1. Sayfa, Toplam 3 123 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 Toplam: 28

La ilahe illallah....

Din ve İnanç Kategorisi Dini Sohbet Forumunda La ilahe illallah.... Konusununun içerigi kısaca ->> Bugünkü Müslümanların Çoğu La ilahe illallah’ın Manasını İyi Anlamıyor! Eğer Allah Teala’nın şu kavlini iyi düşünürsek anlarız; “And olsun ki, ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720

    La ilahe illallah....

    Bugünkü Müslümanların Çoğu La ilahe illallah’ın Manasını İyi Anlamıyor!

    Eğer Allah Teala’nın şu kavlini iyi düşünürsek anlarız;

    “And olsun ki, Rasulullah, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.”(Ahzab 21)

    Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, asrımızın dünyasında ve bütün zamanlarda Müslümanların problemlerine çare sunan en güzel örnektir.

    Kavmi arasında 950 sene kalan Nuh aleyhisselam zamanını, büyük önem verdiği Tevhide davet ile geçirmiştir. Buna rağmen kavmi bu davetten yüz çevirmiştir.

    “Ve dediler ki: Sakın ilâhlarınızı bırakmayın; hele Ved'den, Suvâ'dan,
    Yeğûs'tan, Ye'ûk'tan ve Nesr'den asla vazgeçmeyin!”(Nuh 23)


    Niçin büyükleniyorlardı?... Çünkü onlar bu kelimenin manasının Allah’a ortak edinmemek, yalnız Allah’a ibadet etmek olduğunu anlıyorlardı. Hâlbuki kendileri Allah’tan başkasına ibadet ediyorlar, Allah’tan başkasına sesleniyorlar, Allah’tan başkasından yardım istiyorlar, Allah’tan başkası adına yemin edip adakta bulunuyorlar, Allah’tan başkasına tevessül ediyorlar, O’ndan başkası adına kurban kesiyorlar ve O’ndan başkasının hükmüyle hükmediyorlardı…
    Onların yapmış oldukları şirk vesileleri bilinen şeylerdi. Bununla birlikte, bu “La ilahe illallah” kelime-i Tayyibe’sinin, onların bütün bu işlerden uzaklaşmalarını gerektirdiğini, bunların “La ilahe illallah” kelimesinin manasına ters olduğunu iyi biliyorlardı.

    Şu ayetlere işaret ediyor; “Çünkü onlar, kendilerine: "Allah'tan başka ilâh yoktur" denildiği zaman kafa tutuyorlardı. Ve: "Biz, hiçbir mecnun (deli) şair için ilâhlarımızı bırakır mıyız?" diyorlardı.”(Saffat 35-36)

    Bugünkü Müslümanların çoğunluğuna gelince, onlar Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet ediyorlar, fakat manasını iyi anlamıyorlar. Bilakis tam tersi, değiştirilmiş bir mana ile anlıyorlar.


    Buna bir misal vermek gerekirse, birisi3 bir risale yazıp “La ilahe illallah” kelimesini “La Rabbe illallah” kelimesiyle açıklamıştır. İşte bu mana, müşriklerin de iman ettiği, üzerinde oldukları manadır. Buna rağmen bu imanları fayda vermemiştir. Allah Teala buyuruyor ki;

    (3 Elli sene önce Suriye’deki Şazeliyye tarikatı şeyhlerinden Şeyh Muhammed el-Haşimidir.)

    “And olsun ki onlara, "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, mutlaka "Allah..." derler.”(Lokman 25)

    Müşrikler, bu kainatın yaratıcısı olduğuna, O’nun ortağı olmadığına iman ediyorlardı. Lakin onlar, ibadetlerinde Allah’a ortaklar ediniyorlardı. Rabbin bir oluşuna inanıyorlar, fakat birçok mabutlar itikat ediyorlardı. Bu yüzden Allah bu itikadı, kendisinden başkasına ibadeti reddetmiştir;

    “O'nu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler: Onlara, bizi sadece Allah'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler.”(Zümer 3)

    Müşrikler, “La ilahe illallah” demenin, kendilerinin Allah’tan başkasına ibadet etmekten uzaklaşmalarını gerektirdiğini biliyorlardı. Bugünkü Müslümanların çoğunluğu ise, “La ilahe illallah” kelime-i tayyibesini “La Rabbe illallah” olarak tefsir etmişlerdir. Müslüman, “la ilahe illallah” deyip de Allah ile beraber başkasına ibadet ederse, zahiren Müslüman olsa da, akide olarak müşriklerden farkı kalmaz. Zira o, bu kelimeyi zahiren telaffuz etmiş olur ve Müslümanlığı lâfzîdir. İşte bu bize Tevhide daveti, “La ilahe illallah” kelimesinin manasını bilmeyene delili sunmayı vacip
    kılıyor. Çünkü o kimse söylediği kelimeye muhalefet etmektedir. Müşrik ise, “La ilahe illallah” demekten yüz çevirerek ne zahiren ne batınen Müslüman olmuyordu. Ama bugünkü Müslümanların çoğunluğuna gelince, onlar Müslümanlardır. Zira Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;

    “Bu kelimeyi söyledikleri zaman canlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. Ancak söyledikleri sözün hakikati hakkındaki hesapları Allah’a aittir.”4
    4 Buhari(25) Müslim(22) Abdullah Bin Ömer r.a.’dan.

    Bunun için diyorum ki; bugün birçok Müslümanların bu kelime-i Tayyibe’yi kötü anlamaları sebebiyle düştüğü durum, bu kelimeyi anlayıp ta iman etmeyen ilk cahiliyedeki Arapların durumundan beterdir. Bugünkü Müslümanların çoğunluğu, itikat etmedikleri şeyi söylüyorlar, manasına hakkıyla iman etmedikleri halde “La ilahe illallah” diyorlar.5

    (5 Kabirlere tapıyorlar, Allah’tan başkası için kurban kesiyorlar, ölülere dua ediyorlar. Bu Rafızîlerde, sufilerde ve tarikat ehlinin itikadında vaki olan bir gerçektir. Kabirleri haccederler, şirk binaları yapıyorlar, oraları tavaf ediyorlar, Salihlerle istiğase yapıyorlar ve onlar adına yemin ediyorlar. Bunlar onların akidelerinde sabit olan şeylerdir.)

    Bu yüzden inanıyorum ki, Müslüman davetçilere gereken ilk şey, bu kelimenin ve manasının açıklanması etrafında önce özetle, sonra tafsilatla bu kelime-i tayyibenin gerektirdiklerini, bütün ibadet çeşitlerinin yalnız Allah’a has kılınmasını anlatmalarıdır. Allah Teala müşriklerin şöyle dediklerini anlatır;

    “Onlara, bizi sadece Allah'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler.”(Zümer 3)

    Böylece “La ilahe illallah” kelime-i Tayyibesi, bütün ibadetlerde Allah’tan başkasına yönelmenin küfür olduğunu belirtiyor. Bunun için bugün diyorum ki; Müslümanların cemaatleşmesinin sonra da onları bu Kelime-i Tayyibenin manasını anlamamış olarak dalalette bırakmak mutlak olarak bir faydası yoktur. Bu onlara ahiretten önce bu dünyada bile fayda vermez.
    Biz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in şu kavlini biliriz;

    “Kim kalbinden ihlas ile Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet ederse Allah onun bedenini cehennem ateşine haram kılar.” Diğer bir rivayette; “Cennete girer” buyrulmuştur.6
    6 Ahmed(5/236) İbni Hibban(4) Elbani es-Sahiha(3355)

    Bu, o kelimeyi ihlâs ile söyleyene, azab dokunduktan sonra olsa bile cennete girme imkanını garantiliyor. Bu kelimeye doğru şekilde inanan, işlemiş olduğu günahların cezasını çekse de sonunda varacağı yer cennettir. Bu kelime-i tayyibeyi diliyle söyleyen fakat iman kalbine girmeyen, bundan dünyada Müslümanlar tarafından öldürülmekten, Müslümanların – eğer varsa - kuvvetinden ve sultasından kurtulsa da, ahirette hiçbir fayda göremez. Ancak bu kelimeyi söyleyen, öncelikle bu kelimenin manasını anlayıp, ikinci olarak ta bu manaya itikat ederse başkadır. Zira yalnız anlamak yeterli değildir, bu anlayışa imanı da eklemek gerekir. İşte bu noktadan insanların çoğu gafildir! Mümin olabilmek için, bu iki işi; anlamak ve imanı birleştirmek gerekmektedir. Böyledir, çünkü Yahudi ve Hıristiyanlardan ehli kitabın çoğu Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in Sadık bir Rasul olduğunu, risalet ve nübüvvet davasında doğru olduğunu biliyorlardı. Rabbimiz Azze ve Celle bunu bildiklerine şahitlik ediyor;

    “O kendilerine kitap verdiğimiz ümmetlerin âlimleri onu o peygamberi oğullarını tanır gibi tanırlar.”(Bakara 146)


    Lakin bu tanıyış ve bilişleri onlara Allah’tan bir şey kazandırmamıştır… Neden mi? Çünkü onlar O’nu risalet ve nübüvvet davasında tasdik etmediler. Zira iman,
    bilmekten öte bir şeydir. Sadece bilmek yetmez. Bilakis, bilmeyi, inanmayı ve itaati birleştirmek zorunludur. Allah Azze ve Celle buyurur ki;

    “Bil ki, Allah'tan başka ilâh yoktur. (Habibim!) Hem kendinin hem de mümin erkeklerin ve mümin kadınların günahlarının bağışlanmasını dile!”(Muhammed 19)

    Bunun üzerine; Müslüman diliyle; “La ilahe illallah” der, bu kelimeyi tafsilatıyla bilir, doğrular ve iman ederse, az önce geçen hadistekini tasdik etmiş olur. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, buna şöyle işaret eder;

    “Kim la ilahe illallah derse, bela ve sıkıntıdan kendini kurtarır.”7

    Yani bu kelimenin manasını anladıktan sonra cehennemde ebedi kalmaktan kurtulur. Zihinlerde iyice yerleşmesi için tekrar ediyorum; onun iktizası olan; Salih amellerle kemale erdirmek ve günahlara son vermek gerçekleşmemişse de, o büyük şirkten kurtulmuştur. İmanın kalbe ait amellerde gerekli şartını yerine getirmiş, zahirde ise – bazı ilim ehlinin bu meselede geniş izahlara muhtaç olan içtihadına göre Allah’ın dilemesine kalmıştır8 – işledikleri günahlar veya terk ettikleri vacipler miktarında cehenneme girer, sonra bu kelime veya Allah’ın af ve lütfü onu kurtarır. Bu Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in; “Kim la ilahe illallah derse, bela ve sıkıntıdan kendini kurtarır” kavlinin manasıdır.

    İşte bu yüzden, İslam toplumu oluşturmak ve için çalışan bütün cemaatlerin ve grupların gayret merkezi Tevhide davet olmalıdır. Bu cemaatler ve taifeler, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in başladığı şeyle başlamadıkça, gayretlerini buna odaklamadıkça, istedikleri gayeyi gerçekleştirmeleri mümkün olmaz

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Acemi Üye çerkeş18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2007
    Mesaj
    197
    Rep Gücü
    1513
    üstadın tavsiyeleri
    İşte bu müthiş sebebin verdiği vahîm neticeleri görmemenin yegâne çaresi, Dokuz Emirdir.

    1. Müsbet hareket etmektir ki, yani, kendi mesleğinin muhabbetiyle hareket etmek. Başka mesleklerin adâveti ve başkalarının tenkîsi, onun fik-rine ve ilmine müdahale etmesin, onlarla meşgul olmasın.

    2. Belki, daire-i İslâmiyet içinde, hangi meşrepte olursa olsun, medar-ı muhabbet ve uhuvvet ve ittifak olacak çok rabıta-i vahdet bulunduğunu düşünüp ittifak ederek,

    3. Ve haklı her meslek sahibinin, başkasının mesleğine ilişmemek cihetinde hakkı ise, "Mesleğim haktır," yahut "daha güzeldir" diyebilir. Yoksa, başkasının mesleğinin haksızlığını veya çirkinliğini ima eden "Hak yalnız benim mesleğimdir" veyahut "Güzel benim meşrebimdir" diyemez olan insaf düsturunu rehber etmek,

    4. Ve ehl-i hakla ittifak, tevfik-i İlâhînin bir sebebi ve diyanetteki izzetin bir medarı olduğunu düşünmekle,

    5. Hem ehl-i dalâlet ve haksızlık, tesanüd sebebiyle, cemaat suretindeki kuvvetli bir şahs-ı mânevînin dehâsıyla hücumu zamanında, o şahs-ı mânevîye karşı, en kuvvetli ferdî olan mukavemetin mağlûp düştüğünü anlayıp, ehl-i hak tarafındaki ittifak ile bir şahs-ı mânevî çıkarıp, o müthiş şahs-ı mânevî-i dalâlete karşı hakkaniyeti muhafaza ettirmek,

    6. Ve hakkı, bâtılın savletinden kurtarmak için,

    7. Nefsini ve enâniyetini,

    8. Ve yanlış düşündüğü izzetini,

    9. Ve ehemmiyetsiz, rekabetkârâne hissiyatını terk etmekle ihlâsı kazanır, vazifesini hakkıyla ifa eder

  3. #3
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573
    Hem konu sahibine,hem de çerkeş kardeşimize teşekkürler...

    Hiç olmazsa bu güzel konu,tartışmaya dönüşmese...:(
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  4. #4
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Dönüşmezde konuda anlatılanı okumamış yada anlamamış olduğunu görüyorum bazı arkadaşlarımızın;

    KUR-AN ve SÜNETİN önüne geçirilen, tarikat, tasavvuf önderlerinin sözlerinin bu konu ile alakası yoktur..

    Heleki Risale-i Nur' un hiç alakası yoktur...

    Konunun özünü kavramak için yazıları tekrar okunmasını rica ederim...

    Şu ayetin konuya noktayı koymasını umud ediyorum...

    “Onlara, bizi sadece Allah'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler.”(Zümer 3)

  5. #5
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573
    Alıntı Ammar´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Dönüşmezde konuda anlatılanı okumamış yada anlamamış olduğunu görüyorum bazı arkadaşlarımızın;

    KUR-AN ve SÜNETİN önüne geçirilen, tarikat, tasavvuf önderlerinin sözlerinin bu konu ile alakası yoktur..

    Heleki Risale-i Nur' un hiç alakası yoktur...

    Konunun özünü kavramak için yazıları tekrar okunmasını rica ederim...

    Şu ayetin konuya noktayı koymasını umud ediyorum...

    “Onlara, bizi sadece Allah'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler.”(Zümer 3)
    Evet,Risale-i Nurların,Kur'an ve Sünnetin önüne geçirildiğinin düşünülmesi oldukça alakasız bir durum...Hiç Güneş'in ışığı Güneşin önüne geçebilir mi?
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  6. #6
    - Çevrimdışı
    Acemi Üye çerkeş18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2007
    Mesaj
    197
    Rep Gücü
    1513
    ammardan ALINTI:Buna bir misal vermek gerekirse, birisi3 bir risale yazıp “La ilahe illallah” kelimesini “La Rabbe illallah” kelimesiyle açıklamıştır. İşte bu mana, müşriklerin de iman ettiği, üzerinde oldukları manadır. Buna rağmen bu imanları fayda vermemiştir.

    Madem dünya hayatı ve cismânî yaşayış ve hayvânî hayat böyledir. Hayvâniyetten çık, cismâniyeti bırak, kalb ve ruhun derece-i hayatına gir. Tevehhüm ettiğin geniş dünyadan daha geniş bir daire-i hayat, bir âlem-i nur bulursun. İşte o âlemin anahtarı, marifetullah ve vahdâniyet sırlarını ifade eden Lâ ilâhe illâllah kelime-i kudsiyesiyle kalbi söylettirmek, ruhu işlettirmektir
    Dördüncü Remiz : Uzun emellerden ve geçmiş ve gelecek elemlerden ruh ve kalbi güzel bir temsil ile kurtarıp, Lâ ilâhe illâllah kelime-i kudsiyesinin şifâyâb ve rahmetbahş hazînesine teslim eder.

  7. #7
    - Çevrimdışı
    Acemi Üye çerkeş18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2007
    Mesaj
    197
    Rep Gücü
    1513
    Birinci Makam


    Şu kelâm-ı tevhidînin on bir kelimesinin herbirinde birer müjde var. Ve o müjdede birer şifa ve o şifada birer lezzet-i mâneviye bulunur.

    Birinci Kelime

    LA İLAHE İLLALLAH ta şöyle bir müjde var ki:

    Hadsiz hâcâta müptelâ, nihayetsiz a'dânın hücumuna hedef olan ruh-u insanî şu kelimede öyle bir nokta-i istimdad bulur ki, bütün hâcâtını temin edecek bir hazine-i rahmet kapısını ona açar. Ve öyle bir nokta-i istinad bulur ki, bütün a'dâsının şerrinden emin edecek bir kudret-i mutlakanın sahibi olan kendi Mâbudunu ve Hâlıkını bildirir ve tanıttırır, sahibini gösterir, mâliki kim olduğunu irâe eder. Ve o irâe ile, kalbi vahşet-i mutlakadan ve ruhu hüzn-ü elîmden kurtarıp, ebedî bir ferahı, daimî bir süruru temin eder.

  8. #8
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Şu soruları cevaplamanızı rica ediyorum buraya arka arkaya böyle şeyler yazmayı bırakınız..

    1) RİSALEİ NUR denen kitaplar kutsal mıdır, değil midir?

    2) RİSALEİ NUR denen kitaplar kutsal ise Allah Kur’an’dan sonra bir başka ilahi kitap göndermiş olurki bu idda yeni bir din,yeni bir ilahi kitap ve yeni bir peygamber demek değil midir?

    3) RİSALEİ NUR denen kitaplar kutsal değildir deniyorsa öyleyse; Şualar, Birinci Şua, c. I, s. 833.de geçen “Resailin Nur dahi ne şarkın malûmatından, ulûmundan ve ne de garbın felsefe ve fünunundan gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nur değildir. Belki semavî olan Kur'an'ın, şark ve garbın fevkindeki yüksek mertebe-i arşîsinden iktibas edilmiştir.” Cümlesinin ne anlama geldiğini düşünüp Said Nursiye göre bu risalelerin arştan inen kitaplar olduğunu öğrenmeleri gerekmez mi?

    4) Said Nursi bilgi birikimini ölmüşlerden, rüyalarından ve vehimlerinden mi edinmiştir?

    5) Said Nursi bilgi birikimini ölmüşlerden, rüyalarından ve vehimlerinden edinmişse Kur’an’a göre böyle bir bilginin gerçekliği, güvenilirliği ve sahihliği ne ölçüde doğrudur?

    6) Said Nursi bilgi birikimini ölmüşlerden, rüyalarından ve vehimlerinden değil de alimlerden edinmişse ( bunlar kim ve eğitimi kaç yıl sürmüştür?) öyleyse; Emirdağ Lahikası, c. II, s. 1 1768. de geçen “Yeni Said'in hususî üstadı olan İmamı Rabbanî, Gavsı Azam ve İmamı Gazalî, Zeynelâbidîn (R.A.) hususan Cevşenül Kebir münacatını bu iki imamdan ders almışım ve Hazreti Hüseyin ve İmamı Ali'den (Kerremallahü Vechehu) aldığım ders, otuz seneden beri, hususan Cevşenül Kebir'le daima onlara manevî irtibatımda, geçmiş hakikatı ve şimdiki Risale-i Nur'dan bize gelen meşrebi almışım.” sözüyle Said Nursi kendini kutsallaştırma çabalarına mı girmiştir?

    7) Said Nursi; ne olursa olsun her zaman her şeyi bilen birisi midir?

    8) Said Nursi; ne olursa olsun her zaman her şeyi bilen birisi ise: Her zaman her şeyi bilen sadece Allah değil midir? Böyle bir inanç şirk, küfür değimlidir?
    9) Said Nursi; ne olursa olsun her zaman her şeyi bilen birisi değilse; Bediuzzaman Said Nursî, Tarihçe-i Hayat, c. II, s. 2123-2124 de geçen “Rüyasında Peygamberimizden ilim istemiş, o da ümmetine soru sormamak şartıyla ona Kur’ân ilminin öğretileceğini müjdelemiş, bu sebeple daha çocukken asrın bilgini olarak tanınmış ve kimseye soru sormamış, ama sorulan bütün sorulara mutlaka cevap vermiştir” cümlesi Said nursinin her zaman her şeyi bildiğini anlatmıyor mu?

    10) Said Nursi’nin ilim hayatını üç ayda tamamladığı, sorulan her soruya, tereddütsüz ve derhal cevap verdiği ve bu özelliğin ona rüyasında Peygamberimiz tarafından verildiği iddiası, isbatı olmayan büyük bir yalan mı yoksa onu kutsallaştırma çabası mıdır?

    11) Said Nursi Peygamberlik iddasında bulunmuş mudur? Kur’an’da Hz.Muhammed’e açıklanmadığı halde Said Nursi’ye açıklanmış gizli gerçekler var mıdır? Risalei Nur; Kur’an’nın gizli gerçeklerinin arştan inen kesin delili midir?

    12) Bu sorulara cevabınız evet ise Said Nursi yeni bir peygamber, Risaleler ise yeni bir ilahi kitap, Kur’an sırlarla dolu açıklanmamış gizli bir kitap, Hz.Muhammed ise Kur’an’ın sırlarından habersiz veya haberi varsa bunları ümmetten saklamış bir peygamber olur ki böyle bir iddia küfür olmaz mı?

    13) Bu sorulara cevabınız hayır ise öyleyse; Şualar, Birinci Şua, Yirmi dördüncü Ayet ve Ayetler, Üçüncü Nokta, c. I, s. 842. de geçen “Kur’an’ın gizli hakikatleri Risale-i Nur ile birlikte bize iniyor!! Tenzil’ül-Kitab cümlesinin sarih bir manası asrı saadette vahiy suretiyle Kitab-ı Mübîn'in nüzulü olduğu gibi, manayı işarîsiyle de, her asırda o Kitabı Mübin'in mertebe-i arşiyesinden ve mu'cize-i maneviyesinden feyz ve ilham tarîkıyla onun gizli hakikatları ve hakikatlarının bürhanları iniyor, nüzul ediyor...” sözü büyük bir hayal mi yoksa Said nursiyi ve Risaleleri kutsallaştırma çabaları mıdır?

    14) Risale Nurlar; Kuranı tasdik eden,tefsir eden,( varsa) sırlarını açıklayan ilahi bir kitap mıdır? Veya Risale Nurlar; Kur’ân’daki âyetlerin âyetleri midir?

    15) Bu soruya cevabınız evet ise Kuranın son ilahi kitap olduğunu ret etmiş olmaz mısınız?

    16) Bu soruya cevabınız hayır ise öyleyse; Şualar, Birinci Şua, Yirmi ikinci Ayet ve Ayetler, c. I, s. 841 de geçen “Resail’in-Nur denilen otuz üç aded Söz ve otuz üç aded Mektub ve otuz bir aded Lem'alar, bu zamanda, Kitabı Mübin'deki âyetlerin âyetleridir. Yani, hakaikının alâmetleridir ve hak ve hakikat olduğunun bürhanlarıdır. Ve o âyetlerdeki hakaiki imaniyenin gayet kuvvetli hüccetleridir”. Sözüyle ve yukarda geçen sözleriyle Said Nursi, Allah’ın “Vay o kimselere ki, kendi elleriyle kitap yazarlar, sonra “bu Allah katındandır” derler. Hedefleri, onun karşılığında bir şeyler almaktır. Vay o ellerinin yazdığından dolayı onlara! Vay o kazandıklarından dolayı onlara!.” (Bakara 2/79) ayetinin muhatabı olmuş olmaz mı?

    17) Said Nursî; Hz. Ali’ye Sekine adında bir kitap indiğini, geçmiş ve gelecek bütün ilim ve sırların o kitapta olduğunu ve orada Risale-i Nurlara işaret edildiğini iddia etmiş midir?

    18) Cevabınız evet ise; Said Nursi, Hz. Ali’nin yeni bir peygamber hatta bütün gaybı bilen ( ki bu sadece Allaha ait bir özelliktir) bir insan olduğunu kabul etmiş olmaz mı? Böyle bir inanç Kur’ana göre küfür değil midir?

    19) Cevabınız hayır ise ; Sikke-i Tasdik-i Gaybî, Onsekizinci Lem’a, c. II, s. 2079; de geçen : “Hazreti Cebrail'in, Âlâ Nebiyyina (a.s.m.) huzuru Nebevide getirip Hz. Ali'ye Sekine namıyla bir sayfada yazılı İsmi Âzam, Hz. Ali'nin (r.a.) kucağına düşmüş. Hz. Ali diyor: "Ben Cebrail'in şahsını yalnız alâim’üs-sema suretinde gördüm. Sesini işittim, sayfayı aldım, bu isimleri içinde buldum" diyerek bu Ismi Âzamdan bahs ile bazı hadisatı zikirden sonra tahdis-i nimet suretinde diyor ki: "Evveli dünyadan kıyamete kadar ulum-u esrar-ı mühimme bize meşhud derecesinde inkişaf etmiş, kim ne isterse sorsun, sözümüze şüphe edenler zelil olur." Sözüyle İslam dininin berraklığı bulandırılıp akıllara şianın sapık ve şirk kokan fikirleri mi sokulmak isteniyor?

    20) Risalei Nur kusursuz, eksiksiz, izaha ihtiyacı olmayan ve mükemmel bir kitap mıdır?

    21) Cevabınız evet ise Kur’an dışında kusursuz, tam ve mükemmel bir kitap olabilir mi? Bu iddia insan eliyle yazılmış bir kitap için aşırı gitmek değil midir?

    22) Cevabınız hayır ise Barla Lâhikası, Yirmi Yedinci Mektub ve Zeyilleri, c. II, 1415. de geçen “Mübarek Sözler şübhesiz Kitabı Mübin'in nurlu lemeâtıdır. İçinde izaha muhtaç yerler eksik olmamakla beraber küll halinde kusursuz ve noksansızdır”. Sözüyle delilsiz bir şekilde risaleler kutsallaştırılmış mıdır?

    23) Bu devirde; “Urvet-ül vüska”, yani çok sağlam, kopmaz bir zincir ve bir “hablullah” yani Allah’ın ipi olan kitap Kuran mıdır yoksa Risalei Nur mudur?

    24) Bu soruya cevabınız evet Risaledir diyorsanız Bakara 2/256; Ali İmrân 3/103. ayetlerinin hükmü kaldırıldı da bizim mi haberimiz olmadı?

    25) Cevabınız hayır ise Şualar, On Birinci Şua, Onbirinci Meselenin haşiyesinin bir lahikasıdır, c. I, s. 985.de geçen “Risale-i Nur bu asırda, bu tarihte bir “urvet-ül vüska”dır. Yani çok sağlam, kopmaz bir zincir ve bir “hablullah” yani Allah’ın ipidir.” Sözü insanları Risalelere mahkum edebilmek için söylenmiş bir söz müdür?

    26) Müslümanların şeriat, dua, ve ibadet kitabı Kuran mıdır, yoksa Risaleler midir?

    27) Cevabınız Risaleler ise Kuran dışında başka bir ilahi kitap olduğunu iddia etmiş olmaz mısınız?

    28) Cevabınız hayır ise ; Emirdağ Lahikası I, c. II, s. 1719. de geçen “Risale-i Nur'un menşur-u hakikatında tam tecelli ettiğinden, hem bir kitab-ı şeriat, hem bir kitab-ı dua, hem bir kitab-ı hikmet, hem bir kitab-ı ubudiyet, hem bir kitab-ı emr-ü davet, hem bir kitab-ı zikir, hem bir kitab-ı fikir, hem bir kitab-ı hakikat, hem bir kitab-ı tasavvuf, hem bir kitab-ı mantık, hem bir kitab-ı İlmi Kelâm, hem bir kitab-ı İlmi İlahiyat, hem bir kitabı teşviki san'at, hem bir kitabı belâgat, hem bir kitabı isbat-ı vahdaniyet; muarızlarına bir kitab-ı ilzam ve iskâttır”. Cümlesi Said Nursiye göre Kuran gibi Risalelerinde kutsal olduğunu göstermez mi?

    29) Risalelerdeki bazı bölümler, Said Nursiye Allah tarafından; haberi olmadan, zorla mı yazdırılmıştır?

    30) Cevabınız evet ise böyle bir iddiayı hangi akla ve mantığa göre ileri sürmektesiniz?

    31) Cevabınız hayır ise; Kastamonu Lahikası, Yirmi Yedinci Mektup, c. II, s. 1589; ve Sikke-i Tasdik-i Gaybî, Sözler Yayınevi İstanbul 1991, s. 33. de geçen “Aynen bu ehemmiyetli hikmet içindir ki, bâzı def'a haberim olmadan, ihtiyarım ve rızam olmadığı halde, ince hakaik-ı îmaniye ve kuvvetli hüccetler, müteaddit risalelerde tekrar edilmiş. Ben çok hayret ediyordum: Neden bunlar bana unutturulmuş, tekrar yazdırılmış? Sonra kat'î bir surette bildim ki: Herkes bu zamanda Risale-i Nura muhtaçtır, fakat umumunu elde edemez; etse de tam okuyamaz; fakat küçük bir Risale-’in-Nur hükmüne geçmiş bir risale-i câmiayı elde edebilir ve ekser vakitlerde muhtaç olduğu mes'eleleri ondan okuyabilir. Ve gıda gibi, her zaman ihtiyaç tekerrür ettiği gibi o da mütalâasını tekrar eder.” Sözüyle Said Nursi kendisine Allah tarafından bir şeyler yazdırıldığını dolayısıyla Allahın seçilmiş kulu olduğunu mu iddiaya çalışmaktadır?

    32) Bu devirde Müslümanlar Kurana mı yoksa Risalelere mi muhtaçtır? Müslümanların tekrar tekrar okuması gereken kitap Kuran mı yoksa Risaleler mi?

    33) Cevabınız Risaleler ise Kuranın tarihte kaldığını veya yeteri kadar insanlığın sorunlarına cevap veremediğini iddia etmiş olmaz mısınız?

    34) Cevabınız Kuran ise ; Kastamonu Lahikası, Yirmi Yedinci Mektup, c. II, s. 1589; ve Sikke-i Tasdik-i Gaybî, Sözler Yayınevi İstanbul 1991, s. 33. de geçen “Sonra kat'î bir surette bildim ki: Herkes bu zamanda Risale-i Nura muhtaçtır, fakat umumunu elde edemez; etse de tam okuyamaz; fakat küçük bir Risale-’in-Nur hükmüne geçmiş bir risale-i câmiayı elde edebilir ve ekser vakitlerde muhtaç olduğu mes'eleleri ondan okuyabilir. Ve gıda gibi, her zaman ihtiyaç tekerrür ettiği gibi o da mütalâasını tekrar eder.” Sözleriyle Said Nursi yazdığı kitaplarını kutsallaştırıp Kuranın önüne geçirmeye mi çalışmaktadır?

  9. #9
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573
    Sn.Ammar,

    Menfi sıfatta sormuş olduğunuz sorularınız,sizin ya da,risale-i nurları hiç okumamış,Bediüzzaman'ı hiç tanımamış olanların bireysel hezeyanlarından ya da eksik bilgiden kaynaklı düşmanlıktan (eksik bilgi yanlış bilgidir)başka birşey değildir.

    Risale-i Nur külliyatını okumak anlamak ile kim ne kaybetmiş,ne kazanmış...buna bakmak lazım...bak ve gör.

    Ya da Bediüzzaman'ı tanımak isteyen,onun yaşantısına,ızdırabına,kimseye minnet etmeyişine,terki terk edişine baksın,gayesini anlasın.Din adı altında kendine bir paye çıkarmış mı,ben şöyleyim,böyleyim diyerek mevki makam taleb etmiş mi? baksın ve görsün...
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  10. #10
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Öncelikle sayfa numaraları ve hangi kitaplarında kaçıncı sayfada bulunduğuna dair vermiş olduğum sorulara kaçamak cevap vermeden, soruları yanıtlayınız... bakınız orada kitap adı sayfası herşey var açıp bakıp okuyabilirsiniz...

    Risale-i Nur külliyatını okumak anlamak ile kim ne kaybetmiş,ne kazanmış...buna bakmak lazım...bak ve gör.
    İşte Şeytan Lanetullah-i Aleyh' in en büyük oyunlarından bir tanesi ile karşı karşıyayız, anlatmak istediğimde tamda bu cümle idi..

    Resulullahın S.A.S' in sünnetinde olmayan bir ameli yaparken bidatçılar da sizin gibi düşünüyorlar, 4 rekat namaz kime ne kaybettirir deyip Resulullah S.A.S' in hayatında kılmadığı Yatsı namazının ilk sünneti adı altında 4 rekat namaz icad ediyorlar.... bakalım ne kazandırır ne kaybettirir.. ben ençok bilinenleri söyleyeyim kısaca..

    1- Niyeti telaffuz ederek sesli yapmak. Bazıları niyeti şöyle telaffuz ediyorlar; ―Niyet ettim öğle namazının dört rekat farzını kılmaya, uydum imama, döndüm kabeye‖ bu çirkin bidatlerdendir. Halbuki niyet, dilin değil kalbin amelidir. Bu yüzden ilim ehli niyeti; ―Kalbin azmetmesi, kasdetmesidir‖ şeklinde açıklamışlardır

    2- Abdest alırken boynun meshedilmesi bazı kitaplarda sünnet şeklinde geçiyor. Buna dair bir rivayet sabit olmamıştır.
    3- Abdest alırken azaların yıkanması ile ilgili olarak yapılan duaların aslı yoktur, bidattir.

    4- Pazartesi ve Cuma geceleri sabah ve yatsı ezanlarından önce değişik yerlerde değişik zikirler ve tesbihat yapılmaktadır. Bunlar bidat uygulamalardır.

    Huzeyfe r.a. der ki; “Canımı elinde tutan Allah‟a yemin olsun ki öyle bidatler ortaya çıkacak, onlardan biri terk edildiği zaman; “sünnet terk edildi” diyecekler.”
    şatıbi İtisam(1/99) ibni Mesud r.a‟den; Hakim(4/514) Darimi(191) ibni Ebi şeybe(8/599)

    Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in zevce-i pâklerinin hâne-i saâdetlerine bir gurub erkek gelerek Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın (evdeki) ibadetinden sordular. Kendilerine sordukları husus açıklanınca sanki bunu az bularak:

    "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) kim, biz kimiz? Allah O'nun geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affetmiştir (bu sebeple O'na az ibadet de yeter) dediler. İçlerinden biri:

    "Ben artık hayatım boyunca her gece namaz kılacağım" dedi.

    İkincisi: "Ben de hayatımca hep oruç tutacağım, hiç bir gün terk etmeyeceğim" dedi.

    Üçüncüsü de: "Kadınları ebediyen terk edip, onlara hiç temas etmeyeceğim" dedi.

    (Bilâhere durumdan haberdar olan) Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) onları bularak:
    "Sizler böyle böyle söylemişsiniz. Halbuki Allah'a yemin olsun Allah'tan en çok korkanınız ve yasaklarından en ziyade kaçınanınız benim. Fakat buna rağmen, bazan oruç tutar, bazan yerim: namaz kılarım, uyurum da; kadınlarla beraber de olurum. (Benim sünnetim budur), kim sünnetimi beğenmezse benden değildir" buyurdu

    Buhârî, Nikah 1; Müslim(1401); Nesâî(6,60)

    bir çırpıda aklıma gelenler, şimdi siz, ne ALLAH C.C' un ayetlerinde olmayan, nede RESULULLAH S.A.S' in SÜNNET' inde olmayan ibadetleri getirir, dini içine sokarsanız şirk tuzağına düşersiniz..

    İşte bu TARİKAT ve TASAVVUF adı altında toplumun inançlarına sonradan sokulan bu bidatler yüzünden insanlar LA İLAHE İLLALLAH derken bile neyi kasteddiğini bilmiyorlar, şuuruna varamıyorlar...

    Bu başlık altında, öncelikle TEVHİD de dönmeyi, ve bu kelimenin (Kelimeyi Tevhid) gerçek anlamını ve olması gerektiği şeklini, ALLAH C.C ve RESULUN'(S.A.S) den, öğrenmek, anlamak ve tekrar hayatımıza geçirmek için açılmıştır...

    Yoksa TARİKAT ve TASAVVUF cuların sözleri arasında, KUR-AN ve SÜNNET kelamlarını görmezden gelmek son derece sakıncalıdır, biliyorum ki birazdan İmam Gazali, Abdulkadir Geylani, ibni Arabi nin tarifleri ile sayfalar dolup taşacak ki yukarda en güzel örneği gördük, hemen SAİD NURSİ' nin sözleri eklenmiş onun için hiçbir tasavvufçu ve tarikat önderinin tarifini değil, KUR-AN ve SÜNNET deki tarifinden başka bir yorum bulunmasın lütfen...
    Konu Ammar tarafından (14-12-2009 Saat 04:18 PM ) değiştirilmiştir.

1. Sayfa, Toplam 3 123 SonSon

Benzer Konular

  1. Ernesto che guevara “la ilahe illallah” demiş olsaydı
    YukseLL Tarafından Özgün Makaleler Foruma
    Yorum: 8
    Son mesaj: 16-01-2011, 10:34 PM
  2. İmanı Lâ ilâhe illâllah ile tazelemek
    RABİA Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 4
    Son mesaj: 19-01-2010, 05:43 PM
Yukarı Çık