6. Sayfa, Toplam 9 BirinciBirinci ... 45678 ... SonSon
Gösterilen sonuçlar: 51 ile 60 Toplam: 85
  1. #51
    Kıdemli Üye spartaküs - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Mesaj
    912
    Rep Gücü
    19319
    Sayın Suhran;


    Öncelikle belirtmem gerek ki, felsefi açıdan durumu ele aldığımızda yazdıklarınızı mantıklı bulmamak elde değil. Fakat olayın bir başka boyutu ise, din. Bu olguyu sizin ya da benim nasıl algıladığım birşeyi değiştirmez malumunuz. Çünkü o sizden ve benden bağımsız, olgu.

    Bir şekilde varız... Bu varlık, -sizinde aksini düşünmediğinizi farzediyorum ki- bilinçli olarak meydana gelmiştir ya da her zaman varolanın hali bir başka boyuta indirgenmiş. Yani sonuçta ne istendiyse, buyurulduysa, varlık bu. Adalet bunun neresinde? Size kimse ne neler yaşayacağınızı ve sonunda olacaklar için mücadele vermeniz gerektiğini söyledi ne de tüm bunları kabul edip varlığa -maddi ya da değil- dönüşmek istediğinizi. Zorbaca yaratıldık... ya da dünyaya bırakıldık.

    Adalet, varetmekle son buldu zaten. Zira mutlak yokluk için kimse ne adalet isteyecekti ne de ceza/ödül. Kimsenin adalete ihtiyacı kalmadığında, adalet sağlanmış olacaktı. Bu adaletin adı: Yokluk.

    Bu yüzdendir ki, ne istendiyse o olduk... Kaderse, bu istenilenin sonucu elbet.

    Tanrının bildiği şeye rağmen, dünya yaşamı işkenceden başka nedir? Siz, elde ettiğiniz güzellikleri ölümle terkedeceksiniz, bense yıllar boyu sömürülen bir işçi olarak bu ızdırabı az ya da çok dünyada çekecem...Benim ne olduğum zaten biliniyor (sizin tabirinizle bilindiğine vurgu). Nereden geldiğim ya da nereye gideceğim. Bana bu zulmü çekmek, size ise güzel hayatınızdan ve sevdiklerinizden ayrılmak gibi büyük acılar düşüyor.Belki daha fazlasını alacaksınız, belki ben daha fazlasını çekicem... Ama adalet burada bitecek.

    Sonuç olarak, felsefi açıdan söyleyecek söz çok... Fakat dini, kader ayetlerini, peygamberin sözlerini sizin algınızla yormak, din olgusunun gerekliliğini bile ortadan kaldırır. Bu sizin sorununuz tabiki. Burada kimsenin algısını değil, din gibi bir olgunun ortaya sürdüğü kavramlar hakkında yorumluyoruz değil mi?

    Kadere iman, iyi bir müslüman, hatta iyisini geçin müslüman olmak için olmazsa olmaz şartlardan bildiğiniz üzre. Peki neden? Tanrının neyi ne kadar bildiği mi sizce bu?

    Onu en iyi tanıyan insanların, islamı seçmemesini kadere yorardı peygamber ve derdi ki; ''Allah istediğine hidayet verir''.

    ''Kader''den sapmamak için diğerlerine açıklama getirmedim. Umarım birbaşka başlık altında bunlar hakkında değerli yorumlarınızı okumak ve sohbet imkanı bulmak ümidi ile.


    Not : Biraz uzattığım için özür dilerim. Kendinizi okumak mecburiyetinde hissetmiyorsunuz umarım ve okudunuzsa sıkılmadan okumuşsunuzdur umarım :)


    Saygılarımla.
    Konu spartaküs tarafından (22-12-2009 Saat 11:28 AM ) değiştirilmiştir.

  2. #52
    Tecrübeli Üye suhran - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Mesaj
    253
    Rep Gücü
    11002
    Alıntı spartaküs´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Sayın Suhran;


    Öncelikle belirtmem gerek ki, felsefi açıdan durumu ele aldığımızda yazdıklarınızı mantıklı bulmamak elde değil. Fakat olayın bir başka boyutu ise, din. Bu olguyu sizin ya da benim nasıl algıladığım birşeyi değiştirmez malumunuz. Çünkü o sizden ve benden bağımsız, olgu.

    Bir şekilde varız... Bu varlık, -sizinde aksini düşünmediğinizi farzediyorum ki- bilinçli olarak meydana gelmiştir ya da her zaman varolanın hali bir başka boyuta indirgenmiş. Yani sonuçta ne istendiyse, buyurulduysa, varlık bu. Adalet bunun neresinde? Size kimse ne neler yaşayacağınızı ve sonunda olacaklar için mücadele vermeniz gerektiğini söyledi ne de tüm bunları kabul edip varlığa -maddi ya da değil- dönüşmek istediğinizi. Zorbaca yaratıldık... ya da dünyaya bırakıldık.

    Adalet, varetmekle son buldu zaten. Zira mutlak yokluk için kimse ne adalet isteyecekti ne de ceza/ödül. Kimsenin adalete ihtiyacı kalmadığında, adalet sağlanmış olacaktı. Bu adaletin adı: Yokluk.

    Bu yüzdendir ki, ne istendiyse o olduk... Kaderse, bu istenilenin sonucu elbet.

    Tanrının bildiği şeye rağmen, dünya yaşamı işkenceden başka nedir? Siz, elde ettiğiniz güzellikleri ölümle terkedeceksiniz, bense yıllar boyu sömürülen bir işçi olarak bu ızdırabı az ya da çok dünyada çekecem...Benim ne olduğum zaten biliniyor (sizin tabirinizle bilindiğine vurgu). Nereden geldiğim ya da nereye gideceğim. Bana bu zulmü çekmek, size ise güzel hayatınızdan ve sevdiklerinizden ayrılmak gibi büyük acılar düşüyor.Belki daha fazlasını alacaksınız, belki ben daha fazlasını çekicem... Ama adalet burada bitecek.

    Sonuç olarak, felsefi açıdan söyleyecek söz çok... Fakat dini, kader ayetlerini, peygamberin sözlerini sizin algınızla yormak, din olgusunun gerekliliğini bile ortadan kaldırır. Bu sizin sorununuz tabiki. Burada kimsenin algısını değil, din gibi bir olgunun ortaya sürdüğü kavramlar hakkında yorumluyoruz değil mi?

    Kadere iman, iyi bir müslüman, hatta iyisini geçin müslüman olmak için olmazsa olmaz şartlardan bildiğiniz üzre. Peki neden? Tanrının neyi ne kadar bildiği mi sizce bu?

    Onu en iyi tanıyan insanların, islamı seçmemesini kadere yorardı peygamber ve derdi ki; ''Allah istediğine hidayet verir''.

    ''Kader''den sapmamak için diğerlerine açıklama getirmedim. Umarım birbaşka başlık altında bunlar hakkında değerli yorumlarınızı okumak ve sohbet imkanı bulmak ümidi ile.


    Not : Biraz uzattığım için özür dilerim. Kendinizi okumak mecburiyetinde hissetmiyorsunuz umarım ve okudunuzsa sıkılmadan okumuşsunuzdur umarım :)


    Saygılarımla.
    ‘Uy, dinle, itaat et’ gibi, uygulamada daha kolay daha zahmetsiz yönlendirmeler içeren sözler, ‘Düşün, idrak et’ gibi, kavramların, olguların üzerinde düşünerek, çıkarımlar alabilme, açılımlar yakalayabilme bu sayede de meselenin özünü yakalayabilme becerisine sahip insan için, nisbeten daha yorucu daha komplex yönlendirmeler içerir. ‘Düşün’ derken insanda var olan bu becerileri hatırlatır. Bakış, duyumsama açısı, oluşturacak bu eylemi önerdiği halde sözleriyle, siz din olgusunun kalıpsallığını söylüyorsunuz.
    Bakın bir cümle iletmişsiniz ‘ Allah dilediğine hidayet verir’ şimdi ben düşünüyorum… İlk çıkarımım O’ nun kudreti; bunca yoru karmaşası içinde hakikati gördürebilir. Sonra, O’ nun bilgisi var cümlede; fert fert insanı tanıması. En gizli, en maskeli taraflarını bile. Dileyenin, dilediği hakikat ise, bilenin, dileyen için, gerçeğin altını çizmesi… Oysa zaten insanın aynası birdir; kainat… Hepimizin dışta duyumsadığı dünya aynı (Teferruatı değişse bile) hepimiz aynı resme bakıyoruz. Fakat kimimiz gülümsüyoruz, kimimiz yüzümüzü ekşitiyoruz. Bu bilendiğimiz noktaların faklılığından kaynaklanmıyor. Bunu, arzumuz, zannımız belirliyor. Ve bu cümlede, akıp giden zamana eşlik ederek, değişip duran mekan görüntüsünün aksine,hepsinden derinde olanın, bütün olarak varlığı, bütün halleriyle bilmesi var. Çünkü insan bütün hallerini sergiledikten sonra ne ve ya kim olacağını belirleyebilir. Bunun, hayatının herhangi bir safhasında belli olabilmesi mümkün değildir; sadece hayatı tamamlandığında…O bir tek anda hem ezel olarak hem ebet olarak hazır… Bunları düşünüp söylememden ötürü, kabul ettiğim dinin dışına çıktığımı, ona çok şahsi bir bakışla inandığımı söyleyebilir misiniz? Söyleyebilirseniz eğer, bilinen tüm dinlerin bir tek gerçek mensubu kalmaz dünyada. Kaldı ki bu çıkarımlar zaten yapıla gelen yorumların neticesidir. Bütün bu çeşitlemede dinin sınırı, inanç için belirlediği özdür. İnsan, diğer canlı formlarının aksine, hayatı anlamlandırma da ızdırap duyar, endişe güder; endişe ve ızdırap anlamlandırmayla hafifler.

    Yine kavrama dönersek ‘Size gelip çatan her musibet ellerinizin kazandığı yüzündendir’ Konu bu ayetle açılmıştı, kaderi öz dilinden özetliyor zaten… Evet, iman esaslarından olarak geçen bu kavrama inanarak, bize gaip olanın ona açık olduğunu kabul etmiş oluruz. Özgür kıldığı insanın, kendine, kendi cinsine yaptığı ve yapmakta olduğu tüm haksızlıklara rağmen ilişmemesine bir bakıma merhametine tanıklık ederiz. Sevmiyorum bu tip örneklemeleri fakat geri duramayacağım; belgesellerde rastlarız, ekip, korunmaya muhtaç bir yavru hayvana rastlar fakat tüm zaaf noktalarını susturup, onu oradan alıp götürmez. Becerilerini (insan için idraktir) tehlike ve korku altında bile olsa geliştirebilmesini, bundan yoksun kalarak yaşamasına yeğler… Karşıt yansıma bu olabilir…
    Eylemini bilip durduğu halde neden dünyaya saldı insanı? Bir çok sözünde verir bunun yanıtını. Şimdi ben bir çıkarım yapacağım, karşıma, senin çıkarımım değil, 'din konuşuluyor' ibaresi çıkacak...

    Varlığı, zaten ızdırap olarak yorumlamışsınız. Seçim hakkı tanınmadan doğmamız ve ait olduğumuz aileler gibidir bu da… Madde dünyada sizin için olduğu kadar herkes için işkence var(En azından kendi adıma). Sonsuzluk inancı, yaşarken, gölgesizce yaşama sevinci duyabilmede bir çıkıştır belki. Duyumsadığımız alem geçip gidilen bir tünelse bile, çok ezici, çok karanlık, hep haksızlık… Fakat gözlerimizi kapatınca bir derinlik duyumsuyoruz değil mi? Hem de sınırsız… Şekillenecek öz oraya ait olmalı. ‘Ben kulumun zannı üzereyim’ …
    Özür ve saygı ile…

  3. #53
    Kıdemli Üye spartaküs - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Mesaj
    912
    Rep Gücü
    19319
    Gereksiz bir alınganlık yaptığınızı düşünüyorum...

    ‘Uy, dinle, itaat et’ gibi, uygulamada daha kolay daha zahmetsiz yönlendirmeler içeren sözler, ‘Düşün, idrak et’ gibi, kavramların, olguların üzerinde düşünerek, çıkarımlar alabilme, açılımlar yakalayabilme bu sayede de meselenin özünü yakalayabilme becerisine sahip insan için, nisbeten daha yorucu daha komplex yönlendirmeler içerir. ‘Düşün’ derken insanda var olan bu becerileri hatırlatır. Bakış, duyumsama açısı, oluşturacak bu eylemi önerdiği halde sözleriyle, siz din olgusunun kalıpsallığını söylüyorsunuz.
    Bakın bir cümle iletmişsiniz ‘ Allah dilediğine hidayet verir’ şimdi ben düşünüyorum… İlk çıkarımım O’ nun kudreti; bunca yoru karmaşası içinde hakikati gördürebilir. Sonra, O’ nun bilgisi var cümlede; fert fert insanı tanıması. En gizli, en maskeli taraflarını bile. Dileyenin, dilediği hakikat ise, bilenin, dileyen için, gerçeğin altını çizmesi… Oysa zaten insanın aynası birdir; kainat… Hepimizin dışta duyumsadığı dünya aynı (Teferruatı değişse bile) hepimiz aynı resme bakıyoruz. Fakat kimimiz gülümsüyoruz, kimimiz yüzümüzü ekşitiyoruz. Bu bilendiğimiz noktaların faklılığından kaynaklanmıyor. Bunu, arzumuz, zannımız belirliyor. Ve bu cümlede, akıp giden zamana eşlik ederek, değişip duran mekan görüntüsünün aksine,hepsinden derinde olanın, bütün olarak varlığı, bütün halleriyle bilmesi var. Çünkü insan bütün hallerini sergiledikten sonra ne ve ya kim olacağını belirleyebilir. Bunun, hayatının herhangi bir safhasında belli olabilmesi mümkün değildir; sadece hayatı tamamlandığında…O bir tek anda hem ezel olarak hem ebet olarak hazır… Bunları düşünüp söylememden ötürü, kabul ettiğim dinin dışına çıktığımı, ona çok şahsi bir bakışla inandığımı söyleyebilir misiniz? Söyleyebilirseniz eğer, bilinen tüm dinlerin bir tek gerçek mensubu kalmaz dünyada. Kaldı ki bu çıkarımlar zaten yapıla gelen yorumların neticesidir. Bütün bu çeşitlemede dinin sınırı, inanç için belirlediği özdür. İnsan, diğer canlı formlarının aksine, hayatı anlamlandırma da ızdırap duyar, endişe güder; endişe ve ızdırap anlamlandırmayla hafifler.
    Siz, daha ilk başta varlığı, onun özünü (!) bilinçli bir tanrının eseri, Ondan gelen, devam niteliği gibi anlam yüklemekle, kabul etmekle hataya düşmektesiniz.

    Ne yaşadığınız dünyayı, kainatı bilmektesiniz, ne de buna rağmen bahsettiğiniz onun özünü (Ben de dahil).

    Aklın; yaratıcı gerçekleri, yaratıcıdaki gerçekleri kavraması beklenebilir mi?

    Evet efendim;

    Referans, dünya ötesi olunca, bir aşamadan sonra akıl ve işlevi yeterli kalmıyor... Çünkü dünya ötesi değil, düşünceleride...

    Anladığınız gibi, işin kolayında olsa idik, şu halde müslüman olmamız gerekmez miydi?

    Biz, yıllarca, sabah akşam namazlarda, Fatiha'yı, Tebbet'i okumadık mı? Evet, hiç bilmeden...

    Onların Allah'tan olmadığına kanaatimiz, düşüncemizden bağımsız mı gelişti?

    Ben, ''Allah istediğine...'' sözünden, istediğine hidayet ederi anlıyorum. Allah istese, herkes inanmaz mıydı? İnanırdı elbet.

    Kudretinden bahsetmişsiniz... O, yaratmadan öncede bilirdi insanı, iblisi...

    Ne olacağını bilerek yaratmışsa bile, bunun mantığı nedir? Düşünmekten, mantıktan bahsederken?

    Cehennemde ebedi işkenceye girecekleri, daha girecekler ve cehennem var değilken biliyordu değil mi?

    Buna rağmen giriştiği bu oyun, sonsuz rahmetinden merhametine aykırı değil mi?

    Farklı kitabı mı okuyoruz yoksa? Düşün derken, kendi varlığını ispattan öte neye işaret etmekte?

    Kıblenin yönü neden değişti? Bunun mantığı nedir diye sormak hakkım değil mi? Bana verdiği aklı kullanmak ''beyinsizlikle'' suçlamasını gerektiriyorsa, düşünmekten başka gözü kapalı kendimizi teslim etmek değil midir? Zira islam, teslimiyet değil midir?

    Bu teslimiyetin düşünce ile aralarındaki bağ nedir?

    Sevgili Suhran, bense, ızdırabın bilmekten, anlam arayışından kaynaklandığını düşünüyorum... Kimde bunlar yoksa, ızdıraptan başka, tek amacı mutluluk varsayan kişiler olduğunu düşünmekteyim... Hangisine baksanız, ne felsefeden hoşlanmaktalar ne de hayata dair bir açıklamadan...

    Yine kavrama dönersek ‘Size gelip çatan her musibet ellerinizin kazandığı yüzündendir’ Konu bu ayetle açılmıştı, kaderi öz dilinden özetliyor zaten… Evet, iman esaslarından olarak geçen bu kavrama inanarak, bize gaip olanın ona açık olduğunu kabul etmiş oluruz. Özgür kıldığı insanın, kendine, kendi cinsine yaptığı ve yapmakta olduğu tüm haksızlıklara rağmen ilişmemesine bir bakıma merhametine tanıklık ederiz. Sevmiyorum bu tip örneklemeleri fakat geri duramayacağım; belgesellerde rastlarız, ekip, korunmaya muhtaç bir yavru hayvana rastlar fakat tüm zaaf noktalarını susturup, onu oradan alıp götürmez. Becerilerini (insan için idraktir) tehlike ve korku altında bile olsa geliştirebilmesini, bundan yoksun kalarak yaşamasına yeğler… Karşıt yansıma bu olabilir…
    Eylemini bilip durduğu halde neden dünyaya saldı insanı? Bir çok sözünde verir bunun yanıtını. Şimdi ben bir çıkarım yapacağım, karşıma, senin çıkarımım değil, 'din konuşuluyor' ibaresi çıkacak...
    ''Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz'' , ''Onunn izni olmadan yaprak dahi kımıldamaz'' , ''Allah'ın sizin için takdir ettikleri dışında size hiçbirşey dokunmaz'' (...)

    Bunlar neyin özeti oluyor Sayın Suhran? Kitaba dahil değiller mi?

    Her biri olaylara müteakip gelmedi mi ayetlerin? Günü kurtarma değil mi pek çoğu?

    Dönemin aklı başında inançsızlarıda, bir kitaptan bahseden ayetlerin, ortada kitap yokken neden tümden değilde, olayların akabinde şekillendiğini soranlara, her defasında kafirlikle suçlanmak dışında mantıklı bir açıklamayı gerek görmediler.

    Verdiğiniz belgesel örneği içinse, siz o kadar sevdiğiniz, severek dünyaya getirdiğiniz yavrunuzu, bu vahşi dünyaya sırf algısını geliştirmesi için bir başına terkedebilir misiniz?
    Hoş, ben de hiç sevmem bu tip örnekleri, gerçek dünyanın tezahüründen başkada görmem... Yukarılarda, referans noktasının dünya ötesi olduğuna vurguda bunun gibi birşeydi...

    Neden terkedildik dünyada? ''İnsanları, bana ibadet etsinler diye yarattım'' diyen sözlerinde kitaba dahil olduğunu unutmayalım... Yani sizin bunları geçip, düşüncenize yatkın söylemleri kendinizi ifade için seçmenize karşıyım... Bu arada hala, diğer mesajlarımdaki gibi düşüncelerinizin çok kıymetli olduğunu söylüyorum. Tüm açıklamalarınız içinde teşekkür ediyorum.

    Varlığı, zaten ızdırap olarak yorumlamışsınız. Seçim hakkı tanınmadan doğmamız ve ait olduğumuz aileler gibidir bu da… Madde dünyada sizin için olduğu kadar herkes için işkence var(En azından kendi adıma). Sonsuzluk inancı, yaşarken, gölgesizce yaşama sevinci duyabilmede bir çıkıştır belki. Duyumsadığımız alem geçip gidilen bir tünelse bile, çok ezici, çok karanlık, hep haksızlık… Fakat gözlerimizi kapatınca bir derinlik duyumsuyoruz değil mi? Hem de sınırsız… Şekillenecek öz oraya ait olmalı. ‘Ben kulumun zannı üzereyim’ …
    Özür ve saygı ile…
    Ben, sonsuzluğun dışında olmak istiyorum... Aksine, sonsuzluğun çok kötü olduğunu düşünüyorum... Vakit müsait oldukça bunun hakkındaki nedenlerimi, düşüncelerimi paylaşmak isterim.





    Saygılarımla.

  4. #54
    Tecrübeli Üye Arkun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    487
    Rep Gücü
    20780
    Alıntı spartaküs´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    efendim, yaratici vasfini yuklediginiz ilahi guc bile, bu yaratici vasfindan oturu tanrisal niteligini yitirmekte... yaratmak, bahsi gecen tanrinin ilahi kudretine aykiri. boylesi anlam yuklediginiz tanrinin elbette bahsettiginiz vasiflar hatta dahada buyuk yetisi olmasi dogal... ama beraberindede yaratmakta oldugu gibi acizligede dusmekte. tetiklemeden onceki hal ya da yaratmadan onceki hali soruyordum. zira yoktan varetmede buna istinadendi. milyarlarca insan imtihana cekildi ve bir o kadarida surmekte... dogacaklari ise tanri bilir. bilir cunku, insana bicilen gorev, verilen emir? bunlar yazgi degilse nedir? onun istedigi gibi yasamakta, bana olan mudahalesi, yolladigi elciler? bunlar neye gore? kisisel on kabulun-kabulunuzu reddetmek mantiki. cunku bilmeden nasil boylesi kabule sartlarsiniz kendinizi? inanc, elbet... hanginizin inanci peki? hicbir delili olmadan tanrilardan bahseden sintoisti neye istinaden reddediyorsunuz mesela? ya da bir baska tanriyi ve ogretisini? yazim hatalari icin affola, acele yazmak zorunda kaldim... saygilar.
    yaratmadan önceki hal yokluktur olmayan şeydir yani kuantum yada onun daha altı olmayan şeydir çünkü kuantum ihtimal varlıktır.bir fizikçi buna ihtimal varlık demiştir varlığı kesin değil yokluğuda kesin değil var olduğu bilinen ama elle tutulur gözle görülür bir şey değildir biz varlığa tamamen yok dediğimizde yani atomun içindeki uzayı keşfettiğimizde varlık yok olur her şey yok olduğunda sadece -yok- kalır yok da bir varlık ifasdesi olduğundan(dilin yapısından da bunu anlayabilirsiniz) bütün bir varlık olur fakat zaman mekan birbiriyle ilintili kavramlar olduğundan zamanın olmadığı yerde mekan mekanın olmadığı yerde zaman olmaz. mekan ise atomdan galaksilere kadar dairesel bir yaratılışa sahiptir. zamanda buna bağlı olarak düz değil daireseldir fakat mekanın yani hareketin olmadığı bir yerde zamanın olmasıda imkansızdır. Dolayısıyla biz bir -yokluk- denen zamanın olmadığı bir bütünlükten yaratıldık ve o yokluk denen bütünlüğün bilincine aittik aynen ceninin annenin bilincinde olması ve sonra vücut bulmasıyla kendi bilincine kavuşması gibi.
    mevlana şöyle der : cihanlar henüz yoktu,tulûğlar,gruplar yoktu ben vardım ve seviyordum.

  5. #55
    Tecrübeli Üye suhran - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Mesaj
    253
    Rep Gücü
    11002
    Alıntı spartaküs´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Gereksiz bir alınganlık yaptığınızı düşünüyorum...



    Siz, daha ilk başta varlığı, onun özünü (!) bilinçli bir tanrının eseri, Ondan gelen, devam niteliği gibi anlam yüklemekle, kabul etmekle hataya düşmektesiniz.

    Ne yaşadığınız dünyayı, kainatı bilmektesiniz, ne de buna rağmen bahsettiğiniz onun özünü (Ben de dahil).

    Aklın; yaratıcı gerçekleri, yaratıcıdaki gerçekleri kavraması beklenebilir mi?

    Evet efendim;

    Referans, dünya ötesi olunca, bir aşamadan sonra akıl ve işlevi yeterli kalmıyor... Çünkü dünya ötesi değil, düşünceleride...

    Anladığınız gibi, işin kolayında olsa idik, şu halde müslüman olmamız gerekmez miydi?

    Biz, yıllarca, sabah akşam namazlarda, Fatiha'yı, Tebbet'i okumadık mı? Evet, hiç bilmeden...

    Onların Allah'tan olmadığına kanaatimiz, düşüncemizden bağımsız mı gelişti?

    Ben, ''Allah istediğine...'' sözünden, istediğine hidayet ederi anlıyorum. Allah istese, herkes inanmaz mıydı? İnanırdı elbet.

    Kudretinden bahsetmişsiniz... O, yaratmadan öncede bilirdi insanı, iblisi...

    Ne olacağını bilerek yaratmışsa bile, bunun mantığı nedir? Düşünmekten, mantıktan bahsederken?

    Cehennemde ebedi işkenceye girecekleri, daha girecekler ve cehennem var değilken biliyordu değil mi?

    Buna rağmen giriştiği bu oyun, sonsuz rahmetinden merhametine aykırı değil mi?

    Farklı kitabı mı okuyoruz yoksa? Düşün derken, kendi varlığını ispattan öte neye işaret etmekte?

    Kıblenin yönü neden değişti? Bunun mantığı nedir diye sormak hakkım değil mi? Bana verdiği aklı kullanmak ''beyinsizlikle'' suçlamasını gerektiriyorsa, düşünmekten başka gözü kapalı kendimizi teslim etmek değil midir? Zira islam, teslimiyet değil midir?

    Bu teslimiyetin düşünce ile aralarındaki bağ nedir?

    Sevgili Suhran, bense, ızdırabın bilmekten, anlam arayışından kaynaklandığını düşünüyorum... Kimde bunlar yoksa, ızdıraptan başka, tek amacı mutluluk varsayan kişiler olduğunu düşünmekteyim... Hangisine baksanız, ne felsefeden hoşlanmaktalar ne de hayata dair bir açıklamadan...



    ''Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz'' , ''Onunn izni olmadan yaprak dahi kımıldamaz'' , ''Allah'ın sizin için takdir ettikleri dışında size hiçbirşey dokunmaz'' (...)

    Bunlar neyin özeti oluyor Sayın Suhran? Kitaba dahil değiller mi?

    Her biri olaylara müteakip gelmedi mi ayetlerin? Günü kurtarma değil mi pek çoğu?

    Dönemin aklı başında inançsızlarıda, bir kitaptan bahseden ayetlerin, ortada kitap yokken neden tümden değilde, olayların akabinde şekillendiğini soranlara, her defasında kafirlikle suçlanmak dışında mantıklı bir açıklamayı gerek görmediler.

    Verdiğiniz belgesel örneği içinse, siz o kadar sevdiğiniz, severek dünyaya getirdiğiniz yavrunuzu, bu vahşi dünyaya sırf algısını geliştirmesi için bir başına terkedebilir misiniz?
    Hoş, ben de hiç sevmem bu tip örnekleri, gerçek dünyanın tezahüründen başkada görmem... Yukarılarda, referans noktasının dünya ötesi olduğuna vurguda bunun gibi birşeydi...

    Neden terkedildik dünyada? ''İnsanları, bana ibadet etsinler diye yarattım'' diyen sözlerinde kitaba dahil olduğunu unutmayalım... Yani sizin bunları geçip, düşüncenize yatkın söylemleri kendinizi ifade için seçmenize karşıyım... Bu arada hala, diğer mesajlarımdaki gibi düşüncelerinizin çok kıymetli olduğunu söylüyorum. Tüm açıklamalarınız içinde teşekkür ediyorum.



    Ben, sonsuzluğun dışında olmak istiyorum... Aksine, sonsuzluğun çok kötü olduğunu düşünüyorum... Vakit müsait oldukça bunun hakkındaki nedenlerimi, düşüncelerimi paylaşmak isterim.





    Saygılarımla.
    Bilinçsiz bir özden, ilkten, bunca derin bir bilincin oluşması, bunu bırakın, gördüğümüz, dokunduğumuz, keşfettiğimiz fakat bilinçten hali olduğu halde, bunca muntazam bir madde boyutunun oluşmasını ben anlamlandıramıyorum. Tohumdan, genetiğinin dışında bir şey filizlenemez. Bir fasulyenin olup olacağı bir fasulyedir; bildiğimiz fasulye… Şarkı söyleyen, hüzünlenen bir fasulye değil. Aklın referansı nedir? Bilimde birleşebilir miyiz? Bilim, aklın ve düşüncenin ürünüdür, varabildiği yere kadar aklın onaylayacağı keşifler sunar. Uzayın sınırlarının bulunduğu gün, bilim bir kolda kendini tamamlamış olur. Şu durumda bilim bu kadarını keşfetti diyerek, dev***** dayanaklar bulunan bu ciheti noktalayamayacağımız kesin. Ya hissiyat ilgili konular? Cevap veremediği durumlarla karşılaştığımızda ( mesela beslenme düzeninin, düzensizlik olduğu, annesini emen bir bebeğin acıkması durumunda annede oluşan süt kaynaması, mesela önemsenen birinin acı çekmesi durumunda önemseyenin habersizce acı çekmesi, karamsarlığa düşmesi.. Onlarcası vardır ve ulaşılabilir arama motorlarından, kopyalamak istemedim...) yadsıyacak mıyız bilimi. Ya da bunları izah edemediği için bilim (henüz), bunları mı yadsıyacağız?
    Bir bütüne bağlı, ondan çıkışlı tüm kavramlar, bütünün şartlarıyla yorumlanır. Tarif edilen diğer özellikleri hesaba katılmazsa, kavram ona ait olmaz. Siz ‘Allah istediğinde…’ diye başlayan bir cümle söylerseniz, o Allah’ ın tanıtımını(İnansanız da inanmasanız da )göz önünde bulundurmak zorundasınız, yorumlarken cümleyi. ‘Allah istediğine hidayet eder’ ‘çünkü…’. Bize söylenen cümleleri, cümleyi söyleyenle değerlendiririz. Aynı cümleyi söyleyen iki insana tavrımız, güvenimiz farklı olur. Tanıma faktörü o insanın söylediği cümlenin nedenlerini, barındırdığı duyguları, bize, anlayıp anlamlandırmada yardım eder. Bu sayede doğru ya da en yüksek olasılıkla doğruyu yakalamış oluruz . Hele bir bütünde durum daha da özeldir; belirli sayıda kelime kullanılmış, tamamlanmış bir iletiden bahsediyorsak, tüm parçaları bütün üzerinden değerlendirmemiz gerekir. Kaldı ki dil özellikleri, bütün içinde kullanım üslubu, yolu, yordamı önemli değil midir. ‘Kader, kavramın ait olduğu bütün gibi , yoktur’ diyebilirsiniz siz, fakat kaderin açılımını yapacaksanız, geleneksel kullanımları aşıp, kavramın çıkış noktasına dönmelisiniz.

    Özür diliyorum; konu başlığıyla hiç alakası yok bu yazdıklarımın ve oldukça da geveze davrandım;bundan ne kadar sıkıntı duysam da. Bağımlı bir kavram hakkında tartışılırken, kavramın bağlı olduğu bütünün, ortak payda olması gerekliliği doğuyor. Aksi durumda; bir tarafın ya da tarafların bütünü kabullenmeyişi durumunda, kavram zaten çürüğe çıkmış bir ayrıntıdır. Sizin de benim gibi mezkur bütünü kabul eder bir duruşunuz olsaydı tartışacağımız, kaderin ne olmak lığı olacaktı ki bu başlık bunun yeriydi. Sırf ‘kader’ meselesi sebebiyle, bu bütünün gerçeklikten düşüyor olduğunu düşünseydiniz veya, yine tartışılırdı…Bu sebeple sanırım en doğrusu bu bahiste susmamdır.
    Paylaşımlarınızı ilgiyle takip edeceğim. Teşekkür ve saygı ile…

  6. #56
    Kıdemli Üye spartaküs - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Mesaj
    912
    Rep Gücü
    19319
    Belki haklısınız... Başlık din bölümünde açılınca, biraz radikal davrandım sanırım. Halbuki idealizme çok uzak olmayan biriyim... Düşündüren tespitleriniz, yorumlarınız içinde teşekkür ederim. Okumak çok keyif verici gerçekten.


    Saygılarımla.

  7. #57
    Acemi Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    233
    Rep Gücü
    4736
    syn spartaküs ,
    Sorulari bilincli sormak yada tutarmi hesabi ile ortaya bilinmezler sunmak akabinde size yazilanlari keyf kapsaminda okumak cok adil degil..!

    Burada iki ihtimalden bahsedilebilir.

    1 . ) Siz gercekten kafasina takilan sorularin cevabini arayan neden-nasil-nicin lerin icini doldurmadan inanc sistemini olusturmanin yetersiz kalacagina inanan birisiniz..

    2. ) Inanciniz olan iNANCSIZLIK kavraminin militaristligini yapmak.

    Sizinle , dinin inananlara sundugu ve inananlarinda kabul ettigi hususlarda , kader olsun ahiret olsun vs gibi olgular üzerinde uzun uzadiya tatismaya giren forum üyelerinide anlamakta zorluk cekiyorum. Cünkü Sizinle tartismaya girenler diyorki
    Bak spartaküs burada 5 katli bir bina var...

    Sizin cevabiniz ; Hayir ben binayi görmedigim gibi binanin varliginada inanmiyorum...

    Sizinle tartismaya giren diger üyeler bu defa binanin falanca katindaki filanca odayi tarif ediyorlar...

    Allah inanci olmayan biri ile kader tartismasina girmek bunun gibi birsey ....

  8. #58
    Kıdemli Üye spartaküs - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Mesaj
    912
    Rep Gücü
    19319
    Evet hiç adil değil...

    Hadi ben, tu kaka, kafir, sapkın, cahil kimseyim zihninizde (sizden çok, sözlerim genel dinci algısı üzerine, sanırım budur özeti) fakat, bildiklerini paylaşmak isteyen, onuda geçelim cevap verme tenezülünde bulunmuş insanları bu basit mantığa indirgemek onlara bir haksızlık ve hiç ama hiç adil değil.

    Hemen forumun bütün dincilerinden sürekli aldığım bu tür eleştiriler karşısında tek tek açıklama yapmak bir süre sonra sıkıcı bir hal alıyor. Sanırım sizde yeni geldiniz, hoşgeldiniz...

    Ne olduğumdan fırsat bulursanız, ne dediğimede bir bakıp, onları sorgulasanız belki hakkımdaki yürüttüğünüz ihtimalleri aşıp, benden öte, tanrısal aklınıza iyilik etmiş olacaksınız.

    Eminim bu süreç sonucu, kendinizin bile şaşacağı, kendinizi aşacağınız bir takım değişimleri yaşayacaksınız...

    Zira çok keyif aldığım ve düşüncelerini mantıklı bulduğum diğer forum üyelerine ''acizane'' sözlerim mutlaka sizin içinde olacaktır... Kendimce mantıki her önermeyi İNKAR edemeyecek kadar akıla saygı duymaktayım. Duyduğumu sanmaktayım.

  9. #59
    bursali68
    Misafir..
    Kader konusu daha önce de işlenmiş bir konu.Yine daha önce de fikrimi,ayetler,yaşananlara göre sunmaya çalışmıştım,yine sunmaya çalışayım.

    Kader konusunda bazen getirdiğimiz eleştiri şu olabilir :
    -Kaderimiz belli ise cennet/cehennem niçin var?
    -Allah herşeyi baştan belirledi ve kimilerini kötü kimilerine iyi sıfatı yükledi ise ne diye uğraşıyoruz.

    Sanırım bu konu ile ilgili şunları söyleyebilirim ki yine de tabii ki bir görüştür belli mesnetleri olan.Allah bizim bu uzun süreçte yaşadığımızı çok kısa bir süre içerisinde gördü ve gördüklerine kader dedi.Yani o yazılı kaderi zaten hala daha bizler yaşıyoruz.Oysaki Yüce Yaratan bu süreci çok kısa bir sürede gördü.Dolayısı ile kimin nereye gideceği,kimin sonunun ne olduğu onun katında yaşanıp bittiği için " zaman-mekan kavramı " na göre bizler " rar " lanmış bir dosyanın içerisinde kendi zamanımıza yani geniş boyuta göre yaşamaktayız.Rarlanmış bu dosyada sıkıştırıldığında örneğin 1 dakika tutan zaman,kendi içerisinde 15 milyar yıldır.

    Dolayısı ile kendi seçimlerimizin dışındakileri " kaderimiz " olarak nitelememiz çok daha doğrudur,hangi ana-babadan dünyaya geleceğimiz,doğum tarimizi seçme,ölümümüzü belirleme....gibi.Çünkü bunlara bizim müdahalemiz söz konusu değil.Nelerden sorumlu olabiliriz,bilinçli olarak yaptıklarımızdan,toplum yaşayışımızda da böyle değil mi?

    Sağlıcakla kalınız.

  10. #60
    Acemi Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    233
    Rep Gücü
    4736
    Alıntı spartaküs´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Evet hiç adil değil...

    Hadi ben, tu kaka, kafir, sapkın, cahil kimseyim zihninizde (sizden çok, sözlerim genel dinci algısı üzerine, sanırım budur özeti) fakat, bildiklerini paylaşmak isteyen, onuda geçelim cevap verme tenezülünde bulunmuş insanları bu basit mantığa indirgemek onlara bir haksızlık ve hiç ama hiç adil değil.

    Hemen forumun bütün dincilerinden sürekli aldığım bu tür eleştiriler karşısında tek tek açıklama yapmak bir süre sonra sıkıcı bir hal alıyor. Sanırım sizde yeni geldiniz, hoşgeldiniz...

    Ne olduğumdan fırsat bulursanız, ne dediğimede bir bakıp, onları sorgulasanız belki hakkımdaki yürüttüğünüz ihtimalleri aşıp, benden öte, tanrısal aklınıza iyilik etmiş olacaksınız.

    Eminim bu süreç sonucu, kendinizin bile şaşacağı, kendinizi aşacağınız bir takım değişimleri yaşayacaksınız...

    Zira çok keyif aldığım ve düşüncelerini mantıklı bulduğum diğer forum üyelerine ''acizane'' sözlerim mutlaka sizin içinde olacaktır... Kendimce mantıki her önermeyi İNKAR edemeyecek kadar akıla saygı duymaktayım. Duyduğumu sanmaktayım.
    Syn. Spartaküs . Ben sahsiniza tu-kaka , sapkin , cahil gibi ithamlarda bulunarak birsey yazmadim. Sadece inancinizin inancsizlik oldugunu , bunuda yine sizin kendi yaziniza istinaden ;

    Alıntı spartaküs´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Ben, kendi ''inancımın'', inanç olduğunun ''farkındayım''. Bir tanrının varlığından emin değilim... Sandığım tanrının varolmadığı ihtimal, hem de büyük ihtimal dahilinde. Yani gerçek değil, inanç benim tanrım... O yüzden, sizin açıdan bakılınca sizin gibi diğer inançların reddine olanak sağlaması imkansız.
    Saygılarımla.
    yazdim. Sizin kendinizin kurdugu cümlelerle , inancinizi ve fikirlerinizi ifade eden cümlelerin aynisi ile size geri dönen herhangi birisi size hakaret etmis olmaz ki..! Sonucta benim size yazdigim cümleler , sizin kendinizi ifade ettiginiz cümleleriniz...


    Baska bir mesele ise ; Forumda sizinle bildiklerini paylasmak isteyen , size yazma tenezzülünde bulunmus insanlari basit mantik noktasina cekende olmadi.

    sizde biliyorsunuz ki ; KADER mevzusu , dini bir terimdir. Dini herhangi bir emir ,yasak yada teklif , Bir Yaraticiya inanmis kisilerin , O Yaratici tarafindan bir sekilde ama elciler ama kitaplar araciligi ile inanmis kisilere gönderilen emir , yasak , ibadet ,günah , sevap ..gibi seylerdir.

    Benim bu noktada Kader mevzusunda size cevap yazanlara dedigim sadece $u ;

    Kader mevzusu bircok inanmis insanin bile icinden cikamadigi bir mesele iken , bir yaraticiya inanmayan veya söyle diyeyim burada size cevap yazanlarin inandigi gibi inanmayan biri ile Yaraticinin elinde olan Kader konusu tartisilmamali (bu benim fikrim ) ,tartisilirsada her iki tarafta biliyor ki , yazilacaklar yazilanlardan ileri gitmeyecek

    Gercekten cok samimi bir sorum var,cevap verip-vermemek tabiki size kalmis...

    Bizim inandigimiz gibi , yani sizin tabirinizle dincilerin inandigi gibi Bir Olan Allah'a inanmadiginiz müddetce sizinle iki sene ama hergün sayfalarca KADER konusunda tüm forum üyeleri yazissa , Kader konusunda ikna olurmusunuz..?

    Kader ilahî bir kavramsa ,ilaha inanmadan onun kavramlrina inanmak mümkünmü sizce..?

    Cok acik ve net yazayim. Sizinle ilk önce Allah'in varligi , sonra Bir olusu ve Diri olu$u ,noktasinda bulusamadigimiz müddetce sizinle sadece kader degil , ahirete iman , meleklere ve peygamberlere iman noktasinda tartisilmaz.
    Bu benim yazdiklarim kendi fikrimdir,ben böyle düsünüyorum,herkesde ben gibi düsünmek zorunda degil.. Biri kalkar yok ben tartisacagim dersede , oda o kisinin kendi düsüncesi ve özgürlügüdür.

6. Sayfa, Toplam 9 BirinciBirinci ... 45678 ... SonSon

Benzer Konular

  1. Kader
    mopsy Tarafından Süper Sözlük Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 12-09-2011, 11:13 PM
  2. Evlenmek ve kader ...
    Venhar Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 02-10-2009, 11:15 PM
  3. Bir Kader Sohbeti......
    M ü e l l i f... Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 8
    Son mesaj: 05-04-2009, 12:47 AM
  4. Kader Diyemezsin
    D€NiZ Tarafından Edebiyat Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 27-01-2009, 12:39 AM
  5. Yorum: 0
    Son mesaj: 07-07-2008, 01:56 PM
Yukarı Çık