Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 Toplam: 5
  1. #1
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    626
    Rep Gücü
    41960

    En büyük hadis rivayetçisi Ebu Hureyre ve Hadis ilminde son nokta

    Bazı çevreler tarafından en güvenilir hadis rivayetçisi olarak gösterilen Ebu Hureyre'ye hadis rivayetçisi yerine hadis fabrikası demek daha doğru olur. Zira peygamber efendimizi 2 yıl görmesine rağmen 5000'den fazla hadis nakletmiştir. Ve okuma yazması olmayan bu şahıs bu hadisleri ezberlediğini iddia etmiştir. Abdullah b. Amr hadisleri yazılı olarak saklamasına rağmen 700 küsür hadis yapabilmiştir.

    2 yılda 5000 hadisin ne anlama geldiğini diğer sahabeleri inceleyerek daha iyi anlayabiliriz.

    Hz. Ebu Bekir: Ebu Bekir resülüllah'ın yanından, İslam'ın yayılmaya başlamasından dinin ikmaline kadar hiç ayrılmadı. Ebu Bekir den elimize 142 hadisten başkası geçmedi.(1) Ebu Bekir'in hadis rivayet etmemesine şaşırmamalı çünkü halifeliği döneminde resulullah'ın hadislerini yakmıştı.(2) Ebu Bekir 23 yıllık süre içerisinde her gün resülullahtan bir hadis duysa hadislerin sayısı 8395 hadise ulaşması gerekiyordu.

    Ömer Bin Hattab: Ömer resülullahla beraber yaklaşık olarak yirmi yıl yaşadı. Resülullahın ardından da yirmi üç yıl sahabelerle birlikte yaşadı.Yaşadığı süre içerisin de ondan nakledilen hadis sayısı 538(3) bunların elli hadisi sahih.(4)

    Osman Bin Affan: Osman İslam'ın başlarında Ebu Bekir'in eliyle İslam'a girdi. Buhari ondan dokuz hadis rivayet etti, Müslim ise beş hadis, ondan elimize toplam 146 hadis geçti.(6) yirmi yıldan fazla resülullah'a sahabelik yapmış biri sadece bu kadar mı hadis nakleder.

    Ali Bin Ebi Talib: Hz. Muhammed'in amcasının oğlu ve en yakını olan hz. Ali'den sadece 536 hadis rivayet edilmiş, bunların 50 hadisi sahih olarak görülmüş. Buhari bunlardan sadece 20 rivayet etmiş.

    Hasan ve Hüseyin: Hz. Muhammed (s)'in torunları olan Hasan ve Hüseyin resülullahla ve resülullahtan sonra sahabelerle yaşadıkları uzun süreye rağmen hz. Hasan'dan 13 hadis(10) hz. Hüseyin'den sekiz hadis(11) nakledilmiş

    Ebu Zer El-Gaffari: ilk İslam olanlardan olan ebu zer resülullahla beraber 23 yıl yaşadı. Ondan rivayet edilen hadis sayısı 281.

    Selmân el-Fârisi: Buhâri dört, Müslim üç hadisini rivayet etmiştir.

    ez-Zübeyr b. el-Avvâm: Buhâri dokuz, Müslîm bir hadisini rivayet etmiştir.

    Talha b. Ubeydullah: Buhâri, dört hadisini rivayet etmiştir.

    Abdurrahmân b. Avf: Buhâri, dokuz hadisini rivayet etmiştir.

    Übeyy b. Ka'b: Buhâri, sekiz hadisini rivayet etmiş, beş hadisi üzerinde de Müslim'le ittifak etmiştir.


    Hatta Sahabe'nin ileri gelenlerinden bazıları Rasulullah'dan hiç bir hadis rivayet etmemiştir. Saîd b. Zeyd b. Nufeyl ve Ubeyy b. Amâra bunlardındır.


    Gördüğünüz üzere peygamberimizle bir ömür geçirenlerden, 1000 kadar bile hadis rivayet eden hiç bir sahabe yok. Peygamberimizle 2 yıl geçiren Ebu hureyreden 5000 hadis var.

    -------------------------------------------------------------------------------------------------------



    İbn-i Esir gibi tarihçiler H.K 23. Yılın olaylarında, İbn-i Ebi'l- Hadid "Şerh-i Nehc'ul Belağa"nın (Mısır baskısı) 3. cilt 104. sayfasında ve daha başkaları şöyle naklediyorlar:
    H.K 21 yılında halife Ömer Ebu Hureyre'yi Bahreyn'e vali olarak gönderdi. Ona, Ebu Hureyre kendisine mal toplayıp bir sürü at aldığı haberini verdiler. Bunun üzerine Ömer onu hicri 23 yılında görevinden aldı. Halifenin yanına gelir gelmez, halife ona: "Ey Allah'ın ve Allah'ın kitabının düşmanı, Allah'ın malını mı çalıyorsun?" diye kızdı. O da; "Asla hırsızlık yapmadım, onlar halkın bana verdiği hediyelerdi" diye cevap verdi.
    İbn-i Mes'ud "Tabakat"ın 4. cildinin 90. Sayfasında, İbn-i Hacer Askalani "İsabe"de ve İbn-i Abdurabbih "Ikd'ul- Ferid"in 1. cildinde şöyle yazıyorlar:
    Halife Ebu Hureyre'ye; "Ey Allah'ın düşmanı! Seni Bahreyn'e vali olarak gönderdiğimde ayağında ayakkabın bile yoktu; şimdi asil atların ve 600 bin dinarlık malın olduğunu duydum. Bunları nereden aldın?" diye sordu.
    O da cevaben; "Bunlar halkın hediyeleriydi. Onları çalıştırdım, elimdekiler onlardan elde ettiğim kârlardır." dedi. (sanırım rüşveti ebu hüreyre icat etti)
    Ömer yerinden kalkıp onu o kadar kırbaçladı ki sırtından kan akmaya başladı. Sonra, Bahreyn'de biriktirdiklerinden 10 bin dinar alıp Beyt'ul- Mal'a vermelerini emretti. Ömer, sadece kendi halifeliği zamanında değil, Resulullah'ın zamanında da Ebu Hureyre'yi yere düşene kadar dövdü. Bu olayı Müslim "Sahih"in 1. cildinin, 34. sayfasında nakletmiştir. İbn-i Ebi'l- Hadid "Şerh-i Nehc'ul Belağa"nın 1. cilt, 360. sayfasının ilk başında şöyle yazıyor:
    "Ebu Cafer İskafi (Mutezli şeyhi) diyor ki; Şeyhlerimiz Ebu Hureyre'yi (akli yönden) sakıncalı bulup onun hadislerini kabul etmiyorlar. Ömer onu kamçılayarak dedi ki; "Hadis nakletmekte çok ileri gittin. Zaten sana Peygamber'in adına yalan uydurmak yakışır!"
    İbn-i Asakir "Tarih-i Kebir"de, Muttaki "Kenz'ul- Ummal"ın 239. sayfasında şöyle naklediyorlar: Halife Ömer onu kırbaçlayıp dövdü. Resulullah (s.a.v.)'dan hadis nakletmesine engel olarak dedi ki: "Peygamber'den çok hadis naklediyorsun. Ondan taraf yalan söylemeye layıksın (yani senin gibi şahsiyetsiz biri Peygamber'in adına yalan söyler ancak.) Peygamber'den hadis nakletmeği terk etmelisin. Yoksa seni ya Devs'a(18) gönderirim ya da Buzinelerin (19) yanına.
    Yine İbn-i Ebi'l- Hadid "Şerh-i Nehc'ul- Belağa"nın 1. cildinin 360. sayfasında (Mısır baskısı) Üstadı imam Ebu Cafer İskafi'den şöyle naklediyor: "Emir'ul- Mü'minin Hz. Ali (a.s.) şöyle buyuruyor: "Bilin ki! İnsanların (veya Yaşayanların) en yalancısı, Resulullah ( s.a.v.)'in adına en çok yalan söyleyen Devslu Ebu Hureyre'dir."
    İbn-i Kutaybe "Te'vil'ul- Muhtelif'il- Hadis"te, Hakim "Müstedrek"in 3. cildinde, Zehebi "Telhis'ul- Müstedrek"te, Müslim "Sahih-i Müslim" diye meşhur olan kıtabının ikinci cildinin "Fezail-u Ebu Hureyre" bölümünde diyorlar ki; Aişe onu defalarca reddederek şöyle diyordu: "Ebu Hureyre çok yalan söylüyor; o, Resulullah'ın adına bir sürü yalan hadis uydurmuştur."

    --------------------------------------------------------------------------------

    Mutezile'nin şeyh ve alimleri ve Hanefi'lerin geneli, Ebu Hureyre'nin hadislerini kabul etmiyorlar. Senedi Ebu Hureyre'ye dayanan hadisleri batıl biliyorlar. Nevevi, Sahih-i Müslim'in şerhinde, özellikle 4. ciltte bu konuyu genişçe ele alıyor. Hanefi mezhebinin imamı olan imam A'zam Ebu Hanife şöyle diyor:
    "Resulullah'ın sahabeleri genelde güvenilir ve adil idiler. Ben onların hepsinden senedi kime dayanırsa dayansın hadis kabul ediyorum. Ama senetleri Ebu Hureyre'ye, Enes bin Malik'e ve Semuret bin Cundeb'e dayanan hadisleri kabul etmiyorum."

    -------------------------------------------------------------------------------


    Sıffin'de namazları Hz. Ali (a.s)'ın safında kıldığı halde, yemekler için Muaviye'nin yağlı sofrasının başından da eksik olmuyordu. Zemahşeri "Rebi'ul- Ebrar"da, İbn-i Ebi'l- Hadid "Şerh-u Nehc'ul- Belağa"da ve daha başkaları şöyle naklediyorlar:
    Ondan bu iki farklı hareketinin sebebi sorulduğu zaman şöyle diyordu: "Muaviye'nin muzeyresi (20) ve yemeği daha yağlıdır, Ali'nin arkasında namaz kılmak ise efdaldır" Bu yüzden Ebu Hureyre "Şeyh'ul- Muzeyre" diye meşhur olmuştur.
    Not: Muzeyre; Sütten yapılmış olan bir tür yemeğin ismidir. Bu yemek Muaviye'ye mahsustu.

    -----------------------------------------------------------------------------------------

    İbn-i Hacer "İsabe"de, İbn-i Abdulbirr "İstiab"da Ebu Hureyre'nin kendisinden Resulullah (s.a.v)'in şöyle buyurduğunu naklediyorlar:
    "Benim adıma yalan söyleyenler çoğaldılar. Kim bilerek benim adıma yalan söylerse onun yeri cehennem ateşidir. Ne zaman benden size bir hadis gelirse, onu Kuran'la karşılaştırın." (Yani Kuran'a uyarsa kabul edin, uymazsa reddedin.)

    ----------------------------------------------------------------------------------------------

    Hz. Ali onun (ebu hureyre) “Sevgili dostum bana haber verdi ki” diye Peygamber’den bahsettiğini duyunca: “Peygamber ne zaman senin sevgili dostun oldu?” demiştir. İbn Mesud gibi meşhur bir sahabe ise onun “Ölü yıkayan ve taşıyan kişi abdest alsın.” hadisini kabul etmeyerek hakkında ağır sözler söylemiş ve sonra şöyle demiştir: “Ey insanlar, ölülerinizden dolayı necasete (pisliğe) bulaşmazsınız.”

    -------------------------------------------------------------------------------------------------

    Ebu Hureyre: “Size naklettiğim şu hadisleri Ömer zamanında anlatsaydım değneği ile beni döverdi.” der (Ez Zehebi – Tezkiretul-Huffaz).

    Ebu Hureyre’nin şöyle dediği geçer: “Ömer ölünceye kadar Allah’ın Resulu buyurdu diyemezdik.” (Müslim, Sahihi Müslim, 1. cilt, sayfa 34).

    Müslim’i eğer görebilseydik kendisine şöyle sorardık: Ey Müslim, sen Sahihi Müslim diye tüm hadislerinin doğru olduğunu iddia ettiğin bir kitap yazdın, cerh ve tadille kitabında hadis nakledenleri incelediğini söyledin. Ebu Hureyre’yi kendin de görmemene rağmen, onu gören ve halife olan Hz. Ömer’in onu yalancılıkla ithamını, Ebu Hureyre’nin şüpheli bir şahıs olması için neden yeterli görmedin? Demek ki senin sahih dediğin hadisler bu kadar sağlam temellere dayanıyor. Ama ebu hureyrenin naklettiklerini sahih denen kitaplardan çıkarmaya kalktığınızda ortada ne kitap kalır ne bir şey.


    -----------------------------------------------------------------------------------------------------

    "Eğer Allah'ın kitabında: 'İlimden bir şey gizleyenler kıyamette karınlarına ateş tıkınacaklardır' anl***** gelen ayet olmasaydı ben (değil çok rivayet) hiç hadis rivayet etmezdim" Ebu Hureyre

    "Bende iki tür ilim var ki bir kısmını rivayet ediyorum bir kısmından da vazgeçiyorum, eğer rivayet etmediklerimi de size aktarsaydım şu boğazımı keserdiniz" Ebu Hureyre

    ---------------------------------------------------------------------------------------------------

    Busr Bin Ertat ile ilişkisi hakkında yeterince bilgi toparlayamadım. Daha sonra yazarım Allah'ın izniyle.
    Konu Apollonius tarafından (19-12-2009 Saat 07:51 AM ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    626
    Rep Gücü
    41960
    HUREYRENİN SİYASETE BULAŞMASI VE ZENGİNLİĞİ

    Hz. Ömer’in ve daha sonra Hz. Ali’nin öldürülmelerinden sonra Emeviler dönemi Ebu Hureyre’nin altın çağı olmuştur. Emeviler Ebu Hureyre’ye el Akik’te bir köşk inşa edip arazi vermişlerdir. Muaviye dönemindeki bu ikramlara karşılık İbni Kesir’in el Bidaye ve’n Nihaye eserindeki şu hadisler Ebu Hureyre’nin ikramlara nasıl karşılık verdiğini göstermektedir:

    Ebu Hureyre rivayet eder ki: “Allah’ın Resulu Muaviye’ye bir ok verdi ve şöyle dedi: Bu oku al ve cennette beni onunla karşıla!”

    Ebu Hureyre’den yine şu hadis rivayet edilmiştir: “Allah’ın Resulu şunu derken duydum: Allah vahyini üç kişiye emanet etti: Ben, Cebrail ve Muaviye”

    Tüm bu delillere rağmen “Her sahabe doğrudur” yanlış inancının insanları sürüklediği nokta ortadadır. Ebu Hureyre kimdir ki, Peygamber’in en yakınlarının bile nakletmediği en garip uydurmaları Peygamber’le az görüşmesine rağmen nakletmiştir. Örneğin şu garip hadis Ebu Hureyre’den gelen mantıksız hadislerin yüzlercesinden biridir:

    Ebu Hureyre Peygamber’in kendisine şunu dediğini nakleder: “Ölüm meleği Musa’ya gönderildi. Musa’nın yanına gelince O ona vurdu. Melek Rabbinin yanına döndü ve şöyle dedi: Beni ölmek istemeyen birisine gönderdin. Allah Musa’nın kör ettiği meleğe gözlerini verdi ve şöyle dedi: “Git ve ona elini bir öküzün üzerine koymasını söyle. Elinin kapladığı yerdeki kıl sayısınca ona yıl olarak ömür verildi!” Melek: “Evet, Rabbim. Sonra ne olacak?” Allah: “Sonra, ölüm” dedi.”

    Ne yazık ki Ebu Hureyre’yi kurtarma derdinde olanlar bir yandan böyle bir mantıksızlığı İslam’a fatura edip zarar veriyorlar, diğer taraftan Ebu Hureyre’yi kırmamak için Hz. Musa’yı Allah’ın takdirinden kaçan, meleğin gözüne tokat atıp kör eden bir insan olarak gösteriyorlar. Ebu Hureyre’ye bir çok sahabe (Peygamber’i gören Müslüman) muhalefet etmiştir. Örneğin Ebu Hureyre’nin “Av ve çoban köpekleri dışındaki köpekleri öldürün” hadisine tarla köpeklerini de eklemesi üzerine İbni Ömer, Ebu Hureyre’nin tarlaları olduğu için böyle bir yalanı uydurduğunu söylemiştir
    Konu Apollonius tarafından (19-12-2009 Saat 06:12 AM ) değiştirilmiştir.

  3. #3
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    626
    Rep Gücü
    41960
    HUREYRENİN SİYASETTEN ÖNCEKİ HAYATI VE FAKİRLİĞİ

    İbn Quteybe, "el-Maârif" adlı eserinde, Ebu Hüreyre'nin ismi üzerindeki ihtilaflara değindikten sonra onun Yemen kabîlelerinden Devs'ten olduğunu şöyle ifade eder:

    "Ebu Hüreyre dedi ki: "Yetim büyüdüm ve yoksul olarak hicret ettim. Büsre bn. Gazvan'ın yanında karın tokluğuna çalışan bir işçiydim. İkametlerinde onlara hizmet eder, yola çıktılarında onları takip ederdim. Küçük bir kediyle oynadığımdan dolayı Ebu Hüreyre diye künyelendim.

    Ebu Hüreyre otuz yaşlarında Medine'ye geldi. Geldiği sıralarda Rasul (s) H. 7. yılda vuku bulan Hayber gazvesinde bulunuyordu. Konuyla ilgili olarak İbn Sa'd der ki: "İçlerinde Ebu Hüreyre'nin de bulunduğu Devsiler Rasul (s)'ün Hayber'de bulunduğu bir sırada Medîne'ye geldiler. Allah Rasulü Hayber ganimetinden Ebu Hüreyre'ye de verilmesi için arkadaşlarına danıştı. Onlar da muvafakat ettiler. Fakirliğinden dolayı Ashab-ı Suffe'ye katıldı. Hayber dönüşünden sonra Medine'de ikamet ettikçe Suffe'de kaldı. O ashab-ı Suffe'nin en meşhur mensubuydu."

    Rasul (as)'le Beraberliğinin Sebebi:

    Gerçek aslını açıklama hususunda yaptığı gibi, Rasul (s)'le beraberlik sebebini açıklama hususunda da samimi ve içten davranan Ebu Hüreyre, -sair müslümanlar gibi- onunla sevgi ve hidayet için beraber olmadığını söylemiştir. Bizzat kendi ifadesiyle; "Rasul (s)'le karın tokluğuna" beraber olmuştu. İbn Hanbel ve Şeyhân'ın rivayet ettiği bir hadiste Abdurrahman b. El-A'rac şöyle der: "Ebu Hüreyre'yi şunu derken duydum: "Kuşkusuz ben karın tokluğuna Rasul (s)'le beraber olan yoksul biriydim." Diğer bir rivayette: "... karnımı doyurmak için...", Müslim'in rivayetinde ise,"... Allah Rasulü'ne hizmet ederdim..." ifadeleri yeralmaktadır.

    Müslim'in bir başka rivayetinde Ebu Hüreyre şöyle der: "Ben, karın tokluğuna Rasul (s)'e hizmet eden zavallı bir adamdım." Başka bir rivayette: "... karın tokluğuna Rasul (s)'Den ayrılmazdım..." ifadesi yeralmaktadır.

    Tarih kaynakları onun obur biri olduğunu kaydetmişlerdir. Her gün Rasul (s)'ün veya Ashab'tan birinin evinde karnını doyururdu. Hatta Sahabe'den bazıları bu yüzden ondan nefret ederdi.

    Buharî'nin Ebu Hüreyre ile ilgili bir rivayeti de şudur: "Ebu Hüreyre dedi ki: "Yanımdaki yazılı ayeti adamın birine okuturdum. Oda beni alıp karnımı doyururdu. Yoksullara ve zavallılara en iyi davranan Cafer b. Ebî Talib'ti. Devamlı bizi alır ve evinde ne varsa bizi onunla doyururdu."Tirmizî ise ondan şu rivayette bulunmuştur: "Cafer'e bir ayet sorduğumda bana cevap vermezse evine giderdik." Bundan dolayı Cafer (r) Ebu Hüreyre'nin nazarında Sahabe'nin en faziletlisiydi. Ebu Hüreyre; Onu Ebu Bekir (r); Ömer (r), Ali (r), Osman (r) ve Sahabe'nin diğer büyüklerinden üstün tutmuştur. Bunu aşağıdaki rivayetiyle de teyid etmiştir.

    "Allah Rasulü (s)'nden sonra kimse Cafer b. Ebî Talib gibi ayakkabı giyememiş, deveye binememiş ve toprağı çiğneyememiştir."

    "Şeyhu'l-Mazîra":

    Ebu Hüreyre "Şeyhu'l-Mazîr" lakabıyla biliniyordu. Asırlar boyu alimler, yazarlar ve şairlerin başka hiçbir yemek türüne göstermedikleri ilgiye mazhar olan "Mazîr" Ebu Hüreyre'den bahsedildiğinde bir nükte olarak devamlı hatıra gelmiştir. Bakın es-Seâlibîne diyor:

    "Şeyhu'l-Mazîra" Ebu Hüreyre, Rasul (s)'de olan beraberliğine ve faziletine rağmen nükteyi seven bir oburdu. Mervan b. Hakem onu Medine'de kendi yerine bırakırdı. O da başında hurma lifinden bir halkası bulunan bir eşeğe biner gezerdi. Bir adama rastladığında ona: "Yoldan çekil! Yoldan çekil! Emir geliyor!" diye bağırırdı".

    Ebu Hüreyre tıptan anladığını da iddia ederdi. Yalnızca midenin iştah hastalığına ve karnın şişirilmesine yarayacak bir çok yemek türünü sayan es-Seâlibî Ebu Hüreyre'nin bu büyük ilaçlarını zikrettikten sonra şöyle der: "Mazîra yemeği onun çok hoşuna giderdi. Muâviye'nin yanında devamlı "Mazîra" yer, namaz vakti gelince de Ali (r)'nin arkasında namaz kılardı. Bu durum kendisine sorulunca şu cevabı vermiştir: "Muaviye'nin muzîrası çok lezzetli ve çok güzel, Ali (r)'ye gelince onun arkasında namaz daha faziletli." Bu yüzden ona "Şeyhu'l-Mazîra" denirdi" Es-Seâlibî, Ebu Hüreyre hakkındaki yazısını onu hicvettiği iki beyitlik bir şiirle bitirmiş. Ancak onları burada zikretmemeyi uygun bulduk.

    Bedîü'zemân el-Hemedânî de bu "Mazîra" için özel bir bölüm açmış ve Ebu Hüreyre için iğneli sözler söylemiştir.

    "İsa b. Hişâm bize şunu haber verdi: "Basra'daydım ve yanımda fesâhat ve belagatta eşsiz bir insan olan Ebu'l-Feth el-İskenderî vardı. -O fesâhatı çağırdığında fesâhat gelir, belagatta emrettiğindeyse belâgat ona itaat ederdi.- onunla birlikte bazı tüccarların davet ettiği bir ziyafete gitmiştik. Bize, hazretlere övgü yağdıran, lüks ve bolluk içinde sallanan, kurtuluşu müjdeleyen ve Muaviye'nin halifeliğine şahitlik eden bir "mazîra" sunuldu.

    Bunu şerhederken İmam Muhammed Abduh şunları söylemiştir: "Ali b. Ebî Tâlib (r) için biat tamamlandıktan sonra hilafet iddiasında bulunan Muaviye'ye -Ali (r) hayattayken- lezzet ve şehvet düşkünlerinden başka hiçkimse hilafeti için şahitlik yapmamıştır. Eğer Muaviye'nin yemeklerinden olan bu 'mazîra', -meşru biat sahibi hayattayken- yiyenlerini Muaviye için halifelik şehadetinde bulunmaya itmişse, söz konusu şehadetin, sahiplerine değil bu yemeğe isnad edilmesi gerekir. Zira onları buna iten sebep bu yemektir. Hilafet ve imamet aynı manaya gelir." Ez-Zemahşeri de "Esasü'l-Belağa" isimli eserinde şöyle der: "Olumsuz şartlarıyla Ali (r), muzîrasıyla Muâviye'den daha hayırlıdır."

    "el-Hılye" adlı eserinde Ebu Nuaym şunu aktarır: Ebu Hüreyre Kâbe'yi tavaf ederken şöyle derdi: "Karnımdan dolayı bana yazıklar olsun. Onu doyurduğumda beni sıkıştırır. Aç bıraktığımdaysa bana küfreder." İbn Kesir'de yer alan rivayette "... beni zayıf düşürür..." ifadesi yer almaktadır.

    Es-Seâlibî şunu kaydetmiştir:

    Ebu Hüreyre şöyle derdi: "Sıcak ekmeğin kokusundan daha güzel bir koku koklamadım. Ve hurmanın üzerindeki tereyağından daha yeğin bir süvari görmedim."

    Ebu Hüreyre, yemek yemeyi de insanîlikten saymıştır: Bir defasında kendisine; "İnsanîlik nedir?" diye soruldu. Dede ki: "Allah'tan korkmak, iyi iş yapmak ve bahçelerde öğle ve akşam yemeği yemektir."

    Bazılarının daha fazla rahatsız olmaması için bu alıntılarla yetiniyoruz.

    Başkalarını Rahatsız Etmesi, Mizahcılığı ve Rivayetinin Değersizliği:

    Allah Rasulü (s) birgün Ebu Hüreyre'ye şöyle dedi: "Arasıra ziyaret et. Daha çok sevilirsin!" Rasul ashabı için en güzel terbiyeciydi. Sürekli olarak onların benliklerine güzel ahlakın tohumlarını ekerdi. Onun, Ebu Hüreyre gibi sık sık başkalarının evlerine dalan birini olduğu hal üzerine bırakması düşünülemezdi. Onu yüce ahlakıyla düzeltmeliydi. Bu
    hadisin söylenişine neden olan olay şöyle gerçekleşti: Rasul (s), Ebu Hüreyre'ye dedi ki: "Dün gece neredeydin, Ebu Hüreyre?" O şu cevabı verdi: "Akrabamdan bazılarını ziyaret etmiştim." O zaman Rasul (s) üstteki hadisi söyledi.

    Ebu Hayyan et-Tevhidî şunu kaydetmiştir: Ebu Hüreyre dedi ki: "Arapların dilinde, 'Arasıra ziyaret et. Daha çok sevilirsin' sözü dolaşırdı. Bilahare bu sözü, Rasul (s) bana söylerken duydum..."

    el-Ascedî der ki: "Bu söz genel için geçerli olmayıp söylenmesi gereken bazı yerler vardır. Herşeyden önce misafirin bunu haketmesi gerekir. Görmüyor musunuz? Allah Rasulü (s)bunu Ebu Bekir (r), Ali (r) ve benzerlerine söylememiştir. Ebu Hüreyre'ye gelince: O,
    bırakması ve terketmesi gereken bazı huylarından dolayı bu sözün tam muhatabıdır."

    el-Ascedî'nin ima ettiği bu huylarının başında; onun, oburluğundan dolayı vakitli vakitsiz Sahabe'nin evlerine dalması gelir. Hatta Sahabe'den bazıları ondan yüz çevirir, kendisinden kaçarlardı. Bundan dolayı Rasul (s) ona misafirlik ve evlere girme adabı hususunda bir ders vermek istemiştir. O, devamlı ashabının eğitimiyle ilgilenir ve güzel ahlakla davranmaları için çabalardı.

    Ebu Hüreyre'nin biyografisini yazanların tümü onun mizahı ve şakalaşmayı sevdiği üzerinde müttefiktirler. Bol hadis rivayetiyle insanların sempatisini toplar, onları oyalardı. Çok garip hadisler rivayet ederek onların kendisine meyletmelerini ve değer vermelerini
    hedeflerdi. İşte bunu teyid eden haberlerden bazıları:

    Aile (r.a), ömürlerinin uzunluğu sebebiyle onu en iyi tanıyan bir şahsiyet olarak el-Mihras hadisinde şöyle der: "O çok düşük ve hatalı konuşan bir adamdı."

    Ebu Râfi'den nakledilir ki: Kureyş'ten bir adam yeni elbisesinin içinde böbürlenerek Ebu Hüreyre'nin yanına geldi ve şöyle dedi: "Ey Ebâ Hüreyre! Sen Allah Rasulü'nden çok hadis rivayet ediyorsun. Onun bu elbisem hakkında bir şey dediğini duydun mu?!" Ebu Hüreyre: "Ebu'l-Kasım (Rasul)'ın şöyle dediğini duydum: 'Sizden öncekilerden bir adam elbisesinin içinde böbürlenirken Allah ondan dolayı yeri karartır. O da kıyamet kopuncaya kadar yerin üzerinde şiddetli sesler çıkartarak döner.' Belki de o adam senin kavminden veya yakınlarındandır."

    Adamın sorusundan da anlaşılacağı üzere o, bir şey öğrenmek için değil onunla alay etmek için bunu sormuştu. Zira o, soruyu sorarken: "Sen Allah Rasulü'nün çok hadisini ezbere biliyorsun." dememiş, "Sen Allah Rasulü'nden çok hadis rivayet ediyorsun..."
    demiştir. Haberin akışı adamın Ebu Hüreyre'yle alay ettiğini göstermektedir.


    Rivayetlerinin Çokluğu, Gerekçesi ve Tedlis:

    Hadis ricali, Allah Rasulü (s)'nden en fazla sayıda hadis rivayet eden Sahâbî'nin Ebu Hüreyre olduğunu ittifakla ifade etmişlerdir. Halbuki o, Allah Rasulü (s)'yle ancak bir yıl dokuz ay birlikte olmuştur. İbn Hazm, Bakî b. Mahled'in müsnedinde, Ebu Hüreyre'ye ait 5374 hadis olduğunu zikreder. el-Buhârî bunlardan 446sını rivayet etmiştir.


    -el-Buhâri'nin de rivayet ettiği üzere-- Ebu Hüreyre "O yazıyordu bense yazmıyordum." dediği Abdullah b. Amr dışında Sahabe'nin en fazla hadis rivayet edeni olduğunu ifade eder. Eğer İbn Amr'ın rivayetlerine bakarsak, bunların hiçte fazla olmadığını, İbn
    el-Cevzî'de 700, İbn Hanbel'de 722 ve el-Buhârî'de sadece 7 hadis olduğunu görürüz! Ebu Hüreyre'nin çok hadis rivayet etmesi Ömer b. Hattâb (r)'ı endişeye düşürmüş, elindeki çubuğuyla ona vurarak şunu demiştir:

    "Ey Ebâ Hüreyre, fazla hadis rivayet ediyorsun. Rasul (s)'e yalan isnat etmenden korkuyorum." Ömer (r) bunu söyledikten bir müddet sonra hadis rivayetine son vermezse kendisini Devs yurduna sürgün edeceğini vaadetmiştir.

    İbn Asâkir, Sâib b. Yezîd'den şunu nakletmiştir: "Allah Rasulü'nden hadis naklini muhakkak bırakacaksın. Yoksa seni Devs'e sürerim!"

    Bu yüzden Ömer (r)'in vefatından sonra Ebu Hüreyre menşeeli hadisler artmıştır. Ömer (r)'in sopası da olmadıktan sonra Ebu Hüreyre için korkulacak bir şey kalmamıştır. Kendisi de bunu ifade etmiştir: "Size rivayet ettiğim şu hadisleri Ömer (r) zamanında
    rivayet etseydim deyneğiyle beni döverdi."Bir diğer rivayette "... kafamdan çekerdi..." ibaresi yer almaktadır. Zührî, Ebu Seleme'den şunu rivayet etmiştir: "Ebu Hüreyre'yi şöyle derken duydum: "Ömer (r) ölünceye kadar 'Allah Rasulü (s) buyurdu ki: 'diyemedik." Sonra şunu söyledi:

    "Ömer (r) hayatta olsaydı bu hadisleri size rivayet edebilir miydim? Vallahi, asla! Çünkü o takdirde sopasının sırtımı okşayacağını kesin olarak biliyorum. Ömer (r) şöyle derdi: "Kur'ân'la ilgilenin! O, Allah'ın kelâmıdır."

    Büyük muhaddis Reşîd Rıza da bu hususta şöyle demiştir: "Eğer Ömer (r)'in ömrü Ebu Hüreyre'nin ölümüne kadar olsaydı bize bu kadar çok hadis ulaşmazdı." Yine onun çelişkili hadisleri hakkında şunu söylemiştir: "Bu hadislerin her biri, Dinin ûsulünden bir asla mesned teşkil edemeyecek mahiyettedir."

    Ebu Hüreyre çok hadis rivayet edişini; helalı haram, haramı helal kılmadıkça rivayette bulunmakta bir beis olmayacağını söyleyerek, haklı göstermeye çalışmış ve bu mantığı doğrudan Rasul (s)'e izafe ettiği merfû hadislerle teyide gitmiştir. et-Taberânî, Ebu Hüreyre'den rivayet eder ki: "Allah Rasulü (s) şöyle buyurmuştur: "Helalı haram, haramı helal kılmadıkça ve manaya isabet ettikçe bunda bir bela yoktur."

    Diğer bir hadisinde Rasul (s)'ün şöyle buyurduğunu haber vermiştir:

    "Kim Allah rızası için bir hadis rivayet ederse, onu söylememiş olsam bile söylemişimdir."

    Tehâvî, Ebu Hüreyre'den şunu rivayet etmiştir:

    "Size, benim -gönlünüzün ısındığı ve yadırgamadığınız- bir hadisim rivayet edilirse onu doğrulayın. Zira ben, gönlün, ısınacağı ve yadırgamayacağı söz söylerim. Eğer gönlünüzün ısınmadığı ve yadırgadığınız bir hadisim size haber verilirse onu da yalanlayın. Zira ben gönlün ısınmadığı ve yadırgayacağı bir söz söyleyemem."

    Hadisçiler, Ebu Hüreyre'nin tedliste bulunduğunu da kaydetmişlerdir. Bilindiği üzere tedlis: ravinin görüp dinlemediği veya muasırı olmasına rağmen görmediği bir
    şeyhten ondan duymuş imajını uyandırarak hadis rivayet etmesidir. Tedlisin bir çok türü olup hükmü tedlisin,mutlak surette kötülenmiş olduğudur. Ulemadan bir grup tedlisi mekruh görmüştür. Şu'be, tedlise belki de en çok kızan şahsiyetti. Bunu şu sözünde
    görmemiz mümkün: "Zina yapmam benim için tedlis yapmamdan daha iyidir." Yine o, "Tedlisin yalanın kardeşi olduğunu" söylemiştir.

    eş-Şafiî'nin de ifade ettiği üzere hadis hafızları arasında yalnızca bir defa dahi tedlis yaptığı sabit olan bir ravinin -senedi muttasıl bile olsa- rivayet ettiği haberi reddeden ve tedlisi sebebiyle raviyi cerheden şahsiyetler vardır."

    Müslim b. el-Haccâc, Busrb. Saîd'den şunu rivayet etmiştir: "Allah'tan korkun ve hadiste dikkatli davranın. Allah'a yemin ederim ki biz Ebu Hüreyre'yle oturduğumuzda o bize, Rasul (s)'den ve Kabu'l-Ahbar'dan haberler naklederdi. O kalkıp gittikten sonra yanımızda bulunanlardan bazılarının, Rasul (s)'ün hadisiyle Ka'b'ın haberini karıştırarak
    rivayet ettiklerini görürdüm!" Diğer bir rivayette: "Ka'b'ın dediğini Rasul (s)'e, Rasul (s)'ün dediğini Ka'b'a isnat ettiklerini görürdüm. Allah'tan korkun! Hadiste dikkatli davranın!" ifadesi yer almıştır.

    Yezîd b. Harûn, Şu'be'nin şöyle dediğini duyduğunu haber verir: "Ebu Hüreyre tedlis yapardı." -Yani Rasul (s)'den duyduğuyla Ka'b'tan duyduğunu birbirine karıştırırdı.- Şu'be bununla, "Kim cünüp olarak sabahlarsa onun üzerine oruç yoktur." hadisine işaret ediyordu. Bilindiği üzere önce Rasul'den bizzat işittiğini iddia eden Ebu Hüreyre sıkıştırılınca: "Onu Rasul (s)'den duymadım, biri bana haber verdi" demek zorunda kalmıştır.

    İbn Kuteybe ise şunu kaydetmiştir: Ebu Hüreyre "Allah Rasulü şöyle, şöyle buyurdu..." dediğini ancak nezdinde sika (güvendiği) olan birinden duymuş ve nakletmiştir.

    İtham Edilen İlk Ravi:

    İbn Kuteybe şöyle der: "Sahabe'den hiçbirinin, benzerini rivayet edemediği sayıda yüklü hadis rivayet eden Ebu Hüreyre, bu yüzden ithama uğramış ve bazılarınca yadırganmıştır. Onlar kendisine şunu sorarlardı: "Bunu nasıl yalnız sen duyuyorsun? Seninle bunu duyan kimdir?" İkisinin de ömrünün uzun olması itibarıyla Ebu Hüreyrenin bu bol sayıda rivayetini en fazla kınayan Aişe (r.a) olmuştur. Ebu Hüreyre'yi yalancılıkla itham edenlerin başında Ömer (r), Osman ve Ali (r) gelir. Büyük İslam düşünürü Mustafa Sadık er-Râfiî de "İslam'da itham edilen ilk Ravi" başlığı altında şunları kaydetmiştir.

    Aişe (r.a) kendisine: "Sen Rasul (s)'den duymadığım hadisleri rivayet ediyorsun!" dediğinde ona, edep ve hayadan uzak bir cevap vermiştir: "Ayna ve sürme seni Rasul (s)'le ilgilenmekten uzak tuttu." Farklı bir rivayette; "Sürme ve boya beni Rasul(s)'le
    beraberlikten alıkoymuyordu. Ama bunların senin daimi işin olduğunu görüyorum."

    Ne var ki çok geçmeden Aişe (r.a)'nin kendinden daha güçlü bir anlayışa ve bilgiye sahip olduğunu, ayna ve sürmenin onu pek de meşgul etmediğini itiraf eder. Ebu Hüreyre'yi bu itirafa zorlayan üstte gördüğümüz "Kim cünüp olarak sabahlarsa..." rivayeti hakkındaki
    tartışmadır. O, bu hadisi rivayet edince, Aişe (r.a) onun bu hadisini inkâr ederek şöyle dedi: "Allah Rasulü (s) -ihtilam olmaksızın- cünüp olarak sabahlardı da, gusledip orucunu tutardı." Aişe (r.a) bir haberci göndererek Ebu Hüreyre'den söz konusu hadisi rivayet etmemesini istemiş, o da buna uymaktan başka çıkar yol göremeyerek: "O, benden daha
    bilgilidir. Hem ben bu hadisi, Rasul (s)'den değil el-Fazl b. el-Abbas'tan duymuştum." demiştir. O günlerde hayatta olmayan el-Fazl'ı şahid göstererek, Rasul (s)'den duymadığını ondan duymuşçasına rivayet ederek insanları kandırmaya çalışmıştır."

    Ali (r) de onun hakkında iyi düşünmezdi. Bir defasında şöyle demişti: "Dikkat edin, o insanların en yalancısıdır." Başka bir rivayette Ali (r)'nin sözü: "Yaşayanlar arasında Allah Rasulü (s)'ne en fazla yalan isnad eden Ebu Hüreyre'dir." Şeklindedir. Ali (r), onun "Sevgili dostum bana haber verdi ki..." dediğini duyunca kendisine: "Rasul (s) ne zaman senin sevgili dostun oldu?" demiştir. Ebu Hüreyre, "Sizden bir uykusundan kalkınca, kaba sokmadan önce elini yıkasın. Zira elinin nerde gecelediğini bilmez." Hadisini rivayet ettiğinde Aişe (r.a) bunu kabullenmeyerek şöyle demiştir: "Peki, 'mihras' varsa
    ne yapacağız?"

    Zübeyr (r) onun hadislerini duydukça; "Doğru söylemiş veya yalan söylemiş" derdi.

    Ebu Hassân el-A'rac'tan rivayet edilir ki: "İki adam Aişe (r.a)'ye giderek şöyle dediler: "Ebu Hüreyre Rasul (s)'ün 'Uğursuzluk ancak, kadın, binek ve evdedir.' buyurduğunu rivayet ediyor." Aişe (r.a) korkuyla sıçradı ve dedi ki: "Kur'an'ı Ebu'l-Kasım'a
    indirenin hakkı için, bu hadisi aktaran yalan söylemiş. Rasul (s) ancak şunu dedi: "Cahiliyye ehli şöyle derlerdi: "Uğursuzluk; binek, kadın ve evdedir."Aişe (r.a) daha sonra şu ayeti okudu: "Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen hiçbir musîbet yoktur ki biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazılı olmasın."

    İbn Mesûd da onun; "Ölü yıkayan ve taşıyan kişi abdest alsın!" sözünü kabul etmeyerek, hakkında ağır sözler söylemiş ve sonra şöyle demiştir: "Ey insanlar, ölülerinizden dolayı necasete bulaşmazsınız."

    Muhammed b. Hasan, Ebu Hanife'nin şu sözünü rivayet eder: "Sahabe'den Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali ve Abadile'den üçü gibi fetva ehlini taklid ederim. Bunların dışındakilerden üç kişi hariç kavillerine reyimle karşı çıkmayı caiz görmem." Bir başka rivayette ise bu söz "Sahabe'nin hepsini taklid eder, üç kişi dışında reyimle onlara muhalefet etmeyi caiz görmem. O üçü, Ebu Hüreyre, Enes b. Malik ve Semra b. Cündeb'tir." Bu hususta kendisine sorulunca şöyle dedi: "Enes'e gelince: O, ömrünün sonlarında haberleri karıştırmaya başlamış, kendisine fetva sorulunca, kendi aklından fetva verir olmuştur. Bu durumda ben onun aklını taklid etmem. Ebu Hüreyre'ye gelince; o, duyduğu her şeyi -manası üzerinde kafa yormadan- rivayet etmiş nasih-mensuhu bilmeyen biridir."

    Ebu Yusuf ise şunu rivayet eder: "Ebu Hanife'ye şöyle dedim: "Bize Rasul (s)'ün hadisi geliyor ve kıyasımızla çelişiyor. Bunu ne yaparız?" dedi ki: "Eğer o hadisi sika (güvenilir) raviler aktarmışsa onu alır, re'yi terkederiz." Dedim ki: "Ebu Bekir (r) ve Ömer (r)'in rivayeti hakkında ne dersin?" Dedi ki: "O ikisinden iyisini nerden bulacaksın!" Dedim ki: "Peki Ali (r) ve Osman (r)?" Dedi ki: "Aynı şekilde." Bütün Sahabe'yi saymaya başladığımı görünce şöyle dedi: "Bazı adamların dışında, Sahabe'nin tümü adildir." İstisnalardan olarak, Ebu Hüreyre ve Enes b. Malik'i zikretti."

    İbrahim en-Neha'i'den şu söz aktarılmıştır: "Arkadaşlarımız Ebu Hüreyre'nin bazı hadislerini terkederdi." A'meş, en-Neha'i'de şunu nakletmiştir: "Ebu Hüreyre'nin her hadisiyle amel etmezlerdi."

    Es-Sevrî, Mansur-İbrâhim kanalıyla der ki: "Ebu Hüreyre'nin hadisinde bir şey görüyorlar ve onun hadislerinden; Cennet ve Cehennem'in sıfatları, Salih amellere teşvik veya Kur'anda bahsi geçen bir kötülükten menetmekle ilgili hadislerin dışındakilerle amel etmiyorlardı."

    Ebu Şâme, A'meş'ten şunu nakleder: "İbrâhim, hadis musahhiydi. Bir hadis duyduğumda ona gider ve hadisi arzederdim. Bir gün Ebu Sâlih'in Ebu Hüreyre kanalıyla rivayet ettiği hadislerden birini kendisine arzettim. Bana şöyle dedi: "Ebu Hüreyre'yi bırak! Alimler onun bir çok hadisini terkederdi."

    Ebu Cafer el-İskâfî der ki: "Ebu Hüreyre'ye gelince: O, rivayetinden pek hoşlanılmayan şeyhlerimizden olup, Ömer (r) kendisini tartaklamış ve şöyle demiştir: "Çok fazla hadis rivayet ediyorsun. Seni, Allah Rasulü'ne yalan isnad edip etmediğini anlamak için sınayacağım."

    İbnu'l-Esîr dedi ki: "Ebu Hüreyre'nin rivayetine gelince, çokluğundan dolayı bir topluluk ondan kuşkuya kapıldı."

    Âmidî ise şunu kaydetmiştir: "Sahabe Ebu Hüreyre'nin çok hadis rivayet etmesinden hoşlanmamıştır. Zira sayının kabarık olması halinde, az rivayet edenlerin maruz kalmadıkları iyi zaptedememe ve karıştırmadan emin olunamaz."

    "Musarrat" meselesi Halife Reşid'in huzurunda tartışılıyorken, sesler iyice yükselmeye başladı. Bir grup Ebu Hüreyre'nin konuyla ilgili hadisiyle iddiasını delillendirmeye çalışırken, diğer taraf Ebu Hüreyre'nin itham edilen bir ravi oluşundan dolayı hadisi reddediyordu. Halifede ikinci tarafa meyletti.

  4. #4
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    626
    Rep Gücü
    41960
    KA'B EL-AHBÂR VE EBU HUREYRE İLİŞKİSİ

    Hadis uleması "Sahabe'nin Tabîûn'dan rivayeti –veya "Büyüklerin Küçüklerden Nakli"- babı altında, Ebu Hüreyre, Abâdile, Muâviye, Enes ve diğer bir çoklarının, yahudiliğini gizleyip müslüman olduğunu iddia eden büyük kâhin Ka'bu'l-Ahbar'dan rivayette bulunduklarını kaydederler. Ebu Hüreyre ona en fazla aldanan ve ona güvenerek kendisinden en fala hadis rivayet eden kişiydi. Ka'b'ın üstün dehasıyla, Ebu Hüreyre'nin safdilliğine hakim olduğu ve onu uyutarak İslam Dinine sokmak istediği her türlü hurafe ve evhamı ona telkin ettiği araştırmayla sabit olan bir gerçektir. Ka'b,Ebu Hüreyre'yi hakimiyetine alma hususunda ilginç üsluplar ve acayip yollar izlemiştir.

    Ebu Hüreyre'nin biyografisini yazanlardan ez-Zehebî şunu rivayet eder: Ka'b, Ebu Hüreyre hakkında şöyle dedi: "Okumadığı halde Tevrat'ın muhtevasını Ebu Hüreyre kadar iyi bilen birini daha görmedim!"

    Biyografi'sinden gaflet ve hata sahibi bir insan olduğu ortaya çıkan Ebu Hüreyre'ye bu Yahudi din adamının nasıl tuzak kurduğuna bakınız! Ebu Hüreyre Tevrat'ın muhtevasını nereden bilebilir ki? Hem bilse dahi onu okuyamazdı. Zira o İbranî'ceydi. Ebu Hüreyre, okuma-yazma bilmediğinden Arapça metinleri dahi okuyamayan biriydi.

    Bu kurnaz Yahudi din adamının, Ebu Hüreyre'yi nasıl kanadının altına aldığı ve sözlerini harfi harfine Rasul (s)'e isnad ettirerek söylettiğine delil olması babından şu haberi zikrediyoruz:

    Bezzâr, Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki, Allah Rasulü şöyle buyurdu: "Güneş ve ay kıyamet günü cehennemde iki öküzdür."

    Bunun üzerine el-Hasan şöyle dedi: "Peki, suçları nedir?" Ebu Hüreyre: "Sana Rasul (s)'den haber veriyorum, sende kalkmış 'suçları neymiş?' diyorsun"

    Aynı sözü harfi harfine Ka'bul'l-Ahbâr da söylemiştir: Ebu Ya'lâ el-Mavsılî, Ka'b'ın şöyle dediğini rivayet eder. "Güneş ve ay kıyamet günü iki kısır öküz gibi getirilir ve cehenneme atılırlar. Onlara tapanlar onları orada görürler".

    El-Hakim ve et-Taberânî ise -ki, ravileri Sahîheyn'in ravileri derecesindedir- raviler kanalıyla Ebu Hüreyre'den şunu rivayet etmişlerdir: "Allah Rasulü buyurdu ki: "Allah bana, iki ayağı yerde, boynu arşta olan ve devamlı ('Seni tesbih ederim Rabbim! Sen ne yücesin!' diyen ve Allah'ın da kendisine "Yalan yere benim adıma yemin eden bunu bilmez!" dediği horozu size anlatmam hususunda izin verdi."

    Bu hadis de Ka'b'ın sözlerindendir. İşte metni: "Allah'ın, boynu arşın altında ve pençeleri yeryüzünün aşağısında olan bir horozu vardır. Allah bağırınca o da bağırır ve şöyle der: "Kuddüs,melik ve rahman olan Rabbim! Seni tesbih ederim. Senden başka ilah yoktur!"


    Ebu Hüreyre Rasul (s)'ün şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Nil, Seyhan, Ceyhan ve Fırat cennet nehirlerindendir." Aynı sözü Ka'b da söylemiştir: "Allah Teâla, Cennet'in dört nehrini yeryüzüne yerleştirmiştir: Nil, cennetteki bal nehridir. Fırat, Cennetteki şarap nehridir. Seyhan, cennetteki su nehridir. Ceyhan'sa cennetteki süt nehridir."

    İbn Kesîr, "Tefsîrinde, Ebu Hüreyre'nin Ye'cüc ve Me'cüc'le ilgili hadisinin metnini zikreder: "Ye'cüc ve Me'cüc seddi her kazarlar. Güneş ışıklarını görür gibi olduklarında üzerlerindekiler: "Dönün, yarın tekrar kazacaksınız." derler, olar da dönerler..." İbn Hanbel'in Ka'b'tan rivayet ettiği bu hadis için şöyleder: "Ebu Hüreyre bu hadisi muhtemelen Ka'b'tan almıştır. Çünkü o, onunla sık sık beraber olur ve ondan hadis rivayet ederdi." Ebu Hüreyre'nin Sahiheyn'de yer alan: "Allah,Adem'i kendi sureti üzere yarattı." Hadisine gelince, bu ifade Tevrat'ta aynen yer almaktadır: "Allah,insanı kendi sureti üzerine yarattı. Allah'ın sureti üzerine onu yarattı." (Ishah, 1)

    Ka'b, Rasul (s)'ün Tevrat'taki vasıflarını zikredince Ebu Hüreyre şöyle demiştir. "O (s), kötülükten uzak ve mutedil biriydi. Pazarlarda gürültü patırtı etmezdi." Gördüğünüz üzere bu, Ka'b'ın önceki bölümlerde Tevrat'ta Rasul (s)'ün sıfatlarıyla ilgili söylediklerinin aynıdır.

    Müslim, Ebu Hüreyre'den şunu rivayet eder: Allah Resulü elimi tuttu ve şöyle dedi: "Allah toprağı cumartesi günü yarattı. Onun üzerinde dağları Pazar günü, ağaçları pazartesi,salı ve nuru/ışığı Çarşamba günü yarattı. Perşembe günüyse canlıları ona yaydı. Son olarak da; Cuma günü, ikindiyle gecenin arasındaki son saatlerde Adem'i yarattı!"

    El-Buhari, İbn Kesir ve diğerleri Ebu Hüreyre'nin bu hadisi Ka'b'tan aldığını zira onun Kur'ânî nasslarla çeliştiğini söylemişlerdir. Kur'ân'da Allah Teâla şöyle buyurmuştur: "Rabbiniz olan Allah gökleri ve yeri altı günde yaratmıştır."

    İşin ilginç yanı, Ebu Hüreyre'nin söz konusu hadisi Rasul (s)'den bizzat duyduğunu, hatta onun elini tuttuğunu iddia etmesidir. Burada, hadis bildiğini iddia edenlerin hepsini bu hadisteki kapalılığı gidermeye davet ediyorum.

    Söz konusu hadis, hadisçilerin kuralları doğrultusunda sened açısından sahih olan, bir Müslim hadisidir. Ebu Hüreyre, hadisinde, onu bizzat Rasul (s)'den dinlediğini hatta elini bile tuttuğunu söylüyor. Hadis imamları, bu hadisin Ka'b menşeeli olduğuna ve Kurân'a muhalif düştüğüne hükmediyorlar. Kuşkusuz böyle bir rivayet açık ve mutlak bir yalan kabul edilir. Bu yalanı Rasul (s)'e isnad edenin hükmü nedir? Rasul (s)'ün "Hakkımda yalan söyleyen ateşten oturağını hazırlasın!" hadisinin hükmüne mi girer? Yoksa özellikle bu ravi için bir kurtuluş yolu var mıdır? Allah'a yemin ederim ki -hiç kuşkuya mahal bırakmayacak şekilde- haklarında son derece ihtiyatlı davranılması gereken Ebu Hüreyre hadis rivayetlerinin iç yüzünü ortaya döken bu hadis hususunda,alimlerimizin bilgisine muhtaç durumdayım!

    Ka'b, dehası sayesinde Ebu Hüreyre'nin gaflet ve safdilliliğini öylesine istismar ediyordu ki, İslam'a sokuşturmak istediği hurafe ve evhamı önce ona telkin ediyor, sonra da bir başka yerde Ebu Hüreyre'yi teyid edecek rivayetlerde bulunuyordu. Böylelikle İsrailiyyatın müslüman zihinlere daha güçlü bir şekilde yerleşmesini sağlamış oluyordu. Sanki Ebu Hüreyre'denmiş gibi rivayet edilen bir çok hadis, hakikatte Ka'bu'l-Ahbar'a aittir!.

    Aslında İsrâiliyyât'tan olan,ancak Ka'b kanalıyla Ebu Hüreyre tarafından İslam kültürüne sokulan bir hadisle konuyu noktalamak istiyoruz:

    İbn Hanbel, Ebu Hüreyre'den Rasul (s)'ün şöyle buyurduğunu rivayet etti: "Cennette bir ağaç vardır ki binekli onun gölgesinde yüzyıl yürür de, onu katedemez. Dilerseniz "... ve uzanmış gölge..." ayetini okuyun!"

    Ebu Hüreyre'nin bu hadisi rivayet etmesinin üzerinden çok geçmeden KA'b şu rivayette bulundu: "Musa (a)'ya Tevrat'ı ve Muhammed (s)'e Furkan'ı indirenin hakkı için-Ebu Hüreyre- doğru söyledi. Kişi,dört yaşında genç bir deveye binip o ağacın tepesine ulaşmak için tırmanırsa, tepeye varamadan ihtiyarlamış olarak aşağı düşer. Allah onu eliyle dikmiş ve ona kendi ruhundan üflemiştir. Dalları Cennetin örtülerinin arkasındadır. Cennetteki her nehir bu ağacın kökünden çıkar." Ebu Hüreyre ve Ka'bu'l-Ahbar bu tür hurafeleri işte böyle yardımlaşarak yayıyorlardı. İşin garip yanı, Vehb b. Münebbih'in bu garip haberi bir başka garip haberin içinde rivayet etmesidir.

    Hadiste İsrailiyyât başlıklı bölümde bu tür rivayetleri görmüştük.

    Ebu Hüreyre ve Emeviler:

    Geçen bölümlerde gördüğümüz üzere Ebu Hüreyre, -bizzat kendi ifadesine göre- Rasul (s)'le karın tokluğuna beraber olmuş, fakirliğinden dolayı Suffe'ye sığınmıştır. Orada diğer Suffe mensuplarıyla yemek yer, bazan da karnını doyurmak için Rasul (s)'ün veya Sahabe'den birinin evine giderdi.

    Bu durumdaki birinin Sahabe'nin avamından olmasından tabii bir şey yoktur. Ebu Hüreyre'nin bu konumu, Ebu Bekir (r) ve Ömer (r)'nin döneminde de devam etmiş, -uzun sessizlikten sonra- ancak Osman ((r) döneminde tezahür etmeye başlamıştır.

    Rasul (s), Ebu Bekir (r) ve Ömer (r) dönemlerinde yaşanan güçlü günlerden sonra fırkaların türemesinin akabinde Ali (r) ile Muaviye -diğer bir deyişle Emeviler'le Abbasiler arasında savaş patlak verip müslümanlar gruplaşmaya başlayınca Ebu Hüreyre tabiatının yatkın olduğu gruba yakınlaştı. Bu grubun arzuları da onunkilerle çakıyordu. Bu, Muaviye'nin grubuydu. Bütün, lüksü, savleti ve variyatıyla Muaviye'nin grubu;fakirlik, açlık ve zühtden başka bir şeye sahip olmayan Ali (r)'nin grubuyla karşılaştırıldığında Ebu Hüreyre'ninki gibi bir hayat süren kişinin yapabileceği en muhtemel tercihti. Ali (r)'ye giden yoldan uzaklaşıp, oburluğunu Muaviye'nin rengarenk sofralarında ve ihtirasını onun değerli hediyeleriyle tatmin etmek: İşte Ebu Hüreyre'nin bütün isteği.

    Açlıktan baygınlıklar geçiren ve etrafındakilerin "deli" diyerek boğazına bindikleri Ebu Hüreyre'nin, saltanata ve lezzetli yemeklere sahip Emevi Devleti'ni bırakıp yiyeceği peksimet olan yoksul,zahit Ali (r)'ye meyletmesi düşünülebilir miydi?

    Emeviler, Ebu Hüreyre'nin iyiliklerini itiraf etmiş, kendilerine gösterdiği yakınlığı takdir ederek onu hediyelere ve bağışlara boğmuşlardı. Çok geçmeden Ebu Hüreyre'nin durumu düzelerek dar günlerden müreffeh günlere, fakirlikten zenginliğe kavuşmuştur. Bir zamanlar vücudunu yırtık Yemen Abasıyla örten Ebu Hüreyre artık ipek ve keten elbiseler giyiyordu.

    Emeviler'in, yardımına karşılık Ebu Hüreyre'ye verdikleri ilk karşılık, Bisr b. Artae tarafından Medine valiliğine atanmasıdır. Ona bu görevi veren Bisr, Muâviye'nin emriyle Hicaz halkına yapmadığını bırakmamış biridir. Mervan b. Hakem de arasıra Ebu Hüreyre'yi Medine valiliğine niyabetle bırakırdı. Zamanla Emeviler'in Ebu Hüreyre üzerindeki etkileri artmış ve onun için el-Akik'te bir köşk inşa ederek, kendisine arazi vermişlerdir. Bununla da yetinmeyerek,onu yoksul günlerinde karın tokluğuna hizmet ettiği Prens Atebe b. Gazvan'ın kızı, Büsre bn. Gazvan'la evlendirmişlerdir.

    Kibir ve böbürlenmesi onu daha da aşağı bir hale getirmiş aslı ve mayası ortaya çıkmıştı. Ebu Hüreyre bu değerli hanıma yaptığı muameleyle tüm edep ve haya sınırlarını aşmıştır. Hayal bile edemediği bu evlilikten şöyle bahseder: "Ben Büsre bn. Gazvan'ın karın tokluğuna çalışan işçisiydim. Yolculuğa çıktıklarında onları sevkeder, ikametlerinde kendilerine hizmet ederdim. Şimdiyse onunla evlendim. Ve şimdi ben biniyorum. İndiğimde de o bana hizmet ediyor!" yine o derki: "Ovamsı bir yere geldiğinde iner ve şöyle derdi: "Bana 'asîde' yapmadan buradan ayrılmam." İşte şimdi onun yerini ben aldım ve ona ben: "Bana 'asîde' yapmadan buradan ayrılmam." diyorum!"

    İbn Sa'd da konuyla ilgili şu rivayette bulunmuştur: "Kendimi karın tokluğuna ve ayak bağı oluşuma karşılık Gazva'nın kızına kiralamıştım. Benden dik binmemi ve ayaklarım çıplak halde gelmemi isterdi. Vaktaki Allah bana onunla evlenmeyi nasip etti ben ondan dik binmesini ve ayakları çıplak gelmesini istedim."

    Ebu Hüreyre'nin Muâviye'ye yaptığı destek kılıçla veya malla değildi. Onun yardımı; ancak ve ancak Ali (r) ve taraftarlarını kötüleyen, eleştiren hadisleri rivayet edip bunları yaymak biçiminde gerçekleşiyordu. Bunun yanı sıra Muaviye'yi ve devletini öven hadisler de söylüyordu. O yaptığı bu propagandayla halkın Alî (r)'den uzaklaşmasını ve Muaviye'ye ılımlı bakmasını sağlıyordu.

    Aşağıda Ebu Hüreyre'nin, Osman (r), Muaviye ve diğer Emeviler hakkında söylediği övgü dolu hadislerden bazılarını zikredeceğiz:

    Ebu Hüreyre, Osman (r)'ın kuşatma altındaki evine gitti ve konuşmak içinizin istedi. Kendisine izin verilince şöyle dedi: "Allah Rasulü'nü şunu derken duydum: "Siz benden sonra fitne ve ayrılıkla karşılaşacaksınız!"Orada bulunanlardan biri: "Bize kimi tavsiye edersin -veya "Bize ne emredersin?"- Ey Allah'ın Rasulü!" dedi. O zaman Rasul (s) şöyle buyurdu: "-Osman'a işaret ederek- size emin kişiyi ve arkadaşlarını tavsiye ederim.

    Osman (r) Kur'ân nüshalarını çoğalttırdığında, Ebu Hüreyre ona giderek şöyle dedi: "Doğru yaptın ve başardın. Şahid olurum ki, Allah Rasulü'nü şunu derken duydum: "Ümmetimden beni en çok sevenler, benden sonra gelip beni görmedikleri halde iman eden ve asılı kağıttakilerle amel edenlerdir..." Çok geçmeden mushafları teksir ettiğini gördüm." Bu rivayet Osman (r)'ın hoşuna gitmiş ve Ebu Hüreyre'ye 10 bin dirhem verilmesini emretmiştir."

    Bu hadis de onun garip hadislerinden olup, nasıl bir idare-i maslahatçı olduğunu göstermektedir.

    Ebu Hüreyre rivayet eder ki: "Allah Rasulü (s) Muâviye'ye bir ok verdi ve şöyle dedi: "Bu oku al ve cennette beni onunla karşıla!"

    İbn Asakir, İbn Adiy ve Hatib el-Bağdâdî, Ebu Hüreyre'den şu hadisi rivayet etmişlerdir: Allah Rasulü (s)'nü şunu derken duydum: "Allah, vahyini üç kişiye emanet etti: Ben, Cebrail ve Muâviye" Diğer bir rivayette Ebu Hüreyre şu merfû haberi nakleder: "Eminler üçtür: Cebrail, ben ve Muâviye"

    Ebu Hüreyre, olağanüstü güzelliğiyle meşhur olan Aişe ibn. Talha'ya bakarak şöyle dedi: "Subhânallah! Ailen seni ne güzel beslemiş. Allah'a yemin ederim ki Allah Rasulü'nün minberinin üzerindeki Muâviye hariç senden daha güzel yüze sahip birini görmedim." Bu tip hadisler oldukça fazladır.

    Onun Emeviler'e verdiği destek ve safhaya ulaşmıştı ki, halkı Emevî valilerin istedikleri sadakaları vermeye teşvik ediyor ve onlara küfretmekten sakındırıyordu.

    El-Accâc er-Râciz der ki: "Ebu Hüreyre bana dedi ki: "Sen kimlerdensin?", "Iraklı'yım" diye cevap verdim. O zaman şöyle dedi: "Yakında Şam'ın hizmetçi ve kölleri sizin diyarınıza gelecekler ve sadakanızı alacalar. Olar geldiklerinde, kendilerini sadakan hazır şekilde karşıla. Sadakaların bulunduğu yere girdiklerinde, sadakaların uzağında bulun. Sadakandan ve onlardan kurtul. Sakın onlara sövmeyesin. Eğer onlara söversen hem sadakan hem de ecrin gider. Eğer sabredersen, o sadakalar kıyamet günü tartına gelir!"
    Ebu Hureyre ve Ali (r) Aleyhindeki Hadisler

    Ebu Cafer el-İskâfî der ki: "Muâviye, Sahabe ve Tâbiûn'dan bir topluluğu Ali (r)'nin şerefini lekeleyecek biçimde çirkin hadisler uydurmakla görevlendirmiş ve onlara bunun karşılığında çok şeyler vaadetmiştir. Onlar da Muaviye'yi hoşnut edecek tarzda rivayetlerde bulunmuşlardır. Ebu Hüreyre, Amr b. el-Âs, el-Muğire b. Şu'be ve Tabiûn'dan Urve b. ez-Zübeyr bunlardandır."

    A'meş şunu rivayet etmiştir: "H. 41 yılında Ebu Hüreyre Muâviye'yle birlikte Irak'a gidince önce Küfe mescidine uğradı. Halkın büyük bir kalabalık halinde dizlerine kapandığını görünce dazlak kafasına defalarca vurduktan sonra şöyle dedi: "Ey Iraklılar! Siz benim Allah ve Rasulü hakkında yalan söylediğimi mi sanıyorsunuz? Ben mi kendimi ateşle yakmak istiyorum? Allah'a yemin ederim ki Allah Rasulü'nü şunu derken duydum:"Her Nebî'nin bir haremi -dokunulmaz bölgesi- vardır. Benim de haremim Ayr ve Sevr dağları hududunca Medine'dir. Kim burada bir kötülük yaparsa Allah'ın, meleklerin ve tüm insanların laneti onun üzerine olsun!" ve ben Allah'ı şahit koşarım ki, Ali (r) orada kötülük yapmıştır." Ebu Hüreyre'nin bu sözü Muâviye'ye aktarılınca, kendisini mükafatlandırmış ve tazimde bulunarak Medine emirliğini ona vermiştir.

    Hakkın taraftarsız kalmayacağı muhakkak olduğu için, Muaviye'nin Ebu Hüreyre gibi emri altına aldığı Sahabilerin dışında, çoğu sahabe, onun vaadlerine kanmamış, tehditlerinden korkmamıştır. Süfyan es-Sevrî, Abdurrahman b. el-Kâsım-Ömer b. Abdulğâffâr kanalıyla şunu rivayet eder: "Ebu Hüreyre, Muâviye'yle birlikte Kufe'ye gelince geceleri halkla beraber Babu'l-Kinde'de otururdu. Geç bir Kûfeli yanına oturarak şöyle dedi: "Ey Ebâ Hüreyre, sana Allah'ı hatırlatırım. Rasul (s)'ün Ali b. Ebi Talib için: 'Allah'ım, ona dost olanı dost edin, Ona düşmanlık edene düşmanlık et!" dediğini duydun mu?" Ebu Hüreyre: "E,evet" dedi. Genç, o zaman şunu söyledi. "Allah'ı şahid kılarım ki sen, Ali (r)'nin düşmanını dost edindin ve onun dostunu düşman gördün!" Genç, bu acı darbeyi indirdikten sonra, Ebu Hüreyre'nin yanından kalkıp gitti."

    "Muâviye, Sa'd b. Ebî Vakkâs'a şöyle dedi: "Ebu Turâb'a -Ali (r)'ye- sövmene engel olan nedir?"Dedi ki: "Sen Rasul (s)'(ün ona söylediği üç şeyi hatırlamaz mısın? Ona asla sövmeyeceğim. O üç şeyden biri dahi benim nezdimde zevk-ü safadan daha hayırlıdır. Rasul (s)'ün ona, -kendisini bazı gazvelerinde Medine'ye halefi olarak bıraktığı sırada söylediklerini duydum. Ali (r): "Ey Allah'ın Rasulü" Beni kadınlar ve çocuklar içindemi halefin olarak bırakıyorsun?"Rasul (s) ona şunu dedi."Benim için Musâ (s)'nın Harun (a)'u gibi olmak istemez misin_? Şurası var ki benden sonra Nübüvvet yoktur." Yine Hayber günü onun şöyle buyurduğunu duydum: "Sancağı, Allah'ı ve Rasulü'nü seven ve Allah ve Rasulü'nce sevilen birine vereceğim." Hepimiz sancağa uzandık ancak Rasul(s): "Ali'yi çağırın." Dedi. Ali'nin gözü iltihaplanmıştı. Rasul gözlerine hafifçe tükürdü ve sancağı ona verdi. Allah'ın yardımıyla fetih tamamlandı."Yine "... Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı çağıralım" âyeti inince Allah Rasulü (s) Ali (r)'yi, Fatıma (ra)'yı, Hasan (r) ve Hüseyn (r)('ı çağırarak: "Allah'ım bunlar benim ailem!" demiştir."

    Ali (r)'nin faziletleri hakkında rivayet edilen hadislerden biride: Rasul (s)('ün Ali'ye söylediği şu hadistir: "Sen bendensin, ben de sendenim!" Yine onun için "Ben kimin dostuysam Ali de onun dostudur." demiştir. İbn Hanbel; "Sahabe'nin hiçbiri hakkında Ali (r) kadar hadise sahip değiliz." demektedir. Yine Nesa'î ve Nîsâbûrî şunu kaydetmişlerdir: "Sahabe'nin hiçbiri hakkında Ali (r)'nin ki kadar sahih isnada sahip hadis bize ulaşmamıştır."

    Müslim, Ali (r)'den şunu rivayet eder: Çekirdeği yaran ve rüzgarı uçuranın hakkı için Rasul (s) bana şunu söyledi: "Seni ancak müminler sever. Sana ancak münafıklar kızar."

    Ebu Hureyre’nin Rivayetlerinden Örnekler ve Bir Karşılaştırma

    Ebu Hüreyre, Rasul (s)'den şunu rivayet eder: "Sizden birinizin içinin, kan ve irinle dolması –benim nezdimde- şiirle dolmasından daha hayırlıdır."

    Ebu Hüreyre'nin şu sözü rivayet edilmiştir: "Rasul (s)'den iki kap ezberledim. Bunlardan birini yaydım. Diğerine gelince eğer bunu da yaysaydım şu boğazım kesilirdi."

    Bu hadis, yaklaşık aynı ibarelerle, Cemâ'a tarafından yapılan rivayete muhaliftir. Ali (r)'den rivayet edilir ki: "Kendisine "Yanınızda yazılı bir metin/kitap var mı?" diye sorulduğunda, o şu cevabı vermiştir: "Hayır. Ancak Allah'ın Kitabı ve Müslüman birine verilen anlayış ya da bu sahifedekiler."

    Söz konusu hadis, Buhari'nin Abdulaziz b. Refi'den yaptığı rivayete de muhaliftir: "Ben ve Şeddâd b. Ma'kel İbn Abbas'ın yanına gittik. Şeddâd, İbn Abbas'a "Rasul (s) bir şey bıraktı mı?" diye sordu. Oda: "Ancak mushafın iki kapağı arasında olanları bıraktı." Cevabını verdi."

    Eğer Rasul (s)'ün çok yakın bir arkadaşına vereceği bir şey olsaydı kuşkusuz Ali (r); arkadaşları arasında buna en layık olanı olurdu. Zira o, Rasul (s)'ün kendi terbiye ettiği bir şahsiyettir ve de aynı zamanda; amcasının oğlu, ilk müslüman ve kızının eşidir. Ne yolculukta ne de konaklamada Rasul (s)'ün yanından ayrılmıştır. Rasul (s) kendisini halefi olarak Medine'ye bıraktığı Tebük gazvesi hariç, bütün önemli olaylarda onunla beraber olmuştur. Tebük gününde Ali (r) Rasul (s)'e: "Beni kadınlar ve çocuklar içinde mi halefin olarak bırakıyorsun!" demiş, Rasul (s) de ona: "Benim için Musa'nın Harun'u gibi olmak istemez misin? Şurası var ki benden sonra nebî yoktur!"" cevabını vermiştir."

    Gerçekten de Ali (r) böyle bir şeye herkesten daha fazla layıktı. O olmasaydı bile, Ebu Bekir (r), Ömer (r), Ebu Ubeyde (r), halasının oğlu ve havarisi ez-Zübeyr, Hatice (r.a)'den sonra en sevdiği eşi Aişe (r.a) akıllı hanımı Ümmü Seleme (r.a) ya da Rasul (s)'ün kendisine: "Örtüyü kaldırıp benim sırlarımı dinlemen için izinlisin." Dediği ve onunla çok sık beraberliğinden dolayı neredeyse Ehli Beyt'ten kabul edilen, Sahabe tarafından kendilerinin bilmediği bazı şeyleri bildiğinden dolayı sırlar ve yastığın sahibi olarak adlandırılan İbn Mesûd, Rasul(s)'ün verdiği bu gizli bilgiyi alan kişi olabilirdi. Tabiiki, Peygamber böyle bir gizli bilgi vermişse...

    Bunlar, Rasul (s)'ün diğerlerinden gizli tutmak istediği birşeyi açmasına en layık olan kişilerdir.

    Ebu Hüreyre de kim oluyor ki, Rasul; bütün dostlarından, yakın arkadaşlarında ve güzide
    Sahabesinden gizleyip, sadece ona bildiriyor? Onun peygambere yaklaşabileceği hiçbir meziyeti veya fazileti yoktu ki! Nitekim Rasul (s)'ün vefatından sonra Sahabe tabakatının hiç bir tabakasında adı anılmamıştır. O, ne ilklerden, ne Muhacirlerden, ne Ensar'dan, ne mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerden, ne rakiplerden, ne ariflerden ne İslam'a sonradan giren cahiliyye taraftarlarından, ne Rasul'ün şairlerinden ve ne de Kurân-ı Kerîm'i ezbere bilen/Kurrâ'dandır. Onun faziletleri hakkında meşhur hadis kitaplarında tek bir hadis dahi varid değildir. Hakkında bilinen yegane şey -ne aşağı, ne yukarı- Suffe ashabından biri olduğudur!

    Ebu Hüreyre Rasul (s)'ün şunu dediğini rivayet eder: Ölüm meleği Musa'ya gönderildi. Musa'nın yanına gelince o, ona vurdu. Melek Rabbi'nin yanına döndü ve şöyle dedi: "Beni ölmek istemeyen birisine gönderdin!" Allah Meleğe-Musa'nın kör ettiği-gözlerini verdi ve şöyle dedi: "Git ve ona elini bir öküzün üzerine koymasını söyle. Elinin kapladığı yerdeki kıl sayısınca ona yıl olarak ömür verildi!" Melek: "Evet, Rabb'im! Sonra ne olacak?" Allah: "Sonra, ölüm!" dedi. Melek: "Şimdi Allah'dan onu Mukaddes topraklara bir taş atımı yaklaştırmasını diliyorum!" dedi. "Allah Rasulü şöyle buyurdu."Eğer ben olsaydım, sonra size onun kızıl kumdaki yolun kenarındaki kabrini gösterirdim."

    Bu hadis, diğer bir rivayette şu şekildedir: "... Musa ölüm meleğinin gözüne vurdu ve onu oydu."

    Taberî de Ebu Hüreyre'den şunu rivayet etmiştir: "Ölüm meleği,insanlara aşikâr geliyordu. Musa (a)'ya geldiğinde, Musa (a) ona vurarak gözünü oydu. Musa (a) hadisesinden sonra insanlara gizli gelmeye başladı!..." Farkedileceği gibi, bu hadis buram buram İsrailiyyat kokuyor.

    Ebu Hüreyre Rasul (s)'ün şöyle buyurduğunu rivayet eder: Cennet ve Cehennem birbirleriyle iddialaştılar. Cehennem: "Ben müstekbirlere ve zorbalara miras kılındım." dedi. Cennet: "Benim nem var da bana hep zayıflar ve düşkünler giriyor?" dedi. Allah Teâla Cennete şöyle buyurdu: "Sen rahmetimsin, seninle kullarıma rahmet ederim." Cehenneme ise: "Sen benim azabımsın, seninle dilediğim kullarıma azab ederim."dedi. Her birini dolduracaklar vardır. Cehenneme gelince o, Allah Teâla ayağını üzerine koyuncaya kadar dolmaz. O zaman: "Yeter! Yeter!"der. Cehennem işte o an dolar ve sıkıca toplanıp dürülür."

    Ebu Hüreyre Rasul (s)'Den şunu rivayet eder: "Kafirin iki omuzu arasında hızlı bir binicinin üç günde alabileceği mesafe vardır."

    Müslim, bu hadisi şu fazlalıkla yine Ebu Hüreyre'den rivayet eder: "(Kafirin) derisinin kalınlığı üç günlük yol kadardır."

    Ebu Hüreyre Rasul(s)'ün şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Sizden birinizin kabına sinek düştüğünde onu tamamen batırsın ve çıkarsın. Zira bir kanadında zehir varsa diğerinde şifa vardır."

    Ebu Hüreyre Rasul (s)'den: "Bir melek Allah'tan bana bir mektub getirdi. Sora ayağını kaldırarak göğün üzerine koydu. Diğerini de yere koydu ve kaldırmadı."

    Ebu Hüreyre Rasul (s)'den: rivayet eder ki: "Acve (hurması) Cennettendir. Onda zehire karşı şifa vardır."

    Son olarak Ebu Hüreyre'nin şu iki rivayetini alıntılıyoruz:

    "Allah insanları toplayarak şöyle der: "Kim bir şeye tapıyorsa ona tabi olsun." Onlar da taptıklarına uydular. Ümmet bu şekilde münafıklarıyla yaşayıp giderken Allah onların bildiklerinden farklı bir surette kendilerine görünür ve: "Ben sizin Rabbinizim!" der. Olar: "Senden Allah'a sığınırız! Bu Rabbimiz bize gelinceye kadar duracağımız yerdir. O geldiğinde biz Onu tanırız." Bilahare Allah, bildikleri suret üzere gelir: "Ben Rabbinizim!" der. Onlar da: "Sen bizim Rabbimizsin!" derler.

    "Cennette bir ağaç vardır ki, binekli onun gölgesinde yüzyıl gider."

    Ebu Hüreyre'nin bu kabil rivayetleri başlıbaşına ciltler dolusu kitaplarda ele alınabileceğinden bu örneklerle yetiniyoruz.

  5. #5
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    626
    Rep Gücü
    41960
    Ebu Hureyre şöyle rivayet ediyor: “Cehennemin ateşi gürülder ve şiddetli bir şekilde galeyana gelir. Allah-u Teâla ayağını onun içersine koyduğunda artık sakin olup; Yeter, yeter, bana kafidir, bana kafidir der.”

    Yine Ebu Hureyre şöyle rivayet ediyor:
    Bir grup halk Resulullaha; “Acaba kıyamet günü Rabbimizi görebilecek miyiz?” dediklerinde şöyle buyurdu: “Evet göreceğiz. Acaba öğle vakti gökte bulut olmadığında güneşi görmede bir zarar size dokunuyor mu?”
    Halk: “Hayır dokunmuyor” dediler.
    Yine şöyle buyurdu: “Acaba gökte bulut olmadığı gecede dolunayı görmede size bir zarar dokunuyor mu?”
    Halk: “Ya Resulullah, hayır dokunmuyor” dediler.
    Yine buyurdular ki: “O ikisini görmekle size zarar dokunmadığı gibi kıyamet günü Allah’ı görmede de size bir zarar dokunmayacaktır. Kıyamet günü bir müezzin şöyle nida edecektir: Her ümmet taptığına tabi olsun. Bu anda Allah’tan başkasına tapan herkes ateşe dökülecektir. Sadece Allah’a tapanlar baki olacaklar. Bu esnada alemlerin Rabbi halkın onu göreceği bir şekilde gelip ben sizin Rabbinizim diyecektir. Halk (onu görünce) biz senden Allah’a sığınıyoruz, Allah’a ortak koşmayız diyeceklerdir. Bunun üzerine şöyle buyuracaktır: ‘Acaba sizinle Allah arasında, onunla Allah’ı tanıyacak bir nişane var mıdır?’ Halk; ‘Evet vardır’ diyecekler. Derken Allah ayağını (onlara göstermek için) açacaktır. Daha sonra halk başlarını yukarı kaldırıp Rablerini, ilk gördükleri şekilde göreceklerdir. Sonra; “Ben sizin Rabbinizim” diyecektir; halk da; ‘Evet, sen bizim Rabbimizsin’ diyeceklerdir.”

    KAYNAKLAR
    Sahih-i Buhari’nin birinci cildindeki “Fazl’us- Sücud” babı, yine dördüncü cildin “Es- Sırat-u Min Kitab-ir Rikak” babı ve Sahih-i Müslim’in birinci cildindeki “İsbat’ur- Ru’yet’il Muminin Rabbehum fi’l Ahireti” babı ve imam Ahmet bin Hanbel’in Müsned’inin ikinci cildi

Benzer Konular

  1. 40 Hadis
    musabgul Tarafından Dualar Hadisler Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 14-10-2010, 10:28 PM
  2. Yorum: 5
    Son mesaj: 01-11-2009, 12:39 PM
  3. 40 hadis ?
    yunusssen_sen Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 21-10-2009, 07:02 PM
  4. Hadis-Hadis Çelişkileri
    simqe Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 5
    Son mesaj: 17-12-2008, 01:51 PM
  5. bir hadis
    karaca10 Tarafından Dualar Hadisler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 29-09-2006, 01:32 PM
Yukarı Çık