5. Sayfa, Toplam 6 BirinciBirinci ... 3456 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 41 ile 50 Toplam: 52

Soru-Allah nerededir ?

Din ve İnanç Kategorisinde ve Dini Sohbet Forumunda Bulunan Soru-Allah nerededir ? Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> İSLAMIN YAYILIŞI MÜRİT- Sen tarikatları yerin dibine sokuyorsun ama İslam tarikatlar sayesinde yayılmıştır. Büyük alim Muhammed HAMİDULLAH da tarikatlara karşı ...

  1. #41
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    İSLAMIN YAYILIŞI

    MÜRİT- Sen tarikatları yerin dibine sokuyorsun ama İslam tarikatlar sayesinde yayılmıştır. Büyük alim Muhammed HAMİDULLAH da tarikatlara karşı iken İslamın sufiler sayesinde yayıldığını görünce fikrinden vazgeçti. Tarikatları ortadan kaldırmakla ne elde edeceksin?

    CEVAP- Değerli ilim adamı HAMİDULLAH, Kurana aykırı bir tarafı olmayan tarikatları kasdetmiş olmalıdır. Hatırlarsanız konuşmamızın başında şöyle söylemiştik: Bizim karşı çıktığımız, sadece Kurana açıkca aykırı olan şeylerdir. Eğer bunlar Hanefî, Şafiî, Mâlikî, Eşârî, Maturîdî gibi herhangi bir mezhebin görüşüne aykırı olsaydı bunu gözümüzde büyütüp sert tavır ortaya koymazdık. Mütevâtir olmayan hadisi şeriflere aykırı bulsaydık üzerinde bu kadar durmazdık. Siz Kur‘anı Kerim’in çok açık ifadelerine aykırı şeyler söylüyorsunuz. Bunlar karşısında susarsak hesap gününün tek yetkilisi olan Allah’a, bunun hesabını veremeyiz.

    MÜRİT- Kuranın açık ifadelerine kim karşı çıkabilir?

    CEVAP- Lütfen başa dönmeyelim. Baştan da öyle dediniz ama konulara tek tek girince Kurandan ne ölçüde uzaklaşıldığı ortaya çıktı.
    Kurana aykırılıklarla dolu bir akımın İslam diye yayılmasının ne faydası olur?

    HADİSİ ŞERİFLER

    Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin, Allahın elçisi sıfatıyla söylediği sözlere, yaptığı işlere ve kabul ettiği davranışlara hadis denir.

    MÜRİT- Dedin ki, tarikatlardaki yanlışları Mütevâtir olmayan hadisi şeriflere aykırı bulsaydık üzerinde bu kadar durmazdık.Sen hadisi şerifleri önemsemiyor musun?

    CEVAP- Elbette önemsiyorum. Ama sahih de olsa her hadisin derecesi farklıdır. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme ait olduğunda kuşku olmayan hadislere mütevâtir hadis denir. Ahmed Naim, bunların pek az olduğunu belirtir ve dört hadisin lafız ve anlam yönünden mütevâtir olduğunu ifade eder. Bu konuda farklı tespitler olmakla birlikte sayısının pek az olduğunda kuşku yoktur. Mütevâtir olmayan hadisler üzerinde az çok şüphe vardır. Bu şüphe ya senet yönünden ya anlam yönünden ya da diğer hadislere ters düşen ifadeler yönünden olur. Hadisi şerifi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemden bize kadar ulaştıran kişiler o hadisin senedini oluşturur. Bu senet zincirinde yer alan kişilere ve onların ezberleme kabiliyetlerine tek tek güvenilebilmesi gerekir.Mezhepler ulaşabildikleri hadisi şerifleri kendi usullerine göre değerlendirirler. Bakarsınız ki, aynı konuda mezheplerden biri bir hadise, diğeri başka bir hadise dayanmıştır. Üçüncüsü de bunlardan hiç birini kabul etmemiştir. Zayıf bir hadis kabul edildiği halde sahih hadisin kabul edilmediği durumlar da olur. Mesela Şafiî mezhebi, köpek tarafından yalanmış bir kabın, biri toprakla diğerleri de su ile olmak üzere yedi kere temizlenmesini şart koşar. Bu konuda dayandığı hadis şudur: Birinizin kabını köpek yalarsa onu yedi kere yıkasın, bunlardan biri temiz toprakla olsun.Hanbelî mezhebinin görüşü de aynıdır. O da aynı hadis-i şerife dayanır.

    MÜRİT- Peki bu hadisi şerif sahih mi? Çünkü Hanefî mezhebine göre köpeğin yaladığı kabın üç kere yıkanması yeterlidir.

    CEVAP- Hadisi şerif sahihtir. Altı sahih hadis kitabının kütübi sittenin tamamında vardır. Ayrıca Darîmîde ve Ahmed b. Hanbelin Müsnedinin bir çok yerinde geçer. Hanefîler ile Mâlikîler de bu hadisin varlığını kabul ederler.

    MÜRİT- Sahih hadis kitaplarının hemen hepsinde olmasına rağmen Hanefîler neden o hadisi şerife uymamışlardır? Sahih hadise uymamak olur mu?

    CEVAP- Evet, bu hadis sahihtir. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem böyle bir söz söylemiştir ama bu konuda bir icma oluşmamıştır. Yani Peygamberimizle birlikte yaşamış müslümanlar, köpek tarafından yalanmış bir kabın, biri toprakla diğerleri de su ile olmak üzere yedi kere temizlenmesi ile ilgili bir görüş ve uygulama birliği içinde olmamışlardır.İşte bu, fıkıh bilginini düşündürmektedir. Acaba bu sözü Peygamberimiz hangi şartlarda söylemiştir. O şartlar hala devam ediyor mu? Daha sonra onun bu söze aykırı başka bir sözü veya davranışı olmuş mudur? Bu gibi şeyler doğru sonuca varmak isteyen fıkıh bilginine ter döktürür. Köpeğin yaladığı kabın temizliği konusunda Hanefîlerin sözleri özetle şöyledir: Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Birinizin kabını köpek yalarsa onu yedi kere yıkasın, bunların biri temiz toprakla olsun.Bu icma ile vacip olan bir durum değildir5. İslamın ilk devirlerinde, insanların köpeklerle içli dışlı olmalarını ortadan kaldırmak içindir. Nitekim içki yasaklandığı zaman fıçıların kırılması emredilmiş ve içki içilen kablardan bir şey içilmesi bile yasaklanmıştı. Onlar adetlerini terkedince Peygamberimiz de içkide olduğu gibi burada da yasağı kaldırmış olmalıdır. Bazı rivayetlerde geçen şu ifadeler bunu desteklemektedir: yedi kere yıkasın, bunların biri temiz toprakla olsun. bir diğerinde bunların sonuncusu temiz toprakla olsun şeklindedir. Bir kısmında da ...sekizincisinde topraklayın ifadesi vardır. Biz bu durumda Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin şu sözüne dayanırız: Bir kab, köpek yalamasından dolayı üç kere yıkanır. Gözükmeyen necasetlerin su ile üç kere yıkanması temizlik için yeterlidir. Zaten bir necasetin bir kere yıkamakla temizlenmeyeceği hususu açıktır. Sonra burada başlı başına bir necaset de yoktur. Köpek salyasının yıkanması hadisin emridir, yoksa onun necaset sayılması akılla anlaşılır bir şey değildir. Bu, tıpkı abdestsizliğin necaset sayılması gibidir. Abdestsizlik organları bir kere yıkamakla gider. Nitekim peygamber sallallahu aleyhi ve sellem her organını birer kere yıkayarak abdest almış ve buyurmuştur ki Bu abdest, bu olmadan Allahın namazı kabul etmeyeceği abdesttir Bize göre köpek salyasını üç kere yıkamak da şart değildir, kaç kere yıkaması kişinin görüşüne ve kendinde hakim olan kanaate bırakılır.Hanefilerin dayandıkları hadis zayıftır. Ama prensiplerine uyduğu için onu tercih etmişlerdir.

    MÜRİT- Çok ilginç.

    CEVAP- Daha ilginci Malikîlerin görüşüdür. İmam Malik köpeğin yaladığı kabın yıkanmasını gerekli görmemiştir. Ona yukarıdaki hadis sorulduğu zaman demiştir ki Bu hadis gerçekten vardır, ama işin aslı nedir, bilemiyorum.

    MÜRİT- Mâlikî mezhebi hem de hak mezheptir değil mi?

    CEVAP- Elbette hak mezheptir. İşte bu noktanın anlaşılmasını istiyorum. Allah Teâlânın koruma altına aldığı ve müslümanların tartışmadıkları tek metin Kur’anı Kerim’dir. Farz namazların vakitleri, rekatları ve nasıl kılınacağı gibi Allahın elçisinin Kuran kadar kuşku götürmez yollarla bize ulaşan uygulamaları da vardır. Bunlar üzerinde tartışma olmaz. Onlar da mütevâtirdir. Bu şekilde gelen helaller helâl, haramlar da haramdır. Bunlar bütün mezheplerde aynıdır. Mezhep farkı bunların dışındaki konularda olur.

    MÜRİT- Yani onların dışındaki her şey tartışılabilir diyorsunuz.

    CEVAP- Elbette. İşte bu, müslümanlara geniş bir bilimsel hürriyet sağlar. Bu sınırları aşmayan her mezhep hak mezheptir. Köpeğin yaladığı kab konusunda da o sınırlar aşılmamıştır. Bu görüşlerin hiç biri, ne Kuranı Kerime ne mütevâtir hadislere ne de icmaa aykırıdır.
    Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor: Allahın size öğrettiğinden öğreterek eğittiğiniz av köpeklerinin tuttukları size helâl kılınmıştır. Onların sizin için tuttuklarını yeyin. Üzerine Allahın adını anın. Allahtan sakının, çünkü Allah hesabı çabuk görür. (Maide 5/4) Köpek tuttuğu av hayvanını ısırır. Isırdığı yere, ister istemez salyası bulaşır. Köpeğin ısırdığı yerin temizlenmesi emredilmediği için ayet, en uçta gözüken Maliki mezhebinin görüşüne haklılık vermektedir.
    Zannederim bu örnek ne anlatmak istediğim konusunda bir fikir vermiştir.

    MEZHEPLER

    MÜRİT- Tarikatlerde Hanefî, Şafiî, Mâlikî, Eşârî, Maturîdî gibi bir mezhebin görüşüne aykırı olabilecek uygulamaları önemsemediğini de ifade ettin. Demek ki, sen mezhepleri önemsemiyorsun.

    CEVAP- Mezheb, bir alimin bir konudaki görüş ve yorumudur. Bugün mezheb deyince aynı metodu benimsemiş alimlerin görüş ve yorumlarının bir araya getirildiği bir bütünlük anlaşılmaktadır. İlmî çalışmanın olduğu her yerde mezheb olur. Mezhebi önemsememek, ilmi çalışmayı önemsememektir. Benim böyle bir şeyden yana olmam düşünülemez. Ben sadece, alimleri kutsallaştırmamak gerektiğini ve bilimsel hürriyetin çok önemli olduğunu vurgulamak istiyorum.
    Mezhep ve meşreb ihtilafları bir ayrılık değil, bir gelişme ve ilerleme sebebidir. Yeterki onlarla uğraşıp Kuranı unutmayalım. Yoksa Kur’an’ın açık hükümlerine aykırı düşmeyen konularda hoşgörülü olmak bir borçtur. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: Muhammed Allahın elçisidir. Onun beraberinde bulunanlar, inkarcılara karşı çok sert, kendi aralarında merhametlidirler. (Fetih 48/29) Ey İnananlar İçinizden kim dininden dönerse bilsin ki, Allah onların yerine bir milleti getirir de O, onları sever, onlar da Onu severler. Bunlar inananlara karşı alçak gönüllü, inkarcılara karşı çok sert olurlar. Allah yolunda cihad eder, kınayanların kınamasından korkmazlar. İşte bu Allah’ın bir vergisidir, kime dilerse ona verir. Allah her şeyi kaplar ve bilir.Sizin dostunuz ancak Allah ve onun elçisi ile namaz kılan, zekat veren ve rüku eden müminlerdir.Kim Allahı, Elçisini ve inananları dost edinirse Allahtan yana olanlar şüphesiz üstün gelirler. (Maide 5/54-56)

  2. #42
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    İCTİHAD

    İctihad burada, bir islam aliminin bir konudaki görüş ve kanaati anlamındadır.

    MÜRİT- Mezhepler her şeyi halletmişlerdir. Bize düşen, onları anlamak ve uygulamaktır.

    CEVAP- Bu düşünce bir kaç yıl öncesine kadar çok yaygındı. Canla başla savunuluyordu. Şimdi de hatırı sayılır taraftarı vardır. Sağlam bir dayanağı olmadığı için giderek zayıflamaktadır.Mezhepler her şeyi halletmemişlerdir. Mezhep alimleri, tereddüde sebep olan ve bir karar verilmesine ihtiyaç duyulan hususları Kuran ve sünnet ışığında yorumlamışlardır. Olayı kendi şartları içinde kavramış, sebepleri ve sonuçları açısından incelemiş, çözümüne ışık tutacak âyet ve hadisleri tespit edip bir sonuca varmışlardır. İşte burada, içinde bulunulan şartların, eldeki bilgilere olan güvenin ve yorumu yapan ilim adamının özel şartlarının büyük önemi vardır. Bu sebeple bakarsınız ki bir alim, aynı olayı değişik dönemlerde değişik şekilde yorumlamıştır. Bu gayet normaldir ve olması gerekendir. Şartlar değiştikçe yorumların da değişeceği gayet açıktır. Mezhepler tecrübeye ve şartların değişmesine çok önem vermişlerdir. Mesela Hanefî Mezhebinin kurucusu Ebu Hanifedir. Ebu Yusuf ve Muhammed onun talebeleri ve mezhebin önde gelen alimleridir. Yargılama kaza ile ilgili konularda Ebu Yusuf’un görüşüne uyulur. Çünkü Ebu Yusuf kadılık yapmış ve bu konularda tecrübe sahibi olmuştur. Uygulamadan uzak bir ilmî çalışmanın problem çözmede yetersiz olduğunu herkes kabul eder.
    Ebu Hanife öldükten sonra Ebu Yusuf 33 yıl, İmam Muhammed de 39 yıl yaşamıştır. Görüş ayrılığı, bunların farklı çağlarda yaşamış olmalarından kaynaklanırsa gene tercih sebebi olur. Mesela: Ebu Hanife’ye göre, bir suçlama olmadıkça, görünüşlerine bakılarak şahitler dürüst sayılır ve ifadeleri mahkemece doğru kabul edilir. Ebu Yusuf ve Muhammede göre bir suçlama olmasa dahi, şahitler hakkında güvenilirlik soruşturması açılması tadil ve tezkiye işlemlerinin yapılması gerekir. Bu görüş tercih edilmiştir. Çünkü genel ahlak Ebu Hanifeden sonra bozulmuştur. Buna göre artık şahitler hakkında güvenilirlik soruşturması açılmadan, mahkemece ifadeleri doğru kabul edilemez. Bu da olması gereken bir davranıştır. Yanlış olan, onlardan sonra hayatı donmuş kabul edip artık bütün gelişmeleri Kuran ve sünnet yerine bu alimlerin görüşleri doğrultusunda değerlendirme eğilimidir.
    Kimse bundan yüz sene evvelki şartlarla kumaş dokumayı, inşaat veya ulaşımı aklından bile geçirmez ama hayatın l300 sene evvelki Kûfe ve Bağdat şartlarına göre yapılmış ictihatlara uydurulmasını savunanlar çıkabilir. Mezhepler her şeyi halletmişlerdir demek, mezheplerin oluştuğu tarihten itibaren hayatı donmuş saymaktan başka bir şey değildir.

    MÜRİT- Bugün Ebu Hanife , İmam Malik ve İmam Şafiî gibi alimler yetişebilir mi? Ebu Hanifenin kırk yıl yatsı namazının abdesti ile sabah namazını kıldığı rivayet edilir.

    CEVAP- Zaten asıl felaket burada, bu insanları kutsallaştırmaktadır. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem kaç gün yatsının abdesti ile sabah namazını kılmıştır? Allahın dinlenmek için yarattığı geceyi uykusuz geçirmenin faziletine dair Ebu Hanifenin tek bir sözü var mıdır? Neden bu alimleri olağan dışı, ulaşılmaz varlıklar gibi görmeye çalışıyorsunuz. Halbu ki, onlar sade ve iddiasız bir hayat yaşamışlardır.
    Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin hayatı da herkesin örnek alabileceği ve rahatça yaşayabileceği sadeliktedir. Gerçi havalarda uçmaya şartlanmış olanlar onun ve ashabının hayatını da olağanüstü göstermek ve bize örnek olmalarını engellemek için yapmadıklarını bırakmazlar. Şükür ki, elimizde Kuranı Kerim ve sahih hadisler var da bunlara karşı koyabiliyoruz.

    MÜRİT- İyi vallahi Tarikatları da mezhepleri de hallettin. Senin maksadın ne? Yoksa İslamı, hayatın dışına itmek mi istiyorsun?

    CEVAP- Ben, hayatın dışına itilmiş müslümanlığı hayatın içine çekmek istiyorum. Ama siz, aklınızı kullanmamak için olanca gücünüzü harcıyorsunuz. Halbuki, Allah pisliği aklını kullanmayanların üstüne bırakır. (Yunus 10/100)

    MÜRİT- Mezhepsiz islam nasıl olur?

    CEVAP- Aklını kullanan ve ilmi çalışmayı kabul eden insanların olduğu her yerde mezhep olur. İctihad kapısını kapatmak ise ilmî çalışmaları dondurmak anl***** gelir. Bu da hayatı donmuş saymakla mümkün olur. Siz donmuş saydınız diye hayat donmaz. Olan size olur, gelişmelere ayak uyduramaz ve kendinizi çağın dışına itersiniz.
    Müslümanlar Kuran üzerinde akıl yormayı ve ona sıkı sıkıya sarılmayı asırlarca unutmuşlardır. Sonunda Kur’an, erişilemez bir kutsal sayılmış ve onu anlayamayacağımız kanaati doğmuştur. Artık Kuran, sevap kazanmak için okunan, vaaz ve nasihat için belli bir kaç âyeti açıklanan bir kitap haline gelmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
    Bunlar Kur’an üzerinde akıl yormazlar mı? Yoksa kalpler üzerinde kilitler mi vardır? (Muhammed 47/24) And olsun ki, Kuranı anlaşılması için kolaylaştırdık ama hani anlamaya çalışan? (Kamer 54/17, 22, 32 ve 40) Ey inananlar Allaha ve Elçisine boyun eğin, Kuranı dinleyip dururken yüz çevirmeyin, dinlemedikleri halde “dinledik” diyenler gibi olmayın. (Enfal 8/20-21)

    MÜRİT- Peki şimdiye kadar yapılmış ictihadları yok mu sayacağız, mevcut mezhepleri nereye koyacağız?

    CEVAP- Bakın, inanç ve ibadetle ilgili hükümlerin büyük bölümü Kuranda ve Sünnette açıkca yer alır. Burada ictihada bırakılan kısım azdır. Dünya ile ilgili konularda da sadece sınırlar çizilmiş gerisi ilim adamlarına bırakılmıştır. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Alimler elçilerin varisleridir buyurmuştur. Bu sebeple alimler, Kuran ve sünnet üzerinde çalışacak kendilerine bırakılmış bölümle ilgili ictihadlar yapacak ve geçmiş alimlerin ictihadlarından da yararlanacaklardır. Böylece Kuran ile hükmetme görevinde Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemi temsil edeceklerdir. Çünkü Allah Teâlânın Hz. Muhammede yüklediği görevi temsilcileri devam ettirmek zorundadır. O görev şöyle açıklanıyor: Allahın indirdiği Kitap ile aralarında hükmet. Sakın onların heveslerine uyma. Onlardan kaçın ki Allahın sana indirdiğinin bir kısmından seni saptırmasınlar. Eğer yüz çevirirlerse bilesin ki, Allah bir takım günahlarına karşılık başlarına bir kötülük gelmesini istiyordur. Zaten insanlardan çoğu gerçekten yoldan çıkmıştır. Yoksa Cahiliye devri hükmünü mü arıyorlar? İyi bilen bir millet için kimin hükmü Allahın hükmünden güzel olabilir? (Mâide 5/49,50) İşte alimler insanları Kur’an ve Sünnete yönlendirirler. Bu, süreklilik isteyen bir iştir. Bilimsel hürriyeti engeller, mezhepleri bir yerde dondurur, mezhep imamlarını ulaşılamaz kişiler sayarsanız işin içinden çıkamazsınız.

    KURANA DÖNMEK

    MÜRİT- Mezheb imamları gerçekten değerli kişilerdir. Onları olağanüstü kişiler saymanın ne zararı var?

    CEVAP- Çok zararı var. O zaman iş değişir. Onlar Hz. Muhammedin yerine, görüşleri de Kuranın yerine geçer. Biz bu felaketi yaşıyoruz.
    Hiç kimsenin mezhep imamlarına inanma görevi yoktur. Allahın huzurunda bundan sorguya çekilmeyeceğiz. Ama hepimizin Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme inanma görevi vardır. Ona boyun eğmek, Allaha boyun eğmekle bir sayılmıştır. Ayette Kim Elçiye boyun eğerse gerçekten Allaha boyun eğmiş olur. (Nisa 4/80) buyurulmuştur.
    Bu âyet dışında Kuranı Kerimin tam onbir yerinde Allaha boyun eğme emri, Rasulüne boyun eğme emri ile birlikte verilmektedir. Haşr Suresinin yedinci âyetinde şöyle buyurulmaktadır: Elçi size ne verirse onu alın, sizi neden men ederse ondan geri durun. Ahzâb suresinin 36. âyeti şöyledir: Allah ve Elçisi bir işte hüküm verince inanmış hiçbir erkek ve kadın o işle ilgili davranışlarında serbest olamaz. Nur Suresinin 63. üncü âyetinde açık bir uyarı vardır: Elçinin emrine aykırı hareket edenler başlarına bir belanın gelmesinden veya çok elemli bir azaba uğramaktan sakınsınlar.

    a. Mucize

    Önemli olduğu için mucize konusunu bir başka açıdan tekrar ele alıyoruz.

    CEVAP- Hz. Muhammed kadar önemli bir insan yoktur. Bunun nedenini düşündünüz mü?

    MÜRİT- Tabiî, çünkü o Allahın Elçisidir.

    CEVAP- Allahın Elçisi olduğu nereden bilinebilir? Onu nasıl ispat edersiniz?

    MÜRİT- Hz. Muhammed Allahın son elçisidir. Herkesin buna inanması gerekir.

    CEVAP- Tamam, doğru ama insanlar Hz. Muhammedin gerçekten Allahın elçisi olduğunu nasıl bilebilirler? Baksanıza, itibarlı bir kişi, günün birinde kalkıp ben Amerikanın Ankara Büyükelçisi, oldum dese Türk Devleti bunu kabul edebilir mi? Çünkü bundan sonra yetkili makamların karşısına Amerika Birleşik Devletleri adına çıktığını söyleyecektir.

    MÜRİT- Amerikan hükümetinin onu elçi olarak görevlendirdiğine dair belge getirirse olur.

    CEVAP- İşte Hz. Muhammed de Allahın bana gönderdiği bir elçidir. Onun da görevlendirme belgesini bana getirmesi gerekir.

    MÜRİT- Sen o kadar değerli misin?

    CEVAP- Bana, size ve bütün insanlara bu değeri Allah veriyor. O şöyle buyuruyor: And olsun ki Allah, inananlara büyük lutufta bulundu. Çünkü içlerinden birini elçi olarak gönderdi. O onlara Allahın ayetlerini okuyor, onları arıtıyor, onlara Kitap ve hikmeti öğretiyor. Halbuki onlar, önceleri apaçık sapıklık içinde idiler. (Ali İmran 3/164)

    MÜRİT- Tamam şimdi anladım. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin elçilik belgesi onun gösterdiği mucizelerdir.

    CEVAP- Doğru.

    MÜRİT- Mesela Hendek savaşı için hendek kazılması sarısında Cabir b. Abdullah Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin şiddetli açlık çektiğini görmüştü. Hemen küçük bir hayvan kesti. Karısı bir sa yaklaşık üç kilo arpa öğüttü. Sonra gelip gizlice, Resulüllah sallallahu aleyhi ve selleme, bir kaç sahabisiyle gelmesini söyledi. Resulüllah sallallahu aleyhi ve sellem Hendekteki herkesi kaldırdı. Bin kişi idiler. Hepsi de bu yiyecekten yedi ve doydular. Sonunda tencere olduğu gibi et dolu olarak ve hamur da olduğu gibi pişirilmeye hazır halde arttı.

    CEVAP- Bütün elçilerin böyle mucizeleri yani elçiliklerini ispat belgeleri olmuştur. Hz. Salihin devesi, Hz. Musanın değneğinin yılana dönüşmesi, elini çıkarınca bembeyaz olması, Hz. İsanın çamurdan kuş heykeli yapıp üflemesiyle gerçek bir kuş haline gelmesi, ölüleri diriltmesi, anadan doğma kör ve alaca hastalığına tutulmuş kişileri Allahın izniyle iyileştirmesi birer mucize, elçiliğin birer belgesidir. Bilim ve teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, insanlık ne ölçüde ilerleme gösterirse göstersin, kayadan deve çıkarmak, değneği gerçek bir yılana çevirmek, ölüleri diriltmek veya bir kaç kişilik yiyecekle bin kişiyi doyurmak mümkün olmaz. Ama bunlar zamanımız insanı için bir belge olma özelliği taşımazlar. Mesela Hz. Salih aleyhisselamın kavmi, oradaki büyükçe bir kayadan dişi bir deve çıkarmasını isteyince Allah Teâlâ Salih aleyhisselama şöyle buyurmuştu: Onların gerçek yüzünü ortaya çıkarmak için dişi deveyi gönderiyoruz. Onları izle ve sabırlı ol. Onlara bildir ki, su aralarında pay edilmiştir. Sırası gelen onun başında bulunsun. (Kamer 54/27-28) Suyu bir gün deve, bir gün de şehir halkı içiyor, ertesi günün suyunu da o günden alıyorlardı. Devenin nöbetinde halk onun sütünü alıyordu. Konuyla ilgili âyetlerden bir kısmı şöyledir: Semuda da elçi olarak soydaşları Salihi gönderdik. Dedi ki: Ey ulusum Allaha kulluk edin, sizin ondan başka tanrınız yoktur. Bakın, size Rabbinizden açık bir belge geldi: İşte Allahın bu dişi devesi size bir mucizedir. Bırakın onu da Allahın toprağında otlasın ona bir kötülük dokundurmayın, yoksa sizi can yakıcı azap çarpar. Düşünsenize, hani sizi Allah, Addan sonra onun yerine getirmişti. Sizi bu yere yerleştirdi. Buranın düzlüklerine köşkler kuruyor dağlarını oyup evler yapıyorsunuz. Evet, Allahın nimetlerini düşünün de taşkınlık yaparak ortalığı karıştırmayın. Ulusunun büyüklük taslayan ileri gelenleri, zayıf görülenlere, onlardan iman edenlere dediler ki, Siz Salihin, gerçekten Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçi olduğunu mu biliyorsunuz? Onlar şöyle cevap verdiler: Doğrusu onunla gönderilen ne ise biz ona inanıyoruz. Büyüklük taslayanlar, İşte biz de sizin inandığınız şeyi tanımıyoruz dediler. Sonra o dişi devenin ayağını kesip devirdiler Rablerinin buyruğuna baş kaldırdılar ve dediler ki Ey Salih, eğer sen elçilerden isen haydi, tehdit ettiğin şeyi başımıza getir de görelim. Bu yüzden onları bir sarsıntı tuttu ve oldukları yerde diz üstü çöküverip öldüler. Bunun üzerine Salih onlardan ayrıldı ve Ey ulusum! And olsun ki ben size Rabbimin sözünü bildirmiş ve öğüt vermiştim fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz dedi. (Araf 7/73-79) Hz. Salihin devesi sağ kaldığı sürece ona karşı çıkanların başarılı olması mümkün değildi. Çünkü kayadan çıkmış bu mucize deve, onun elçiliğini belgeliyordu. Ama deve kesilince Hz. Salih, tayin belgesi yakılmış büyükelçi gibi oldu. Ya yeni bir belge getirecekti ya da oradan ayrılacaktı. Cenabı hak yeni bir mucize vermedi, Hz. Salihi oradan ayırdı ve inanmayanları yok etti.

    MÜRİT- Deve ölünce mucize olmaktan çıktı mı?

    CEVAP- Ölmüş bir deveyi artık kim Hz. Salihin mucizesi sayar?

    b- Hz. Muhammedin mucizesi

    MÜRİT- Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin gösterdiği mucizeler de bugün yoktur. Şimdi o da tayin belgesi yakılmış büyükelçi gibi mi oldu yani?

    CEVAP- Hayır, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin mucizesine hiç bir şey olmadı. Onun asıl mucizesi Kuranı Kerimdir. Kuran, Kıyamete kadar bozulmadan kalacaktır. Onu korumayı Allah Teâlâ bizzat üstlendiği için Hz. Muhammed ölmüş olsa da elçiliği devam etmektedir. Çünkü Allah onu son elçisi yapmış ve insanlardan istediği her şeyi onun aracılığı ile bildirmiştir. Artık Allahın insanlardan yeni bir isteği olmayacaktır. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
    Bugün sizin için dininizi olgunlaştırdım. size olan nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâma rıza gösterdim. (Maide 5/3)

    MÜRİT- Hz. Muhammed öldüğüne göre onun görevini kim yürütüyor?

    CEVAP- Elçiler Allahtan vahiy alır, Allahın izniyle mucize gösterir ve aldıkları vahyi tebliğ ederler. Kuranı Kerim hem Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin Allahtan aldığı vahiyleri en güvenilir biçimde koruyan bir kitap, hem de onun mucizesidir. Artık vahiy alma işi bitmiştir. Kuranı Kerimde mucize olarak elimizde durmaktadır. Onun yapamadığı tek görev tebliğdir. Neyin tebliğ edileceği de açık ve net olarak bellidir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: Ey Elçi Rabbinden sana ne indirilmişse onu tebliğ et, eğer bunu yapmazsan onun elçi olarak verdiği görevi yapmamış olursun (Maide 5/67)
    Ona indirilen Kitap elimizde olduğuna göre her mümin tebliğ görevini sürdürebilir.

    c- Her mümin Allahın Elçisine varistir

    MÜRİT- Her mümin bunu nasıl yapar?

    CEVAP- Her mümin, Kurana göre yaşama ve onu insanlara anlatma görevini yapabilir. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Alimler, elçilerin varisleridir buyurmuştur.

    MÜRİT- Herkes alim olamaz ki.

    CEVAP- Herkes bildiği konunun alimi, bilmediği konunun öğrencisidir. Kurandan bir tek meseleyi iyi bilen bir mümin o meselenin alimi olur. Onu tebliğ ederse o ölçüde Hz. Muhammede varis olur. Bilmediği meselelerin de öğrencisi olur. Bu durum ölene kadar sürer.
    Bu hadisi şerife dayanarak tebliğ görevini ilim adamlarına bırakıp kenara çekilmek olmaz.

    MÜRİT- Şeyhler de peygamber varisi olamazlar mı?

    CEVAP- Neden olamasınlar? Kurana aykırı itikadı olmayan şeyhler de bu kapsama girebilirler. Varis, kendine miras bırakan kişiyi temsil eder ve temsil gücüne göre mirasından pay alır. Babanın, annenin, erkek ve kız evlatların, eşin ve kardeşlerin paylarının farklı olması bundandır.
    Elçilik ne bir miras malıdır, ne de babadan oğula geçen bir saltanattır. Hz. Muhammedin elçiliği kıyamete kadar süreceği için onun, Kuranı tebliğ görevi konusunda temsil edilmesine ihtiyaç vardır. İşte her mümin, Kuranı tebliğdeki payına göre Hz. Muhammede varis olur ve o konuda onu temsil eder. Ama asırlardır bu görev ihmal edilmiştir.

    MÜRİT- Kim ihmal etmiştir? Kuranın yazılması, okunması, ezberlenmesi ve nesilden nesile intikali konusunda nasıl bir ihmal vardır? Bugün Kurana en büyük hizmeti o beğenmediğin tarikatlar yapıyor. Onlara bağlı kurslarda her yıl binlerce hafız yetişiyor ve onun bir kaç katı insan Kuran okumasını öğreniyor.

    CEVAP- Doğru, binlerce Kuran kursundan her yıl onbinlerce kişi Kuran öğreniyor. Bunları küçümsemiyorum. Bir müslüman Kurandan ne kadar çok şey bilirse değeri o kadar artar. Nitekim Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Uhud şehitlerini ikişer üçer kabirlere koyarken Bunlardan hangisi Kurandan daha çok pay almıştır? diye sorardı. Onlardan kime işaret ederlerse onu lahidde ön tarafa alırdı. Peki ya bizler? Biz Kurandan ne kadar pay alıyoruz? Asıl bunun cevabını vermek gerekir.

    MÜRİT- Kursa gidenlerden bir kısmı Kurandan bir kaç sure biliyor. Kimileri tamamını ezberliyor, çoğunluk da Kuranı yüzünden okuyabiliyor.

    CEVAP- Kurandan payımız ne kadardır? derken Kurandan neleri kavradığımızı ve bunun ne kadarını insanlara anlattığımızı soruyorum.

    MÜRİT- O konudaki ihmalimizi kabul edebiliriz.

    CEVAP- Hele şükür bir şey kabul ettirebildim. Ama en önemli şeyi kabul etmiş oldunuz. Çocuğunu Kuran öğrenmeye gönderenler ondan, arada sırada geçmişlerinin ruhuna Yasin ve Tebareke surelerini okumasını, yılda bir kere de ölmüşleri için hatim indirmesini bekliyorlar. Hocaların üzerinde en çok durdukları husus ise harflerin düzgün çıkarılması, Kuranın yanlışsız ezberlenmesi ve tecvid kaidelerine uygun olarak okunmasıdır. Bunlar çok önemlidir ama iş burada bırakılmaktadır. Halbuki bu işin başıdır. Ama daha işin başında nefesler kesilmektedir. Yani Kuran, manasını kavramak için öğrenilmemektedir.

  3. #43
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    d- Zikir

    MÜRİT- Öğrencilere Arapça, fıkıh, tefsir, hadis ve kelâm gibi ilimler de okutuluyor. Bu ilimler eskiden medreselerde daha geniş okutulurdu. Bunların ana kaynağı Kuran değil midir?

    CEVAP- Bakın, Kuranın bir adı da Zikirdir. Ayette şöyle buyurulmuştur: İşte o Zikri biz indirdik, ne olursa olsun onu koruyacak olan da biziz. (Hicr 15/9) Zikir, bir bilgiyi hafızaya yerleştirmeye imkân veren duruma denir. Bilginin hafızaya yerleştirilmesi ezberleme, yani hıfz kullanıma hazır tutulması da Zikirdir. Bir şeyin insanın içine veya diline gelmesine de zikir denir.Tevrat Zebur İncil ve elçilere verilmiş öğütlerin, emir ve yasakların ortak adı da Zikirdir. Kuran bütün elçilerin Zikirlerini içerir. Onun korunması bütün ilahi kitapların korunması demektir. Dolayısıyle Kuranı kavrayan, bütün ilahi kitapları doğru olarak kavramış olur.

    MÜRİT- Bir şeyi hafızaya yerleştirmek, kalbe ve dile getirmek Zikir ise bunu her müslüman yapıyor. Her müslüman, ezberlediği Kuranı, zaten hafızasında tutuyor ve gerektiğinde okuyor.

    CEVAP- Bir şey hafızaya ya manası kavranarak yerleştirilir, ya da kavranmadan yerleştirilir. Manası kavranmadan hafızaya yerleşen şeye ve onu ifade etmeğe zikir değil, ezberleme ve ezberden okuma denir. Zikir, bir marifeti, yani bir bilgiyi kullanıma hazır tutacak şekilde hafızaya yerleştirmek olduğundan burada bilgi öne çıkmaktadır. Bilgi, bilinen şeydir. Ezberlenen şey bilgi değildir. Kaldı ki, burada marifet kelimesi kullanılmıştır. Marifet, bir şeyi olduğu gibi kavramak anl***** gelir. Zikir kökünden gelen tezekkür, müzâkere ve elhi zikir kelimeleri de konunun daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Tezekkür, bir şeyi hatırlamak veya başkasına hatırlatmak demektir. O sakınanlar varya, işte onlara şeytandan bir esinti gelince tezekkürde bulunurlar. Bakarsınız ki, gerçeği görmüşlerdir. (Araf 7/201) Buradaki tezekkürü Allahın âyetlerini hatırlama ve üzerinde düşünme diye anlamak gerekir. Müzakere, bir konuyu karşılıklı görüşmek anl***** gelir. Türkçemizde de kullanılır. Ehli zikir, bir bilgiyi kafasına yerleştirmiş ve kullanıma hazır vaziyette tutan kimselere, ilim adamlarına denir. Kuranda şöyle buyurulur: Senden önce elçi olarak görevlendirdiklerimiz, kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkası değildir. Bilmiyorsanız ehli zikre sorun. (Enbiya 21/7) Bu ayetteki ehli zikir ehli kitap bilginleridir. Kuranın Zikir olması, yaşamak için kafaya yerleştirilen ve kendisiyle insanlara öğüt verilen bir kitap olmasından dolayıdır. Şu âyetler bu hususu ortaya koymaktadır: Onlar çirkin bir iş yaptıkları veya kendilerini kötü duruma düşürdükleri zaman hemen Allahı zikrederler yani Allahın o konudaki emrini hatırlarlar ve günahlarının bağışlanmasını isterler. (Ali İmran 3/135) Sen öğüt ver Esasen sen sadece bir öğütçüsün. Sen onların tepesine dikilecek değilsin. (Ğaşiye 88/21-22)

    e- Medrese eğitimi

    MÜRİT- Medreselerin kapanması, tefsir, hadis, fıkıh ve kelâm gibi dini bilgilerin yeteri kadar öğrenilmemesi ve Arapça öğreniminin zayıflaması bizi bu hallere düşürdü.

    CEVAP- İslâmî İlimler başlangıçta Kuranın bir tefsiri, bir açıklamasıydı. Şimdi Kurana perde oldu. Bir gün Hz. Ömer minberden şöyle seslenmişti: Ey insanlar, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin görüşü doğru idi. Çünkü Allah ona gerçeği gösteriyordu. Bizim görüşümüz ise sadece zan ve sorumluluk altına girmekten ibarettir.
    Allah ondan razı olsun, Hz. Ebû Bekr bir konuda Allahın kitabında ve Hz. Muhammedin sünnetinde bir hüküm bulamazsa kendi görüşüne göre ictihad yapar ve şöyle derdi: Bu benim görüşümdür. Doğruysa Allah’tandır, yanlışsa bendendir. Allahın beni bağışlamasını dilerim.
    Hz. Ömerin bir kâtibi Bu, Allahın ve Ömerin görüşüdür diye yazınca Ömer dedi ki, Ne kötü söyledin de ki, bu Ömerin görüşüdür. Eğer doğruysa Allah’tan, yanlışsa Ömer’dendir. Hz. Ömer bir kişiyle karşılaşmış ve ne var ne yok, diye sormuş, o da Ali ve Zeyd şöyle bir hüküm verdiler demişti. Bunun üzerine Hz. Ömer Eğer ben olsaydım şu şekilde hükmederdim dedi. Adam dedi ki Senin hükmetmene ne engel var, yetki senin elindedir. Hz. Ömer dedi ki Senin meseleni eğer Allahın kitabına ya da Allahın elçisinin hükmüne dayandırsaydım bunu yapardım. Ama meseleni görüşe dayandırıyorum, görüş belirtme hakkı ortaktır. Benim görüşüm Alinin ve Zeydin görüşünü değersiz hale getirmez. Ebû Yusuf ve Hasan bin Ziyad, Ebû Hanifenin şöyle dediğini nakletmişlerdir. Bizim şu ilmimiz bir görüştür. O, gücümüze göre vardığımız en güzel görüştür. Kim bundan daha güzelini getirirse kabul ederiz. Man bin İsa el Kazzaz demiştir ki, İmam Malik’in şöyle dediğini işittim, Ben sadece bir insanım, hata yaptığım da olur, doğruyu bulduğum da. Görüşüm üzerinde düşünün, Kitap ve Sünnete uygun olanını alın, Kitap ve Sünnete uygun olmayanını da bırakın. İmam Malik sık sık şöyle söylerdi: Bizimkisi bir zandan ibarettir. Kesin bir kanaate varamayız. Ahmed b. Hanbel’in şöyle dediği rivayet edilmiştir: Şafiî’nin görüşü, Malikin görüşü, Ebu Hanifenin görüşü, bunların hepsi bana göre bir görüştür ve benim yanımda aynı değerdedir. Delil sadece nakiller Kitap ve Sünnetdir. Bu zatlar, âyet ve hadisleri öne çıkararak kendi görüşlerinin onlardan ayırdedilmesini sağlamışlardır. Daha sonra âyet ve hadisler ayıklanmış, kitaplarda yalnız alimlerin görüşleri kalmıştır. Sonra gelen alimler, bu görüşleri anlamayı ve sonraki nesillere aktarmayı yeterli görmüşlerdir. Bu kitaplar zamanla kutsallık kazanmış, Kitap ve Sünnetin yerini almıştır. İşte sizin hayranlıkla andığınız medreseler Kuranı anlama yerine bu kitapları anlamanın, giderek en yüce gaye haline getirildiği yerlerdir. Gerek Ashabı Kiram, gerekse müctehid imamlar, Kuranı Kerimle ilişkiyi koparacak davranışlara yol vermemişlerdir. Sahabilerden bazıları bu endişeden dolayı hadislerin yazılmasını dahi hoş karşılamamıştır. Subhi Salihin şöyle bir tespiti vardır: Hz. Ömer sünnetin yazılmasını arzulamış ve bu konuda Sahabilere danışmıştı. Onlar da sünnetin yazılmasını uygun görmüşlerdi. Hz. Ömer şüphe içinde ve istihare yaparak bir ay bekledi. Bir sabah kalktığında Yüce Allah’tan içine kararlılık gelmişti, dedi ki: Sizinle, sünnetten bildiğinizi yazmanız hususunu görüşmüştüm. Sonra düşündüm, baktım ki, sizden önceki ehli kitaptan bir kısım insanlar Allahın kitabı yanında kitaplar yazmış onlarla meşgul olmuş ve Allahın kitabını bir kenara bırakmışlardır. Vallahi ben Allahın kitabını başka bir şeyle hiçbir zaman engellemem. Böylece Hz. Ömer hadis yazmayı terketmişti.
    Hz.Ömerin korktuğu olmuş, Allahın kitabı yanında kitaplar yazılmış, Kuran ile ilişki kesilmiştir. Şimdi insanlar yalnız Kuranı değil Sünneti de bir kenara bırakmışlardır. Bu şartlar altında yasaklar kolayca çiğnenebilmiştir. Mesela faiz, Kuranı Kerimin en ağır yasaklarındandır. Kuran ve sünnet bir kenara bırakılıp fıkıh kitapları öne alınınca faize kapı açılabilmiş, vakıf müessesesi de buna alet edilmiştir. Beyulıyne veya muamelei şeriyye denen göstermelik bir alışverişin gölgesinde bugünki bankalar gibi kredi veren binlerce para vakfı kurulmuştur. İstanbul Müftülüğü Şeriyye Sicilleri Arşivinde bunların çalışmalarını gösteren binlerce örnekten biri şöyledir: Ahmed Naili, Kili Nazırı Vakfından beş yıl vadeli 2500 kuruş yani 25 altın borç almak için vakfa ait Fetâvâyı Ali Efendi adlı kitabı, bedeli beş yıl sonra ödenmek üzere 1500 kuruşa yani onbeş altına satın ve teslim alır. Böylece 25 altın borç alan Ahmed Naili Efendi 40 altın borçlanır. Kitabı da daha sonra vakfa hibe eder. Kitap ve Sünnete değil, yalnızca bir kısım fıkıh bilgininin görüşüne dayananlar, yapılan göstermelik alış verişe bakarak bunun câiz, hatta haramdan kaçınmayı sağladığı için sevap olduğunu dahi söyleyebilmişlerdir. Osmanlı döneminde İstanbulda kurulan bankalardan Emniyet Sandığındaki bir cep saati, kredi talebiyle gelen kişilerin ödeyecekleri faizi meşrulaştırmak için hergün defalarca satılıp sandığa hibe edilirdi. Böyle bir işlem faiz yasağını çiğnemenin yanında yüce İslam dininin hafife alınmasına da sebep olmuştur. Halbuki ıyne denen bu göstermelik alışverişle ilgili olarak Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Iyne alışverişi yapar, öküzlerin kuyruğuna sarılır, tarımla yetinir, cihadı terkederseniz tekrar dininize dönünceye kadar Allah sizi zillet altında bulundurur. Eğer Kuranı Kerime bakılsaydı, cumartesi yasağını çiğneyen Yahudilerin yaptığı ile faizi meşrulaştırmak için yapılan göstermelik alışveriş arasında kolayca bağ kurulabilirdi.Başvurduğumuz kitaplar yüzlerce kişi tarafından çoğaltılarak bize ulaştırıldığından bu kitaplara sonradan bazı görüşler, kasıtlı olarak sokulmuş olabilir. Mesela faize kılıf uydurma ile ilgili bilgileri ilk defa Fetvâyı Kadîhan vermektedir. Ben bu bilgilerin o kitaba kasıtlı olarak sonradan eklendiği endişesini taşıyorum. Fetâvâyı Kadîhân bu görüşün Ebu Yusuf’a ait olduğunu yazıyor. Halbu ki, Ebu Yusuf (öl. l83 h.) ile Kadihân (öl. 592 h) arasında 400 seneden fazla bir süre vardır. Bu süre zarfında yazılmış olup elimizde bulunan kaynaklarda bu hususun Hanefî mezhebinde caiz görülmediği ifade edildiğine göre büyük bir ihtimalle Kadîhan da aynı şeyi yazmış ama kötü niyetli biri, kitaba bu ilaveleri yapmış olabilir. Ayrıca bir kimse ne kadar bilgili ve faziletli olursa olsun hata edebilir. Öyleyse yapılacak tek şey, Kurana göre sorumlu olacağımız düşüncesini zihinlere tekrar kazımak ve hayatımızı Kurana göre, baştan aşağı gözden geçirmektir. Yoksa ahirette şöyle bir durumla karşılaşabiliriz: O gün yanlış davranışlara batmış kişi iki elini ısırır da der ki Ah keşke ben de o elçi ile birlikte bir yol tutmuş olsaydım. Ah yazık oldu bana, keşke falancayı dost edinmeseydim. Gerçekten de beni Kurandan saptırmış. Hem de o bana kadar gelmişken. İşte şeytan insanı böyle yüzüstü bırakır. Elçi diyecektir ki, Ya Rabbi, doğrusu benim kavmim bu Kuranı kendilerinden uzak tuttular. (Furkân 25/27,28,29,30)

    MÜRİT- Bunca şeyden sonra ne yapılmasını önerirsiniz.

    CEVAP- Yapılacak şey basit bir metod değişikliğidir. Her hangi bir konunun hükmünü araştırırken, fıkıhta belirtildiği gibi önce Kurana, sonra sünnete, sonra icmaa başvurmalı, bunlardan sonra müctehidlerin görüşlerini okumalıdır. Halka dinlerini anlatırken de bu sıra gözetilmelidir. Mesela orucu bozan şeyler okunmak isteniyorsa önce ilgili âyet kavranmalı, sonra hadislere ve icmaa bakmalıdır. Müctehidlerin görüşlerini bunların ışığında okumak gerekir. İşte bu davranış bizi Kuran ve Sünnete bağlayacak ve kötü niyetlilerin kitaplarımıza sokmuş olabileceği hurafeleri ortaya çıkaracaktır. İnananların gönüllerinin Allahı anması ve Ondan inen gerçeğe içten bağlanması zamanı henüz gelmedi mi? Sakın daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar üzerlerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı onlardan çoğu yoldan çıkmıştır. (Hadîd 57/16)

    SONUÇ

    Son olarak şunun bilinmesini isterim ki, benim karşı çıktığım sadece Kur’ana açıkca aykırı olan sözler ve davranışlardır. Bu davranışlar hangi ad altında yapılırsa yapılsın, bunlara karşı çıkmak her müslümana farzdır. Hz. Muhammedin yolunda gitmenin gereği budur. Bir hocanın etrafında toplanıp bir grup oluşturmak, Kuran ve sünnete uygun olarak İslamı yaşamak sadece takdir edilecek bir davranıştır. Tutar da o hocaya bir takım manevi makamlar tanır, onu Allah ile kendi aranızda vesile ve vasıta kılar, insanları ona bağlanmaya çağırırsanız işte bunu kabul etmek mümkün olmaz. Her türlü aşırılıktan uzak olarak, Allahın emir ve yasaklarına uygun, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin gösterdiği gibi yaşamalı, dünyamızı ve ahiretimizi tehlikeye sokmamalıyız. Bu tartışmalarda Allah rızasından başka bir gaye düşünülmemiştir. İnsan olduğum için hata yapmış olabilirim. Buradaki görüşleri kabul etmeyenlerden Allah rızası için talebim şudur: Gördüğünüz hataları lütfen Kuran ve sünnet ışığında tenkid edin ve doğrunun ortaya çıkarılmasına, islam aleminin, düşülen bu bataklıktan sağ salim çıkmasına yardımcı olun. Hidayet elinde olan Rabbımızdan, bizi Kurana döndürmesini niyaz ederim. Başarı Allahtandır. Bize Kuranı gönderen Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
    Allaha ve Peygambere inandık boyun eğdik derler. Sonra da bunun ardından içlerinden bir takımı yan çizer. Bunlar inanmış kimseler değillerdir. Aralarında bir karar versin diye Allaha ve elçisine çağırıldıkları zaman, içlerinden bir takımı bundan çekinirler. Ama hak kendilerinden yana olsa bu sefer ona içten bağlı olarak gelirler Bunların kalplerinde bir hastalık mı var veya şüpheye mi düştüler? Yoksa Allahın ve elçisinin kendilerine haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır, aslında onlar zalim kimselerdir. (Nur 24/47-50)

    Önemli Not :
    Görüşler Mahmut USTAOSMANOĞLU Mahmut Efendi ve ekibi ile yaptığımız görüşmede dile getirilmiştir..

    http://forum.tak-va.com/showthread.php?t=1885

  4. #44
    - Çevrimdışı
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Nerden
    İNGİLTERE / İSTANBUL
    Mesaj
    51
    Blog Mesajları
    1
    Rep Gücü
    367
    Ne oldu Ammar ; dayak yemiş çocuk gibi , seytanın mezhebinde olan sapkın hocalarının sayfalarından kopyala yapıştır yapmaya başladın.Dinde Selefi denilen İbni Teymiye kafirinin sölerini ve yolunu mu delil diye getirip buraya yapıştırıyorsun.Ehli sünnet alimleri sapkın mürşidinin kafir olduğunu sözbirliği ile bildirmiş , yukarıda kitaplarına akdar bunu bildirdik.Hangi kitapta olduklarını tek tek yazdık.Sen tutmuş bu kafirin yolunu Tasavvuf hakkındaki sapık aslı astarı olmayan görülerini buraya cevap diye yapıştırırsan kafirin sözlerinin ve yolundakilerin sözlerinin bir kıymeti yoktur.

    İStersen siteyi komple getir buraya yapıştır nokta kadar itibar edilmez çünkü bu yolu savunan Selefiyecilerin kafir olduklarını İslam alimleri yukarıda bildirdi.

    Olmuyor bak , demekki dersine daha çok çalışman lazım.Kıyamete kadar bu sapkınlıkları savunsan Ehli sünnet duvarlarına çarpıp toz olmaya mahkumdur.

  5. #45
    - Çevrimdışı
    Üyecik
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    7
    Rep Gücü
    89
    İbni teymiyye adlı küfre düşmüş mezhepsiz sapığın hezeyanlarına sorulu-cevaplı açıklamalar...
    İbni Teymiyeci âyetleri değiştiriyor

    Denize düşen, yılana sarılır. İbni Teymiyeci de yalana sarılıyor. Bir âyeti şöyle değiştirmiş: (Allah semadan bütün dünya işlerini idare eder.) [Secde 5]
    CEVAP
    Vehhabi meali bile şöyle diyor: (Allah, gökten yere kadar her işi yönetir.) [Secde 5]

    İbni Teymiyeci, gökten yere kadar olanları idare etmeyi, gökten idare diye değiştiriyor. Bir âyeti de şöyle değiştirmiş: (Üstlerindeki Rablerinden korkarlar.) [Nahl 50]

    Halbuki Diyanet’in mealinde şöyle deniyor:
    (Fevklerinde olan Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyleri yaparlar.) [Nahl 50]

    Rablerinden korkan kim? Âyette geçen fevk ne demek? Fevk, rütbesi üstün demektir. Peygamberler insanların fevkindedir. Allah ise peygamberlerin de, meleklerin de fevkindedir. H. Basri Çantay, (Kahir ve hakim olan Rablerinden korkarlar) diyor. Muteber tefsirlerde ise şöyle deniyor: Kendi güçlerinin üstünde olan Rablerinin gücünden korkarlar; çünkü helak edici azap gökten iner. Melekler, yeryüzünden yukarıda olmalarına rağmen korktuklarına göre yerdekilerin daha önce korkması lazım gelir. Burada meleklerin olduğunun delili, âyetteki (emrolundukları şeyleri yaparlar) ifadesidir. Meleklerin hepsi emre uyar, insanların hepsi emrolunana uymazlar. (Kurtubi)

    İbni Teymiyeci gökteki Allah diyerek şu âyeti de yazmış: (Göktekinin sizi yere geçirmesinden, taş yağmuruna tutmasından emin mi oldunuz?) [Mülk 16,17]
    CEVAP
    Göktekinin kim olduğunu açıklamadan önce, şunu bildirelim. Nasıl Amerika ile Türkiye birbirinden farklı yer ise, dünya ile gök, gök ile Arş birbirinden çok farklıdır. Yedi kat sema vardır. Hepsinin üstünde Arş vardır. Hâşâ Allah Arş’ta ise, gökte demek doğru olur mu? Gökte denirse o zaman Arş’ta denir mi? Aralarında muazzam uzaklık vardır. Dünya, gezegenlere göre bile çok küçüktür. Hele göklere göre nokta bile değildir. Gökte olan bir şey, yerde niye olmasın ki? Bu tam bir tenakuzdur. Âyette bahsedilen gökteki kelimesi için Vehhabi meali bile Ehl-i sünnete uygun olarak diyor ki:
    (Âlemin tedbiri ile görevli olan meleklere, işaret bulunduğu belirtilmekle beraber, asıl fiili yaratan ve cezayı veren cenab-ı Allah’tır. Her şey onun izni ve emri ile meydana gelmektedir.) [S. 562]
    İmam-ı Beydavi ise, (Sizi yere batıracak veya sizi taş yağmuruna tutacak olan Allah’ın bu âlemin tedbirine müvekkel kıldığı melekten emin misiniz?) diye açıklıyor.

    Canımızı ölüm meleği Hazret-i Azrail aldığı halde, âyette buyuruluyor ki:
    (Allah, ölümüne hükmettiği kimselerin canını alır.) [Zümer 42]

    Allahü teâlâ, bu işi müvekkel kıldığı ölüm meleği ile yapar. İşte âyet meali:
    (Öldürmek için vekil yapılmış olan melek sizi öldürüyor.) [Secde 11]

    Canımızı alan da, gökten taş yağdıracak olan da Allah’tır. Ama bunu meleklerine yaptırır. Görüldüğü gibi göktekine Allah demek ne kadar yanlıştır.

    İbni Teymiyeci, Firavun’a da sarılarak şu âyeti yazmış:
    (Firavun, Ey Haman, bana yüksek bir kule yap; belki göklerin yollarına erişirim de Musa’nın Tanrısı’nı görürüm! Doğrusu ben onu, yalancı sanıyorum, dedi. Böylece Firavun’a, yaptığı kötü iş süslü gösterildi ve yoldan saptırıldı. Firavun’un tuzağı tamamen boşa çıktı.) [Mümin 36/37]
    CEVAP
    Firavun’un Allah’ı gökte sanması bir delil mi? Hem âyette, Firavun’un yaptığına kötü iş, yanlış iş deniyor. Yani Onun zannettiği gibi Allah gökte değil deniyor. Görüldüğü gibi İbni Teymiyecinin delil getirdiği âyetlerin hiç birisinde Allah gökte denmiyor. Gökte diyenin kâfir olacağını Ehl-i sünnet âlimleri açıkça bildiriyor. Bu âlimler, o âyetleri bilmiyor muydu da, Allah’a mekan ittihaz edenleri tekfir eylediler?

  6. #46
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Alıntı ARİF´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    ALLAH ARŞTADIR DİYEN SAPIK İBNİ TEYMİYE 'NİN KAFİR OLDUĞUNU İCMA İLE BİLDİREN EHLİ SÜNNET ULEMASININ DELİLLERİNİ PAYLAŞMAYA DEVAM EDİYORUZ.BU KONUDADA ALLAH ARŞTADIR DİYEN İBNİ TEYMİYE ÇÖMEZİNİN GERÇEK YÜZÜ BÖYLECE MEYDANA ÇIKMIŞTIR.AYNEN İBNİ TEYMİYE GİBİ TASAVVUF BÜYÜKLERİNİ RED ETMEKTE EVLİYALARIN VARLIINA İNANMAMAKTA , İSLAM ALİMLERİNİ KENDİ GİBİ CAHİL ZANNETTİĞİ İÇİN BÜYÜKLÜKLERİNİ KABUL ETMEMEKTEDİR.

    EVET DELİLLERLE İBNİ TEYMİYYE SAPKINI ....


    İmam-ı Şarani hazretleri buyuruyor ki:
    (İbni Teymiye, tasavvufu inkâr eder, evliyaya, ariflere dil uzatırdı. Kitaplarını okumaktan, yırtıcı hayvandan kaçar gibi kaçmalıdır.) [Tabakat-ül-kübra]

    İmam-ı Süyuti hazretleri buyuruyor ki:
    (İbni Teymiye kibirliydi. Kendini beğenirdi. Herkesten üstün görünmek, karşısındakini küçümsemek, büyüklerle alay etmek âdeti idi.) [Kam-ul Muarıd]

    Muhammed Ali Bey; Hitat-uş-Şam kitabında diyor ki:
    (İbni Teymiye’nin hedefi, Luther adındaki papazın hedefine benzer. Fakat, Hıristiyanlığın reformcusu muvaffak oldu. İslamınki olamadı.)

    İbni Hacer-i Askalani hazretleri buyuruyor ki:
    (İbni Teymiye; “Kabri Nebeviyi ziyaret için sefere çıkmak haramdır. [Hazret-i] Ali iman ettiği zaman çocuk olduğu için Müslümanlığı sahih olmadı. [Hazret-i] Osman malı çok severdi” diyerek eshab-ı kiramın büyüklerine dil uzattı.) [Ed-Dürer-ül-Kamine]

    İbni Hacer-i Mekki hazretleri buyuruyor ki:
    (İbni Teymiye, Peygamberlerin masumiyetini (günahtan korunmuş olduklarını) reddetmiştir. Halbuki, masumiyet Peygamberlerin sıfatlarındandır.
    Başta Peygamber efendimizin kabri şerifleri olmak üzere eshab-ı kiramın, velilerin, âlimlerin ve salih Müslümanların kabirlerinin ziyaret edilmesine karşı çıkmış, bunları şefaate vesile kılmayı da haram saymıştır.) [Fetava-i Hadisiyye]


    "Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve dosdoğru söz söyleyin. O da amellerinizi lehinize olmak üzere düzeltsin, günahlarınızı da mağfiret etsin. Kim Allah'a ve Rasûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşla kurtulmuş olur." (el-Ahzâb; 33/70-71)



    Bunu söylemek mi küfür.. Ey sapkın....

    Muaz Bin Cebel radiyallahu anh de dedi ki; “Şu üç Şeyden sakının! Alimin sürçmesi, münafığın Kur‟an ile (Kur‟anı alet ederek) mücadelesi ve boyunlarınızı koparan dünya. Alimin sürçmesine gelince; hidâyet üzere olsa bile onu dininizde taklid etmeyin! Lakin ondan ümidinizi de kesmeyin. Münafığın Kur‟an ile mücadelesine gelince, Şüphesiz Kur‟an, yolu aydınlatan bir fener gibidir. Bildiğinizi alın, bilmediğinizi alimine havale edin. Boyunlarınızı koparan dünyaya gelince, Allah kimin kalbini zengin kılmışsa işte gerçek zengin odur.

    Bunu söylemek mi küfür ...Ey sapkın...


    “Şüphesiz sizler aranızda iki sarhoşluk zuhur etmediği sürece Rabbinizin açık delili üzere olacaksınız: Cehalet sarhoşluğu ve yaşama sevgisi sarhoşluğu! Sizler iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklarsınız, Allah yolunda cihad edersiniz. Aranızda dünya sevgisi ortaya çıkarsa ne iyiliği emredip kötülükten yasaklarsınız ve ne de Allah yolunda cihad edersiniz! İşte o gün Kitap ve sünnet ile konuşanlar, Ensar ve Muhacirlerden öne geçenler gibidirler!”


    Bunu söylemekmi küfür ...ey sapkın....

    Size Rabbinizden indirilmiş olana tâbi olun. Onun dışında velilere (dostlara) tâbi olmayın. Ne de az hatırlıyorsunuz (öğüt alıyorsunuz).”(A‟raf 3)


    Bunu söylemek mikifir ... Ey Sapkın...

    1- Ebû Hanife(H:80-150)

    Bunların ilki İmam Ebû Hanife Numan b. Sabit'tir. Mezhebinden olanlar ondan çeşitli söz ve ifadeler nakletmişlerdir. Hepsi de tek bir şeye götürmektedir ki, o da şudur: “Hadisi esas almak, ona muhalif olan görüşleri terk etmek vaciptir.”

    1. Hadis sahih olduğunda, benim mezhebim o(hadis)dur.

    (İbn Abidin, Hâşiye (1/63), Resmul-Müfti (İbn Abidin'in risalelerinden biridir) 1/4'te, şeyh Salih el-Fellâni İkaz'ul-Himem (s.62)'de nakletmişlerdir.)

    2. Bir kimsenin nereden aldığımızı bilmeden bizim sözümüzü alması (onunla amel etmesi) helal olmaz. Bir rivayette de: “Benim delilimi bilmeyen bir kimsenin sözlerimle fetva vermesi haramdır.” “Çünkü biz beşeriz. Bugün bir söz söyler, yarın ondan geri dönebiliriz.

    İbn Abdilberr, el-İntika fi fedaili's-selaseti'l-eimmeti'l-fukaha s. 145 İbnu'l-Kayyim İ'lamu'l-Muvakkıîn (2/309). Ġbn Abidin el-Bahru'r-Raik'in Haşiyesi (6/293). Resmu'l-Müfti (s. 29, 32).

    2- İmam Malik b. Enes (H:93-179)

    İmam Malik ise Şöyle demektedir:

    1. Ben bir beşerim, isabet eder, hata da ederim. Benim görüşlerime bakın; Kitap ve sünnete uyanları alın, Kitap ve sünnete uymayanların hepsini terkedin.

    İbn Abdilberr, el-Câmi (2/32). Ondan da İbn Hazm Usulü'l-Ahkam (6/149), yine el-Fellâni(s.72)

    2. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dışında her insanın sözlerinin bir kısmı alınıp, bir kısmı terk edilebilir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ise müstesnadır.

    İbn Abdilhadi, İrsâdû's-Salik (1/227)'te sahih olduğunu söylemiştir. ibn Abdilberr el-Câmi (2/91)'de ibn Hazm Usulü'l-Ahkam (6/145, 179)'da el-Hakem b. Uteybe ve Mücahid'in sözü olarak rivayet etmiĢlerdir.

    3. İbn Vehb diyor ki: İmam Malik'e, abdest alırken ayak parmaklarının arasını tahlil (el parmaklarıyla arasına su ulaştırma) meselesi sorulduğunda Şöyle dediğini duydum: “Bunu yapmak vacip değildir.” İnsanlar gidinceye kadar sustum. Sonra ona dedim ki: “Bu hususta elimizde varid olan bir sünnet var.” Dedi ki: “Nedir bu?” Dedim ki: “Bize Leys b. Sa'd, İbn Lehia ve Amr b. Haris anlattı ki, Yezid b. Amr el-Meafirî'den, (o da) Ebû Abdurrahman el-Habelî'den, (o da) el-Müstevrid b. ġeddat el-Kureşî'den dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in serçe parmağıyla ayak parmaklarının arasını ovaladığını gördüm.” Dedi ki: “Bu güzel bir hadistir, şimdiye kadar da duymuş değilim.”

    İbn Ebi Hatim, el-Cerh ve't-Tadil'in mukaddimesi s. 31,32. Ayrıca Beyhaki Sünen'de (1/81)'de rivayet etmiştir.


    3- İmam Şafiî (H:150-204)


    İmam Şafiî'ye gelince bu hususta ondan nakledilenler daha çok ve daha da güzeldir.Şafiî mezhebine tâbi olanlar da bununla daha çok amel etmişlerdir. Bu sözlerden bazıları Şunlardır:

    1. Rasûlullah‟ın sallallahu aleyhi ve sellem sünnetlerinden bazılarının ulaşmadığı veya kaybolmadığı hiç kimse yoktur. Söylediğim her söz ve koyduğum her asıl, şayet
    Rasûlullah‟ın sallallahu aleyhi ve sellem bir sünnetiyle aykırılık arzediyorsa, uyulacak Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in sözüdür. O ayrıca benim de sözümdür.

    Hakim, imam Şafiî'den kendi senediyle muttasıl olarak rivayet etmiştir. İbn Asakir'in “Tarih-u Dımeşk”ında da böyledir. (15/1/3) “İ'lâmu'l-muvakkiîn” (2/363-364) ve “el-ikâz”, s.100)


    2. Müslümanlar, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem‟in sünneti ortaya çıktıktan sonra, bir kimsenin o sünneti başka birinin sözü için terketmesinin helal olmayacağı hususunda icma etmişlerdir.

    İbnu'l-Kayyim 2/361, el-Fellani s.68)


    3. Kitaplarımda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in sünnetine muhalif birşey bulursanız, Rasûlullah‟ın sünnetiyle amel edin benim sözlerimi terkedin. Başka bir rivayette de: “Ona tâbi olun ve başka hiç kimsenin sözüne iltifat etmeyin.”

    el-Heravi Zemmü'l-Kelam 3/47/1, Hatib el-İhticac bi'ş-Şafii 8/2, İbn Asakir 15/9/1,

    4. Hadis sahih olduğunda benim mezhebim o hadistir.

    Nevevi, a.g.e. şa'rani (1/57) (Hakim ve Beyhaki'ye nispet ederek) Cellani (s.107)


    5. Sizler hadisleri ve ricali benden daha iyi bilirsiniz. Eğer hadis sahih olursa onu bana da söyleyin. Kufeliler, Basralılar ve şamlılar rivayet etsin farketmez, eğer sahih ise ben onlara giderim.

    6. Nakil ehline göre (hadis âlimleri), hakkında Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'den sahih hadis bulunan her meselede muhalif görüşlerimden hayatımda da, öldükten sonra da vazgeçmişimdir.”

    7. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'den sahih bir hadis olduğu halde benim ona muhalif bir söz söylediğimi görürseniz, bilin ki, aklım başımdan gitmiştir.

    8. Ben bir söz söyler de, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in sözüme muhalif sahih bir hadisi varsa, Rasûlullah‟ın hadisi (amel etmekte) evladır, beni taklid etmeyin.

    9. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'den gelen her hadis benim sözümdür, benden duymamış olsanız bile!...


    4- İmam Ahmed b. Hanbel (H:164-241)

    İmam Ahmed'e gelince; imamlar arasında hadisleri daha çok toplayan ve bunlara bağlanan odur. Öyle ki “fer‟î konuları ele alan kitapların telif edilmesini hoş görmezdi.” Bundan dolayı Şöyle demektedir:

    1- Beni taklid etmeyin, Malik‟i de, Şafiî'yi de, Evzaî ve Sevrî'yi de taklid etmeyin. Onlar nereden aldılarsa siz de oradan alın.”

    Başka bir rivayette: “Dininde bu kimselerden kimseyi taklid etme, Rasûlullah ve sahâbîlerinden varid olan ne ise onu al. Bunlardan sonra gelenler (tabiînler) hususunda ise kişi muhayyerdir.”

    Bir defasında da şöyle demiştir: “ittiba, kişinin, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem‟e ve sahâbîlere tâbi olmasıdır. Ancak tabiînden sonra kişi muhayyerdir.”

    el-Fellani s.113, İbnu'l-Kayyim, İ'lam 2/302

    2- Evzaî'nin görüşü, Malik'in görüşü, Ebû Hanife'nin görüşü... Bunların hepsi birer görüştür. Bana göre de hepsi eşittir. Delil ise ancak rivayetler (hadisler)dir.

    ibn Abdilberr, el-Câmi' 2/149

    3. Kim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem‟in hadisini reddederse, o helak olacağı bir uçurumun kenarındadır (demektir).

    İbnu'l-Cevzi s.182


    işte dört mezhep ALİMLERİNİN kendi ağızlarından sözleri

    Bunları söylemek mi küfür ....ey sapkın...
    Konu Ammar tarafından (27-11-2009 Saat 02:19 AM ) değiştirilmiştir.

  7. #47
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Alıntı ARİF´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Ne oldu Ammar ; dayak yemiş çocuk gibi , seytanın mezhebinde olan sapkın hocalarının sayfalarından kopyala yapıştır yapmaya başladın.Dinde Selefi denilen İbni Teymiye kafirinin sölerini ve yolunu mu delil diye getirip buraya yapıştırıyorsun.Ehli sünnet alimleri sapkın mürşidinin kafir olduğunu sözbirliği ile bildirmiş , yukarıda kitaplarına akdar bunu bildirdik.Hangi kitapta olduklarını tek tek yazdık.Sen tutmuş bu kafirin yolunu Tasavvuf hakkındaki sapık aslı astarı olmayan görülerini buraya cevap diye yapıştırırsan kafirin sözlerinin ve yolundakilerin sözlerinin bir kıymeti yoktur.

    İStersen siteyi komple getir buraya yapıştır nokta kadar itibar edilmez çünkü bu yolu savunan Selefiyecilerin kafir olduklarını İslam alimleri yukarıda bildirdi.

    Olmuyor bak , demekki dersine daha çok çalışman lazım.Kıyamete kadar bu sapkınlıkları savunsan Ehli sünnet duvarlarına çarpıp toz olmaya mahkumdur.
    Niye okumuyosun be adam verdiğim yazıyı ALLAH C.C rızası için oku okudukdan sonra yorum yap...

    Ama sizin tahifeden kime bu tip bilgileri yazıcıdan çıkartıp verdiysem, aynı tepki ben bunları okumam küfür dedi okumadan nereden bileceksin hangisi haklı hangisi haksız.. oku ve yorum yap...

  8. #48
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Alıntı Kaşgari´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    İbni teymiyye adlı küfre düşmüş mezhepsiz sapığın hezeyanlarına sorulu-cevaplı açıklamalar...
    İbni Teymiyeci âyetleri değiştiriyor

    Denize düşen, yılana sarılır. İbni Teymiyeci de yalana sarılıyor. Bir âyeti şöyle değiştirmiş: (Allah semadan bütün dünya işlerini idare eder.) [Secde 5]
    CEVAP
    Vehhabi meali bile şöyle diyor: (Allah, gökten yere kadar her işi yönetir.) [Secde 5]

    İbni Teymiyeci, gökten yere kadar olanları idare etmeyi, gökten idare diye değiştiriyor. Bir âyeti de şöyle değiştirmiş: (Üstlerindeki Rablerinden korkarlar.) [Nahl 50]

    Halbuki Diyanet’in mealinde şöyle deniyor:
    (Fevklerinde olan Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyleri yaparlar.) [Nahl 50]

    Rablerinden korkan kim? Âyette geçen fevk ne demek? Fevk, rütbesi üstün demektir. Peygamberler insanların fevkindedir. Allah ise peygamberlerin de, meleklerin de fevkindedir. H. Basri Çantay, (Kahir ve hakim olan Rablerinden korkarlar) diyor. Muteber tefsirlerde ise şöyle deniyor: Kendi güçlerinin üstünde olan Rablerinin gücünden korkarlar; çünkü helak edici azap gökten iner. Melekler, yeryüzünden yukarıda olmalarına rağmen korktuklarına göre yerdekilerin daha önce korkması lazım gelir. Burada meleklerin olduğunun delili, âyetteki (emrolundukları şeyleri yaparlar) ifadesidir. Meleklerin hepsi emre uyar, insanların hepsi emrolunana uymazlar. (Kurtubi)

    İbni Teymiyeci gökteki Allah diyerek şu âyeti de yazmış: (Göktekinin sizi yere geçirmesinden, taş yağmuruna tutmasından emin mi oldunuz?) [Mülk 16,17]
    CEVAP
    Göktekinin kim olduğunu açıklamadan önce, şunu bildirelim. Nasıl Amerika ile Türkiye birbirinden farklı yer ise, dünya ile gök, gök ile Arş birbirinden çok farklıdır. Yedi kat sema vardır. Hepsinin üstünde Arş vardır. Hâşâ Allah Arş’ta ise, gökte demek doğru olur mu? Gökte denirse o zaman Arş’ta denir mi? Aralarında muazzam uzaklık vardır. Dünya, gezegenlere göre bile çok küçüktür. Hele göklere göre nokta bile değildir. Gökte olan bir şey, yerde niye olmasın ki? Bu tam bir tenakuzdur. Âyette bahsedilen gökteki kelimesi için Vehhabi meali bile Ehl-i sünnete uygun olarak diyor ki:
    (Âlemin tedbiri ile görevli olan meleklere, işaret bulunduğu belirtilmekle beraber, asıl fiili yaratan ve cezayı veren cenab-ı Allah’tır. Her şey onun izni ve emri ile meydana gelmektedir.) [S. 562]
    İmam-ı Beydavi ise, (Sizi yere batıracak veya sizi taş yağmuruna tutacak olan Allah’ın bu âlemin tedbirine müvekkel kıldığı melekten emin misiniz?) diye açıklıyor.

    Canımızı ölüm meleği Hazret-i Azrail aldığı halde, âyette buyuruluyor ki:
    (Allah, ölümüne hükmettiği kimselerin canını alır.) [Zümer 42]

    Allahü teâlâ, bu işi müvekkel kıldığı ölüm meleği ile yapar. İşte âyet meali:
    (Öldürmek için vekil yapılmış olan melek sizi öldürüyor.) [Secde 11]

    Canımızı alan da, gökten taş yağdıracak olan da Allah’tır. Ama bunu meleklerine yaptırır. Görüldüğü gibi göktekine Allah demek ne kadar yanlıştır.

    İbni Teymiyeci, Firavun’a da sarılarak şu âyeti yazmış:
    (Firavun, Ey Haman, bana yüksek bir kule yap; belki göklerin yollarına erişirim de Musa’nın Tanrısı’nı görürüm! Doğrusu ben onu, yalancı sanıyorum, dedi. Böylece Firavun’a, yaptığı kötü iş süslü gösterildi ve yoldan saptırıldı. Firavun’un tuzağı tamamen boşa çıktı.) [Mümin 36/37]
    CEVAP
    Firavun’un Allah’ı gökte sanması bir delil mi? Hem âyette, Firavun’un yaptığına kötü iş, yanlış iş deniyor. Yani Onun zannettiği gibi Allah gökte değil deniyor. Görüldüğü gibi İbni Teymiyecinin delil getirdiği âyetlerin hiç birisinde Allah gökte denmiyor. Gökte diyenin kâfir olacağını Ehl-i sünnet âlimleri açıkça bildiriyor. Bu âlimler, o âyetleri bilmiyor muydu da, Allah’a mekan ittihaz edenleri tekfir eylediler?
    Euzu Billahi Mineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim...

    KUR AN da geçen AZRAİL isminde bir melek yoktur, ÖLÜM MELEĞİ vardır ALLAH C.C un ÖLÜM MELEĞİ dediği bir MELAİKE ye siz kim oluyorsunuzda AZRAİL İsmini layık görüyorsunuz.. SAHİH bir tane HADİS göster HADİS sahih ise ben tabii olurum ...

    Yanlış çevirmekten bahsediyosun, karşısına delil diye tefsir yapan şahıs kurumları koyoyosunda, daha KUR-AN da ALLAH C.C tarafından ÖLÜM MELEĞİ olarak adlandırılan MELAİKE yi geçmiş AZRAİL diye isimlendiriyorsun... Sen mi daha iyi biliyosun ALLAH C.C mu...?

    Sahih hadis ile varmı araştırdım henüz bir bilgi yada belgeye ulaşamadım bazı zat ların kitapların da geçtiği söyleniyor araştırıyorum...

    Düzeltme yapıyosun ALLAH C.C un kitabında ÖLÜM MELEĞİ dediğine Sen geçmiş AZRAİL diyosun sana mı inanıcam....

    Kur’an’da Azrail ismi geçmemektedir. Ruhların kabz edilmesi/canların alınması hususu, Kur’an’da değişik ifadelerle dile getirilmiştir:


    “Ölümleri anında, ruhları Allah alır”(Zümer, 39/42).

    “De ki: ruhunuzu -sizin için görevlendirilen- ölüm meleği alır”(Secde, 32/11).

    “Kendi nefislerine zulmetmiş oldukları halde meleklerin ruhlarını aldığı kimseler..”(Nisa,4/97).


    Bunun anlamı şudur: Gerçekte ölümün yaratıcısı Allah’tır. Sebepler dairesinde ölüm işini gerçekleştiren ekibin başı ölüm meleğidir. Diğer bazı melekler ise ölüm meleğinin yardımcılarıdır


    DOĞRUSUNU ALLAH C.C BİLİR.. HATALARIMIZI AFFETSİN...

    Diyanet çeviri ve tefsirleri bana delil teşkil etmez...


    Bunu açıkla bakiimmm o zaman ALLAH RESULU S.A.S niye böyle yapmış yere niye bakmamış, sağına soluna arkasına niye bakmamış yada bir yöne bakma gereği niye hissetmiş, madem ALLAH mekandan münezzehtir, her yerdedir (sizin tabiriniz ile) bizce bunun mümkün olması yukarda ki şekilde açıklandığı üzre Allah’ın her yerde olduğunu söylemek “Allah’ın ilmiyle, işitmesiyle, görmesiyle, yardımıyla kulunun her zaman yanındadır “ demektir.

    gelen cevap niye yüzünü göğe çevirdiğini görüyoruz diye gelmiş ey düşünmezler, ey tarikatçılar ey şeyhcikler...

    (Ey Muhammed!) Biz senin çok defa yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu (vahiy beklediğini) görüyoruz. (Merak etme) elbette seni, hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. (Bundan böyle), yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzünüzü hep onun yönüne çevirin. Şüphesiz kendilerine kitap verilenler, bunun Rabblerinden (gelen) bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir. BAKARA SURESİ 144

    .

    CEVAP
    Firavun’un Allah’ı gökte sanması bir delil mi? Hem âyette, Firavun’un yaptığına kötü iş, yanlış iş deniyor. Yani Onun zannettiği gibi Allah gökte değil deniyor. Görüldüğü gibi İbni Teymiyecinin delil getirdiği âyetlerin hiç birisinde Allah gökte denmiyor. Gökte diyenin kâfir olacağını Ehl-i sünnet âlimleri açıkça bildiriyor. Bu âlimler, o âyetleri bilmiyor muydu da, Allah’a mekan ittihaz edenleri tekfir eylediler?

    BATTIKÇA BATIYOSUNUZ KUR-AN Firavunun yaptığı iş yanlış diyosun, da neye göre diyosun be adam, kime göre diyosun, senin hocalarının verdiği fetvalara göre mi diyosun, delil göster, ALLAH C.C bunu açıklmayı düşünemeyecek kadar aciz miydi,(HAŞA) ayet içinde insanların böyle yanşış anlayacaklarını bilemiyormuydu ki (HAŞA) o yanlış yere bakıyordu biz gökte değildik demiyecek kadar, RESULULLAH S.A.S den gelen bir hadis mi var ki, veya Büyük ALİM lerden İMAMI AZAM R.A, İmam ŞAFİİ R.A, İmam MALİKİ R.A, İamam AHMED BİN HANBEL den gelen bir rivayet mi var... Firavun yanlış yere bakıyordu, o kafir olduğu için şaşırmıştı diye söylesene .... Eğer varsa böyle sahih bir HADİS hemen tabii olurum...Firavun kafiri niye göğe yükselecek kule istiyor be adam....Ehli sünnet ALİM lerinden örnek ver ona bakarsan yukarda diyalogları geçen efendiye de ehli sünnet alimi diyorlar ama mürşid ALLAH C.C un AYNASI olduğunu idda edecek kadar sapık bir adam ALLAH C.C un aynaya ihtiyacımı var KUL' u nun duasına icabet etmek için... Geç bunları bana elle tutulur ayet veya sahih Hadis göster... Sanamı inanacam, sözüne itibar edicem, elle tutulur delil gösteremediğiniz hocalarınızın refahı yeyip içip gezmeleri saltanatları ellerin gidecek diye Şunu sakın dinlemeyin şunu sakın okumayın diye kafalarınıza nasıl kazıyorarsa artık bilemiyorum akıl ykmu sizde doğruyu eğriden ayırt edemeyecek kadar hoca efendilerinize muhtaç mısınız...

    Alimlerin sözlerinden bahsediyosun al sana kitap ismine kadar veriyorum bunada mı itibar etmiyeceksin

    7.Delil: Ebu Hanife (r.h): “Allah arşına keyfiyetsiz olarak istiva etmiştir.” (Fıkhul Ekber)

    6.Delil: “Her kim, Rabbim gökte midir bilmiyorum derse kafir olmuştur. Aynı şekilde O, arşının üzerindedir, fakat arş gökte midir, yerde midir bilmiyorum derse kafir olmuştur.” (Fıkhul Ekber, sf, 46)

    5.Delil: Zeynep annemiz Rasulullah’ın zevcelerine övünerek söylediği şu söz: “Sizi hısımlarınız, Beni de yedi kat gökteki Allah evlendirdi.” (İmam Buhari)

    Delil: Rasulullah (s.a.v.) huzuruna bir cariye getirildi. Rasulullah (s.a.v.) ona: “Allah nerede ? “ dedi ,

    Cariye işaret parmağını kaldırarak “Allah semanın üzerindedir.” dedi. Sonra Rasulullah (s.a.v.) cariyeye “Ben kimim “ dedi. Cariye “Sen Allah Resulüsün “ dedi Rasulullah (s.a.v.) “O’nu azat edin o mümine biridir.” dedi. (Müslim ve diğerleri )

    3.Delil: “Allah her gece dünya semasına iner.” (Ahmed bin Hanbel, sahih hadistir.)

    Açıklama: “ Rasulullah (s.a.v.) Allah’ın gecenin bir bölümü geçince gök semasından dünya semasına indiğini, Ehl-i Sünnet alimleri bu inmenin de zatı ile olduğunu söylerler.(Bkz:İbn Recep, Fethu’l Bari li şerhi sahihi’l Buhari )

    ALLAH KEL***** İNANMADIN İTİBAR ETMEDİN BİLE O DAHA VAHİM..

    Diyanet Vakfı

    MÜLK 16. Gökte olanın, sizi yere batırıvermeyeceğinden emin misiniz? O zaman yer sarsıldıkça sarsılır.


    Diyanet İşleri

    MÜLK 67/16. Gökte olanın sizi yerin dibine geçirmesinden güvende misiniz? O zaman, yer, sarsıldıkça sarsılır.

    TÜRKÇE KURAN-I KERİM ( E.HAMDİ YAZIR )
    Emin misiniz o göktekinden; sizinle yeri göçürüvermesinden? O zaman bakarsın ki, o yer çalkalanıyor!

    TÜRKÇE KURAN-I KERİM VE TEFSİRİ (MUHAMMED ESED
    16. O Gökteki'nin, (15) yeryüzünün bir gün gelip sarsılmaya başladığında sizi yutmasına izin vermeyeceğine emin olabilir misiniz?


    Al sana kaç değişik tefsir ekledim hesinde TEYMİYECİ MEALİ DEMİİŞİN AL sana 4 farklı meal 4 farklı tefsi Y.Nuri Öztürk de varda kaale almazsın diye eklemedim, oda bilmiyo diyicen zaten kabul edeceğin meal nasıl olacak SENİNİ ŞEYHİN Mİ YAZACAK....
    Konu Ammar tarafından (27-11-2009 Saat 02:47 AM ) değiştirilmiştir.

  9. #49
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Alıntı ARİF´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Ne oldu Ammar ; dayak yemiş çocuk gibi , seytanın mezhebinde olan sapkın hocalarının sayfalarından kopyala yapıştır yapmaya başladın.Dinde Selefi denilen İbni Teymiye kafirinin sölerini ve yolunu mu delil diye getirip buraya yapıştırıyorsun.Ehli sünnet alimleri sapkın mürşidinin kafir olduğunu sözbirliği ile bildirmiş , yukarıda kitaplarına akdar bunu bildirdik.Hangi kitapta olduklarını tek tek yazdık.Sen tutmuş bu kafirin yolunu Tasavvuf hakkındaki sapık aslı astarı olmayan görülerini buraya cevap diye yapıştırırsan kafirin sözlerinin ve yolundakilerin sözlerinin bir kıymeti yoktur.

    İStersen siteyi komple getir buraya yapıştır nokta kadar itibar edilmez çünkü bu yolu savunan Selefiyecilerin kafir olduklarını İslam alimleri yukarıda bildirdi.

    Olmuyor bak , demekki dersine daha çok çalışman lazım.Kıyamete kadar bu sapkınlıkları savunsan Ehli sünnet duvarlarına çarpıp toz olmaya mahkumdur.

    Ehli Sünnet ismini adının önüne koyan her cemaat Ehli Sünnet olsa idi, o zaman dünyada ALLAH C.C Tek olan ADEM A.S dan MUHAMMED S.A.S kadar değişmeyen TEVHİD inancı böyle parçalara bölünürmüydü, TEK OLAN TEVHİD yerine, mezheplere böldüğünüz İSLAM sizin gibiler yüzünden birbirine düşman olmadımı, Dinler arası Diyalog icadları çıkarmadımı,ırak' ı vurdular, iyi oldu dediniz kendi içinde bile 3 parçaya bölünmüş ırak müslümanlarında birlik yok sizin gibiler yüzünden, Afganistanı vurdular onlar Taliban dediniz.. Filistini vuruyorlar şafii diyosunuz, daha neler neler, TEK OLAN TEVHİD sizin yüzünüzden kaç parça oldu, ve TEK Vucud olması gereken müslüman ülkeler parça parça bölündü, bak bakalım bir avrupa ülkesine bir müslüman saldırısı olsun hepsi nasıl tek vucud oluyorlar...

    4 mezhep yetmedi bide tarikatlar çıktı tasavvuf çıktı, Türkiyede kaç tane tarikat var, sorsan hepsi Ehl-i Sünnet madem öyle niye tek bir ümmet olmuyorlar bu hoca efendiler.. Olurmu hiç o zaman nasıl bahçesi havuzlu villar da oturup, 200 milyarlık jeep ler ile gezecek tarikat önderleri... TEK ümmet olsa bunlar çalışıp kazanamıyacakları paraları nasıl elde edecekler, jetskiler ile gezecekler...

    2:216 -Savaş size farz kılındı, gerçi o size hoş gelmez. Olabilir ki siz, bir şeyden hoşlanmazsınız; oysa ki o sizin için bir hayırdır. Yine olabilir ki, siz bir şeyi seversiniz, oysaki o sizin için bir kötülüktür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

    2:218 - Şüphesiz ki iman edenlere, Allah yolunda hicret edip, cihad edenlere gelince, işte onlar, Allah'ın rahmetini umarlar. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

    2:246 - Baksana, İsrail oğullarının Musa'dan sonra ileri gelenlerine! Hani onlar, bir peygamberlerine: "Bize bir kumandan gönder de Allah yolunda savaşalım..." dediler. O da: "Size savaş farz kılınırsa, acaba yapmamazlık eder misiniz?" dedi. Onlar: "Bize ne oldu da yurtlarımızdan çıkarıldığımız ve çocuklarımızdan ayrıldığımız halde Allah yolunda savaşmayalım?" dediler. Bunun üzerine savaş kendilerine farz kılınınca da onlardan pek azı hariç, yüz çevirdiler. Ama Allah, o zalimleri bilir.



    Yoksa bu farzları yapmak dan mı korkuyorsunuz, işte 73 fırkaya böldüğünüzİSLAM ' ı bölünce ne CİHAD kalır ne iyiliği emretmek, sonra ABD si gelir IRAK ı işgaler Filistin işgal edilir, Doğu türkistan kan gölüne çevrilir, tarikat şeyhleriniz bunları bilmiyorlarmı ..? Bunları söylemekden mi korkuyorlar yoksa..?

    “…Bugün kâfirler, sizin dîninizden ümit kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın; Ben’den korkun! Bugün size dîninizi ikmâl ettim; üzerinize olan nîmetimi tamamladım ve sizin için dîn olarak İslâm’ı seçtim…” (el-Mâide, 3)

    Anlat bakalım bu ayetin üstüne TASAVVUF anlayışını da anlıyalım RABBİMİZİN C.C bizim için beğendiği ile aynışeymi değil mi bi görelim doğrusu ne imiş bi görelim bakalım yukarda ki şeyh' in anlattıklarndan ne kadar değişik şeyler anlıtıcan...

    Biz baştan beridir söyledik ALİM lere saygımız ve hürmetimiz sonsuz aralarında ayrımda yapmayız, ama ALLAH C.C ve RESULULLAHA S.A.S ters bir emri varsa ona uymayız kendilerinin de bu yönde fetva verdikleri halde sizin gibiler onlara dahi iftira atmaya devam etmektesiniz.. Onlsr zaten yukada verdim biz insanız şaşabiliriz bir konuda bizim sözlerimize uymayan aksini söyleyen, Sahih bir hadis var ise bizlerde onlara tabiyiz, bizleri değil KUR-AN ve SÜNNETE göre amel edin diyorlar....

    Ama sizler şeyhim şöyle dedi böyle dedi, onu aman okuma kafirdir dedi, şunu sakın dinleme o kafir dir dedi zihniyeti ile yaklaşırsınız...
    Konu Ammar tarafından (27-11-2009 Saat 12:12 PM ) değiştirilmiştir.

  10. #50
    Ebu-Ahmet-Musab
    Misafir..
    Ammar kardeşim bırak bu kendini Dabbetül arz sanan fanileri, Baksana bu kafir, şu kafir, siz kafirsiniz, bunlar mümin diyecek kadar ileri gidiyorlar. Böylelerine Allah hakettiğinizi versin demekten başkası bize yakışmaz.

5. Sayfa, Toplam 6 BirinciBirinci ... 3456 SonSon

Benzer Konular

  1. Yorum: 0
    Son mesaj: 02-08-2012, 02:44 PM
  2. Yorum: 0
    Son mesaj: 02-02-2012, 09:34 PM
  3. Yorum: 0
    Son mesaj: 11-11-2011, 04:14 PM
  4. Yorum: 2
    Son mesaj: 10-08-2011, 06:04 PM
  5. Allah Allah Diyen Ordu Cami Bombalar Mı?
    ashenarşi Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 06-12-2010, 10:19 PM
Yukarı Çık