Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 Toplam: 3

İlk işlenen günâh: Kibir!..

Din ve İnanç Kategorisi Dini Sohbet Forumunda İlk işlenen günâh: Kibir!.. Konusununun içerigi kısaca ->> Kibirlenen hastadır, kibir de hastalıktır. Hem de çok tehlikeli bir hastalıktır. Tedavi olunmazsa insanı helâk eder, hem dünyası mahvolur, hem ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    2.imza yarışma birincisi nefisetülilm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Nerden
    İstanbul'da, İstanbulluyum...
    Yaş
    42
    Mesaj
    705
    Blog Mesajları
    19
    Rep Gücü
    7085

    rose İlk işlenen günâh: Kibir!..

    Kibirlenen hastadır, kibir de hastalıktır. Hem de çok tehlikeli bir hastalıktır. Tedavi olunmazsa insanı helâk eder, hem dünyası mahvolur, hem de ahireti harap olur.
    Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: “Kalbinde hardal tanesi kadar (az bile olsa) kibir taşıyan cennete giremez.”
    Rabbimizin sevmediği günâhların başında kibir gelir. Kibriyâ ve azamet O’na mahsustur.
    Kibir, ilk işlenen günâhtır. Âdem aleyhisselâm yaratıldığında, meleklere ona secde edilmesi emrolundu. Bütün melekler Âdem babamıza dönerek Allahü teâlâya secde ettiler. İblis hariç! O, secde etmedi, kibirlendi, “Ben ondan daha üstünüm, ona nasıl secde ederim?!.” dedi ve belâsını buldu. Cennetten kovuldu, lânetlendi ve ebedi cehennemlik oldu.

    “ONA NİÇİN İMAN ETMİYORSUN?”

    Bizi iki cihan saadetine kavuşturmak için gönderilen Peygamberlere iman etmeyen, karşı çıkan, onlara ezâ ve cefâ çektirenlerin çoğu, kibirlendikleri için bunu yaptılar ve nimetlerden mahrum kaldılar. İman edenlerin çoğu fakir, halk arasında pek itibar sahibi olmayan kimselerdi. Zenginler, makâm, mevki sahibi olanlar tenezzül etmediler ve dediler ki;
    “Peygamberlik gelse bize gelirdi, bizim şanımız, şöhretimiz daha fazladır!..”

    Nemrutları, Firavunları, Ebu Cehilleri ve bunlara benzeyenleri iman nimetinden mahrum bırakan şey, bunların aşırı derecedeki kibirleriydi. Yoksa onlar da; Peygamberimizin ve söylediklerinin hak olduğunu çocuklarını tanıdıkları gibi tanıyorlardı!..

    Ebu Cehil’in dayısının oğlu anlatır: “Bir gün onu görmeye gittim, ikimiz yalnız idik. Ebu Cehil’e sordum: ‘Sen Muhammed hakkında ne düşünüyorsun? Laf aramızda kalacak, doğru söyle!’ dedim. Bana cevap olarak dedi ki: ‘Onun dürüstlüğü tartışılmaz. Ona biz Muhammed-ül emin derdik, hem sonra söylediği sözler, beşer kelâmı olamaz, insanlar bu kadar mükemmel söz söyleyemezler!”Bu sözleri ondan hiç beklemiyordum, hayretle sordum: “O halde ona niçin iman etmiyorsun?”
    Bu soruma da şöyle cevap verdi: “Biz bu işe Ebu Talib’in yetiminden daha lâyık idik. Peygamberlik gelseydi bize gelmeliydi, biz olmalıydık! Ben bu zenginliğimle, bu itibarımla nasıl gider ona teslim olurum, mümkün değil!”

    Kureyş’in ileri gelenleri toplandılar ve; “Tehlike haberi yalancıdan da gelse insanı tedirgin eder. Bu da çok büyük tehlikeden bahsediyor... Cehennemden bahsediyor... Yanmak da çok zor şeydir! Ya doğru söylüyorsa n’olur halimiz?.. Biz iyisi mi gidip iman edelim” dediler.
    Bir heyet halinde Sevgili Peygamberimize geldiler. Dediler ki: “Biz senin davetine icabet etmeye, sana iman etmeye karar verdik; ama bir şartımız var! Sana iman edenlerin çoğu köle ve fakir insanlardır biz onlarla aynı toplulukta oturamayız. Bu, bizim şanımıza yakışmaz, onları kov, bizi kabul et, bizimle sohbet et!”

    HUZUR-I SAÂDETTE KALDILAR...

    Bu teklifi Peygamber efendimiz reddetti. İkinci bir teklif arz ettiler, dediler ki: “Bir gün bizi huzuruna kabul et, bir gün de onları!”
    Bu teklif de hoş karşılanmadı, “ama, bir müddet böyle olsun, belki ileride bu kibir ve inatlarından vazgeçerler” ümidi ile Sevgili Peygamberimiz kabul buyurdular.

    “Günlerimizi tesbit edelim bir kâğıda yazalım, biz hangi günler geleceğiz?” dediler. Âlemlere rahmet olarak gönderilen zat kâğıt istedi. Henüz kâğıt gelmeden Cebrâil aleyhisselam geldi ve Rabbimizin emrini bildirdi. Buna razı olmadığını bildiren âyet-i kerimeyi okudu. Meâlen; (Sabah akşam Rablerini çağıran, ona dua eden, onun rızasını isteyenleri huzurundan kovma!) buyuruluyordu.
    Böylece; cepleri fakir, fakat gönülleri zengin olanlar huzur-ı saâdette kaldılar, kibir kumkumaları ise defolup gittiler...

    Kaynak
    Konu nefisetülilm tarafından (17-11-2009 Saat 03:41 PM ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye spartaküs - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Mesaj
    912
    Rep Gücü
    19319
    Bir insanın tanrı tarafından seçildiği ve pekçok şeyin onun için yaratıldığı/yapıldığı iddiası ve ona inanmazsanız, tanrıya onun gibi tapmazsanız cehennemde yakılacaklarını söylemek, özel işlerini tanrıya yaptırmak kibirin babası olsa gerek. Ebu Cehil'in sözde söylediği bu yalana kanıyor musunuz Allah aşkına :)

  3. #3
    - Çevrimdışı
    2.imza yarışma birincisi nefisetülilm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Nerden
    İstanbul'da, İstanbulluyum...
    Yaş
    42
    Mesaj
    705
    Blog Mesajları
    19
    Rep Gücü
    7085

    rose Kibir hastasına kimse acımaz!..

    Geçen hafta kibrin bir hastalık olduğunu yazmıştık. Hem de çok tehlikeli bir hastalık. Çünkü vücudumuzda meydana gelen hastalıklar geçicidir, dünya hayatı ile ilgilidir. Çok ağır olsa bile nihayet fani hayatımızın sona ermesine sebep olabilir.
    Biz zaten bu dünyada misafir değil miyiz? Burada kalmak için gönderilmedik ki!.. Üç-beş günlük bir hayat... Nimetleri geçici olduğu gibi, sıkıntıları da geçicidir. Kibir hastalığını daha tehlikeli kılan şey; onun ebedi hayatta vereceği sıkıntılardır. Her ne olursa olsun geçici olanlarına değil, kalıcı olanlarına önem vermelidir.
    Ne güzel demişler: “Kibir belâdır, hastalıktır, fakat acıyanı yok. Tevâzû ise nimettir, kıskananı (haset edeni) yok...”Birinin başına bir musibet gelse, düşmanları sevinir, dostları ise üzülür, ona acıyan bulunur, fakat kibir hastasına kimse acımaz. Nimetlere de haset olunur, fakat tevâzu nimetini kıskanan olmaz...

    KİBRE SEVK EDEN SEBEPLER

    Bir hastalığın tedâvisinde başarılı olabilmek için ilk önce o hastalığa sebep olan mikroplar tespit ve bertaraf edilmelidir. Değilse tedavi mümkün olmaz. Kibir hastalığı yapan sebepler pek çoktur, bunların en önemlileri şunlardır: Bunlardan bir tanesi veya birkaçı birinde bulunursa; nefsi de terbiye görmemişse hastalık geldi demektir.
    Birincisi: İlim sahibi olmak, ilim öğrenmeden önce edep öğrenmemişse tehlikelidir. Zira ilimdeki gurur ve kibir, makamdan, mevkiden ve paradan daha çoktur. Eskiden büyüklerimiz önce edep öğretirlerdi sonra ilim.
    Âlim olanlar, gerçek manada Allahü teâlâdan korkanlardır. Önce kendini tanımalıdır. “Kendini tanıyan, Rabbini tanır” demişlerdir. İnsan, kendini tanırsa, her şeyden adi olduğunu anlar, aczini idrak eder, böylece tevâzu sahibi olur. Rabbini tanıyan da kibriyâ ve azâmetin yalnız onun şanı olduğunu anlar.
    İkincisi: Güzelliğiyle övünmektir. Bunun da tedavi çaresi, yalnız dış görünüşüne değil, iç haline de bakmaktır. İçini araştırdığı vakit, güzelliği ile övünmesini gölgeleyecek birtakım çirkinlikler ile karşılaşır. Bütün azalarında pislikler vardır. Bağırsaklarında pislik, mesanesinde idrar, burnunda sümük, ağzında balgam, kulaklarında kir, damarlarında kan... Günde bir veya iki defa necasetini, kendi eli ile temizler. Hali böyle olan güzelliği ile nasıl övünebilir?
    Üçüncüsü: Kuvvetine ve gücüne güvenerek kibirlenmektir. Gözleri ile göremeyeceği kadar küçücük mikroplara yenilen, hasta olan, küçük parmağı kadar bir akrebin sokması ile günlerce sancılar içinde kıvranan, hatta çok zehirli ise ölümüne de sebep olabilen insan, hangi gücüne güvenmektedir?!.
    Aynı zamanda deve, aslan ve fil gibi hayvanların insanlardan çok güçlü ve kuvvetli olduklarını herkes bilir. Hayvanların bile kendisini geçtiği bir sıfat ile nasıl iftihar edebilir?
    Dördüncüsü: Zenginlik, servet, aile efradı ve adamlarının çokluğu ile yapılan kibirdir. Bunlar, güzellik, kuvvet ve ilim gibi insanın kendisinde bulunmayan şeylerle kibirlenmektir ki, kibrin en çirkini de budur. İnsanın kendi şahsında bulunmayan bir şey ile kibirlenmesi en büyük ahmaklıktır. İman etmeyenlerden, kendisinden çok daha zenginler var. Bu da şeref verseydi iman etmeyenler onu geçerdi.

    KİMSEYE KARŞI KİBRETMEMELİ

    Demek ki, kulun vazifesi; kim olursa olsun, kimseye karşı kibretmemektir.

    Bir cahil gördüğü zaman, “Bu adam bilmediğinden isyan etmiş olabilir, ben ise bilerek isyan ediyorum. O benden iyidir...”

    Bir âlim gördüğünde ise, “Bu bilerek ibadet ediyor, ben ise bilmeden yapıyorum. Çoğu ibadetlerimi belki de yanlış yapıyorum. O benden iyidir” demelidir.

    Yaşlı birini gördüğünde; “Bu benden daha çok Rabbimize ibadet etmiştir, üstelik Asr-ı Saâdete benden daha yakındır ve benden iyidir” demeli.

    Kendisinden küçük birini gördüğünde ise; “Bu benim kadar yaşamadı ve dolayısı ile günâhları da benimkinden daha azdır. O da benden daha iyidir” demelidir.

    Tedavi biraz zor da olsa, mutlaka yapılmalı, değilse başımıza gelecek sıkıntılara razı olmak zorunda kalacağız.
    Günâh işlememek için sabretmek, ateşte yanmaya sabretmekten daha kolaydır!..

    Kaynak

Benzer Konular

  1. Kibir-Kibirli
    İnci Tarafından Süper Sözlük Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 03-04-2010, 09:48 PM
  2. Bu Kibir Niye?
    cumleci Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 12-03-2010, 06:08 PM
  3. Din adına işlenen cinayetler
    kral57 Tarafından Vip Salonu Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 21-05-2008, 05:40 AM
  4. Kibir Suçu
    blueice Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 6
    Son mesaj: 01-04-2008, 02:14 AM
  5. İnternette işlenen 8 ölümcül günah
    SMN Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 09-01-2008, 09:05 AM
Yukarı Çık