+ Konuya Yorum Yaz + Yeni Konu Aç
1. Sayfa, Toplam 3 123 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 Toplam: 26
  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Nov 2005
    Nerden
    Uzay:))
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Erkek
    Yaş
    42
    Mesaj
    11.462
    Blog Mesajları
    33
    Rep Gücü
    93742

    Eşcinseller cennete gidemez mi?

    Vatikan’ın eski konsey üyelerinden Kardinal Javier Lozano Barragan, transseksüel ve homoseksüellerin hiçbir zaman cennetin kapısından içeri giremeyeceğini söyledi,

    Kardinal "Eşcinseller cennete gidemez" dedi, İslam ne diyor?

  2. #2
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573
    Bu noktada dikkat çekici olan, çoğumuzun üzerinde konuşmayı bile ayıp saydığı bu konuda Kur’ân’da o derece çok ve açık ifadelerin bulunmasıdır. Kur’ân, Lût kavmi örneğinde kendisine temas ettiğine göre, demek ki, bu problem ‘Lût kavmi kadar eski, yok farz edilmeyecek kadar önemli, zinadan bile çirkin, ama herhangi bir insanî yanılgı kadar da konuşulabilir’ imiş.

    Peki, neden böyle birşey oluyor? Böylesi bir cinsel sapma neden ve nasıl yaşanıyor?

    Önce biyolojik-genetik faktörlerle başlayalım:

    Aslında hepimizin vücudunda karşı cinsin hormonları da az miktarda bulunur. Zaten, öyle olmasa, bütün erkekler aşırı sert ve maço, bütün kadınlar ise aşırı kırılgan olurlardı ve cinslerin birbirini anlayıp hissetmesi pek de mümkün olmazdı. Ancak normalde var olan bu minimal yönelimler, genetik ve hormonal bozulmalar sonucu, bazı kişilerde ileri düzeylere varabiliyor. Ve ortaya doğuştan eşcinselliğe yatkın bireyler çıkabiliyor.

    "E, sonra?" diyorsanız, şu sohbeti dinleyin:

    Geçenlerde bir psikiyatrist arkadaşım beni telefonla aradı. Kısa bir girişten sonra, "Baksana!" dedi, "Biliyorsun; son araştırmalar eşcinselliğin bazı durumlarda neredeyse önlenemez olduğunu gösteriyor. İşin doğuştan gelen genetik bir boyutu da olduğu tesbit edildi; sen de okumuşsundur. Yani, bu kişilerin en azından bir kısmı, yaratılışlarında var olan meyil dolayısıyla o yöne gidiyorlarmış; bu açık artık. Oysa biz İslâmî yönden bunun kabul edilemez bir yönelim olduğunu, hatta ceza gerektirdiğini okuyoruz. Nasıl çözüyorsun bu ikilemi?"

    Ona, "Belki garip bir örnek olacak ama" dedim, "Biliyorsun, meselâ çok eşlilik de erkekler için neredeyse genetik ve tabiî bir meyildir." "Evet?" dedi. "Peki sen çok-eşli misin?" diye sordum. "Tabiî ki hayır" dedi. "Neden?" diye üsteledim. "İçinde böyle bir meyil yok mu? Açık konuş lütfen." "Var aslında" dedi, "Ama hem eşim buna izin vermez, hem toplumsal kurallar, kanunlar vs. bir yığın engel var; biliyorsun. Üstelik günaha girmiş olurum. O yüzden düşünmem bile."

    "Kendi sorunun cevabını kendin vermiş oldun işte" dedim. "Eşcinsel meyiller de bazı kişiler için genetik bir temelden kaynaklanan, neredeyse zorunlu bir yönelim olabilir; ama o kişilerin de bu anormal yönelimlerini kontrol etmeleri beklenir, bunu becerebilirler de aslında."

    "Bu yönden düşünmemiştim" dedi arkadaşım.

    Ardından, kısa bir düşünme sonrası, "Ama" dedi, "meselâ, bilirsin, beyindeki bazı bozukluklar, örneğin temporal epilepsi gibi hastalıklar, kontrolü güç saldırganlıklara yol açabiliyor. Böyle bir hastalığın da etkisiyle, diyelim ki bilincinde olmadan birini öldüren bir şahıs ceza görür mü? Görmez. Bünyesel hastalığın etkisiyle bu suçu işlediği tesbit edilirse Türk Ceza Kanununun 46. veya 47. maddesine göre cezası ya hafifletilir ya da tamamen affedilir. Buna ne diyeceksin?"

    "Peki," dedim, "O hasta, cezası affedildikten sonra, bir cinayet daha işlesin diye serbest mi bırakılır? Yoksa hastalığı düzelene kadar tedaviye alınıp sonra da uzun süre izlenip kontrol mü edilir?"

    Arkadaşım, "Yine haklısın" dedi.

    Ergenliğe geçiş döneminde sırf meraktan bu tür bir ilişkiyi (kısmen) denemiş gençler de olabilir. Nerdeyse ne yaptığını bilmeden, ‘doktorculuk’ oynarcasına.

    "Çocukça bir hata" bile denebilir belki. Ancak, esas önemli olan, bundan sonrasıdır. Bu tür bir olayın ardından, bazen yıllar sonra, "Eyvah, ben ne yapmışım?" muhasebesi yaşanır genellikle. Bu dönemde bunalımını paylaşmayıp kendi kendini yiyip bitirmek; kendini aşırı suçlayıp "Yoksa ben ‘gay’dım mı?" sorgulamasına dalmak, bazen genci tam zıt bir sonuca götürebilir. "Battı balık yan gider" durumu gerçekleşir. Gerçekte öyle olmayan genç, gerçekte öyle olmadığı halde kendisini öyle zannettiği için, gerçekten öyle olur!

    Traji-komik bir örnek anlatayım: Bir eşcinsel hastam vardı. İlkokul yıllarında bağırsak paraziti problemi varmış. Bilen bilir; bu parazit anüs kaşıntısı yapar. Belki inanmazsınız ama, bu kaşıntı gitgide delikanlıyı "Yoksa ben..?" kuşkusuna götürmüş. Sonuç maalesef kötü! Üstelik, anlattığım tek değil. Literatürde, sadece ve sadece bağırsak paraziti yüzünden cinsel tercihi bozulan birçok vak’a var. Yani? Utanıp konuşmamak, gurur yüzünden anlatmamak, yardım istemeyip kendi kendini yemek yok mu? İşte bu şey o kadar çok yerde ayaklara dolanıyor ki! Sırf bu yüzden ne hayatlar kayıyor, bilemezsiniz.

    Şimdi, gelelim konunun bizi esas ilgilendiren kısmına:

    1. Bu tür hassas konuları ne yok farz etmeli, ne de kaşınmayan yeri kaşımalı. Uyanık bir sessizlik ve dengeli bir müdahale gerek.

    2. Küçük yaşlardan itibaren giyim, oyuncak gibi konularda cinsiyeti vurgulayacak ve cinsel kimlik oluşmasına yardım edecek yönlendirmeler yapılmalı. Meselâ, cinsiyete göre giydirmek, uygun oyuncaklar almak gibi.

    3. Çocuk, normal gelişimi içinde, özellikle belli dönemlerde, cinselliği çok merak eder; onu doğru bilgilendirmek gerekir. Eşcinselliği anlatın demiyorum. Normal, doğal, insanî merakların doyurulması ilerisi için sağlam bir temel olacaktır diyorum. Bu konularda çekinip utanmayın lütfen: Siz doğrudan utanıyorsunuz ama, birileri yanlıştan bile utanmıyor. Ve hiç unutmayın: "Çocuklar öğrenmeye hazır olmadıkları konuları zaten sormazlar." Çocuk birşeyi soruyorsa mutlaka cevap vermeniz gerekir—elbette, usulünce!

    4. Özellikle ergenlik çağında gençlerin kendi cinslerinden ebeveynlerle, yani babayla daha fazla vakit geçirip paylaşım içinde olması şarttır. Bunu vurguluyorum; tâ ki, "İşten eve, evden işe," ‘pijama-terlik-televizyon,’ "Hanım, sen ilgileniver, ben çok yorgunum" hastalıklarına yakalanmış babaların kulakları çınlasın!

    5. Aile içinde erkeğin hafif başat ve saygın konumunun korunması lazım. Yoksa, meselâ evde kadın bariz biçimde baskın, erkekse pasif ise—ki, neredeyse ahirzaman alameti olarak çoğu evde mevcut durum maalesef budur—erkek çocuk için kadın konumu imrenilecek bir durum kazanabilir.

    6. Bu tür bir problemle karşılaşıldığında aşırı tepki ve açıklamasız yasaklar merakı artırır sadece. Konuş(tur)masanız bile, gencin aklındaki soru işaretleri artarak devam eder.

    7. Darda kalırsanız bir psikiyatristten yardım isteyin.

    Not: Eşcinsellik aslında sadece erkeklere has bir durum değil. Kadınlar arasında da bu problem hatırı sayılır biçimde yaşanıyor. Yalnız, bayanlardaki şekli daha belirsiz seyrediyor ve pek de dirençli, devamlı olmuyor. Normal bir cinsel hayat ve mutlu bir evlilik, problemi çözmeye yetiyor genellikle. Yine de, özellikle bayanların toplu kaldığı yerlerde dikkatli olmak gerekiyor.

    Maalesef biz toplum olarak kadın-erkek mahremiyetine ‘çok’ dikkat ederken, mahremiyetin erkek-erkek ve kadın-kadın arasındaki biçimlerini bazı zamanlar sanırım ihmal ediyoruz. Her iki cins açısından, problemin bir sebebi de bu. Bu noktada, biraz kitap karıştırıp erkeğin erkeğe, kadının kadına karşı mahremiyet ve tesettür ölçüsünü öğrenmeye ne dersiniz?

    DR. YUSUF KARAÇAY

    Cennet meselesine gelince, HÜKÜM ALLAH'INDIR.ALLAH HERŞEYİ EN İYİ BİLENDİR.
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  3. #3
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720

    Eşcinseller cennete gidemez mi?

    Herşeyden önce şunu bilmeliyiz ki;

    Sonsuz RAHMET sahibi RAHMAN ve RAHİM olan ALLAH C.C tevbe edip, temiz bir kalp ile ALLAH C.C a yönelip işlediği günahlardan pişman olanları affeder inşaALLAH...

    KUR-AN da kıssası anlatılan LUT Peygamberin kavmi böyle bir günah işleyorlardı ve şehirleri başlarına geçirildi, kesinlikle böyle bir günah işleyip ömrüğnün sonuna kadar bunda ısrar edenlerin akibeti;



















    M.Ö. 79 yılında Vezüv yanardağından yükselen dumanlar birkaç saat içinde Pompei kentini büyük bir mezarlığa dönüştürdü. İki yüz bini aşkın insan yok oldu. İnsanlar lavların içinde kavrulup iki bin yıl boyunca taşlaşmış bir halde kaldılar. Pompe’indeki refah düzeyinin yeniden yakalanması için 1900 sene daha beklemek gerekecekti. Roma İmparatorluğu’nun ihtişamını yansıtan Pompei şehrinin trajik sonunu bugün yeryüzünde bilmeyen hemen hemen yok gibi. Vezüv Yanardağı’nın eteklerinde kurulu olan Pompei ve Herculaneum Roma’nın ‘‘zevk şehirleri’’ydi. Zengin ve asil Romalılar genelevleriyle ünlü bu iki kentte hayatın tadını çıkarırdı.

    Pompei her türlü zevk ve sefahatın sunulduğu genelevleriyle ünlüydü. Genelevlerin duvarları müşterilerin iştahını kabartacak erotik ve pornografik fresklerle süslüydü. Romalı ünlü fahişeler duvarlara kendi özel yeteneklerini ve müşteriye sundukları ‘‘spesiyalite’’ lerini fresklerle yansıtıyorlardı.

    Pompei’nin böyle bir felaketle yeryüzünden silinmesinde elbette çıkarılabilecek dersler vardı. Tarihi kayıtlar şehrin yok olmadan önce tam bir sefahat ve sapkınlık merkezi olduğunu gösterir. Şehrin en belirgin özelliği fuhuşun çok yaygın olmasıydı. Ancak Vezüv’ün lavları bir anda tüm kenti haritadan sildi. Olayın en ilginç yanı ise kentin günlük yaşantısı içinde Vezüv’ün korkunç patlamasına rağmen kimsenin kaçamamış ve adeta olduğu yerde donakalıp felaketin farkına bile varamamış olmasıydı. Yemek yiyen bir aile o andaki gibi aynen taşlaşmıştı. Sapıklıkları esnasında taşlaşmış pek çok çift bulunmuştu. Daha da önemlisi bu çiftler arasında aynı cinsten olanlar küçük erkek ve kız çocuklar da vardı. Pompei kalıntılarından çıkarılan taşlaşmış insan cesetlerinin bazılarının yüzleri hiç bozulmadan kalmıştı. Genel yüz ifadesi şaşkınlıktı.

    Pompei'nin yokoluşunun Kuran'da anlatılan helak olaylarına benzediğini gösteriyor. Çünkü Kuran'da helak olayları anlatılırken "birden yok olma" üzerinde durulur. Örneğin Yasin Suresi'nde anlatılan "şehir halkı" tek bir anda topluca ölmüşlerdir. Surenin 29. ayetinde bu durum şöyle anlatılır:


    (Onlara) Yalnızca bir tek çığlık (yetti); anında sönüverdiler. (Yasin Suresi 29)


    Kamer Suresi'nin 31. ayetinde Semud kavminin helakı anlatılırken de yine "anında yok olma" olayına dikkat çekilir:


    Çünkü Biz onların üzerine bir tek çığlık gönderdik. Böylece onlar ağıldaki çalı-çırpı olan kuru ot gibi oluverdiler. (Kamer Suresi 31)

    Lut'a da bir hüküm ve ilim verdik ve onu çirkin işler yapmakta olan şehirden kurtardık. Şüphesiz onlar, bozulmaya uğrayan kötü bir kavimdi. Onu rahmetimize soktuk, çünkü o, salihlerdendi. (Enbiya Suresi, 74-75)

    Sonra onların arkasından öyle nesiller türedi ki, namaz (kılma duyarlılığın)ı kaybettiler ve şehvetlerine kapılıp-uydular. Böylece bunlar azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır. (Meryem Suresi, 59)

    Hani Lut da kavmine şöyle demişti: "Sizden önce hiç kimsenin yapmadığı hayasız-çirkinliği mi yapıyorsunuz? "Gerçekten siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu siz, ölçüyü aşan (azgın) bir kavimsiniz." Kavminin cevabı: "Yurdunuzdan sürüp çıkarın bunları, çünkü bunlar çok temiz insanlarmış!" demekten başka olmadı. Bunun üzerine Biz, karısı dışında onu ve ailesini kurtardık; o (karısı) ise geride kalanlardandı. Ve onların üzerine bir (azab) sağanağı yağdırdık. Suçlu-günahkarların uğradıkları sona bir bak işte. (Araf Suresi, 80-84)

    Siz insanlardan (cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz? Rabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz." Dediler ki: "Ey Lut, eğer bir son vermeyecek olursan, gerçekten (burdan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın." Dedi ki: "Gerçekten ben, sizin bu yaptığınıza öfke ile karşı olanlardanım. (Şuara Suresi, 165-168)

    Elçilerimiz Lut'a geldiği zaman, onlardan dolayı kaygılandı, göğsünü bir sıkıntı bastı ve: "Bu, zorlu bir gün" dedi. (Hud Suresi, 77)

    Andolsun onlar, onun konuklarından da murad almak için baskı yaptılar... (Kamer Suresi, 37)

    Kavmi ona doğru koşarak geldi; onlar daha önceden kötülükler işlemekteydiler. "Ey kavmim" dedi. "İşte benim kızlarım, bunlar sizler için daha temizdir. Artık Allah'tan korkun ve beni misafirim önünde küçük düşürmeyin. İçinizde hiç aklı başında olan bir adam yok mu?" Dediler ki: "Andolsun, senin kızlarında bizim haktan bir şeyimiz olmadığını sen de bilmişsindir. Bizim ne istediğimizi gerçekte sen biliyorsun." (Hud Suresi, 78-79)

    (Lut) Dedi ki: "Sizler gerçekten tanınmamış bir topluluksunuz." "Hayır" dediler. "Biz sana, onların hakkında kuşkuya kapıldıkları şeyle geldik. Sana gerçeği getirdik, biz şüphesiz doğru söyleyenleriz. Hemen aileni gecenin bir bölümünde yola çıkar, sen de onların ardından git ve sizden hiç kimse arkasına bakmasın; emrolunduğunuz yere gidin. "Ve onlara şu emri verdik: "Sabaha çıkarlarken onların arkası mutlaka kesilecektir." (Hicr Suresi, 62-66)

    (Elçiler) Dediler ki: "Ey Lut, biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana kesin olarak ulaşamazlar. Gecenin bir parçasında ailenle birlikte yürü. Sakın, hiçbiriniz dönüp arkasına bakmasın; fakat senin karın başka. Çünkü onlara isabet edecek olan, ona da isabet edecektir. Onlara va'dolunan (azab) sabah vaktidir. Sabah da yakın değil mi?" (Hud Suresi, 81)

    (İbrahim) dedi ki: "Şu halde sizin asıl isteğiniz nedir ey elçiler? Doğrusu biz suçlu-günahkar bir kavme gönderildik" dediler. Üzerlerine çamurdan (iyice sertleşip kaskatı kesilmiş) taşlar yağdırmak için. (Ki bu taşların her biri) Rabbinin katında ölçüyü taşıranlar için (herkese ayrı ayrı) işaretlenmiştir. Bu arada mü'minlerden orda kim varsa çıkardık. Ne var ki orda Müslümanlardan olan bir evden başkasını bulmadık. (Zariyat Suresi, 31-36)






    (Lut) Dedi ki: "Sizler gerçekten tanınmamış bir topluluksunuz." "Hayır" dediler. "Biz sana, onların hakkında kuşkuya kapıldıkları şeyle geldik. Sana gerçeği getirdik, biz şüphesiz doğru söyleyenleriz. Hemen aileni gecenin bir bölümünde yola çıkar, sen de onların ardından git ve sizden hiç kimse arkasına bakmasın; emrolunduğunuz yere gidin. "Ve onlara şu emri verdik: "Sabaha çıkarlarken onların arkası mutlaka kesilecektir." (Hicr Suresi, 62-66)

    (Elçiler) Dediler ki: "Ey Lut, biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana kesin olarak ulaşamazlar. Gecenin bir parçasında ailenle birlikte yürü. Sakın, hiçbiriniz dönüp arkasına bakmasın; fakat senin karın başka. Çünkü onlara isabet edecek olan, ona da isabet edecektir. Onlara va'dolunan (azab) sabah vaktidir. Sabah da yakın değil mi?" (Hud Suresi, 81)

    (İbrahim) dedi ki: "Şu halde sizin asıl isteğiniz nedir ey elçiler? Doğrusu biz suçlu-günahkar bir kavme gönderildik" dediler. Üzerlerine çamurdan (iyice sertleşip kaskatı kesilmiş) taşlar yağdırmak için. (Ki bu taşların her biri) Rabbinin katında ölçüyü taşıranlar için (herkese ayrı ayrı) işaretlenmiştir. Bu arada mü'minlerden orda kim varsa çıkardık. Ne var ki orda Müslümanlardan olan bir evden başkasını bulmadık. (Zariyat Suresi, 31-36)

    ENFAL 33. Halbuki sen onların içinde iken Allah, onlara azap edecek değildir. Ve onlar mağfiret dilerlerken de Allah onlara azap edici değildir.


    7:72 - Onu ve onunla beraber olanları rahmetimizle kurtardık ve âyetlerimizi yalanlayıp da iman etmeyenlerin kökünü kestik.

    11:58 - Ne zaman ki emrimiz geldi, Hud'u ve beraberindeki iman edenleri, tarafımızdan bir rahmet ile kurtardık, ayrıca onları çok ağır bir azaptan da kurtardık.

    1) Azap

    Arapça'da azap "terketmek, vazgeçmek, vazgeçirmek" gibi manalara gelen azb kökünden isim olup "işkence, eziyet ve elem" anlamında kullanılır. Elem ve ıstırapların bir kısmı beden, bir kısmı da ruh üzerinde etkili olduğuna göre azap hem maddi hem de manevi bir elem ve ceza niteliği taşır.

    Kur'an ve Hadiste azap

    Kuran'da türevleri ile beraber 490 defa geçen azap, genellikle ilahi emirlere karşı gelenlere verilen cezanın adı olarak kullanılır. Kuran'da azap manasında geçen başka kelimeler mevcuttur. Bunlardan en çok tekrarlananlar nar, cehennem, ricz, be's ve ikabdır. İlgili ayetlere göre ilahi azap dünyada ve ahirette olmak üzere üç safhada gerçekleşir. Kainatın yegane yaratıcısı, yöneticisi ve dolayısıyla sahibi olan ALLAH kullarından dilediğine azap etmeye muktedir olmakla birlikte (Maide 5/40; Ankebut 29/21) O azabının inkara ve isyana karşılık olduğunu bildirmiştir. (Araf 7/96; Tevbe 9/95; Yunus 10/8, 70) İlahi buyrukları tanımayanlara, peygamberlerini alaya alıp yalanlayanlara, kafirlere, fasıklara, zulüm ve haksızlık yapanlara, hak dine girdikten sonra dönenlere, işledikleri günahlar sebebiyle ceza ve azap olmak üzere çeşitli felaketler gönderilerek helak edildikleri muhtelif ayetlerde beyan edilmiştir. Bilhassa Nuh, Hud, Salih, Lut ve Şuayb peygamberlerin inkarcı kavimleri çeşitli şekillerdeki felaketlerle azaba uğratılmış, kimi yerin dibine geçirilerek, kimine gökten taş yağdırılarak (Ankebut 29/40), kimi suda boğularak (İsra 17/103) kimine yağmur felaketi verilerek (Araf 7/84) bunlar maddi cezaya çarptırılmış, Kuran'a inanmayan Ehl-i Kitap ile münafıklar da olduğu gibi kimine de zillet damgası vurarak kıyamete kadar manevi azaba maruz bırakılmıştır. Yine Kuran, kafirlerin sahip olduğu gelip geçici dünya nimetlerinin aslında kendileri için bir azap olduğunu (Tevbe 9/85) haber vermiş, bu şekilde maddi imkanların insan bedenen haz vermesine rağmen ruhu için ıstırap kaynağı olabileceği, manevi mutluluğun madde ile değil, ALLAH yolunda harcanmayan servetin sahibini azaba sürükleyeceği anlatılmak istenmiştir.(Tevbe 9/35)

    Bizim ele alacağımız konu azabın kimleri etkilediğidir. Kafirler dünyada azaba uğrarken orada bulunan Müslümanlar dünyevi azaptan beri mi kalacaklardır? Dünya da verilen azap sadece kötü insanları mı etkiler? Azaptan kurtulmak nasıl mümkün olur? Bu konuyu Kur'an ve hadislerle değerlendirelim.

    Müminlerin, hayat sürecinde birtakım olumsuz sonuçlara yol açabilecek düşünsel ve amil sapmalardan doğal bireysel ve toplumsal sorunları bilinçli bir şekilde göğüslemeleri bir sorumluluktur. Bu da, olumluluklar ve olumsuzluklarıyla toplumun gidişatına hükmeden sosyal prensipleri iyi kavrayan kapsamlı bir sorumluluk duygusu içinde bunlarla mücadele etmekle sağlanabilir. Kuran-ı Kerim, insanların yaptıklarından dolayı sorumlu olduklarını bildirir. İnsan yaptığı hayırlı amellerin de kötü işlerinde karşılığını görecektir. Bu, gerek dünyada gerekse ahirette ortaya çıkan bir durumdur.

    Kötü amellerin karşılığı dünyada ve ahirette azaptır. Ancak azap sadece kafirleri mi kuşatır?

    İnsanların ilişki ve çıkarları, çağrıştırdıkları duygu ve düşüncelerle oldukça karmaşık bir manzara arz ederler. Bu nedenledir ki toplumun dar birimlerinden birinde meydana gelen ihtilafların çoğu zaman bu birimle sınırlı kalmadığını aksine diğer birimlerin de bazı duygu ve düşünce boyutlarında bundan etkilendiklerini görürüz. Bu bir tür virüs veya bireyler arasındaki yoğun ilişkiden dolayı gayri ihtiyari bir etkileşim olarak tanımlanabilir. İşte iyiliği emredip kötülükten sakındırma emri bu bağlamda gündeme gelmiştir. Bu ilke, İslam toplumunun dinamik karakteristiğidir. İslam toplumu, bireylerinin bir bölümünün çarpıklığından birinci derecede sorumludur. Kadın erkek tüm müminler bu sorumluluğu paylaşırlar. Çünkü mesele sadece çarpıklık içinde olanları ilgilendirmekle kalmamakta, şu veya bu şekilde toplumun diğer katmanlarını da etkilemektedir. Kişi özgürlüklerine saygı iddiasıyla bunlara karşı kayıtsız kalmak mümkün değildir. Çünkü öyle kişi özgürlükleri vardır ki birçok alanda toplumun tamamının özgürlüğünü kısıtlayabilmektedirler. Kuran, Müslümanları o tür bir fitneden sakındırmaktadır ki onun etkileri sadece onu ortaya atanlara ve ateşini körükleyenlere değil sosyal olay ve sorunların içiçeliğinin tabii sonucu olarak diğerlerine de dokunacaktır: "Sadece sizden zulmedenlere ulaşmayacak fitneden sakının"(Enfal 8/25) Bireylerin hareketleri toplumun geleceğini belirlediği için çıkarılan fitne sadece sahiplerini değil diğer bireyleri de yakacaktır. (Fadlullah, Min Vahy'il Kur'an, X, 251,252)Dolayısıyla zalimlerin körükledikleri fitne ateşine karşı herkesin uyanık olması çağrısı yapılmıştır. Kurtubi, Ali, Zeyd b. Sabit ve İbn Mesud'un bu ayetteki la tusiybenne ifadesini letusiybenne şeklinde okuduklarını ve çoğunluğun okuyuşuna muhalefet ettiklerini söyler. Bu durumda ortaya çıkan "özellikle zalimlere isabet eden fitneden sakının" anlamını verecek şekilde okumanın mümkün olduğunu söyler. (Kurtubi, IV, 352) Her iki okuyuş biçiminde de müminler zalim olmaktan ve onların uğrayacağı azaptan sakındırılmaktadırlar.

    Bu fitne zulmedenlere isabet etmekle kalmaz, belki umumileşir. Bazı günahlar vardır ki zararı geneli ilgilendirir. Sebep olacağı fitne ve ihtilal, celbedeceği sıkıntı ve musibet yalnız o günahı yapan, işi yerinden oynatan ve bu suretle kendine ve diğerlerine zulmetmiş olan zalimlere has kalmaz da kurunun yanında yaşı da yakar. Mesela açıkça, kötülük, iyiliği emir ve kötülüğü nehiyde uzlaşma, akidenin ifsada uğraması ve cihatta gevşeklik bu kabildendir. Bir şahsın hatası bir yapıyı batırabilir. Hadisi nebevide belirtildiği üzere bir geminin dibini delmeye uğraşan bir kişinin fiili öyle bir batışa neden olur ki bu fitne o geminin içinde bulunanlardan yalnız onu delene veya ona yardım edenlere veya görüp sessiz kalanlara değil hiç haberi olmayanlara varıncaya kadar hepsine isabet edecek bir genel bir musibet olur. (Buhari, VII, 433) Ve hatta ilgisizlikten dolayı hiç haberdar olmayanların, gafletlerinden dolayı durumları daha feci olabilir. Bunun için böyle bir musibete başlangıçta meydan vermemek için korunmak genel gözlemde bulunmak ve onu deleni engellemek o gemide bulunanların görevidir. İçlerinden bazıları bu görevi yerine getirdikleri zaman kurtulur, hiçbiri aldırmayıp gemi delindiği surette hepsi etkilenir. (Yazır, IV, 2387-2389)Genel fitne yalnız suçu işleyen zalimlerin cezası o değil aynı zamanda korunmayıp onunu vuku bulmasına meydan veren gafillerin gafletlerinin de cezasıdır. Son nefese kadar çalışıp da başarılı olamayanlara gelince ma'zireten ila rabbikum (Rabb'inize bir mazeret olsun diye uyarıyoruz) ayetin uyarınca mazur sayılırlar. Ancak o zalim veya gafillerin içinde bulunup onlara komşuluk ettiklerinden dolayı dünyada o genel musibetin dairesi içinde kalmaları da mümkündür.

    Ancak azabın herkesi her zaman kuşattığını söylemek mümkün değildir. Toplumların yok edilmesi ile ilgili olarak zikredilen ayetlerde Peygamber ve müminlerin o toplumun iman etmesinden ümit kestikleri zaman ilahi vahiy ile oradan ayrılıp dünyevi anlamda da kurtulduklarını biliyoruz. (Hud 11/40,58,66,81,94)

    Günümüzde peygamber olmadığına göre müminler ne yapacaklardır?

    Bir toplumda azgınlık yapanlar yeryüzünü ifsad edenler arttığında kötülükleri engelleyemeyen müslümanlar hicret etmelidirler. Zulüm ile bir arada yaşamak cehennemi tercih etmek demektir. (Nisa 4/97) Bu kararı vermek müminlerin birlikte yapacakları değerlendirmeye bağlıdır. Zira bu durumda verilecek ferdi kararlar yeryüzünü ıslah etme sorumluluğundan kaçış anl***** gelebilir.

    Dünyevi azabı ahiret azabı gibi görmek bir mümin için düşünülemeyecek bir şeydir. Firavuna karşı meydan okuyan büyücülüğü terketmiş kimselerin tavrında bunu rahatlıkla görebiliyoruz. Ellerinizi ve ayaklarınızı çarprazlama kestireceğim diyen Firavuna karşı "Senin azabını ALLAH'INki ile bir tutar mıyız?" (Taha 20/72-73) diyerek dünyevi kaybın pek de önemli olmadığını ifade ediyorlar. Demek ki dünyevi anlamda kaybetmek, ahirette kaybedenlerden olmak karşısında çok az bir değere sahiptir. Zaten Rabbimiz müminlere her zaman kazanç vadetseydi ve müminler sürekli rahata kavuşsalardı, herkes rant elde etmek için mümin olmaya bakardı. Ardından gelecek bir toplumsal çürüme de ahirette kaybedenlerden olmak anl***** gelecekti. Halbuki Rabbimiz bizim ebedi kurtulanlardan olmamızı istemektedir.

    2) Dünyadaki Azabın Kapsamı

    Kuran-ı Kerim bir şehir halkından bahseder. Onlar geçimlerini balıkçılık ile sağlamaktadırlar. Rabbimiz onların azap karşısında üç farklı tavır aldıklarından söz eder: "Onlardan bir topluluk: "ALLAH'IN kendilerini helak etmek ve azaba uğratmak istediği bir topluma ne diye öğüt veriyorsunuz?" dediğinde, "Rabbinize karşı bir özür için ve belki sakınırlar" dediler.

    Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında ise, biz de kötülükten sakındıranları kurtardık. Zulme sapanları ise fıskları dolayısıyla pek şiddetli bir azap ile yakalayıverdik.

    Kendisinden sakındırıldıkları şeyde ısrarla isyana sapınca onlara: "Aşağılık maymunlar olunuz" dedik. (Araf 7/163-167)

    Bu husus, söz konusu şehirde üç çeşit insan olduğunu gösterir: Birinciler, ilahi kanun ve düzenlemelere açıkça ve küstahça karşı gelenlerden oluşan grup. Bunları, ilahi kanunlara bizzat karşı gelmeyen fakat dini değerlere karşı gösterilen yıkıcı hareketlere sessiz kalan ve birinci guruba nasihat edenlere de o kanun tanımazlara herhangi bir nasihatte bulunmanın hiçbir yararı yoktur diyen insanlar izlemekte. Son gurup ise, son derece cesaret ve vekar ile şereflenmiş ve ilahi kanuna karşı açıkça karşı gelmeye hiçbir müsamaha gösteremeyen yukarıdaki iki grubun dışında kalan diğer insanlardır. Bunlar, o kanuna aykırı hareket edenleri belki doğru yola yeniden dönerler diye, veya en azından bu zalimleri uyarmak konusunda üzerlerine düşeni yaptıklarını, Rableri katında gösterebilecekleri bir amelleri olsun diye, onları iyilik yapmaya ve kötü işlerden uzak durmaya çağırırlar. Ve

    ALLAH'IN korkunç belası o şehre geldiğinde bu cezadan kurtarılmış olanlar sadece bu son gruba mensup olanlardır. Kuran'a göre, bizzat kötülüğün ortadan kaldırılmasına çalışmış oldukları için onlar, gelen bu afetten kurtarıldılar. Diğer iki grup ise, günah işleyenlerden sayılmak suretiyle ve suçlarının yapısı ve yaygınlık derecelerine göre cezalandırıldılar. Ancak bu kurtarılanların dünyada bir kurtuluşa erdikleri net değildir.

    Demek ki azap dünyada sadece kötülere dokunmakla kalmamakta iyileri de etkilemektedir. Ancak azap olarak görülen bu durum kafirler için kötü sonun başlangıcı iken müminler için bir olumluluk olabilir. Hz. Musa'nın karşılaştığı kendisine ilim verilen bir kişinin olayında olduğu gibi. Bu zat bir çocuğu öldürmektedir. Sonra onun bu eyleminin, öldürdüğü çocuğun annesini ve babasını müşrik olmaktan kurtardığını ve ateşin azabından onları koruduğunu söylemektedir. (Kehf 18/80-81)

    Yani görünürde şer olan bir çocuğun ölümü iki kişiyi büyük azaptan kurtarmaktadır. Bu genel helakın, mümin olarak can verme ve ebedi nimete kavuşma açısından müminlere iyilik, kafirlere de pişmanlık verici olduğunu gösterir.

    Kuran, dünyevi azaptan kurtulmanın yolunu şöyle gösterir:

    "Sizden önceki nesillerden akıllı kimselerin insanları yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan menetmeleri gerekmez miydi? Fakat onlar arasından, ancak kendilerini kurtardığımız pek az kişi böyle yaptı. Zulmedenler ise kendilerine verilen refahın peşine düşüp şımardılar ve suç işleyen insanlar olup çıktılar. Halkı ıslah edici kimseler olsalardı, Rabbin o şehirleri haksız yere helak edecek değildi."(Hud 11/116-7)



    Ayetlerde, ALLAH'IN peygamberlerinden anlattığı önceki milletlerin işlerinden olan şeyleri takip etme anlamında rapor sunulmaktadır. Önceki milletler içinde, yeryüzünde işlenilen fesattan insanları alıkoyacak, takvalı, faziletli, akıllı kimselerin olmaları gerekirdi. Fakat bunlar azınlıkta oldukları için etkili olamadılar. Bunlar ALLAH'IN kurtardıkları ve onların yolundan giden kimselerdir. Diğerleri ise zalimlerden oldular. Günah işlemeye devam ettiler, taşkınlık ettiler, şehvetleri peşine düştüler. Bu yüzden ALLAH onları helak etti.

    Bunlar üç şeyi vurgulamak için zikrediyoruz:


    1) İnsanları kötülükten sakındıracak, iyiliği tavsiye edecek birtakım kimselerin bulunması gerekmektedir. Zira ALLAH yalnızca iyiliğe razıdır, kötülüğe ise, ancak iyiliğin egemen olduğu veya belli bir potansiyele sahip olduğu sürece müsamaha eder. Fakat, içinde hiç iyi insan kalmadığı, yalnızca mücrimlerin yaşadığı veyahut iyilerin bulunduğu fakat etkinliklerinin son derece az olduğu, hiç kimsenin bunlara kulak vermediği, kısaca manevi çöküntüye doğru at başı giden bir topluluk o kaçınılmaz akıbeti, yani ALLAH'IN azabını çağırmış demektir.

    2) Kendileri salih ameller işlemeye çalışan birkaç kişi dışında herkese ve her şeye müsamaha eden bir toplum kendi fermanını imzalamış ve azabı davet etmiş demektir.

    3) Bu pasajdan anlaşıldığına göre bir toplumun kaderi, o toplum içindeki salihlerin etkinliğine bağlıdır. Eğer bir topluluk içinde kötülüğü ve batılı defedip hakkı ve adaleti tesis etmeye gücü yetecek sayıda salih kişi bulunuyorsa genel azap, bir ıslah fırsatı tanımak için o topluluktan kaldırılır. Diğer taraftan eğer salih kişiler böyle bir ıslah girişimi için yeterli sayıda değilseler, topluluk onlara müsamaha etmiyor ve ıslah girişimlerine izin vermiyorsa o zaman topluluk kendi helakını hazırlamış demektir. (Mevdudi, II, 401)Çünkü artık değersiz bir topluluk olduğunu bizzat kanıtlamıştır ve varolması için hiçbir haklı sebebi kalmamıştır.

    Sonuç


    Toplumların başlarına gelenler ALLAH'IN belirlemesi ile vuku bulmaktadır. Hiç kimsenin yaptığı iyi veya kötü işler zayi edilecek değildir. Herkes yaptığının karşılığını tam olarak alacaktır.
    İman etmeyen, iyilik yapmayan, halini düzeltemeyen ve adalet de yapmayan birtakım toplumların buna rağmen hala güçlü, zengin ve varlıklarını sürdüren ümmetlerin bulunduğu söylenebilir ancak bu bir vehimdir. Bu ümmetlerde belirli bazı hayırların geriye kalmış olması kaçınılmazdır. Eğer yeryüzünün imar edilmesi ve adaletin hayrı yeryüzü insanları arasında dar sınırlar içinde hissedilmekte ise, yine dar sınırlar içinde maddi ıslahın ve iyiliğin hayırları görülmekte ise, işte geriye kalan bu hayır kalıntıları üzerinde bu ümmetler yaşayışlarını sürdürmektedirler. Bu hayırları tüketip geriye hiçbir şeyin kalmayacağı zamana kadar hayatiyetleri devam etmektedir. Bundan sonra da nihai olarak varlık aleminden silinmek ile karşı karşıya kalacaklar. Çünkü ALLAH'IN sünnetinde değişiklik ve geri kalmak söz konusu değildir. Her bir ümmetin ameline göre gerçekleşen bir eceli vardır.
    Daha önceki toplumların başına gelenleri göz önünde bulundurarak günümüzde görülen on binlerce insanın ölümüne milyonlarca insanın evsiz barksız kalmasına yol açan tabi afetleri ve büyük bir dalga halinde hızla yükselen ekonomik güce sahip ülkelerin rüşvet ve yolsuzluklar nedeniyle kısa sürede nasıl sosyal patlamalarla sarsıldıklarını fitnenin sadece zalim insanlara ulaşmakla kalmayacağı bilinciyle okumalıyız.
    Konu RABİA tarafından (07-12-2009 Saat 12:53 PM ) değiştirilmiştir.

  4. #4
    Aktif Üye orkuorkun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Nerden
    BULGARISTAN, ROMANYA, UKRAYNA, ISTANBUL, JAKARTA
    Yaş
    48
    Mesaj
    1.942
    Blog Mesajları
    3
    Rep Gücü
    37781
    Çok yanlı bir düşünce, pompei örneği birçok defa ibretlik olarak gösteriliyor.
    Bu insanların arasında günahsız ,inançlı şahıslar da vardı. komple bir şehir için fahişe ve dönme yoldan çıkmış demek mantıksızdır.
    Günahı az olanlar cennete diğerleri cehenneme gitti demek, zaten adamlar hristiyan birde ondan cennete gidemez mantığı da 2nci bir mantık.
    Dinlerin birbirini ibretlik olarak kullanması çok kötüdür.

    Endonezyada depremde birçok insan öldü, Hristiyanların kitabında yorum yapılsa. falanca surede falanca yerde . Hristiyan olmadıkları için öldüler. Bakın C.C Allah nasıl cezalandırıyor diyorlardır. Yada Hindistanda bir camiye muson yagmuru etkisi ile yıldırım çarpmış 100 kişinin ölümüne sebep olmuştur. Adamlar müslüman Allah cezalandırıyor matığı yanlıştır.
    İşin kötü tarafı buna kendimiz bile inanmaktayız. Gölcük depreminde ölen inançlı insan yokmuşçasına. Yanlış Yorumlar yapanların arkasından da ölünce Yanlış düşünürler. Gülme komşuna gelir başına boşuna dememişler.

    Gölcük için, eğlence yeriymiş, rakı içerlermiş,zevk eğlence yeriymiş,yazlıkmış diyenlerin içinde Gönlü islamla bütün insanlar ölmemiş gibi. Yarın sizin eviniz yıkılsa ,başınıza fırtına gelse,eviniz yansa sizin için de kafir diyecekler. Ne kadar dini inancınız olursa olsun.

    Ayrınca, diyelim ki Aids oldunuz ama bir Hocasınız, yada domuz gribine yakalandınız. ama eşcinsel değilsiniz.ama Domuz hiç yemediniz. Topluma verilen yanlış düşünce siz istediğiniz kadar en inançlı benim deseniz de Artık bitmişsinizdir toplumun gözünde.
    Ve arkanızdan biri hemen yazan kafirdi, Geçmişiniz çok basit bir Tesadüfle karalanır.
    -
    Herşeyi CC. Allah bilir. insanlar kendi akıllarının erdiği şekilde yorum yapar. Yüce Allahın işine kaderine gerçekten karışılmaz. Hayatta çok konuşmamak lazım.
    İmanın kimde olduğu belli değildir. Çok laf yapanların arkasından da ölünce laf yaparlar.
    Zaman görülmez bir mezarlıktır. Eskilerin üstüne çok pislik atılmış topraklar kat kat olmuştur. İnsan kendini aramaktadır.
    Konu orkuorkun tarafından (07-12-2009 Saat 11:06 AM ) değiştirilmiştir.

  5. #5
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Benim mesajım yine değiştirilmiş, neden ki ben soruya cevap olarak yazdığım şeyleri niye kafanıza göre değiştiriyorsunuz anlam veremiyorum.........

  6. #6
    Süper Aktif Üye simqe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Nerden
    Türkiye
    Mesaj
    3.362
    Rep Gücü
    67755
    Kimin nereye gideceği hükmünü sen,ben,o nasıl verebilirizki..gidenlerin akıbetinin ne olduğunu nereden bilebiliriz,gidipte dönen varmı?

  7. #7
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Herşeyden önce şunu bilmeliyiz ki;

    Sonsuz RAHMET sahibi RAHMAN ve RAHİM olan ALLAH C.C tevbe edip, temiz bir kalp ile ALLAH C.C a yönelip işlediği günahlardan pişman olanları affeder inşaALLAH...

    Yazının giriş kısmını görmediğinizi varsayıyorum....

    Ayrıca hüküm veren kim hüküm verilen satırları bi paylaşırmısınız, Yoksa kişi ömrünü bu şekilde geçirsin, o şekilde ölsün, sonrada nereye gideceğimi kimse bilemez desin... Komik bi savunma olmuş, diğer türlü bir manada belki tevbe edecek anlamında bir savunma ise bu, zaten cevap alıntıda var...

  8. #8
    Aktif Üye carloss - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    1.712
    Rep Gücü
    28877
    Varsayalım ki kişi bütün idabetlerini yerine getiriyor engelleyemediği bir şekilde kendi cinsine yakınlık duyuyor. O zaman ne olur hocam?

  9. #9
    Süper Aktif Üye simqe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Nerden
    Türkiye
    Mesaj
    3.362
    Rep Gücü
    67755
    Alıntı carloss´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Varsayalım ki kişi bütün idabetlerini yerine getiriyor engelleyemediği bir şekilde kendi cinsine yakınlık duyuyor. O zaman ne olur hocam?

    Hocam???Hocanın bu konuda affı yok..yakılacak yıkılacak,emir büyük yerden..müneccim ya

  10. #10
    Aktif Üye carloss - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    1.712
    Rep Gücü
    28877
    Alıntı simqe´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Hocam???Hocanın bu konuda affı yok..yakılacak yıkılacak,emir büyük yerden..müneccim ya
    Hocamız dünya nüfusunun yarısından fazlasını geçen konularda zaten yakmıştı :) Şimdi eşcinsellerin altına ateşi yakmış veriyor odunu. :)

Benzer Konular

  1. Cennete açılan tek kapı
    bziya Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 12-05-2010, 02:14 PM
  2. Herkes eşit ama "eşcinseller" hariç mi????
    güney Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 6
    Son mesaj: 18-05-2008, 05:59 PM
  3. Cennete girebilirmiisn...
    Venhar Tarafından Sohbet ve Dedikodu Foruma
    Yorum: 8
    Son mesaj: 14-03-2008, 08:47 PM
  4. Çok secde cennete götürür
    memedi Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 22-02-2008, 02:26 AM
  5. cennete ilk girecek kadın
    girdapsedef Tarafından Dini Hikayeler Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 21-03-2007, 09:36 AM
Yukarı Çık