Aile içindeki anlaşmazlıklarda kime uyulmalı?


Çoğalan aile içi sorulara topluca cevap vermiş olmak için konuyu baştan sona şöyle özetlemek istiyorum.
Önce evlenecek gençlerin, hayat anlayışlarında ortaklık bulunup bulunmadığına dikkat etmeleri gerekmektedir. Bu ortaklık bilhassa dindarlıkta olmalıdır. Dindarlıkta birbirine yakınlık olmazsa baştan mühim görmeseler de sonunda bu farklılık önce uyumsuzluğa, sonra da geçimsizliğe dönüşebilmektedir.

Çünkü bey dindar olunca evde İslami alışkanlıklar, örf, âdetler uygulanıyor. Bu uygulamaya alışık olmayan hanım kızcağız da uyum sağlayamıyor, bazen zıddını bile iddia ediyor, derken uyumsuzluk geçimsizliğe dönüşebiliyor. İşte böyle bir uyumsuzlukla karşılaşmamak için gençlerin baştan denk olup olmadıklarını araştırmaları, kesin kararı bu denklik tespitinden sonra vermeleri gerekiyor.

Ancak buna rağmen istenen denklik sağlanamaz da sonunda aile içinde bir uyumsuzlukla karşılaşırlarsa durum ne olacak? Aile yıkılma tehlikesiyle yüz yüze mi kalacak? Yoksa bu uyumsuzluğun da bir çaresini aramak, bir uyum yolu bulmak mümkün mü?

İşte burada maneviyat büyüklerinin uyumsuzları uyumlu hale getirecek tavsiyelerine bakmak gerekiyor. Bu tavsiyelerden birini Bediüzzaman Hazretleri iki cümle içinde ifade ederken diyor ki:

- Ne mutlu o erkeğe ki, aile içinde dindar hanımını taklit eder, dindarlıkta hanımına tabi olur!.

- Ne mutlu o hanıma ki, dindarlıkta beyine tabi olur, dindar beyini taklit eder.

Demek ki, bir ailede uyumsuzluk varsa çare, yıkım değildir. Birinin ötekine tabi olmasıdır. Ama kim kime tabi olacak, hangisi hangisini taklit edecek?

Bediüzzaman Hazretleri'nin gösterdiği en doğru uyum çaresi budur:

- Ailenin dindar olanı hangisi ise ona tabi olunacak, dindarlıkta ileride olan taklit edilecek, böyle bir tabi oluşla hem ailedeki uyumsuzluk giderilecek hem de tabi olanın ebedi hayatı kurtulacak. Çünkü dindara tabi olanın ahireti tehlikeye girmez, aksine kurtulur. Böylece tabi olan kaybetmez, kazanır..

Hemen ifade edelim ki, aile içinde tabi olunacak bu dindar, bey de olabilir, hanım da.

Bu durumda uyması gereken itiraz edip de mesela, 'ben erkeğim, kadına tabi olamam' demeyecektir. Çünkü tabi olduğu aslında kadın değil, kadının dindarlığıdır. Bu nokta, tarafları benlik duygusundan kurtarır, şahsa değil şahsın dindarlığına tabi olduğu için rahatlatır. Böylece ailedeki zıtlaşmalar şahsa değil şahsın benimsediği dindarlığa tabi olarak çözümlenmiş olur.

Aslında bu, konunun güzel ihtimalidir. Bir de kötü ihtimali vardır. Şöyle ki:

- Ya kadın da bey de dindar olmaz da, birbirlerini günahlı bir hayata teşvik eder, yanlışta yarışa girerlerse ne olur? O zaman aile içinde kim kime tabi olacak? İşte çaresi zor ihtimal.

Bediüzzaman Hazretleri bunlar için büyük bir esef içinde şöyle sızlanmaktadır:

- Yazık o iki karı kocaya ki, birbirinin günahını, sefahetini taklit eder, birbirini ateşe atmakta, cehenneme itmekte yarışa girer, yardımcılık ederler..

Demek ki, aile içinde tabi olunacak dindar birinin bulunması, aile için büyük bir şanstır. Diğerleri ona sahip çıkıp tarafını tutmalı, yalnız bırakmamalılar. Ancak o dindar da bulunduğu yerin nezaketini bilmeli, itici tavırlardan kaçınmalı, sabırlı ve sevimli bir esneklik içinde muhatap olmalıdır.

Konuyu Bediüzzaman Hazretleri'nin üslubuyla bağlayacak olursak şöyle diyebiliriz:

- Ne mutlu o aileye ki, içlerindeki dindara tabi olma akıllılığını gösterirler, böylece birbirlerini Cehennem'e değil Cennet'e yönlendirme ortaklığında buluşmuş olurlar.


AHMED ŞAHİN

kaynak


“Ey insanlar! Sizi tek bir candan yaratan, ondan da eşini yaratan, bu ikisinden de bir çok erkek ve kadın meydana getiren Rabbinizden korkun. O Allahtan korkun ki Onun adına birbirinizden talepte bulunur ve akrabalık kurarsınız. Allah, sizi gözetlemektedir. Yetimlere mallarını verin ve kötüyü iyi ile değiştirmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza karıştırarak yemeyin. Çünkü bu, büyük bir günahtır.” (Nisa: 1-2)