1. Sayfa, Toplam 5 123 ... SonSon
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 Toplam: 46

risalelerde olan 20 pürüz

Din ve İnanç Kategorisinde ve Dini Sohbet Forumunda Bulunan risalelerde olan 20 pürüz Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> bziya kardesim, sizinde ögrenmis olacaginizi tahmin ediyorum, cüpbeli hoca risalelerdeki 20 yerde ehli sünnete muhalif meseleler oldugundan bahsetti... sizin cok ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye forumdayim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Nerden
    almanya
    Yaş
    59
    Mesaj
    928
    Rep Gücü
    11376

    risalelerde olan 20 pürüz

    bziya kardesim, sizinde ögrenmis olacaginizi tahmin ediyorum, cüpbeli hoca risalelerdeki 20 yerde ehli sünnete muhalif meseleler oldugundan bahsetti... sizin cok genis arastirmalariniz oldugunu tahmin ediyorum... sizden ricam özet olarak cüpbeli hocanin bahsetmis olabilecegi meseleler nelerdir... ancak mümkünse madde madde olsunki okunsun ve okuyanlarda anlasin... simdiden ilgilendiginiz icin tesekkürler...

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573
    Cübbeli Ahmet Hoca'ya cevap


    13 Aralık 2009 Pazar günü Habertürk Televizyonunda "Teke Tek" progr***** konuk olan Cübbeli Ahmet Hoca olarak da tanınan Ahmet Ünlü, Fatih Altaylı'nın "Risale-i Nur nedir?" sorusuna verdiği cevapta, birkaç sayfası dışında Risale-i Nur'u okumadığını ifade etmekle birlikte üç konuda Risale-i Nur'a yönelik iddialarda bulunmuştu.

    Bu programın ardından ...............Ahmet Ünlü'nün açıklamaları ile ilgili yazılı bir açıklama yayınlandı. İşte o açıklama.


    Cübbeli Ahmet Hoca'ya Cevap
    13 Aralık 2009 Pazar günü Habertürk Televizyonunda "Teke Tek" progr***** konuk olan Cübbeli Ahmet Hoca olarak da tanınan Ahmet Ünlü, Fatih Altaylı'nın "Risale-i Nur nedir?" sorusuna verdiği cevapta, birkaç sayfası dışında Risale-i Nur'u okumadığını ifade etmekle birlikte üç konuda Risale-i Nur'a yönelik iddialarda bulunmuştur.

    Cübbeli'nin iddiaları şu şekilde özetlenebilir: (1) Risale-i Nur'un dili ağır ve anlaşılmazdır. (2) Risale-i Nur tefsir değildir. (3) Said Nursi gayr-i Müslimlerin de -mesela Anzaklar- "şehit" olabileceğini ileri sürmüştür.

    Öncelikle şunu ifade etmek isteriz ki, bütün ömrünü "Kur'an'ı ve İslami ilimleri en detayına varıncaya kadar öğrenmek ve öğretmek" için vakfettiğini beyan eden Hoca'nın Risale-i Nur'u okumamış olması onun noksanıdır. Zira Risale-i Nur, çağımız İslam dünyasında -Hoca'nın da ilgi alanına giren konuları kapsayacak şekilde- telif edilmiş en kapsamlı ve etkin metinlerden oluşan bir tefsir külliyatıdır. Ne demek istediğimizi şu örnekle açıklayabiliriz: Şayet Hoca, 26. Söz olan Kader Risalesi'ni okumuş ve anlamış olsaydı, söz konusu programda Fatih Altaylı'nın kader konusundaki soruları karşısında bocalamazdı.

    Cübbeli Ahmet Hoca'nın iddialarına karşı cevaplarımız şu şekildedir:

    İddia 1: "Risale-i Nur'un dili ağır ve anlaşılmazdır."

    Cevap 1: Risale-i Nur, 20. yüzyılın ilk yarısında Osmanlıcanın hâkim dil olduğu bir dönemde kaleme alınmıştır. Dolayısıyla o günlerden bugüne dilimizdeki fukaralaşma Risale-i Nur'la ilk defa karşılaşanlarda iddia edildiği gibi bir izlenim bırakabilmektedir. Ancak bu yargının doğru olmadığı dönemin diğer dini ve seküler metinleriyle yapılan kıyaslamada hemen anlaşılacaktır. Risale-i Nur'da Osmanlıca bir tabir ya da terkibin hemen ardından, o zamana göre fazlasıyla sadeleştirilmiş bir "tercümesi"nin kullanılması, müellifinin eserlerindeki dili, özel bir seçimle kullandığını gösterir. Said Nursi isteseydi, meselâ, "levh-i mahv isbat" yerine "yazar-bozar tahta", "irae eder" yerine "gösterir", "beyder" yerine "harman" kelimelerini kullanabilirdi. Aynı cümlenin içinde bu kelimeleri ardarda sıralayabilen[1] biri olarak, "eski" dil ile "yeni" dili birarada kullanmak istemiştir, yeni dilden habersiz olduğu için eski dile mecbur kalmış değildir. Bu tercih, dile zenginlik kattığı kadar, okuma ve anlamaya da akıcılık ve kolaylık katmaktadır.

    Risale-i Nur'un dilinin bir başka özelliği ise Kur'ân'daki kelimelerin konuşma diline aktarılması, Nebevî kavramları Türkçe konuşanlar başta olmak üzere her insanın zihnine yerleştirmesi gibi bir misyonu yerine getirmesidir. Gerçekten de, Risale-i Nur'u okuyanlar özel bir Arapça eğitimi almadıkları halde, pek çok vahyî kavramı, Kur'ân kelimelerini dağarcıklarına almış ve konuşma diline aktarmışlardır. Şu halde, Risâle-i Nur diğer dilleri konuşan milletler için, Kur'an kelimelerinin ve Nebevî terminolojinin konuşma diline aktarılması konusunda, bir prototip, bir çalışma örneği olarak değerlendirilmeli.

    Cübbeli Ahmet Hoca okumak ve anlamak için emek sarf etmediği Risale-i Nur'u "dili ağır ve anlaşılmaz" diyerek zamanın dışında bırakma gayretlerinden vazgeçmelidir. Kendisinden beklenen, seküler saldırılarla iğdiş edilen zihnimizi Asr-ı Saadetle, Kur'an ve Peygamber lisanıyla aşina kılan Risale-i Nur'u okuması ve anlamaya gayret etmesidir.

    İddia 2: "Risale-i Nur tefsir değildir."

    Cevap 2: Bu da yeni bir iddia değildir. Risale-i Nur'un bilinen klasik tefsirler şeklinde -Cübbeli Hocanın ifadesiyle- Fatihayla başlayıp Nâsla biten sıra içinde kelime ve cümlelere mana verip yorumlayan bir kitap olmadığını gören bir kısım hocalar ve bazı muhalif insanlar "Risale-i Nur bir tefsir değildir" demişlerdir. Bu iddialar karşısında "Risale-i Nur Kur'ân'ın çok kuvvetli, hakikî bir tefsiridir" diyen Said Nursi, bu itiraza açıklık getirmek için iki kısım tefsir bulunduğunu ifade eder. Özetle şöyle der:

    "Birisi malûm tefsirlerdir ki, Kur'ân'ın ibaresini ve kelime ve cümlelerinin manalarını beyan ve izah ve isbat ederler. İkinci kısım tefsir ise, Kur'ân'ın imanî olan hakikatlerini kuvvetli hüccetlerle beyan ve izah ve isbat etmektir. Bu kısmın pek çok ehemmiyeti vardır. Zahir malûm tefsirler bu kısmı bazen mücmel bir tarzda dercediyorlar. Fakat Risale-i Nur, doğrudan doğruya bu ikinci kısmı esas tutmuş, emsalsiz bir tarzda muannid feylesofları susturan bir manevî tefsirdir."[2]

    Kur'ân'ın kelimelerini ayrı ayrı inceleyerek lûgat ve ıstılahî manalarını araştıran ve bu şekilde Kur'ân cümlelerine mana vermeye çalışan pek çok klasik tefsir vardır. Ancak çağın asıl problemi olan iman zaafına Kur'ân'dan reçeteler sunan tefsirlere şiddetle ihtiyaç vardır. İşte Risale-i Nur, Kur'ân'ı Kerim'in asrımızın ihtiyaçlarına cevap veren ayetlerini tefsir etmiş ve bu konuda orijinal yorumlar ortaya koymuştur.

    İddia 3: "Said Nursi gayr-i Müslimlerin de -mesela Anzaklar- "şehit" olabileceğini ileri sürmüştür."

    Cevap 3: Risale-i Nur'un hiçbir yerinde Anzaklar'ın şehit sayılabileceğinden bahsedilmez. Evet, Said Nursi bir mektubunda "kâfir" de olsalar bazı kişilerin ölümlerini "bir nevi şehadet mertebesi" olarak nitelendirmiştir. Ancak bu kişiler Çanakkale'ye savaşmak için gelen Anzak askerler değildir. Said Nursi'nin şefkat ve merhamet hissi ve "adalet-i mahza [tam adalet]" anlayışıyla bahsettiği şartlar/kişiler şu şekilde tasnif edilebilir:

    1) Felâket, helâket, sefalet ve açlık gibi semavi musibetlere maruz kalanlar
    1. On beş yaşından küçük iseler hangi dine mensup olursa olsun zaten masumdurlar, bir nevi şehit sayılırlar.
    2. On beş yaşından büyüklerin hepsi aynı kategoride değerlendirilmemiştir. Burada, "masum ve mazlum" Hıristiyanlardan bahsedilmiştir. Masum ve mazlum olan Hıristiyanlardan kastedilen de Hz. İsa'nın din-i hakikisine sarılan Hıristiyanlardır. Zaten Ahirzamanda Hz. İsa'nın din-i hakikisinin İslamiyetle omuz omuza geleceği, tevhid inancında birleşeceği dikkate alınırsa, Hıristiyanların cehennemden kurtulması ya da ölümlerinin "bir nevi şehadet" olarak değerlendirilmesi daha doğru anlaşılabilir.
    2) Mazlumların yardımına koşanlar, insanlığın rahatı, huzuru, güveni ve sağlığı için mücadele edenler, dini ve mukaddes değerleri korumak için çalışanlar ve insan hakları mücadelesini sürdürenlerin başlarına gelen musibetler onlar için dünyevi ve uhrevi şeref vesilesidir.
    Söz konusu programda Cübbeli Hoca'nın verdiği örnekte de olduğu gibi, bir gemide dokuz cani bir masum olsa, o bir masumun hakkı için o gemi batırılamaz hükmünü koyan Allah, hiçbir suçu, günahı, sorumluluğu olmadığı halde zalimlerin zulmüne maruz kalan veya umumun günahlarına binaen başına gelen felaketlerden zarar gören masumların hukukunu da koruyacaktır.

    Said Nursi'nin bahse konu mektubunda[3] ifade ettiği hususlar da bundan ibarettir.




    DİPNOTLAR:
    [1] Risale-i Nur'da metnin akışı içinde gizli bir lûgatçe ile Kur'an kelimelerinin sade karşılıklarını da verir. Aşağıda, Sözler'den seçilmiş 'iç lûgatçe' örnekleri sunulmaktadır.
    ".... o Sultana muhâtab ve halîl ve dost ol!"
    halîl = dost
    "O rahmetin kuvvetidir ki, zîşuurun nazarlarını celbeder, kendine çeker."
    celbetmek = kendine çekmek.
    "Nihayet ihtilât içinde ve karışmış oldukları halde, nihayet derecede imtiyaz ve farkla birbirinden ayrılıyor."
    ihtilât = karışıklık
    imtiyaz = fark = ayrı durmak
    "Hakikî istib'ad, hakikî muhaliyet ve akıldan uzaklık..."
    istib'ad = muhaliyet = akıldan uzaklık
    "Merdâne kabre bak, dinle ne taleb eder. Erkekçesine ölümün yüzüne gül, bak ne ister."
    merdâne = erkekçesine
    ne taleb eder = ne ister
    "Onu bütün hakaikına temel taşı ve üssü'l esas yapıyor."
    üssü'l esas = temel taşı
    "... levh-i mahv ve isbat namında yazar-bozar tahtası hükmündedir."
    levh-i mahv ve isbat = yazar-bozar tahta
    "Mahşer ise bir beyderdir, harmandır."
    beyder = harman
    [2] Bediüzzaman Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, s. 917.
    [3] "Şiddet-i şefkat ve rikkatten, bu kışın şiddetli soğuğuyla beraber manevi ve şiddetli bir soğuk ve musibet-i beşeriyeden biçarelere gelen felâketler, helâketler, sefaletler, açlıklar şiddetle rikkatime dokundu. Birden ihtar edildi ki:
    Böyle musibetlerde kâfir de olsa hakkında bir nevi merhamet ve mükâfat vardır ki, o musibet ona nispeten çok ucuz düşer. Böyle musibet-i semaviye masumlar hakkında bir nevi şehadet hükmüne geçiyor.
    Üç dört aydır ki, dünyanın vaziyetinden ve harbinden hiçbir haberim yokken, Avrupa'da, Rusya'daki çoluk çocuğa acıyarak tahattur ettim. O manevi ihtarın beyan ettiği taksimat bu elîm şefkate bir merhem oldu. Şöyle ki:
    O musibet-i semaviyeden ve beşerin zalim kısmının cinayetinin neticesi olarak gelen felâketten vefat eden ve perişan olanlar, eğer on beş yaşına kadar olanlar ise, ne dinde olursa olsun şehit hükmündedir. Müslümanlar gibi büyük mükâfat-ı maneviyeleri, o musibeti hiçe indirir.
    On beşinden yukarı olanlar, eğer masum ve mazlum ise, mükâfatı büyüktür, belki onu Cehennemden kurtarır. Çünkü ahirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammedîye (a.s.m.) bir lâkaytlık perdesi gelmiş. Ve madem ahirzamanda Hazret-i İsa'nın (a.s.) din-i hakikîsi hükmedecek, İslamiyetle omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa'ya (a.s.) mensup Hıristiyanların mazlumları, çektikleri felâketler onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir. Hususan ihtiyarlar ve musibetzedeler, fakir ve zayıflar, müstebit büyük zalimlerin cebir ve şiddetleri altında musibet çekiyorlar. Elbette o musibet onlar hakkında medeniyetin sefahetinden ve küfranından ve felsefenin dalâletinden ve küfründen gelen günahlara keffaret olmakla beraber, yüz derece onlara kârdır diye hakikatten haber aldım, Cenab-ı Erhamürrâhîmine hadsiz şükrettim. Ve o elim elem ve şefkatten teselli buldum.
    Eğer o felâketi gören zalimler ise ve beşerin perişaniyetini ihzar eden gaddarlar ve kendi menfaati için insan âlemine ateş veren hodgâm, alçak insî şeytanlar ise, tam müstehak ve tam adalet-i Rabbaniyedir.
    Eğer o felâketi çekenler mazlumların imdadına koşanlar ve istirahat-i beşeriye için ve esasat-ı diniyeyi ve mukaddesat-ı semaviyeyi ve hukuk-u insaniyeyi muhafaza için mücadele edenler ise, elbette o fedakârlığın manevi ve uhrevî neticesi o kadar büyüktür ki, o musibeti onlar hakkında medâr-ı şeref yapar, sevdirir."
    (Kastamonu Lahikası, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, s. 146-148)



    kaynak
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  3. #3
    - Çevrimdışı
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Nerden
    Huzûru İlahî
    Mesaj
    1.427
    Blog Mesajları
    18
    Rep Gücü
    7864
    Alıntı **aladin**´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    bziya kardesim, sizinde ögrenmis olacaginizi tahmin ediyorum, cüpbeli hoca risalelerdeki 20 yerde ehli sünnete muhalif meseleler oldugundan bahsetti... sizin cok genis arastirmalariniz oldugunu tahmin ediyorum... sizden ricam özet olarak cüpbeli hocanin bahsetmis olabilecegi meseleler nelerdir... ancak mümkünse madde madde olsunki okunsun ve okuyanlarda anlasin... simdiden ilgilendiginiz icin tesekkürler...

    Kıymetli Aladin ağabey ; Bizim Ehli sünnet kaidelerine göre ve sadece Ehli sünnet ölçüsüne göre Risalelere baktığımızda zehir zemberek bir çok muhalif kısımlar , ayak kaydırıcı meseleler ele alındığını , kalbe gelen duygu ve düşüncelerin ( rahmani mi , şeytani mi ? ) olduğu tetkik edilmeden Dini İslam diye bu kitaplara süslü kelimelerle yazıldığını gördük.Cübbeli ahmed Hoca belki tamamını irdelemediği için sadece 20 mesele demiş böyle demesinin başka sebepleri de olabilir.Fakat Ehli sünnet ile ilgisi olmayan bir çok mesele olduğunu söylemek mümkündür.Daha önce bu konuda gayet ayrıntılı paylaşımlarda bulundum.Risalelere yazılanlar Ehli sünnet ölçüsüne göre değerlendirildiğinde bunların şeytani ve nefsi olduğu güneş gibi ortadır.Çünkü Ehli sünnet ile ilgi ve alakası yok , Efendimizin ( aleyhisselatüvesselam ) sünneti ile ve nurlu caddesi ile ilgisi yok.Ehli sünnet müctehidlerin ictihadlarına ve nakillerine aykırı bir çok mesele ve görüş bulunmaktadır.

    Müslümanların dikkat etmesi gereken en önemli şey , dinde bir şey söyleyenin söylediği şeyi Ehli Sünnet büyüklerinden nakledip nakletmediğidir.Çünkü dinde kendi aklına göre söz söylemeye kimsenin yetkisi yoktur.Eğer söylenen söz bir Ehli sünnet aliminden nakil ise bu doğrudur , yok eğer söyleyen kendi aklından söylüyorsa bunun din ile islam ile bir ilgisi olmadığını anlamalıdır.

    Risalelerde herkesin bildiği üzere nakil yoktur , hepsi Said Nursi denilen kişinin kendi aklına göre ayetleri ele alması daha önce önce hiçbir Ehli sünnet aliminin yapmadığı şekilde Ebced ve Cifir hesabı denilen hesaplamalarla Ehli sünnete uymayan başka başka mana vermesinden ibarettir.Hatta Said Nursi bazı ayetlerde iyice yoldan çıkmış ayetlerin kendi zatını ve kitaplarını övdüğü hezeyanlarına dahi düşmüştür.

    Risalelerde Ehli sünnete uymayan bir çok şey vardır.Müslümanlar bunların bir kısmını imzamı tıklayarak okuyabilirler.

    ------------------------------------------------------------------------------------------------------


    İşte Cübbeli Ahmet Hoca'nın, Teke Tek'teki Risale-i Nur ve Nur Cemaatleri ile ilgili konuşmasının deşifresi:

    Fatih Altaylı:

    Risale-i Nur... Şimdi bunlar nedir Hocam? Yani, İslamiyet'te bunların yeri var mıdır? Nereye kadar vardır? Nereye kadar yoktur?

    Cübbeli Ahmet Hoca:

    Risale-i Nur, yani bir tefsir diyorlar ona ama tefsir değildir. Yani Kur'an'da Fatiha'dan başlayıp Nas'tan çıkmaz. Ama ayetlerden, hadislerden içine gelen ilhamlardan o Zat bunları yazmıştır. Baya bir ayetler var. Bazı Hadis-i Şerifler de var. Ondan sonra, ilhami, işari manalara da girebilir. Ben inceledim, ehli değilim. Yani, onun üzerine tedrisat yaparlar. Gruplar var, yazıyorlar, okuyorlar, yorumlar yapıyorlar...

    Kimisi hiç yoruma müsait değil, hiç yorum yapılmayacak diyorlar... Birkaç kısımdırlar... Benim yani o hususta tetebbuatım, incelemem araştırmam yok. Birkaç kere, birkaç sayfa okumuşum, Osmanlıcasından... Orada da bazı Hadisler işte,


    "Dünya Allah katında sivrisineğin kanadı kadar olsaydı, kâfire bir yudum su vermezdi. Dünya değersiz, hepsini gâvurlara verdi." gibi bu Hadisler, hikmetli, böyle konular ihtiva eder yani...

    Ama şimdi tabii, tefsir de budur, Hadis de budur, fıkıh da budur, akaid de budur, hepsi de budur denirse yanlış olur.

    İnsanın mutlaka tefsir kitaplarını okuması lazım, Hadis kitaplarını okuması lazım, fıkıh, mutlaka bizim fıkıh, helal, haram caiz, caiz değil bunlar yani varsa bu, yoksa bu, din bu, Kur'an bu, kitap bu denirse yanlıştır. Ama ondan da bir bakalım, istifade edelim, hikmetli ilimler vardır, denirse onu da araştırabilen, okuyabilen, anlayabilen varsa okuyabilir.



    Benim anladığım kadarıyla tercümesi yok, şey ağır, Osmanlıca kelimeler, yani eski dil ağır...

    E tercümesi de yapılmayınca, şuandaki halkın çoğunun anlayacağı bir şey değil. Özel ihtisas yaparlarsa, kelimeleri öğrenirlerse falan bir şeyler çıkarabilirler yani...


    Ama benim şeyim yok, içeriğiyle ilgili çok ihtisasım yok. Geçen de bana sordular, ben dedim, "bir araştırmak lazım" derken şunu demek istedim: Bir şeyin her tarafı doğrudur diyebilmek için her tarafını okumak gerekir. Ben bunun her tarafını okumadan...

    FA: Doğrudur diyemem...

    C.A.H: Her tarafı doğrudur nasıl diyeceğim? Hayır, nasıl diyeceğim yani? Bu İslamiyet'e göre...

    F.A: Her tarafı yanlıştır da diyemezsiniz...

    C.A.H:
    Denir mi canım? Ama şimdi içinde hikmetli ilimler, ayet-hadisler var. Şimdi bunu ben nasıl inkâr edeyim. Birkaç sayfaları dolandım, gördüm, güzel, hikmetli şeyler... Efendim, dünya, ahiret, kıyamet kıyaslamalar... İmani, Allah'ın varlığı, Allah'ın ispatı, ahirete inanmak, öldükten sonra dirilmek... O zamanda o ihtiyaç görülmüş. Yani teferruata girmeyelim, iman tehlikesi var. Millet artık inkâra gidiyor. Yani, ateistlik başlamış diye düşünmüş. O zat, ben bu şekil bir imani bir şey, milleti imana döndüreyim demiş. Fakat şimdi hala tabii ki o zatı o zaman yöneldiği noktalarda kalıpta, bunun dışında başka kitap okumayın, o öyle bir şey dememiş. E kendisi böyle bir şey dememişken, onun cemaatiyiz diyenler bundan başka bir şey okumayın derseler yanlıştır. Diyenler var mıdır yok mudur onu bilmiyorum. Bazen öyle haberler geliyor bize... Velâkin mutlaka tefsir, hadis, fıkıh, akaid, tasavvuf bütün kitapları Müslümanım diyenin okuması gerekir. Sade bir çiçekle yaz gelmez yani... İhata etmeleri lazım, kavramaları lazım... Eğer ki bazı itirazları olan yerler varsa, onları da tam araştıramadım. Ruhi Özcan diye bir Hocaefendi varmış, Erzurum Üniversitesinde... Bizim Şehid Bayram Hocamızın da hocalarındanmış... O 20 yerde ehl-i sünnete muhalif tespitim var demiş...


    F.A: 20 yerde ehl-i sünnete muhalif tespit...

    C.A.H: Şimdi onu bize diyenlere dedim ki, "bunları çıkaralım. Mesele nedir, belki yanlış anladınız" dedim.

    F.A: Yani Nur cemaatinin...

    C.A.H: Nur cemaati demeyelim.

    F.A: Risale-i Nur...

    C.A.H: Nur cemaati nasıl deriz? Cemaatin hepsi ayrı ayrı insanlar olabilir. Yani onu diyemeyiz. Ama o Hocaefendi ne demek istedi? O şimdi demek ki tek tek okudu, etti. Belki o da ehl-i sünnete muhalif zannetti, değil canım... Şimdi ortada bir şey yokken ama şimdi böyle de bir laf gelince tümü Kur'an gibi yanlışsızdır, nasıl diyeceğiz şimdi. Mesela şöyle bir şey, onu bir incelemek lazım... Avustralya'dan gelen Anzaklar için, nereye getirildiklerini bilmiyorlar gencecik çocuklar Çanakkale'de filan, onlara şehit kavramı gibi, ben dedim, bir inceleyelim. Bu kastı nedir? Buna bir yorum getirsin o cemaat? O cemaat buna bir yorum getirmek durumunda. Çünkü en iyi onlar anlar, anlıyoruz iddiasındalarsa... Biz bunun ehli değiliz yani. Ama Müslüman olmaya şehid olamaz, haksız yere öldürülse de şehid olamaz. Şimdi bizim 7 tane askerimiz şehid oldu mesela... Bunların hepsi Müslüman çocuklarımız, yavrularımız. E tamam bu şehittir, zulmen öldürüldü, kalleşçe öldürüldü, bunların büyük mertebeleri var. Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin, diridir bunlar... Bunlar büyük insan... Ama şimdi Müslüman olmayan biri bu durumda öldürülürse buna şehid diyemeyiz. Haksız yere öldürüldü, mazlum, mağdur, başka... Sosyal bir şey... Şehitlik İslami bir kavramdır, ya şehid kelimesi Arapça'dan geliyor, şahadet kelimesi Arapça'dan geliyor, İslam çıkartmış bu mefhumu zaten.

    F.A: Bir de Martyr yok mu?

    Murat Bardakçı: Karşılığı o da bu daha başka.

    C.A.H: İncilde mi, ne diyorsunuz?

    M.B: Martyr...

    F.A: Martyr o da şehid demek de...

    C.A.H: Hayır ama onlarda da diyorum ya kendi kitaplarının esası İslam'dır. Kitapları sonradan değiştirildi. Allah yolunda öldürülen mefhumu, Adem (a.s)'dan beri var. İlk şehid Habil (a.s)'dır, Adem (a.s)'ın oğludur o durumda.

    M.B:
    Bize göre değil! Yani, bizdeki, derinliğindeki mana o değil.

    C.A.H: Şimdi, vatanı müdafaa için öldürülmüş, tabii bu şehiddir. Ama bir de Müslümandır çocuk, anası babası Müslümandır, çocuk şehiddir. Ama şimdi bunu genelleştirdilerse, İslami hükümler, onlar yıkanmaz.

    F.A: Peki, ölen, öldüren ikisi de Müslümansa?

    C.A.H: E öldüren cehenneme gider, katildir, lanetlidir. Onu Müslüman olduğu için öldürüyorsa, kâfir olur öldüren.

    F.A: Mesela iki İslam ülkesi savaşıyor, birbirlerini öldürüyorlar, ne oluyor?

    C.A.H: Birbirlerini öldürüyorlarsa...

    F.A: İkisi de şehid mi?

    C.A.H: Şimdi haklı taraf... Yani öbürü batıl uğurunda öldürüyorsa, nasıl olsun? Yalnız şu var, hükümet zoruyla götürülüyorlarsa, hiç ellerinde bir şey yok, o zaman şehitlik mağdurluktan gelir. Mecbur edildiler, cebren götürüldüler, bir de Müslümandır. Onun için,
    Hz. İmam Şafii'nin sözü var ya Sahabe arasındaki savaşlar, o kanlara Allah elimizi bulaştırmadı, biz de elimizi bulaştırmayalım. Hatta Hadis-i Şerif'te, "benim arkamdan kargaşa çıkacak", "Oturan yürüyenden hayırlı olacak." "Yürüyen koşandan hayırlı olacak" , "O fitnelere bulaşmayanlar, Ya Resulullah basarlarsa evimizi deyince, Peygamberimiz: Birinize saldırı olunca evinizde, Adem'in iki oğlu gibi hayırlısı olsun." Yani öldüren taraf olmasın, ölen olsun. (...) Hadis de bunu haber verdi zaten, öldürün birbirinizi demedi ki ya? "Onlar anlayışsızsa sen öldürül." diyor. Sen yapma, öldürme diyor yani.

    Şimdi Anzaklar gelmiş. Anzaklar Müslüman değil, bir şey değil. Gelmişler burayı işgal etmeye... Yani ne olursa olsun. Bilmiyorlardı, etmiyorlardı; tamam bilmiyorsa bir şey değil de şehit dememize de gerek yok yani. Bunun yalnız incelenmesi lazım. Ruhi Özcan merhum, araba kazasında şehid olmuş Hocaefendi...

    F.A: Araba kazasında şehid mi olmuş?

    C.A.H: O şehitlik var. Ümmetimin şehitleri diyor yatağında da ölse şehitler var.

    F.A: Allah Allah!

    C.A.H: İmam Suğuti'nin Şehadet Risalesi var. Mesela size Sahih-i Müslim'den bir Hadis okuyalım. "Kim samimi kalple şehid olmak isterse, yatağında da ölse makamı şehid makamıdır." diyor.

    F.A: Çok enteresan!

    C.A.H: Öyle şehitler çok... Mesela sürgünden ölen, yangında ölen, zelzelede ölen...


    C.A.H: Yani benim Nur camiasından, yani Risale okuyanlardan bu vasıtayla kendilerine ulaştırmak istediğim mesaj şu:

    Bu gibi şeyler deniliyor, buna çözüm getirsinler. Mesela desinler ki

    "Şu Risale'nin şu sayfasında böyle bir cümle var. Bunun izahı şudur." diye bir yorum getirsinler ki böyle bir şey o zatın üzerine kalmasın.
    Yani buna itiraz edenlerin bu şeyleri zail olsun. Biz ehli değiliz. Onlar onun ağzını, üslubunu daha iyi anlarlar, meleke kesbetmiş, bu kadar cilt kitabı biliyorlar. Onlardan bekliyoruz bunu. Bir an evvel, değil mi? Bu kadar ellerinde imkânlar var, bu cümlenin orijinali budur, manası şudur. Yani burada kâfire şehit demedi, biz de böyle anlamak istiyoruz zaten. Ama bu laf bu şekilde geldiği zaman, şerhe muhtaç... Bunu yapmak da onların görevi. Niye bu iş kalsın?


    ------------------------------------------------------------------------------------------------

  4. #4
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye forumdayim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Nerden
    almanya
    Yaş
    59
    Mesaj
    928
    Rep Gücü
    11376
    Cevap 3: Risale-i Nur'un hiçbir yerinde Anzaklar'ın şehit sayılabileceğinden bahsedilmez. Evet, Said Nursi bir mektubunda "kâfir" de olsalar bazı kişilerin ölümlerini "bir nevi şehadet mertebesi" olarak nitelendirmiştir. Ancak bu kişiler Çanakkale'ye savaşmak için gelen Anzak askerler değildir. Said Nursi'nin şefkat ve merhamet hissi ve "adalet-i mahza [tam adalet]" anlayışıyla bahsettiği şartlar/kişiler şu şekilde tasnif edilebilir:


    rabia kardes bizde bir söz vardir özrü kabahtinden büyük... bizim itikadimiza göre , bir kisinin sehid olabilmesi icin önce müslüman olmasi sarttir... ama sizlerin inanciniz ki müellifin ifadelerine inandiginizi gösteriyor... bizim bunu kabul etmemiz söz konusu bile olamaz...

  5. #5
    - Çevrimdışı
    Acemi Üye çerkeş18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2007
    Mesaj
    197
    Rep Gücü
    1513
    Alıntı RABİA´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Cübbeli Ahmet Hoca'ya cevap

    [
    DİPNOTLAR:
    [1] Risale-i Nur'da metnin akışı içinde gizli bir lûgatçe ile Kur'an kelimelerinin sade karşılıklarını da verir. Aşağıda, Sözler'den seçilmiş 'iç lûgatçe' örnekleri sunulmaktadır.
    ".... o Sultana muhâtab ve halîl ve dost ol!"
    halîl = dost
    "O rahmetin kuvvetidir ki, zîşuurun nazarlarını celbeder, kendine çeker."
    celbetmek = kendine çekmek.
    "Nihayet ihtilât içinde ve karışmış oldukları halde, nihayet derecede imtiyaz ve farkla birbirinden ayrılıyor."
    ihtilât = karışıklık
    imtiyaz = fark = ayrı durmak
    "Hakikî istib'ad, hakikî muhaliyet ve akıldan uzaklık..."
    istib'ad = muhaliyet = akıldan uzaklık
    "Merdâne kabre bak, dinle ne taleb eder. Erkekçesine ölümün yüzüne gül, bak ne ister."
    merdâne = erkekçesine
    ne taleb eder = ne ister
    "Onu bütün hakaikına temel taşı ve üssü'l esas yapıyor."
    üssü'l esas = temel taşı
    "... levh-i mahv ve isbat namında yazar-bozar tahtası hükmündedir."
    levh-i mahv ve isbat = yazar-bozar tahta
    "Mahşer ise bir beyderdir, harmandır."
    beyder = harman
    [2] Bediüzzaman Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, s. 917.
    [3] "Şiddet-i şefkat ve rikkatten, bu kışın şiddetli soğuğuyla beraber manevi ve şiddetli bir soğuk ve musibet-i beşeriyeden biçarelere gelen felâketler, helâketler, sefaletler, açlıklar şiddetle rikkatime dokundu. Birden ihtar edildi ki:
    Böyle musibetlerde kâfir de olsa hakkında bir nevi merhamet ve mükâfat vardır ki, o musibet ona nispeten çok ucuz düşer. Böyle musibet-i semaviye masumlar hakkında bir nevi şehadet hükmüne geçiyor.
    Üç dört aydır ki, dünyanın vaziyetinden ve harbinden hiçbir haberim yokken, Avrupa'da, Rusya'daki çoluk çocuğa acıyarak tahattur ettim. O manevi ihtarın beyan ettiği taksimat bu elîm şefkate bir merhem oldu. Şöyle ki:
    O musibet-i semaviyeden ve beşerin zalim kısmının cinayetinin neticesi olarak gelen felâketten vefat eden ve perişan olanlar, eğer on beş yaşına kadar olanlar ise, ne dinde olursa olsun şehit hükmündedir. Müslümanlar gibi büyük mükâfat-ı maneviyeleri, o musibeti hiçe indirir.
    On beşinden yukarı olanlar, eğer masum ve mazlum ise, mükâfatı büyüktür, belki onu Cehennemden kurtarır. Çünkü ahirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammedîye (a.s.m.) bir lâkaytlık perdesi gelmiş. Ve madem ahirzamanda Hazret-i İsa'nın (a.s.) din-i hakikîsi hükmedecek, İslamiyetle omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa'ya (a.s.) mensup Hıristiyanların mazlumları, çektikleri felâketler onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir. Hususan ihtiyarlar ve musibetzedeler, fakir ve zayıflar, müstebit büyük zalimlerin cebir ve şiddetleri altında musibet çekiyorlar. Elbette o musibet onlar hakkında medeniyetin sefahetinden ve küfranından ve felsefenin dalâletinden ve küfründen gelen günahlara keffaret olmakla beraber, yüz derece onlara kârdır diye hakikatten haber aldım, Cenab-ı Erhamürrâhîmine hadsiz şükrettim. Ve o elim elem ve şefkatten teselli buldum.
    Eğer o felâketi gören zalimler ise ve beşerin perişaniyetini ihzar eden gaddarlar ve kendi menfaati için insan âlemine ateş veren hodgâm, alçak insî şeytanlar ise, tam müstehak ve tam adalet-i Rabbaniyedir.
    Eğer o felâketi çekenler mazlumların imdadına koşanlar ve istirahat-i beşeriye için ve esasat-ı diniyeyi ve mukaddesat-ı semaviyeyi ve hukuk-u insaniyeyi muhafaza için mücadele edenler ise, elbette o fedakârlığın manevi ve uhrevî neticesi o kadar büyüktür ki, o musibeti onlar hakkında medâr-ı şeref yapar, sevdirir."
    (Kastamonu Lahikası, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, s. 146-148)



    kaynak
    En doğrusunu rabbim bilir

  6. #6
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye M ü e l l i f... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.690
    Blog Mesajları
    11
    Rep Gücü
    7721
    Cüppeli Ahmet hocanın mensubu olduğu "Mahmut efendi " ( ellerinden öper dualarını bekleriz )gurubunda ,birebir hasbihal olduğum deyerli hocalar var. Onlara bizzat sordum; Risalei Nur ve kıymetli Müellifi hakkında düşünceleriniz nedir ? diye. Kendilerinden şu cevabı aldım.
    Risalei Nur; Bu zamanda kuranın mühim bir tevsiridir, bizlerde vakit buldukça okuyup istifade etmekteyiz. Kıymeyli Müellifi de 83 senelik ömrünün ağlebinde, Alladın dinini kendine yaşam tarzı seçmiştir. Böyle bir ekole karşı mübareze etmek, şeytana piştar şıkmaktan başka bir şey değildir. Dediler.

    Şimdi;
    Birileri çıkıp, bu güzel cemaatin ferdlerini Risalei Nur ve Müellifine karşıymış gibi göstermeye çalışmasın, çalışsada beyhudedir.

    Gerek Cüppeli hoca, gerekse başka bir alim, risalei nuru tam benimsiyecek diye bir kaide de olmasa gerek. Bu gün, Risalei Nur ve Müellifine " beley" ( evet ) diyenler, Risale-i Nur lahlesin de ders çöküp o nurlu eserleri anlamaya aylarını verenlerdir.

    Sözün Özü;
    Risale-i Nur ve talebeleri, dinsizlere acır ve onların kurtulmaları için çalışırlar, dinsizlik fikrine de düşmandırlar..
    Hak ile iştigal etmezsen,
    Batıl seni istila eder.... İmam-i Şafi-i

  7. #7
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye forumdayim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Nerden
    almanya
    Yaş
    59
    Mesaj
    928
    Rep Gücü
    11376
    Alıntı M ü e l l i f...´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Cüppeli Ahmet hocanın mensubu olduğu "Mahmut efendi " ( ellerinden öper dualarını bekleriz )gurubunda ,birebir hasbihal olduğum deyerli hocalar var. Onlara bizzat sordum; Risalei Nur ve kıymetli Müellifi hakkında düşünceleriniz nedir ? diye. Kendilerinden şu cevabı aldım.
    Risalei Nur; Bu zamanda kuranın mühim bir tevsiridir, bizlerde vakit buldukça okuyup istifade etmekteyiz. Kıymeyli Müellifi de 83 senelik ömrünün ağlebinde, Alladın dinini kendine yaşam tarzı seçmiştir. Böyle bir ekole karşı mübareze etmek, şeytana piştar şıkmaktan başka bir şey değildir. Dediler.

    Şimdi;
    Birileri çıkıp, bu güzel cemaatin ferdlerini Risalei Nur ve Müellifine karşıymış gibi göstermeye çalışmasın, çalışsada beyhudedir.

    Gerek Cüppeli hoca, gerekse başka bir alim, risalei nuru tam benimsiyecek diye bir kaide de olmasa gerek. Bu gün, Risalei Nur ve Müellifine " beley" ( evet ) diyenler, Risale-i Nur lahlesin de ders çöküp o nurlu eserleri anlamaya aylarını verenlerdir.

    Sözün Özü;
    Risale-i Nur ve talebeleri, dinsizlere acır ve onların kurtulmaları için çalışırlar, dinsizlik fikrine de düşmandırlar..
    birebir görüsmelerde galip cikarsiniz!!! ona itibar etmiyoruz...

    birde burdaki kelimelerin manasini bilmiyoruz...

    Gerek Cüppeli hoca, gerekse başka bir alim, risalei nuru tam benimsiyecek diye bir kaide de olmasa gerek.

    onda hic kusku yok asil mesele, ehlisünnete muhalif meselelerin olmasi ki, buna karsi ehli sünnet alimlerin bundan baska ne demelerini bekliyorsunuz...

  8. #8
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Bakın ben bir video ekledim, orada gereken cevapları Ebu Enes, Cübbesiz Ahmet' e veriyor, zaten NUR CEMATİ ayrı bir vahim tablo, arkadaşlar bu adamların arkasına düşmüşsünüz ve ellerinden öpüp hayır dualarını felan bekliyorsunuz hala, kendilerine hayırları yok ki, müridlerine hayrı olsun...

    Hayır istiyor iseniz, ALLAH C.C ve RESULUNE S.A.S sarılın, işte hayrın en güzeli budur...

    Bu adamlar sizlerin sırtınızdan kazandıkları paralar ile Havuzlu villar da felan oturup, 15 odalı, 5 tuvaletlei 8 banyolu, lüks bir hayat sürüyorlar, bunu biraz mantıklı düşünün...

    Şefaat da hayırda Şer de ALLAH C.C dandır..

  9. #9
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    626
    Rep Gücü
    41960
    Said Nursi ve kitapları hakkında 2 kelime etmek isterim. Yazacaklarım kimseye saldırı amaçlı değil, bilgi verme amaçlıdır. İnşallah birilerinin kafasında soru işaretleri oluştur.

    Bir KUL'a Allah'ın bir sıfatı ile hitap etmek ne kadar doğrudur? Bu kulun kendisine bu sıfatı vermesi ne kadar doğrudur? (BEDİ-üzzaman)

    Bedî (Arapça: البديع), İslam'da bir kavram olan ve Kur'an'da geçen Allah'ın 99 adından biridir.

    Anlamı
    Bedî, emsalsiz, acâyip ve hayret verici âlemler yaratan demektir.

    Adın geçtiği Kur'an âyetleri
    Allah'ın bu adı şu Kur'an âyetlerinde geçmektedir:
    (2:117) O, göklerin ve yerin yoktan var edicisidir ve O, bir işin olmasını murad edince, ona yalnızca "ol!" der, o da hemen oluverir.
    (6:101) Gökleri ve yeri yoktan var eden O'dur. Eşi de olmadığı halde, nasıl olur da çocuğu olur? Her şeyi yaratan O'dur. Ve O, her şeyi bilendir.
    Şeytan sadece vesvese ile kandırmaz. Bazılarına kitap da gönderir. Şeytanın en büyük tuzağı ALLAH ile aldatmaktır. Said Nursi de kitabının gökten indiğini savunur. Allahtan vahiy tarzı ilham aldığını savunur. Said nursi kötü niyetlidir demiyorum ama ilham aldığı kaynak tarafından egosu da şişirilerek kandırılmıştır. Allah kitap yazdıracak olsa peygamber gönderir arkadaşlar. Arabi, Rabbani, Mevlana, Said Nursi peygamber veya ulu insanlar değiller.

    35:5. Ey insanlar, Allah'ın vaadi haktır! O halde iğreti dünya hayatı sizi sakın aldatmasın! O yaman aldatıcı (şeytan), o çok gururlu, sizi sakın Allah ile aldatmasın.
    Meale güvenmezseniz bu ayetin orjinalini inceleyiniz.

    Güya Allahtan İlham alanlar, meleklerle iletişime geçtiklerini sananlar sadece İslamda yoktur.

    http://www.2012limitsiz.com
    http://www.budur.com/forum/forum.asp?FORUM_ID=12

    Bu alınan ilhamların ortak yönü; her birisi iyiyi güzeli emreder. Ve gelen ilham, ilhamı alan kişinin yaşadığı kültürün inanç yapısına uygun olarak gelir. Zaten yanlış ilham gelse en başta ilhamı alan kişi reddeder.

    İnsanlara bir sürahi zehiri içiremezsiniz. Tükürürler! Fakat bir sürahi portakal suyuna 2 damla zehir damlatırsanız bir sürü insanı zehirlersiniz. Risalei Nur'da çok ama çok büyük oranda doğru vardır. Ama zehir de vardır. Allah'ın ipi Said Nursinin iddia ettiği gibi Risalei Nur değil, Ayette belirtildiği gibi Kurandır. Allahın ipine sarılın. Risalei Nur'un bazı öğrencileri kitaplarına o kadar güvenir ki, Kuran bile okumaya gerek görmezler ne yazık ki. Nasılsa hocaları Allahtan ilham alarak anlatmıştır değil mi? :(

    Bizi yıkılışa götürecek şey kör taklitçilik ve ZAN ile doğru bildiğimiz şeylere saplanmaktır. Allah "bilmediğiniz şeyin ardından gitmeyin" der Kuran'da. Her türlü kitabı okuyun, her alimin görüşlerini inceleyin, doğrularını alın, yanlışlarından veya BİLMEDİKLERİNİZDEN uzak durun. ZAnna inanmayın.

  10. #10
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye M ü e l l i f... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.690
    Blog Mesajları
    11
    Rep Gücü
    7721
    Alıntı Apollonius´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Said Nursi ve kitapları hakkında 2 kelime etmek isterim. Yazacaklarım kimseye saldırı amaçlı değil, bilgi verme amaçlıdır. İnşallah birilerinin kafasında soru işaretleri oluştur.

    Bir KUL'a Allah'ın bir sıfatı ile hitap etmek ne kadar doğrudur? Bu kulun kendisine bu sıfatı vermesi ne kadar doğrudur? (BEDİ-üzzaman)



    Şeytan sadece vesvese ile kandırmaz. Bazılarına kitap da gönderir. Şeytanın en büyük tuzağı ALLAH ile aldatmaktır. Said Nursi de kitabının gökten indiğini savunur. Allahtan vahiy tarzı ilham aldığını savunur. Said nursi kötü niyetlidir demiyorum ama ilham aldığı kaynak tarafından egosu da şişirilerek kandırılmıştır. Allah kitap yazdıracak olsa peygamber gönderir arkadaşlar. Arabi, Rabbani, Mevlana, Said Nursi peygamber veya ulu insanlar değiller.

    35:5. Ey insanlar, Allah'ın vaadi haktır! O halde iğreti dünya hayatı sizi sakın aldatmasın! O yaman aldatıcı (şeytan), o çok gururlu, sizi sakın Allah ile aldatmasın.
    Meale güvenmezseniz bu ayetin orjinalini inceleyiniz.

    Güya Allahtan İlham alanlar, meleklerle iletişime geçtiklerini sananlar sadece İslamda yoktur.

    http://www.2012limitsiz.com
    http://www.budur.com/forum/forum.asp?FORUM_ID=12

    Bu alınan ilhamların ortak yönü; her birisi iyiyi güzeli emreder. Ve gelen ilham, ilhamı alan kişinin yaşadığı kültürün inanç yapısına uygun olarak gelir. Zaten yanlış ilham gelse en başta ilhamı alan kişi reddeder.

    İnsanlara bir sürahi zehiri içiremezsiniz. Tükürürler! Fakat bir sürahi portakal suyuna 2 damla zehir damlatırsanız bir sürü insanı zehirlersiniz. Risalei Nur'da çok ama çok büyük oranda doğru vardır. Ama zehir de vardır. Allah'ın ipi Said Nursinin iddia ettiği gibi Risalei Nur değil, Ayette belirtildiği gibi Kurandır. Allahın ipine sarılın. Risalei Nur'un bazı öğrencileri kitaplarına o kadar güvenir ki, Kuran bile okumaya gerek görmezler ne yazık ki. Nasılsa hocaları Allahtan ilham alarak anlatmıştır değil mi? :(

    Bizi yıkılışa götürecek şey kör taklitçilik ve ZAN ile doğru bildiğimiz şeylere saplanmaktır. Allah "bilmediğiniz şeyin ardından gitmeyin" der Kuran'da. Her türlü kitabı okuyun, her alimin görüşlerini inceleyin, doğrularını alın, yanlışlarından veya BİLMEDİKLERİNİZDEN uzak durun. ZAnna inanmayın.
    İmam-ı Rabbani, Muhyidini Arabi, Mevlana Celaleddini Rumi, Şah-ı Geylani ...vb. şahsiyetlerin peygamber olmadıklarını, böyle bir iddiadan şeytandan kaçtıkları gibi kaçtıklarını , onları okuyan her kes bilir ve de bilmeli. O serverler bıraktıkları eserleri ile beraber olsa olsa Kuran-a birer sadık şakird, Kuranın mübelliğine ( tebliğ eden ) birer hizmetkardırlar. Bunu kendileri dedikleri gibi, bizler de bu denilenlerde birer şahid olarak dururuz ruyi zeminde.

    Bazılarımız bazılarımızı bazı durumlardan dolayı eksik görüyor olabiliriz. Zannımca bundan daha doğal bir şey de olmasa gerek. Bundan dolayı kanaatlere saygı duyma mecburiyeti doğar mimli medeni hamelelerinde.

    Kanaatimce Risale-i Nur ve aziz Müellifi hakkındaki negatif düşünceleriniz doğruyu yansıtmıyor. Çünkü; Kuran'a hizmet-i , Risalei Nur cadde-i nuranisi ile seçen birisi olarak rahatlıkla şunları söyliyebilirim;
    Fen ve felsefeden aklı bunalan,
    Şeytanın bu zamandaki mihim bir cenahını oluşturan tabiat bataklığına düçar olan genç nesillere " hakaiki imaniye " nokta-i nazarda , Risalei nurlar çokların imanlarının kurtulmasına sebep olmuştur ve olmaya da devam ediyor elan. Sanırım bu söylediklerime binlerce şahidi sadık " beley beley beley " der. Çünkü bir tanesi de benim. ( elhamdulillah )

    Bedi sıfatına gelelim izninizle.
    Evvela; Said Nursi Hz. O sıfatı kendisine takmamış. O sıfatı, daha genç yaşta iken zekavetteki fevkaladeliği, harikalığını gören devrin medrese müderrisleri ( Ezher ünüv. rektörü Ş. Bahid bunlardan bir tanesidir.) ona " Bediüüzzaman " sıfatını layık görmüşler.
    Bediüzzaman ; mana itibari ile; Zamanın güneşi/ güzeli anlamını ifade eder.
    Nasılki; Abdurrahman, Abdulkerim, isimlerini ve
    Saygınlığı ifade eden ;aziz,
    Şeffaflığı ve aydınlığı işmam ettiren; latif, sıfatlarını insanlar için kullanmakta bir sakınca yoksa din noktai nazarda... Bediüzzaman sıfatını birilerinde gördüğün için bunu istimal etmektede bir sakınca yoktur.


    İlmi enaniyet elbette her fertte vardır. Bu enaniyet denilen şey, İslamın esaslarını hayatına hayat edinmenin derecesinde zayıflar. Yukardaki örnek isimler hakkında kanaatim şudur; onlar enelerine esir olmayıp her şeylerini feda etmişlerdir.
    Bediüzzamanın ;
    "Ben kendimi beyenmiyorum, beni beyenenleri de beğenmiyorum." ve "
    " Ehli dalalet eneye binmiş, dalaley vadilerinde at koştururken, ehli hak bilmecburiye enesini terk etmek zorundadır " demesi bana göre çok manidardır.

    Son olarak Risalei Nurlardan iki satıra yer vermek istiyorum konumuz gereği.

    Zannımca asıl sorunumuz ehli hakkın ve eshabı diyanetin şu aşağdaki kıstasları bilmemesi yada unutmasıdır. İsterseniz bu çağrıya hep beraber kulak verelim;
    1. Müsbet hareket etmektir ki, yani, kendi mesleğinin muhabbetiyle hareket etmek. Başka mesleklerin adâveti ve başkalarının tenkîsi, onun fik-rine ve ilmine müdahale etmesin, onlarla meşgul olmasın.

    2. Belki, daire-i İslâmiyet içinde, hangi meşrepte olursa olsun, medar-ı muhabbet ve uhuvvet ve ittifak olacak çok rabıta-i vahdet bulunduğunu düşünüp ittifak ederek,

    3. Ve haklı her meslek sahibinin, başkasının mesleğine ilişmemek cihetinde hakkı ise, "Mesleğim haktır," yahut "daha güzeldir" diyebilir. Yoksa, başkasının mesleğinin haksızlığını veya çirkinliğini ima eden "Hak yalnız benim mesleğimdir" veyahut "Güzel benim meşrebimdir" diyemez olan insaf düsturunu rehber etmek,

    4. Ve ehl-i hakla ittifak, tevfik-i İlâhînin bir sebebi ve diyanetteki izzetin bir medarı olduğunu düşünmekle,

    5. Hem ehl-i dalâlet ve haksızlık, tesanüd sebebiyle, cemaat suretindeki kuvvetli bir şahs-ı mânevînin dehâsıyla hücumu zamanında, o şahs-ı mânevîye karşı, en kuvvetli ferdî olan mukavemetin mağlûp düştüğünü anlayıp, ehl-i hak tarafındaki ittifak ile bir şahs-ı mânevî çıkarıp, o müthiş şahs-ı mânevî-i dalâlete karşı hakkaniyeti muhafaza ettirmek,

    6. Ve hakkı, bâtılın savletinden kurtarmak için,

    7. Nefsini ve enâniyetini,

    8. Ve yanlış düşündüğü izzetini,

    9. Ve ehemmiyetsiz, rekabetkârâne hissiyatını terk etmekle ihlâsı kazanır, vazifesini hakkıyla ifa eder.
    Konu M ü e l l i f... tarafından (01-01-2010 Saat 09:29 PM ) değiştirilmiştir.
    Hak ile iştigal etmezsen,
    Batıl seni istila eder.... İmam-i Şafi-i

1. Sayfa, Toplam 5 123 ... SonSon

Benzer Konular

  1. Bazı Nur Talebeleri Risalelerde Değişiklik Yapınca
    ahmetsecer Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 17-05-2010, 10:29 PM
  2. Güzel olan sevgili değildir, sevgili olan güzeldir
    Kadim Tarafından Ask ve Sevgi Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 16-05-2010, 04:31 PM
  3. Zıt'a,zıt olan
    mopsy Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 24-04-2010, 08:30 PM
  4. Adı sen olan...
    Kadim Tarafından Mesaj Panosu Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 29-03-2010, 11:32 PM
  5. Adı Aşk Olan
    -BaDe- Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 30-09-2009, 02:58 PM
Yukarı Çık