Kendini beğenen, nefsinin esiri olmuş kimseler, başkalarını hakir, aşağı görür, onlara zulmeder, ızdırab verir, haksızlık yaparlar. Kendini beğenmeyip haramlardan sakınan, nefsinin esiri olmayan kimselerin kabına, rahmet dolar, ihlasları artar, İslam alimlerinden veya onların kitaplarından istifade etmeye başlarlar. Böyle olan kimseler, başkalarını hakir, aşağı görmezler, onlara yük olmazlar hatta onların yükünü çekmeye başlarlar.

Köpek olan eve, rahmet meleklerinin girmediği, hadis-i şerifte bildirilmiştir. Kalbe de, köpek mizaçlı kötü huyları sokmamalıdır. Özellikle kibir, kıskançlık, öfke ve şehvet gibi bu dört kötü huy daha tehlikelidir. Kendini beğenmek, başkasındaki bir nimeti kıskanmak, öfkelenmek ve şehvete kapılmak tehlikelidir. Kendini beğenen kimse, başkasını beğenmez, onu hakir, aşağı görür. Böyle olan kimseler, kıyamet günü hakir ve zelil olur. Nitekim hadis-i şerifte; (Kıyamet günü, dünyadaki kibir sahipleri küçük karınca gibi zelil ve hakir olarak kabirden çıkarılacaktır. Karınca gibi, fakat insan şeklinde olacaklardır. Herkes bunları hakir göreceklerdir) buyurulmuştur.

Müslüman, Allahü teâlâya iman eden, Onun emirlerini yapan ve yasak ettiklerinden sakınan yani cenâb-ı Hakkın sevdiği kimse demektir. Böyle olan bir kimseyi hakir, aşağı görmek, çok büyük felakettir.
Abdülhalık-ı Goncdüvani hazretleri oğluna hitaben buyuruyor ki:
“Sana vasıyyet eylerim ey oğul ki, her halinde ilim, edeb ve takva üzere ol! İslam alimlerinin kitaplarını oku! Fıkıh ve hadis öğren! Cahil tarikatçılardan sakın! Şöhret yapma! Şöhrette afet vardır. Aslandan kaçar gibi, cahillerden kaç! Bid’at sahibi, sapıklar ile ve dünyaya düşkün olanlar ile arkadaşlık etme! Helalden ye! Herkese, şefkat ve merhamet et! Kimseyi hakir görme! Kimse ile münakaşa, mücadele etme! Kimseden bir şey isteme! Tasavvuf büyüklerine dil uzatma! Onları inkâr eden felakete düşer. Mayan fıkıh ve evin mescid olsun!”

Ebu Ali Sekafi hazretleri anlatır:
“Bir gün üç erkek bir kadın tarafından omuzlar üzerinde taşınan bir cenaze gördüm. Ben de yardım ettim ve cenazeyi mezarlığa kadar götürdüm. Sonra cenaze namazını kılıp defnettik. Oradakilere; - Size yardımda bulunacak bir başka komşunuz yok muydu? deyince;
- Vardı ama bunu hor ve hakir görüyorlardı dediler. Ben yine;
- Peki ne yapmıştı? dedim. Onlar;
- Bu çok günahkârdı dediler. Sonra oradan ayrıldık. Vefat eden kişiye acımıştım. O gece bir rüya gördüm. Rüyamda biri yanıma geldi. Yüzü ayın on dördü gibi parlıyordu. Ayrıca çok kıymetli elbiseler giymişti ve tebessüm ediyordu. Kendisine;
- Sen kimsin? dedim. Bana;
- Cenaze namazını kılıp defnettiğiniz, günahkâr kişiyim. Halk tarafından horlanmıştım. Lakin yüce Rabbim son anımda bana merhamet eyledi. Şimdi bu merhametin nimetleri içindeyim diye cevap verdi.”

Şakik-i Belhi hazretleri buyuruyor ki:
“Bir kusuru ve ayıbı var diye bir kimseyi kötüleyen, hakaret eden kimse, kendi kendini helak etmiştir. İnsanlar, bir kimse hakkında; ‘Bundan bize zarar gelmez bu emin bir kimsedir’ derlerse, o kimse bütün insanların zarar ve kötülüklerinden emindir. Kim Müslümanların aleyhinde konuşur, onları gıybet eder, onlara iftira ederse, aralarında söz taşıyıp koğuculuk yaparak Müslümanları birbirine düşürürse, Müslümanların hakkını gözetmez, onların kalblerini kırar, incitirse ve onları kendinden aşağı görürse, o kimse şeytanın hizmetçisi olmuş olur, dünyada fakir olur, ahirette iflas etmiş vaziyette hakir ve zelil olur.”

Netice olarak hiçbir Müslümanı, hatta hiç kimseyi hakir görmemelidir. Kendi hata ve kusurları ile meşgul olmalı, kimsenin ayıbını araştırmamalı, yüzüne vurmamalıdır. Ölümü ve kendisinin imanlı mı yoksa imansız olarak mı ruhunu teslim edeceğini düşünmelidir. Ebu Bekir el-Betaihi hazretlerinin buyurduğu gibi:
“İnsanları, hor, hakir ve aşağı görmen, senin için tedavisi mümkün olmayan büyük bir hastalıktır.”

Kaynak