dini Sohbet Forumunda Yılbaşı Kutlanacak mı? Konusununun içerigi kısaca ->> Apollonius ´isimli üyeden Alıntı Ülkemizdeki insanların bir çoğu da bunu kutladılar. Tabi noel baba şapkası giyenleri kastetmiyorum :))) Başımıza ne ...

  1. #121
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye M ü e l l i f... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.690
    Blog Mesajları
    11
    Rep Gücü
    7721
    Alıntı Apollonius´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Ülkemizdeki insanların bir çoğu da bunu kutladılar. Tabi noel baba şapkası giyenleri kastetmiyorum :))) Başımıza ne geldiyse taklitçilikten geldi :)))

    Ben de kutlamadım çünkü yeni bir yıl için iyi dilekte bulunacağım kimse yoktu evde :)))
    Herkesin güzel bir takvim yılı geçirmesini temenni ederim :)))
    Taklitciliğe düşman bir kalem bakın ne diyor!

    " Ey uykudaiken kendini ayık zannedenler !! umuru diniyede medenilere teşebbüh ve muhabbetle yanaşmayınız! zira aranızdaki dere pek derindir, doldurup hattı müfasalayı temin edemezsiniz! sizde ya onlara iltihak, yada dalalete düşer boğulursunuz. " der..........
    Hak ile iştigal etmezsen,
    Batıl seni istila eder.... İmam-i Şafi-i

  2. #122
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Yahudi ve Hıristiyanlara Ters Düşmek


    Kuranın buyruğu, Peygamberimizin sünneti ve raşid halifelerin uygulamaları böyle olduğu için bütün fıkıh alimleri, kâfirlere ters düşülmesi, onlara özenilmemesi gerektiği hususunda görüş birliğine varmışlardır. Meselâ Ebu Hureyre -Allah ondan razı olsun- tarafından rivayet edilen bir hadise göre Peygamberimiz (salât ve selâm üzerine olsun):

    “Yahudiler ile hristiyanlar saçlarını boyamazlar siz onların yaptıklarının tersini yapınız.” buyurmuştur. (Sahih El-Buhari, Kitab El-Enbiya, Beni İsrail'lerin Anlatıldığı Bab, Feth El-Bari, H. No: 3462, c. 6, s. 496; H. No: 5899. S. Müslim, Kitab El-Libas Ve El-Zine, Boyanmakla Yahudiler'e Ters düşün, babı, H. No: 2103, c. 3, s. 1663.)

    Yani Rasûlüllah doğrudan doğruya onlara ters düşülmesini kesinlikle emretmiştir.

    Buradaki ifade düzenlemesinden açıkça anlaşılıyorki, saçları boyama emrinin gerekçesi yahudilere ve hristiyanlara ters düşmektir. Çünkü “Yahudiler ve hristiyanlar saçlarını boyamazlar, siz onların yaptıklarının tersini yapınız” ifadesi bu ters düşme emrinin gerekçesinin yahudi ve hristiyanların saç boyamamaları olduğunu gerektirir. Yani: “saçlarınızı” boyayınız, çünkü onlar boyamazlar.”

    “Boyama” emrinin gerekçesi Onların boyamaması olunca bu durum onlara ters düşme amacının şeriatın ilkesi olduğunu ispatlar. Yoksa eğer onlara ters düşme amacının boyanma emri üzerinde etkisi olmasaydı, boyanma emrinin hemen arkasından “onları” yani yahudilerle hristiyanları anmanın hiç bir anlamı olmazdı.

    Fakat şunu da belirtelim ki, bu hadis onlara ters düşmenin şeriatın amacı olduğunu ispatlıyorsa da, bu durum onlara ters düşülen davranışın aynı zamanda yararlı olmasına engel değildir. Burada iki önemli nokta vardır.

    Biri şu ki; dış görünüş bakımından onlara ters düşmekte, Allah'ın mümin kulları hesabına doğrudan doğruya fayda vardır. Çünkü onlara ters düşmek, onlardan ayrı ve onlara zıt olmayı, bu da cehennemliklerin davranışlarından uzak kalmayı sağlar. Bu faydayı kalbinde nur bulunanlar kısmen de olsa görebilirler. Çünkü böyleleri “Gazaba uğramışlar” ile “sapıklar”ın tutkunu oldukları manevi kalb hastalığının bütün organik hastalıklardan daha ağır bir illet olduğunun farkındadırlar.

    İkinci noktaya gelince; onların kimi adet ve gelenekleri ya zararlı veya yetersiz oldukları için yasaklanmış ve yararlılıkla kemale ulaşılsın diye zıdları emrolunmuştur. Sebebine gelince onların adet, gelenek ve görüşleri içinde birtanesi bile yoktur ki, ya zararlı veya yetersiz olmasın. Çünkü onların yürürlükten kalkmış olan gelenek, görenek ve davranışları zaten zararlıdır. Bunların içinde asılları yürürlükten kaldırılmamış (neshedilmemiş) olanlar ise, ya eksiltilmiş veya fazlalaştırılmış durumdadır.

    Sözün kısası; onların görüş, davranış ve geleneklerinde kâmil hiç bir şey bulunması düşünülemez.

    Böyle olunca, her konuda onlara ters düşmek bizim için yararlı ve uygundur. Hatta dünya işlerindeki bazı titizlikleri bile ya ahiretimize veya onların üzerinde titizlikle durduklarının dışında kalan daha önemli dünya işlerimizde bize zararlı olabilir.

    Demek ki; onlara ters olmayı prensip edinmek bizim yararımızadır.

    Bu konuyu biraz irdelersek anlarız ki; kâfirlik kalb hastalığına benzer, hatta daha ağır bir illettir.

    Kalb hasta olunca vücudun hiç bir azası tam anlamı ile sağlıklı olamaz. Buna göre kalbi hasta olana hiç bir davranışı bakımından benzememelisin. Eğer Organlardan her hangi birisindeki hastalığı farkedemiyorsan, kökteki bozukluğun mutlaka dallarda da etkisini göstereceğini bilmen yeterlidir. Bu gerçeğin farkına varan kimse Allah'ın bu konudaki emirlerinin bazı hikmetlerini, bazı inceliklerini anlayabilir.

    Buna karşılık kalbinde hastalık olanlar sırf kâfirlere ters düşmek için gelen emirleri kuşku ile karşılar.

    - Ya bunların faydasını kavrayamadığı için kuşkuya kapılır;

    - veya bu emirleri, yer yüzündeki egemenliğini pekiştirmek isteyen kralların ve hükümdarların buyruklarının benzeri sanır.

    Oysa, nübüvvet (peygamberlik) egemenliği, gerçi Allah'ın “kimilerine verip kimilerinden geri aldığı” egemenliğin doruk noktasıdır, ama ayni zamanda Peygamberlerin gerek dünya ve gerekse ahiret ile ilgili direktiflerine uyan kullar için yararlılığın da doruk noktasıdır.

    Gerçekten kâfirlerin bütün davranış ve düşüncelerinde mutlaka sahiplerine yarar sağlamalarını engelleyen bir bozukluk vardır. Zaten onun herhangi bir davranışı tam anlamı ile sağlıklı olsa bu yüzden ahirette sevap elde etmeyi hakederdi. Oysa, onların tüm davranış ve düşünceleri ya bozuk veya yetersizdir. Bu böyle olduğu için bize bağışladığı İslam nimetinden dolayı Allah'a hamdediyoruz. O ki, nimetlerin en büyüğü ve hayırların anasıdır.

    Açıkça anlaşılmış olmalı ki, sırf yahudi ve hristiyanlara ters düşmek, şeriat koyucunun genel anlamda amacıdır.

    Bu yüzdendir ki, Ahmed b. Hanbel ve başka bazı imamlar saç boyama emrini ters düşme gerekçesine bağlıyorlar. Nitekim İmam-ı Ahmed şöyle diyor:

    “Ebu Abdullah'dan işittiğime göre insan için en yerinde hareket ihtiyarlık görüntüsü olan beyaz saçın rengini değiştirip kitap ehline benzememektir. Çünkü Peygamberimiz:

    “ihtiyarlığı (ak saçlılık görüntüsünü) değiştiriniz, kitap ehline benzemeyiniz.” buyurmuştur. (Tirmizi hadisi, şu sözcüklerle rivayet ediyor: “Ğayyirû El-Şeybe ve La Teşbehû Bi El-Yehûdi” (saçları boyayarak değiştirin Yahudilere benzemeyin.) Ardından Ebu Hureyre'nin bu hadisi “hasen” ve “sahihdir” yargısını ekliyor. Bkz. Sünen El-Tirmizi, Kitab El-Libas, Boyanma konusunda Gelen Hadisler Babı, H. No: 1752, c. 4, s. 232. Ahmedin Müsned'inde, c, 1, s. 165, hadisi Zübeyr bin El-Avvam'dan rivayet ediyor, c. 2, s. 261,499'da Ebu Hureyre'den “Ve La Binn-Nesara” fazlalığıyla naklediyor. Ayni hadisi, sözcük dizgesindeki bazı değişikliklerle s. 356'da rivayet ediyor, Nesâî, Kitab El-Zine, c. 8, s. 138'de yine bu hadisi tahriç ediyor. Aynı hadis için ayrıca bkz. (îmam) El-Beğavi, Şeyh El-Sünne, Kitab El-Libas, Boyanma Bölümü H. No: 3175, c. 12, s. 89. Ebu Hureyre'den rivayet ettiği bu hadisi şu sözcüklerle alıyor: “Ğayyirû El Şeybe Ve Lâ teşbehü Bi El-Yehudi Ve El-Nasara” (Saçlarınızı boyayarak değiştiriniz. Böylelikle Yahudi ve Hıristiyanlar'a benzemeyin.)

    Aynı konuda İshak b. İbrahim de:

    “Ebu Abdullah'ın babama şöyle dediğini işitmiştim. Ey Ebu Haşim, ömründe bir kere bile olsa saçlarını boya senin saçlarını boyayıp yahudilere benzemekten uzak kalmanı isterim.” demiştir.(Ey Ebu Haşim; Bu alim, ziyad b. Eyyüb b. Ziyad El-Bağdadi'dir. Künyesi Ebû Haşim'dir. Ayrıca Delviye diye takma adı da vardır. Onuncu kuşağın güvenilir hadis hafızlarındandır. H. 252'de 86 yaşındayken öldü. Buhari ve onun gibi ünlü hadisçiler ondan hadis tahriç ettiler. Takrib El-Tehzib, c. 1, s. 265, Biy. No: 88.)

    Ahmed b. Hanbel'in delil gösterdiği bu hadisi, Tirmizi Ebu Hureyreden rivayet etmiştir. Öte yandan aynı hadis Zübeyr'den rivayet edilerek Nesaî'de de yer almıştır.

    Bu hadisin ifadesi, kitap ehline ters düşme gereğini, onlara benzemenin yasak olduğunu daha kesin bir şekilde belirtmektedir. Çünkü bizim hiç bir rolümüz olmaksızın meydana gelmiş bir örüntüde (ak saçlılıkta) kitap ehline benzemek yasak olunca kendi irademizin ürünü olan davranışlarda onlara benzemek haydi haydi yasak olacak, hatta benzerliğin bu çeşidi birinci kategorinin tersine haram olacaktır.

    Şimdi de hem Buharı ve hem de Müslim'de yer alan ve İbn-i Ömer -Allah ondan razı olsun- tarafından rivayet edilen şu hadisi okuyalım:

    “Müşrikler gibi olmayınız, bıyıklarınızı kısaltıp sakallarınız uzatınız.” (Hadis Buhari'de şu sözcüklerle yer alıyor: “Enhikû El-Şevarib Ve A'fû El-Lihye” (Bıyıklarınızı kısaltın, sakallarınızı uzatın). Bkz. Feth El-Bâri, Kitab El-Libas, Bıyıkları Kısaltma Babı, H. No: 5893, c. 10, s. 351; Müslim Rivayetinde, Müellifin yukarıda kullandığı sözcükleri kullanıyor. “Ahfû, El-Şevarib Ve A'fu El-Liha” sözcükleri yerine “Cezu El-Şevarib Ve Erhu El-Liha Ve Halifû El-Mecuse” sözcüklerini kullanıyor. Görünürde farklı olan bu sözcüklerin anlamı aynıdır. Bkz. S. Müslim, Kitab El-Tahare Yaratılış Özellikleri Babı, H. No: 259-260, c. 1, s. 222.)

    Görüldüğü gibi bu hadiste müşriklere ters düşmeyi kayıtsız-şartsız bir şekilde emrettikten sonra:

    “Bıyıklarınızı kısaltıp sakallarınızı uzatınız” buyuruyor.

    Yani her ne kadar ters düşme tutumu belirli bir davranışa bağlanıyorsa da, müşriklere ters düşme ifadesinin başa alınması ve hiç bir kayda bağlanmaması sırf karşı olma tutumunun şeriat koyucunun amacı olduğunu gösteriyor. Çünkü ters düşmeyi öne almak, genel ifadeyi belirlinin önüne getirmek içindir. Tıpkı senin birine “misafirini ağırla; ona yemek ver, onunla konuş” demen gibi. Bu sözünden anlaşılacak şey, senin asıl amacının misafirin ağırlanmasının olduğudur. Bu amacını dile getirdikten sonra bu ikramın o andaki gereği olarak bazı belirli davranışları (yemek verme, konuşma) hatırlatıyorsun.

    Yine ayni anlamı ifade eden ve Müslim'in Ebu Hureyre'ye dayanarak yer verdiği bir hadise göre Peygamberimiz:

    “Bıyıkları kısaltıp sakalınızı uzatınız, ateş perestler gibi olmayınız.” buyurmuştur.

    Burada da şeriat koyucunun ateş perestlere (mecusilere) benzememeyi amaç edindiğini görüyoruz. Bu amaç, varılan hükmün ya tek gerekçesi, ya gerekçelerinden biri veya gerekçenin bir bölümüdür.

    Bu böyle olduğu için ilk müslümanlar (selef) gerek bu konuda ve gerekse başka konularda ateşperestlere benzemenin yanlışlığını anlayınca Peygamberimiz tarafından açıkça belirtilmeyen ateşperest geleneklerinden de uzak durmuşlar, onlardan hoşlanmamışlardır.

    Nitekim Muruz diyor ki:

    “Bir defasında Ahmed b. Hanbel'e enseyi traş etme konusundaki görüşünü sordum. Bana bir mecusî (ateşperest) adetidir, kim bir kavme özenirse onlardandır” diye karşılık verdi. (Bkz. El-Muğnî Ve El-Şerh El-Kebir, c. 1, s. 75; Ayrıca, Üstad Abdur-rezzak'ın buna benzer bir rivayeti Ömer b. Hattab'dan naklettiği, c. 11, s. 453-454'e bakınız.)

    (El Murûzî: Ahmed b. Muhammed b. El-Haccac b. Abdulaziz El-Murûzi'dir. Künyesi, Ebubekir olan bu kişi İ. Ahmed'in (İ. Hanbel) yakın arkadaşlarındandır. Ver'a ve erdemde onun yoldaşıydı, (benzeriydi), İmamı Ahmed'den bir çok mesele nakletti. H. 275'de vefat etti. Bkz. İbn Ebî Ya'lâ, Tabakat El-Hanabile, c. 1, s. 56-63. Biy. No: 50; Şüzürat El-Zeheb, c. 2, s. 166.)

    Bu arada aynı İmam-ı Hanbel:

    “Kan aldırmadan önce enseyi traş etmenin mahzuru yoktur” demiştir.

    Yine bu konuda Mu'temir b. Süleyman diyor ki:

    “Babam saçlarını kestirirken, ensesini traş ettirmezdi. Kendisine bunun nedeni sorulunca -Acemlere benzemek mekruhtur da ondan- diye cevap verirdi.”

    (Mu'temir b. Süleyman; Ebu Muhammed El-Basri künyesiyle tanınan bu zatın asıl adı, Mu'temir b. Süleyman b. Tarhan El-Temimi'dir. Takma adı lakabı, El-Tufeyl'dir. İbn Hibban, İbn Main ve İbn Sa'd, güvenilir olduğunu söylüyorlar, İbn Harraş ise, “Ezberden rivayet ettiği zaman hata etmekle birlikte, doğru sözlüdür. Yazdıklarını rivayet ettiğinde sika (güvenilirdir).” yargısını veriyor. H. 100'de doğdu, 187'de vefat etti. Bkz. Takrib El-Tehzib c. 10, s. 227, Biy. No: 415.)

    Görüldüğü gibi ilk müslümanlar söz konusu hareketin hoş olmayışını bazan kitab ehline benzemeye ve bazan da acemlere özenmeye bağlıyorlardı. Bilindiği gibi her iki gerekçe de sünnetle belirtilmiştir. Üstelik Peygamberimiz, daha önce belirttiğimiz gibi, müslümanların hem berikilere ve hem de ötekilere benzeyeceklerini önceden haber vermişti.

    Şimdi de sahabiler-den Şeddad b. Evs'den (Şeddad b. Evs; Büyük bir sahabi'dir. Asıl adı Şeddad b. Evs b. Sabit El-Hazrecî El-Ensarî'dir. Hassan b. Sabit'in-Allah ondan razı olsun-yeğenidir. Ubade b. Samit, hakkında: “Şeddad b. Evs, ilim ve hilim (huy yumuşaklığı) kendisine verilenlerdendir” dedi. Cenab-ı Peygamber de ona: “İnşallah sen ve çocukların, ümmetin imamları olursunuz” buyurdu. Humusun fethinden sonra oraya yerleşti. H. 58'de Beyti Mukaddes'de (Kudüs) vefat etti. Allah razı olsun. Bkz. El İsabe Fî Temyiz El-Sahabe, c. 2, s. 139-140, Biy. No: 3847.) -Allah ondan razı olsun- rivayet edilen şu hadisi okuyalım.

    Ebu Davud'un yer verdiğine göre Rasûlüllah (salât ve selâm üzerine olsun) şöyle buyuruyor:

    “Yahudilere ters düşünüz, onlar pabuçları ve mestleri ile namaz kılmazlar.”

    (Burada ifade edilmek istenen maksad, Yahudilerin papuc ve mestleriyle namaz kılmadıklarıdır. Bunlara muhalefet için Rasûlüllah (salât ve selâm üzerine olsun) bazan papuçlarıyla namaz kılardı. Ancak buna devam etmezdi. Bunun gibi müslümanların namaz şartlarına engel olmayacak temizlikte olan papuçlarıyla zaman zaman namaz kılması gerekir. Ama, bazılarının bu şekilde namaz kılmayı sürdürmelerine (adet haline getirmelerine) dair her hangi bir delil bulamadım. En doğruyu Allah bilir.)

    (Sünen-i Ebu Davud, Kitab El-salat, Ayakkabıyla Namaz Kılma Babı, H. No: 652, c. 1, s. 427. Hakim de El-Müstedrek'inde rivayet ediyor ve “hadisin isnadı sahihdir” diyor. El-Zehebî de El-Telhis'de: “Sahihdir” dedi. Bkz. El-Müstedrek, Ala El-Sahihayn Li El-Hakim, Ve Bihamiş-i El Telhis Li El-Zehebî c. 1, s. 260, Kitab El-salat.)

    Görüldüğü gibi yahudilerin pabuçlarım çıkarmaları Ce-nab-ı Allah'ın (c.c.) Hz. Musa'ya -selâm üzerine olsun- 'Pabuçlarını çıkar” şeklindeki buyruğuna dayandığı halde yine onlara ters düşülmesi emredilmiştir. (Taha:12)

    Öteyandan Müslim'in Amr İbn-i As'a dayandırarak yer verdiği bir hadise göre Peygamberimiz şöyle buyuruyor:

    “Bizim orucumuzla kitab ehlinin orucu arasındaki fark sahur yemeğidir.” (Bkz. S. Müslim, Kitab El-Sıyam, Sahurun Fazileti Babı, H. No-1096, c. 2, s. 771.)

    Bu hadisde söz konusu zümrelerin ibadetlerinin biribirlerinden ayrı olmasının şeriat koyucu tarafından amaç edinildiğini belirtiyor. Nitekim Ebu Davud'un, Ebu Hureyre'ye dayanarak yer verdiği bir hadiste Peygamberimiz bu amacı daha güçlü bir ifade ile vurgulayarak şöyle buyuruyor:

    “Müslümanlar akşam olur olmaz vakit geçirmeksizin iftar ettikleri sürece, bu din üstünlüğünü koruyacaktır. Çünkü yahudiler ve hristiyanlar iftar etmeyi geciktirirler.” (Sünen-i Ebu Davud, Kitab El-Savm, İftarı olurolmaz yapmanın Hoş bir şey (müstehab) olduğu Babı, H. No: 2353, c. 2, s. 763. Sünen-i İbn Mace, Kitab El-Sıyam, iftarda ivediliğin Gerekliliği Babı H No: 1698, c. 1, s. 541,542; Hakim'de Müstedrek'inde bu hadisi tahriç ediyor ve şunu ekliyor. “Bu hadisin sahihlik koşulları müsliminkine uymaktadır, fakat o nedense bu hadisi tahriç etmiyor.” El-Müstedrek, c. 1, s. 431.)

    Bu hadisin belirttiğine göre vakti gelince gecikmeksizin iftar etme sayesinde bu dinin kazanacağı üstünlük sırf iftar zamanı konusunda yahudi ve hristiyanlara ters düşülmesinin sonucudur, işin bir de şu yanı var. Bilindiği gibi Peygamberimizin gönderilmesinin amacı “Allah'ın dinini, diğer tüm dinlerden üstün kılmaktır.” Yahudi ve hristiyanlara ters düşmek bu dinin üstünlük kurmasını sağladığına göre demek ki, yahudi ve hristiyanlara ters düşmek Peygamberin gelişinin en önemli amacıdır.

    Bu arada İbn-i Mace'nin Abbas'a dayanarak ve İmam-ı Ahmedin, Saib b. Yezid'e dayanarak yer verdikleri şu hadis bu konuyu daha açık bir şekilde dile getirmektedir:

    “Ümmetim yahudilere özenerek akşamı yıldızların doğuşuna ve sabahı da hristiyanlara özenerek yıldızların batışına kadar ertelemedikleri sürece hayırlı yoldadırlar.” (S. Ebî Davud, Kitab El Salat, Akşam Namazının Vakti Babı, H. No: 418, c. 1, s. 291; Sünen-i İbn Mâce, Kitab El-Salat, Akşam Namazının Vakti Babı, H. No: 689, c. 1, s. 225.)

    (Saib b. Yezid; Büyük sahabidir. Asıl adı, El-Saib b. Yezid Said b. Osman El-Esved El-Kindî -Ya da El-Ezdî-'dir. Babası da sahabidendi. Rasûlüllah (salât ve selâm üzerine olsun) başını okşadı ve ona dua etti. Rasûlüllah'ın abdest suyundan (arta kalandan) içti. Ömer, onu Medine çarşılarında vergi toplamakla görevlendirdi. Medine'de öldü. (H. 95). En son ölen sahabi olduğu söylenir. Bkz. El-İsabe, c. 2, s. 12, 13, Biy. No: 3077.)

    Öteyandan Ahmed b. Hanbel'in anlattığına göre Bişr b. Hasasiye'nineşi Leyla şöyle bir olay anlatıyor:

    “Bir defasında akşam iftar etmeden iki gün arka arkaya oruç tutmak istemiştim. Eşim Bişr bunu yapmama engel olarak bana şöyle dedi. Vaktiyle Peygamberimiz böyle yapmama engel olarak bana:

    “Böylesini hristiyanlar yapıyor. Sizler Allah'ın emrettiği gibi oruç tutunuz ve Allah'ın emrettiği şekilde orucunuzu sona erdiriniz. Allah -orucu akşama kadar tamamlayınız.- demektedir. Buna göre akşam olunca orucunuzu bozunuz.” (Müsned-i Ahmed, c. 4, s. 225; İbn Hacer, Feth El-Bari, c. 4, s. 202) buyurmuştur. (Bakara: 187)

    (Bişr b. Hasasiye; Saygın sahabilerdendir. Adı, Beşir b. Mabid b. Dabab b. Seb'i b. Südüs'dür. İslam öncesi ismi, Zahma'ydı Beşir ismini ona Rasûlüllah verdi. El-Hassasiye, dedelerinden birisidir. Basra'da yaşadı. Bkz. Tehzib El-Tehzib, c. 1, s. 467-468, Biy. No: 866.)

    (Leyla El-Südüsiye El-Şesbaniye adındaki bu hanım, Sahabiye'dir. Cehdeme olan ismini Rasûlüllah, Leyla'ya çevirdi. Bir önceki notta adı geçen Sahabi'nin eşidir. İbn Hibban, Tabiin'nin güvenilir hanım ravilerinden olduğundan söz ediyor. Bkz. Tehzib El-Tehzib, c. 12, s. 406-407. Biy. No: 2753.)

    Görüldüğü gibi bu olayda akşam iftar etmeden oruç tutmanın yasaklanmasına bu şekilde oruç tutmanın hristiyan orucu oluşu gerekçe olarak gösteriliyor. Bu adetde Peygamberimizin başka bir hadiste buyurduğu gibi onların kendi kafalarından uydurdukları ruhbanlık anlayışının bir ürününe benzemektedir.

    Bir de Müslim'de yer alan şu olayı gözden geçirelim:

    Hammad b. Sabit'in sahabilerden Enes b. Malike dayanarak anlattığına göre yahudiler bir kadın aybaşı olunca onunla ayni sofrada yemek yemezler, ev içinde onunla birarada kalmazlardı. Sahabiler aybaşılı kadınlara karşı nasıl davranacaklarını Rasûlüllah'a sorunca Cenab-ı Allah şu ayeti indirdi:

    “Sana hayız hakkında soru soruyorlar. De ki, “O bir pisliktir. Hayız döneminde kadınlardan uzak durunuz, temizlenmedikçe onlara yaklaşmayınız. Temizlendiklerinde onlarla Allah'ın emrettiği şekilde münasebette bulununuz. Allah tevbe edenlerle temizlenenleri sever.” (Bakara: 222)

    Hammad; Müslim'in kaydettiğine göre Bu ravi, Hammad b. Seleme'dir.)

    (Sabit b. Eşlem, El-Bennani, El-Basrî adındaki bu ravi, Enes b. Malik'in birlikte olduğu yakın dostudur. Ondan çok hadis rivayet etmiştir. Güvenilir, salih ve abit bir zattır. H. 123 yılında vefat etti. 127 öldüğü de söyleniyor. Bkz. Tehzib El-Tehzib, c. 2, s. 2, 3, Biy. 2.)

    Bu ayetin inmesi üzerine Peygamberimiz bu konuda soru soranlara:

    “Cinsî münasebet dışında onlarla birlikte her şeyi yapınız” buyurdu.

    Peygamberimizin bu sözlerini işiten yahudiler öfkeye kapılarak:

    “Bu adam bizim karşı çıkmadık hiç bir adetimizi bırakmamak istiyor, her yaptığımıza karşı çıkmakta kararlıdır” dediler.

    O sırada sahabilerden Useyd b. Hudayr ve Abbad b. Bişr -Allah her ikisinden de razı olsun- Peygamberimize gelerek:

    “Ya Rasûlüllah, yahudiler şöyle şöyle diyorlar. Acaba aybaşılı kadınlarla hiç bir araya gelmesek olmaz mı?” diye sordular.

    Bu soru üzerine Peygamberimizin yüzünün rengi değişti. Biz de Onun soru soran o iki sahabiye kızdığını sandık. Bunun üzerine o iki kişi çıkıp gitti, yolda Rasûlüllah'a hediye gelen bir tas sütle karşılaştılar. Peygamberimiz hemen onları geri çağırtarak kendilerine o sütten ikram etti. Bunun üzerine onlara kızmadığını anladık.” (S. Müslim, Kitab El-Hayd, Hayızlı Bir Kadının Eşinin Başını Yıkayabileceği Babı, H. No: 302, c. 1, s. 246.)

    (Useyd b. Hudayr Sayılır sahabidir. Adı, Üseyd b. El-Hudayr, b. Ubeyr El-Ensari El-Eşhelîdir. Ensar'dan İslamı ilk kabul edenlerdendir. Akabe Gecese Cenab-ı Rasûle bi'at edenler arasındadır. Peygamber, onunla Zeyd b. Harisi kardeş ilan etti. Rasûlüllah: “Üseyd b. Hudayr, ne iyi adamdır” sözüyle onu övdü. Ebu Bekir'in hilafeti sırasında onu komutan olarak tayin etti. H. 20 yılında vefat etti. (Allah ondan razı olsun). El-İsabe, c. 1, s. 49, Biy. No: 285.)

    (Abbad b. Bişr; Bilinir sahabidir. Asıl adı, Ubad b. Bişr b. Veks, b. Züğbe b. Za'vera b. Abd El-Eşhel El-Ensari'dir. Hicretten önce Medine'de müslüman oldu. Bedir ve diğer savaşlarda Rasûlüllahla birlikte oldu. Rasûlüllah onu vergi toplaması için Süleym Müzeyne ve Beni El-Mustalik oymaklarına gönderdi. Müseyleme El-Kezzab (yalancı peygamberlik savında bulunan Müseyleme) ile yapılan Yemame savaşına katıldı. En büyük sınavı (ölüm sınavı) orada şehid olarak başarıyla verdi. Bu sırada h. 12. yık ve o, 45 yaşındaydı. Allah ondan razı olsun, İbn Sa'd Tab kat, c. 3, s. 440-441.)

    Bu hadis, Cenab-ı Allah'ın Peygamberimize bir çok konuda yahudilere karşı çıkmayı emrettiğini, hatta onun bütün yahudi geleneklerine ters düşmeyi ilke edindiğini ve bu yüzden yahudilerin O'nun hakkında “Bu adam, hiç bir istisna tanımaksızın bizim bütün adetlerimize karşı çıkmak istiyor” dediklerini belgelemektedir.

    Ayrıca bu ters düşme bazan hükmün aslında ve bazan sadece şeklinde, biçiminde olur. Cenab-ı Allah'ın aybaşılı kadınlara pisliğin kaynağı dışında yaklaşmayı meşru ve serbest bırakması gibi. Nitekim bazı sahabiler bu konuda yahudilere ters düşmeyi meşru sınırların dışında kalan başka alanlara taşırmak isteyince Peygamberimizin yüzünün renginin değiştiğini görüyoruz.

    Aslında bu konu-temizlik konusu- yahudilerin kendilerine ağır yükler yükledikleri, dar sınırlamalar getirdikleri bir konudur. Buna karşılık hristiyanlar Allah'ın hiç bir iznine dayanmaksızın bu sınırlamaların tümünü ortadan kaldırdılar. Gerçi yahudilerin koymuş oldukları sınırlamalar ve kısıtlamalarda meşru değildi. Buna göre bu konuda Allah'ın emretmediği kısıtlamalar tanıyıp, onlardan kaçınmak yahudilere ve Allah'ın kaçınılmasını emrettiği yasakları çiğnemek de hristiyanlara yaklaşmak olur. Yolların en doğrusu Hz. Muhammed'in (salât ve selâm üzerine olsun) yoludur.


    İbn Teymiyyeİktidau's Sıratı Mustakim

  3. #123
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Bu arada çoğu kimseler tarafından kışın Kânun-u evvel ayının yirmi dördünde Hz. İsa'nın (selâm üzerine olsun) doğum yıldönümü olduğu sanılarak yapılan bütün kutlamalar da dinimize aykırı adetlerdir. Ateş yakmak, ziyafetler düzenlemek ve mum yakmak gibi. Bu sözde doğum gününü kutlamak hristiyanlığın dini geleneklerindendir, İslâmda asla yeri yoktur. Aslında ilk dönem müslümanları (selef) böyle bir doğum gününden hiç bahsetmemişlerdir. Bu iddia Hristiyan kaynaklıdır. Ayrıca bu sözde doğum şenliklerinin tabii bir bahanesi de vardır. Çünkü mevsim kıştır ve bu mevsim ateş yakıp çeşitli özel yemekler hazırlamaya uygun bir zemin oluşturmaktadır.

    Bu arada hristiyanlar bu sözde doğum gününden bir kaç gün-galiba on bir gün- sonra Hz. Yahya'nın, Hz. İsa'yı Mamudiye suyu ile yıkayarak vaftiz ettiğine inandıkları için o gün aynı şekilde vaftiz olurlar ve buna “Gıdas Bayramı” adını verirler. Buna özenen çoğu cahil kadınlar, aynı gün çocuklarını hamamlarda yıkarlar ve bunun çocuklarına faydalı olacağını sanırlar. Oysa hristiyanların dini adetlerinden biri olan bu hareket, dinimizin haram saydığı en çirkin davranışlardan biridir.

    Hemen belirtelim ki; Nevruz ve Mihrican gibi eski İran bayramları, çeşitli yahudi bayramları, ve ister acem kaynaklı, ister arap kaynaklı olsun, diğer bütün kâfir bayramları, hüküm bakımından tıpkı yukarda sözünü ettiğimiz hristiyan bayramları gibidirler.

    Bu arada kâfirlerin bu bayramlarına nasıl özenmemiz gerekiyorsa, bu tip şenliklere Özenen müslümanların suç ortağı da olmamamız, hatta böyle kimselere engel olmamız gerekir. Buna göre eğer bir müslüman böyle yabancı bir bayram gününde, dini geleneklerimize aykırı olarak bizi evine çağırır, şenlik amaçlı bir yemeğe katılmamızı isterse bu daveti geri çevirmemiz gerekir.

    Yine böyle bir günde bir müslümandan gelebilecek geleneklerimize aykırı ve özenti şüphesi uyandıran her hediyeyi de reddetmeliyiz. Özellikle bu yabancı bayramların Özelliğini taşıyan ve özenme amacını açığa vuran mum, boyalı yumurta, süt ve koyun gibi hediyeleri almaktan da titizlikle uzak durmak gerekir. Tabii ki, böyle hediyeleri kendimiz kabul edemeyeceğimiz gibi, hoş görünelim diye başka müslümanlara vermeye de kalkışmamalıyız. Dahası, bu tip bayramlarda Müslümanlara sözü geçen hediyelik maddeleri ve bu şenliklerde giyilen bayramlık kıyafetleri de satmaktan kaçınmalıyız. Çünkü böyle yaparsak işlenen günahların ortağı ve destekçisi olmuş oluruz.


    İbn Teymiyye İktidau's Sıratıl Müstakim

  4. #124
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye simqe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Nerden
    Türkiye
    Mesaj
    3.362
    Rep Gücü
    67755
    Yalnız kimse ayın 24 ünde bir kutlama yapmıyor ammar,biz yılbaşı kutlamasından bahsediyoruz..yani ayın 31 inden..sanırım karıştırılıyor kutlamalar,ya da karıştırılmak isteniyor..
    gerçi kutladık bitti-gitti,seneye bakarız artık:))
    bu arada iyi yıllar..

  5. #125
    - Çevrimdışı
    Tecrübeli Üye
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Nerden
    ankara
    Mesaj
    458
    Rep Gücü
    22700
    Alıntı Ammar´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Bu arada çoğu kimseler tarafından kışın Kânun-u evvel ayının yirmi dördünde Hz. İsa'nın (selâm üzerine olsun) doğum yıldönümü olduğu sanılarak yapılan bütün kutlamalar da dinimize aykırı adetlerdir. Ateş yakmak, ziyafetler düzenlemek ve mum yakmak gibi. Bu sözde doğum gününü kutlamak hristiyanlığın dini geleneklerindendir, İslâmda asla yeri yoktur. Aslında ilk dönem müslümanları (selef) böyle bir doğum gününden hiç bahsetmemişlerdir. Bu iddia Hristiyan kaynaklıdır. Ayrıca bu sözde doğum şenliklerinin tabii bir bahanesi de vardır. Çünkü mevsim kıştır ve bu mevsim ateş yakıp çeşitli özel yemekler hazırlamaya uygun bir zemin oluşturmaktadır.

    Bu arada hristiyanlar bu sözde doğum gününden bir kaç gün-galiba on bir gün- sonra Hz. Yahya'nın, Hz. İsa'yı Mamudiye suyu ile yıkayarak vaftiz ettiğine inandıkları için o gün aynı şekilde vaftiz olurlar ve buna “Gıdas Bayramı” adını verirler. Buna özenen çoğu cahil kadınlar, aynı gün çocuklarını hamamlarda yıkarlar ve bunun çocuklarına faydalı olacağını sanırlar. Oysa hristiyanların dini adetlerinden biri olan bu hareket, dinimizin haram saydığı en çirkin davranışlardan biridir.

    Hemen belirtelim ki; Nevruz ve Mihrican gibi eski İran bayramları, çeşitli yahudi bayramları, ve ister acem kaynaklı, ister arap kaynaklı olsun, diğer bütün kâfir bayramları, hüküm bakımından tıpkı yukarda sözünü ettiğimiz hristiyan bayramları gibidirler.

    Bu arada kâfirlerin bu bayramlarına nasıl özenmemiz gerekiyorsa, bu tip şenliklere Özenen müslümanların suç ortağı da olmamamız, hatta böyle kimselere engel olmamız gerekir. Buna göre eğer bir müslüman böyle yabancı bir bayram gününde, dini geleneklerimize aykırı olarak bizi evine çağırır, şenlik amaçlı bir yemeğe katılmamızı isterse bu daveti geri çevirmemiz gerekir.

    Yine böyle bir günde bir müslümandan gelebilecek geleneklerimize aykırı ve özenti şüphesi uyandıran her hediyeyi de reddetmeliyiz. Özellikle bu yabancı bayramların Özelliğini taşıyan ve özenme amacını açığa vuran mum, boyalı yumurta, süt ve koyun gibi hediyeleri almaktan da titizlikle uzak durmak gerekir. Tabii ki, böyle hediyeleri kendimiz kabul edemeyeceğimiz gibi, hoş görünelim diye başka müslümanlara vermeye de kalkışmamalıyız. Dahası, bu tip bayramlarda Müslümanlara sözü geçen hediyelik maddeleri ve bu şenliklerde giyilen bayramlık kıyafetleri de satmaktan kaçınmalıyız. Çünkü böyle yaparsak işlenen günahların ortağı ve destekçisi olmuş oluruz.


    İbn Teymiyye İktidau's Sıratıl Müstakim
    bu xxxxxxxx canı gönülden inanmak derin karanlıkta kalmaktan olmuş bence..herkese aydınlık diliyorum :)
    Konu RABİA tarafından (06-01-2010 Saat 01:25 PM ) değiştirilmiştir.
    GÜLÜMSE , YARIN DAHA KÖTÜ OLACAK :)

  6. #126
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Alıntı simqe´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Yalnız kimse ayın 24 ünde bir kutlama yapmıyor ammar,biz yılbaşı kutlamasından bahsediyoruz..yani ayın 31 inden..sanırım karıştırılıyor kutlamalar,ya da karıştırılmak isteniyor..
    gerçi kutladık bitti-gitti,seneye bakarız artık:))
    bu arada iyi yıllar..


    Yazının bir kısmına bakmayın, genel ifadeyi değerlendirin, 24 dünde kutlanıyor denilmediki zaten bu başlık da, yılbaşı gecesinden bahsedildi, yukarda ki yazı, genel nalamda kafirlerin adet gelenek ve göreneklerinden bahsediyor, haliyle 24 ündeki kutlamalarını konu ediniyor.

  7. #127
    - Çevrimdışı
    Siteden Atıldı
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Nerden
    makedonyalı - istanbul
    Mesaj
    96
    Rep Gücü
    0
    bizler dinci ve gelenekçiyiz. kötü tarafımız demokrasiyi bilmiyoruz, bizde tamamlanmamış.
    kendi kendimizi yönetemiyoruz. bizi ya dinler ya gelenekler yönetiyor. din ve gelenek bizim asamız olmuş.
    musa'nın asası gibi. elimizden atıp bakabilsek, ejderha olduğunu görürüz.
    gelenek, şu an bizim başlattığımız gelenek, din de şu an bizim başlattığımız din olmalı. bizden
    öncekilerin değil.

    gelenek ve din değerlidir; eski ve değerli: müzelik. dikkat edelim bizler müze olmayalım.
    insan kendini sürekli yenileyen olmalı.......

  8. #128
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Bu söylediklerini mahşer günü ALLAH C.C un huzurunda da söyle bakalım, orda DEMOKRASİ, KOMİNİZM, FAŞİZM yada her ne ise herhangi bir insan temellei düşünce, ideoloji, ve fikire değer ve ehemmiyet veriliyormu ..? Hala anlıyamadınız galiba ALLAH C.C a kulluk edip, teslim olmakdan başka çareniz veya yönteminiz yok, olamaz, olmayacak... Ayetlerde açıkca dünyada var olma sebebleriniz alenen bildiriliyor...

    Kendinizi kandırıp nefsinizin ve şeytanın esiri olmayın apacık düşmanınızı kendinize dost edinmeyin, ALLAH C.C un azabından korkun ve bilin ki, yeryüzünde ve gökyüzünde olan hiçbir zerre miktarınca varlık yoktur ki ALLAH C.C bilgisinden yoksun olsun... Yaradanın huzurunda toplanacağınız ve yaptıklarınızın hessabını vereceğinizi iyice kavrayın...

    " Hiç kimsenin başkası adına birşey ödeyemeyeceği, hiç kimseden fidye kabul edilmeyeceği, hiç kimseye şefaatin yarar sağlayamayacağı ve böylelerinin hiçbir yerden yardım görmeyeceği günden korkun.BAKARA - 123 "

  9. #129
    - Çevrimdışı
    Üyecik
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Nerden
    adana
    Mesaj
    30
    Rep Gücü
    14

    Cevap: Yılbaşı Kutlanacak mı?

    Yılbaşı kutlamak ve Noel
    Sual: Yılbaşı ile Noel hakkında bilgi verir misiniz? Yılbaşı kutlanır mı?
    CEVAP
    Yılbaşı ile Noel birbirinden farklıdır; fakat Noel kutlamalarının devamı sayılabileceğinden yılbaşı gecesi onlar gibi eğlenmek, çam kesip evi çamla süslemek caiz olmaz. Çünkü bayramlarında onlar gibi eğlenmek, onlara benzemek olur.
    Din kitaplarında buyuruluyor ki:
    Noel günü ve gecesinde, kâfirlerin paskalya ve yortularında, onlar gibi bayram yapan küfre girer.
    Yılbaşı münasebetiyle Türkiye’nin ve dünyanın çeşitli yerlerinde milyonlarca çam fidanı Noel hurafesi uğruna kesilip yok edilmektedir. Hristiyan ülkelerde olduğu gibi, Müslüman ülkelerde de bu cinayetler işlenmemeli. Hristiyanlara benzememek için yılbaşı gecesi hindi yememeli! Yenirse mekruh olur. Birkaç gün sonra yenebilir. Kumar oynamak, tombala çekmek gibi oyunlar ise zaten her zaman caiz değildir. Bu gece, gayrı müslimlere benzemek gayesiyle çeşitli yiyecek, içecek almak da caiz olmaz.
    Her zaman ne alınıyorsa onları almakta mahzur yoktur. Bu geceye ayrı bir önem vermemelidir.
    Yalnız Hristiyanların değil, Yahudilerin ve bütün bâtıl dinlerin ibadetlerini yapmak, onlara benzemek olur. Mesela 21 Martı Nevruz Bayramı diyerek kutlamak da böyledir. Kâfirlerin ibadetleri ve çirkin işleri hariç, mubah olan âdetlerini yapmakta mahzur yoktur. Yani onlara benzemiş olunmaz.
    Noeli kutlamak asla caiz değildir. Bir zaruret olursa, caiz olur. Mesela devletlerarası protokolde zaruret olduğu için kutlamak caiz olur. Fakat, Noel ile ilgisi olmayan yılbaşında bir Müslümana tebrik kartı yazıp, yeni bir yılın insanlık için, Müslümanlar için hayırlı olmasını dilemek günah değildir. Yahut, (yeni yılın kutlu olsun) diyene, (seninki de kutlu olsun) demek günah olmaz. Bu inceliği anlamalıdır!
    Müslüman her gece neleri yapıyorsa, bu gece de onları yapmalıdır! Sanki mübarek geceymiş gibi mevlid okutmak, sohbetler düzenlemek uygun değildir. Bu gecenin diğer gecelerden farkı yoktur. Bu geceye değer veriyormuş gibi hareket etmek doğru değildir. Müslüman her gece neleri yapıyorsa, bu gece de onları yapmalıdır!
    Noel’i kutlamak
    Sual: Bir yazar, (Hristiyanların kendi bayramlarını kutlamaları haklarıdır. Müslümanlar da, karşılıklı hürmet çerçevesinde barış içinde yaşadıkları Ehl-i kitabın sevincine katılır, onların bayramlarını kutlar. Bunda herhangi bir sakınca görmem) diyor. Bu küfür olmaz mı? Dinimizde, gayrimüslimlerin bayramlarını kutlamak caiz midir?
    CEVAP
    Kesinlikle caiz değildir. Bu hususta din kitaplarında deniyor ki:
    Mecusilerin bayramları olan Nevruz ve Mihrican günü şerefine bir şey vermek caiz değildir. Bu günlerin isimlerini söyleyerek veya niyet ederek bir şey hediye etmek haramdır. Eğer bu günlere kıymet vererek yaparsa kâfir olur, çünkü bu günlere müşrikler kıymet vermektedir. Ebül Hafs-ı Kebir diyor ki: Bir kimse Allahü teâlâya elli yıl ibadet etse, sonra bir müşrike, Nevruz günü şerefine yumurta hediye etse kâfir olur. Eğer bir Müslümana hediye eder ve bu güne değer vermezse, âdete uyarak verirse kâfir olmaz. Başka bir gün almadığı bir şeyi, o gün satın alırsa, o güne değer vermişse kâfir olur. Değer vermeyip, yalnız yiyip içmek için almışsa kâfir olmaz. (Dürr-ül-muhtar 5 /481)
    Bezzaziyye’de, (Nevruz günü, Mecusilerin bayramıdır. O gün, Mecusilerin yanına gidip, onların yaptıklarını yapmak küfürdür) diyor. Noel’de ve kâfirlerin paskalya ve yortularında, onlar gibi bayram yapan da kâfir olur. (S. Ebediyye)
    Zünnar denilen papaz kuşağını bağlamak ve putlara, heykellere, mesela haç denilen, İsa aleyhisselamın asılmış hali dedikleri, birbirine dik kesişen iki çubuğa tapınmak, boynuna asarak tazim etmek, tazim etmemiz emrolunan bir şeyi tahkir ve tahkir etmemiz emrolunan bir şeyi tazim etmek küfürdür. Bunları yapanın imanı gider, kâfir olur. (Birgivi vasiyetnamesi şerhi s.115, 202)
    İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki: Hinduların bayram günlerine [ateşe tapınanların Nevruz günlerine ve Hristiyanların Noel gecelerine ve diğer paskalyalarına] hürmet etmek ve o zamanlarda, onların âdetlerini, onlar gibi yapmak şirk olur. Küfre sebep olur. Kâfirlerin bayramlarında, Müslümanların cahilleri, kâfirlerin yaptıklarını yapıyorlar ve bu günleri, Müslüman bayramı zannediyorlar. Kâfirler gibi, birbirlerine hediye gönderiyorlar. Eşyalarını, sofralarını kâfirlerin yaptığı gibi süslüyorlar. O geceleri, başka gecelerden ayırt ediyorlar. Bunlar hep şirktir, kâfirliktir. (Mektubat 3/41, S. Ebediyye)
    İbni Âbidin hazretleri, 5. cildde, istibra babında, (İhtiyaç olunca zimmîye selam vermek ve müsafeha etmek caiz olur. Hürmet için ise, caiz olmaz. Kâfire hürmet küfürdür) buyuruyor. (S. Ebediyye)
    Kâfire hürmet etmek, saygıyla selam vermek, (üstadım) demek küfür olur. (Berika, İ. Ahlakı)
    Yazar, Müslümanların gayrimüslimlere hürmet etmesini bildiriyor. Yukarıdaki yazılardan böyle hürmetin de küfür olduğu anlaşılmaktadır. Hristiyanları memnun etmek için küfre girmek akıl kârı değildir.
    Noel gecesinin zamanı
    Sual: Hristiyanların dini bayramı olan Noel gecesi ne zamandır?
    CEVAP
    İsa aleyhisselam, dünyada az kalıp göğe çıkarıldığından, kendisini de ancak 12 havari bilip, İseviler az ve asırlarca gizli yaşadıklarından, Noel gecesi doğru anlaşılamamıştır. 25 Aralık, 6 Ocak veya başka bir gündür. Kesin değildir. (Takvim-i Ebüzziya)
    Miladi yıl, en az 300 yıl noksandır; çünkü İsa aleyhisselam ile Muhammed aleyhisselam arasındaki zaman, bin yıldan az değildir. (Burhan-ı kat’i)
    İsa aleyhisselamla Muhammed aleyhisselam arasında, 963 yıl vardır. (Mevahib-i ledünniyye)
    Hicri yıl kesindir. Miladi yıl, doğru ve kesin değildir. Günü de, yılı da yanlıştır. (S. Ebediyye)
    Sual: Hristiyanlar, Hazret-i İsa’nın yılbaşında geleceğine inandıkları için mi yılbaşını kutluyorlar?
    CEVAP
    Hristiyanların, Hazret-i İsa’nın yılbaşında geleceğine dair bir inanışları yoktur. Onlar Hazret-i İsa’nın çarmıhtan öldüğüne inanırlar. (İnsanları günahtan kurtarmak için Tanrı, oğlu İsa’yı öldürdü) derler. Bazen İsa aleyhisselam için (Oğul Tanrı) bazen de (Tanrı üçtür. Üç tanrı birdir) derler. Bu saçmalıklar da İncillerde yapılan tahrifattan ileri gelmektedir. Hristiyanların eğlenceleri, Noel Baba dedikleri hayali varlık içindir.
    Kur'an-ı kerimde, Nisa suresinin 157 ve 158. âyet-i kerimelerinde, İsa aleyhisselamın öldürülmediği, öldürülen [Çarmıha gerilen] kimsenin başka biri olduğu, İsa aleyhisselamın göğe kaldırıldığı bildirilmektedir. Al-i İmran suresinin 54. ve 55. âyetleriyle, başka surelerde de bu hususta bilgi vardır. İsa aleyhisselam, Hazret-i Mehdi [ve Deccal] zamanında gökten inecektir. (Mektubat-ı Rabbani c.2, m.67)
    Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:
    (Ruhum yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, Meryem’in oğlu İsa, adil bir hakem olarak aranıza inecek, haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak, İslam’dan başka şeyi kabul etmeyecektir.) [Buhari]
    (Vallahi Meryem’in oğlu adil bir hakem olarak inecek, haçı parçalayacak, domuzu öldürecek, kin, nefret ve haset ortadan kalkacaktır.) [Müslim]
    (İsa inecek, İslamiyet yolunda savaşacaktır. Onun zamanında Allahü teâlâ, müslümanlardan başka herkesi helak edecektir. Deccal da helak olacaktır. İsa, kırk yıl yeryüzünde yaşayacak, sonra ölecektir. Cenazesini müslümanlar kaldıracaktır.) [Ebu Davud]
    (İsa benim yanıma gömülecektir.) [Tirmizi]
    [AÇIKLAMA: Hadis-i şeriflerde geçen, Domuzu öldürecek demek, domuz avına çıkacak demek değildir. "Domuz eti yemeyi yasaklayacak" demektir. Haçı kıracak, yani Hristiyanlığı kaldıracaktır. Başka bir hadis-i şerifte (Mizmarları kıracak) buyurulmuştur. Yani her çeşit çalgıyı yasak edecektir.]
    Sual: Yılbaşında hristiyanlara tebrik kartı yazmak caiz mi?
    CEVAP
    Yılbaşı için caiz, Noel için caiz değildir.
    Sual: Bir hristiyan Noel gününde, öncesinde veya sonrasında Noel maksadı ile bir müslümana (arkadaşına veya akrabasına) hediye verse, bu müslümanın bu hediyeyi alması ve kullanması caiz olur mu?
    CEVAP
    Noel maksadı ile verilmez yılbaşı maksadı ile verilmiştir. Noele saygı gösteren kâfir olur.
    Verilen hediyenin mahzuru olmaz. Yiyecek ise yılbaşından iki üç gün sonra yenebilir.
    Sual: Yılbaşında bazı aileler evlerinde TV izleyip, aile efradlarıyla oturup vakit geçiriyorlar, yiyip içiyorlar. Bunlardan haram işleyenlerin (mesela içki içen oynayıp zıplayan, piyango çeken, tombala oynayan falan) kâfir olma tehlikesi var mıdır? Bunları yapmadan normal aile görüşmelerini bu güne denk getirmenin bir mahzuru olur mu?
    CEVAP
    Kâfir olmak, niyete bağlıdır. Kâfirlerin Noelini kutlamak niyetiyle ise küfür olur. Yılbaşı eğlencesi şeklinde olursa küfür olmaz. Elbette içki, kumar ise zaten haramdır.
    Sual: Yılbaşını yeni yıl geldi diye kutlayan, hediyeleşen, sevinen Müslüman kâfir olur mu?
    CEVAP
    Niyetleri önemli, yeni bir yıl geldi diye sevinip hediyeleşirlerse küfür olmaz.
    Sual: Bir başkasının bu geceye özel olarak pişirdiği mubah yemekleri (hindi gibi) yemek uygun mu?
    CEVAP
    Özel yiyecekleri o gece yemek mekruh olur. Birkaç gün sonra yemekte mahzur olmaz.
    Hicri şemsi ve hicri kameri takvim
    Sual: Hicri şemsi ile hicri kameri takvim ne demektir? Bunlar ne zaman başladı?
    CEVAP
    Hicret esnasında, Medine şehrinin Kuba köyüne gelindiği 20 Eylül 622 günü, (Hicri şemsi) tarih başlangıcı oldu. (Hicri kameri) tarih de, o senenin Muharrem ayından başlar, yani hicri kameri yılbaşı 1 Muharrem’dir. Hicri kameri yılın başlangıcı da, 16 Temmuz 622 tarihindeydi.
    Sual: Kâfirleri taklit etmek nasıl olur?
    CEVAP
    Kâfirlere ibadette benzemek haram veya küfürdür. Ama âdetlerde benzemek caizdir. Uçağa, trene, arabaya binmek, pantolon giymek caizdir. Peygamber efendimiz papaz ayakkabısı, Rum cübbesi giymiştir. Kâfirin dinine benzemek caiz olmaz, haç takmak, zünnar takmak gibi. Noeli kutlamak caiz değildir. Ama yılbaşı farklıdır. Noeli kutlayan kâfir olur. Yılbaşında birine yeni yılın kutlu olsun, yeni yılın müslümanlara hayır ve bereket getirsin demek caizdir. Herkes için yeni bir yıldır. Noel ise hem herkes için değil, hem de Hristiyanların bayram günüdür.
    Yılbaşı ve Noel
    Sual: Yılbaşı ve Noel’i kutlamak, miladi yeni yıl için tebrik kartı satmak, yeni yıl için tebrik kartı göndermek caiz midir?
    CEVAP
    Yılbaşıyla Noel farklıdır. Noel, Hristiyanların dini bayramıdır. Noel’i kutlamak kesinlikle caiz olmaz. Bir zaruret olursa, mesela, devletlerarası protokolde zaruret olduğu için, kutlamak caiz olur. Bir ihtiyaç olunca, yeni yılın insanlık için, Müslümanlar için hayırlı olmasını dilemek veya (Yeni yılın kutlu olsun) diyene (Seninki de kutlu olsun) demek caizdir, fakat bu geceye farklı muamele etmemeli, her gece ne yapılıyorsa onları yapmalı. Mesela bu gece, evi çamla süslememeli, hindi kesip yememeli. Tebrik kartı da, yeni yıl için caiz, Noel için ise zaruretsiz caiz değildir.
    Miladi yılbaşında ibadet
    Sual: (Miladi yılbaşı gecesi İsa aleyhisselamın doğduğu gece ise, bu geceyi Kur’an okuyarak, namaz kılarak, mevlid okuyarak, ilahi söyleyerek geçirmeli) deniyor. Bu gece, dinimizde, mübarek bir gece olarak bildirilmediğine göre, mübarek gece muamelesi yapmak, mevlid okumak yanlış olmaz mı?
    CEVAP
    Elbette, yanlış olur. Her gece Kur’an-ı kerim okuyan bu gece de okuyabilir, ama bu geceye ayrı muamele etmemeli, her gece ne yapıyorsak, bu gece de onu yapmalı. İsa aleyhisselamın o gecede doğduğu da zaten belli değildir.
    Kesin olsa bile, dinimizin mübarek olarak bildirmediği bir güne özel muamele etmek, mevlid okutmak uygun olmaz.
    Yılbaşı hindisi
    Sual: Milâdî yılbaşında veya yılbaşı hazırlığı yapılan günlerde, Noel’i düşünmeden hindi, çam ve benzeri şeyleri alıp satmakta mahzur var mıdır?
    CEVAP
    Mekruh olur. Yılbaşı geçtikten sonra alıp satmanın mahzuru olmaz.

Benzer Konular

  1. Yılbaşı - takvimler
    YukseLL Tarafından Özgün Makaleler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 01-01-2014, 11:00 PM
  2. Yılbaşı Otelleri
    dogangunes Tarafından Turizm Gezi Seyahat Foruma
    Yorum: 8
    Son mesaj: 22-12-2011, 02:02 AM
  3. Yılbaşı yemekleri
    dogangunes Tarafından Türk Mutfağından Yemekler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 05-12-2011, 11:24 PM
  4. Yılbaşı Dekorasyonu!
    KİRMİZİELMA.05 Tarafından Diğer Uğraş ve Hobiler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 20-12-2009, 12:11 PM
  5. Yılbaşı
    ankara kalesi Tarafından Şiir Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 03-12-2008, 05:34 PM
Yukarı Çık