Aşk ve intihar


Birisini deliler gibi seviyor ama sevdiğinin bundan haberi yok. Senelerce süren bu tek taraflı sevgi nihayetinde muhatabına açıklanıyor; alınan cevap menfi. Bir gün gelir müsbet cevap alırım düşüncesiyle ümit ve ümitsizlik arasında yaşanan aylar; neticede içine düşülen mağlubiyet ve vazgeçme dönemi.
İşte ne oluyorsa bundan sonra oluyor; sevgisine karşılık bulamayan âşık intihara karar veriyor; veriyor ama bu defa dinî inançları önünü kesiyor ve 'yapamazsın' diyor. O da bize soruyor: 'Gerçekten yapamaz mıyım?' "Onsuz yaşamamın benim için anlamı yok." demeyi de ilave ederek.

Maddeler halinde sıralayalım; fakat en son söyleyeceğimiz cümleyi başlangıçta söyleyerek; evet yapamazsın. Neden?

Bir; İslam'da en kutsal haklardan bir tanesi hayat hakkıdır ve insan bu hakkı son nefesine kadar korumakla mükelleftir. Hayat, insana verilmiş bir emanettir; böyle bir mazeret emanete hıyanet etmeyi meşru kılmaz.

İki; İslam'da masum bir insanı öldürmenin hükmü Kur'an'ın ifadesiyle ebedi cehennemdir. "Kim de bir mü'mini kasten öldürürse, onun cezası, içinde devamlı kalmak üzere, cehennemdir. Allah ona azab etmiş, lânet etmiş ve büyük bir azab hazırlamıştır." (4/93) İntihar ise en azından masum bir insanı öldürme kadar, hatta bazılarına göre ondan daha büyük günahtır. Onun içindir ki Efendimiz (sas) intihar eden kişinin ahirette cezasının ebedi cehennem olduğunu açıkça beyan buyurmuştur.

İşte Allah Rasulü'nün (sas) konu ile alakalı beyanları: "Kim kendisini dağdan atarak intihar ederse o cehennemlik olur. Orada ebedî olarak kendini dağdan atar. Kim zehir içerek intihar ederse, cehennem ateşinin içinde elinde zehir olduğu halde ebedî olarak ondan içer. Kim de kendisine demir saplayarak intihar ederse, cehennemde ebedî olarak o demiri karnına saplar." (Müslim, İman, 175)

Nitekim fukaha bu ve benzeri hadislerden hareketle müntehirin cenaze namazının kılınıp kılınmayacağı, Müslüman mezarlığına gömülüp gömülmeyeceği müzakereleri yapmışlardır. Halbuki bu tür müzakereler katil için bu ölçüde yapılmamıştır.

Üç; evlilik iki tarafın icab ve kabulü ile gerçekleşen bir akittir. Bir başka ifadeyle aile kurumunun iki ana temeli vardır; kadın-erkek ve bunların hiçbir baskı altında kalmaksızın özgür iradeleri ile aile kurumunu tesis etmeleri. Özgür iradenin tetikleyicisi, bu yuvaya evet dedirici en önemli ana unsur, hiç şüphesiz kadın ve erkeğin birbirlerine karşılıklı olarak besledikleri hislerdir, gönül ilişkisidir, aralarında oluşan muhabbet ve meveddettir. Bunun olmadığı yerde baskı vardır, zorlama vardır, belki mecburiyetler vardır. Bu şartlar altında gerçekleşen evlilikler, akdi manada geçerli olsa da, realite planında bir mana ifade etmez; etmez, zira zorla güzellik olmaz; zorla mutluluk olmaz. Hayat sadece sevilene değil, sevene de zindan olur. Zannediyorum hiç kimse de böyle bir hayatı yaşamak istemez.

Dört; herkesin bu dünyada bir imtihanı vardır. Sağlık-hastalık, zenginlik-fakirlik, makam-mansıp vs. hemen hemen her bir şey bizim için imtihan unsurudur. Soru sahibinin de imtihanı bu olabilir. Öyleyse inanan insana düşen, bu imtihanı kazanmaya çalışmaktır. Mademki sebepler planında yapılabilecek her şey yapıldı, ama kalpleri evirip çeviren Allah, o gönlü sana yâr etmedi; o zaman zihnimizden onu silip hayatımıza devam etmeliyiz. Kim bilir, ondan çok daha iyilerini, daha hayırlı olacak başkalarını bize takdir buyurmuştur.

Unutmamalıyız ki Hakk'ın benim hakkımdaki takdiri, benim benim hakkımdaki takdirimin önündedir. Zaten kulluk bunu kabullenmekle başlar. İmanın en önemli göstergesidir bu kabul.

Sonuç; nereden bakarsanız bakın, karşılık bulunmayan sevgiden dolayı intihar etmenin dinen meşru hiçbir dayanağı yoktur ve haramdır.


AHMET KURUCAN


kaynak