Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2
  1. #1
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573

    İsimler, Allah Tarafından Öğretilmiştir

    İsimler, Allah Tarafından Öğretilmiştir


    Bakara Suresi’nin “Ve (Cenâb-ı Hak) bütün isimleri Âdem’e öğretti.” ayeti kerimesi isimlerin bizzat Allah tarafından öğretildiğini gösterir. Ayette geçen “isimler”den maksat da, isim, sıfat ve özellik gibi varlıkları birbirinden ayırarak seçkin ve belirli hale getiren semboller, işaretler, kelimeler gibi şeylerdir veya insanlar arasında konuşulan çeşitli dillerdir.



    Arapça kökenli bir kelime olan “isim” kelimesi “alamet, nişan” gibi anlamlara gelmektedir. “İsim kelimesi Türkçe’de “ad” kelimesi ile aynı anlamda kullanılıp “Bir kimseyi, bir şeyi anlatmaya, tanımlamaya, açıklamaya, bildirmeye yarayan söz” olarak açıklanmıştır.

    “İsim” kavramı Kur’an-ı Kerim’de türevleri ile birlikte yetmiş bir ayette geçmektedir. Bakara Suresi’nde mealen “Ve (Cenâb-ı Hak) bütün isimleri Âdem’e öğretti. Sonra eşyayı meleklere göstererek dedi ki: Eğer iddianızda doğru iseniz, bunların isimlerini bana söyleyiniz.” şeklinde olan 31. ayeti kerime “isim” konusunda en çok bilinen ve “isim” kelimesinin mahiyetini anlamamıza yol gösteren bir ayettir.

    “Ve (Cenâb-ı Hak) bütün isimleri Âdem’e öğretti.”

    Her şeyden önce bu ayetin kısa manasına biraz daha dikkatli bakalım.

    Ayetin başında geçen “vav” harfi, başka ayetlerde geçtiği için burada belirtilmeyen bazı cümlelerin varlığına işaret ediyor. Yani, Cenâb-ı Hak, Âdem’i topraktan yaratıp tesviye etti. Sonra onun cesedine ruh üfledi. Sonra onu terbiye etti. (1) Sonra isimleri ona öğretti ve böylece onu dünya halifeliğine hazırladı.

    Madem bu cümleler başka yerde geçtiği için atlanmıştır, öyleyse ayetin meali şöyle olmalı:

    Cenâb-ı Hak, Âdem’i (a.s.) öyle yüksek bir fıtrat, bir yaratışla şekillendirdi ki, o fıtrat her çeşit mükemmelliğin bütün ilkelerini kapsamı altına aldı. Hem onu öyle yüksek bir istidatla yarattı ki, o istidat tarlasına bütün yüksek değerlerin tohumlarını ekti. Hem onu öyle bir vicdan ve duygularla donattı ki, bütün varlıklar onlarda yansıyıp temessül eder hâle geldi. İşte Cenâb-ı Hak her şeyin bütün hakikatlerini Âdem’e öğretebilmesi için onu bu üç meziyetle donatıp hazırladı; sonra bütün isimleri ona öğretti.



    Olağanüstü bir altyapı

    Demek bütün isimlerin öğrenilmesi olağanüstü bir altyapıyı zorunlu olarak istiyor. Kâinattaki bütün türlerin, çeşitlerin, bireylerin sıfatlarına ve özelliklerine bakacak, görecek ve onları idrak edip adını koyacak veya onları öğrenecek bir altyapı… Bu altyapı da elbette yüksek bir fıtrat, yüksek bir istidat, kapsamlı bir vicdan ve duygulardır. Âdem’e (a.s.) önce bunlar ihsan edildi, sonra bütün isimler öğretildi. Bu sayede melekleri bile geçti, onları aciz bıraktı ve dünyanın halifesi olmaya namzet kılındı.

    Burada şunu da hemen belirtelim ki, ayette bizzat “Alleme”, yani “öğretti” kelimesinin seçilmesi, ilmin yüceliğine, yüceliğinin yüksek derecesine ve halifeliğin odak noktasının ilim olduğuna bir işarettir. Ve isimlerin bizzat Allah tarafından öğretildiğini gösterir.

    “Âdem” kelimesinin açıkça belirtilmesi ise, dünya halifeliğine seçilenin ondan başkasının olmadığı ve kendisine bir şeref payesi verilerek onun cümle âleme ilân edilmesi içindir.

    Ayette geçen “isimler”den maksat da, isim, sıfat ve özellik gibi varlıkları birbirinden ayırarak seçkin ve belirli hale getiren semboller, işaretler, kelimeler gibi şeylerdir veya insanlar arasında konuşulan çeşitli dillerdir.



    İnsan isimlerle, Esma-i Hüsna’yı anlar

    İnsanın bedeni melekler gibi nurdan, cinler gibi ateşten ve sairden yaratılmadı da, bizzat topraktan yaratıldı. Bunun hikmeti de şu olsa gerek: Yeryüzündeki toprak, bahar mevsiminde Cenâb-ı Hakk’ın sınırsız sanat eserlerini ve Esmâ-i Hüsnâ’nın sonsuz cilvelerini yansıttığı gibi, insan bedeni de en az o kadar, belki koca kâinat aynasında görünenler kadar sonuç verecek bir yapıda yaratıldı. Bu zenginliği ne koca güneşin nurunda, ne de çevresini yakıp kül eden ateşin varlığında görebiliriz. Meselâ âdemoğluna verilen dil, Cenâb-ı Hakkın sınırsız nimetlerini ve bahşettiği rızıkları ayrı ayrı tadıp tartabiliyor. Bu acı, bu tatlı, bu ekşi, bu elma, bu karpuz gibi her şeyi hissederek sınıflandırıyor ve onların isimlerini tek tek belirleyip ayırt edebiliyor. Cenâb-ı Hakkın Rezzak isminin sınırsız cilvelerini böylece idrak edip anlıyor. Melekler ve cinler nurdan ve ateşten yaratıldıkları için böyle bir sonucu ortaya çıkartacak yapıda değildirler.

    Gözü, kulağı, burnu, beynin karmaşık mekanizmasını ve diğer bütün organları dile kıyas edebiliriz. Hakikaten âdemoğlu bu donanımıyla yaratılışın en kıvamında var edilmiş bir varlıktır. Fıtratı ve yaratılışı pek üstündür.

    Hem Cenâb-ı Hak, Âdem’e (a.s.) o bedene lâyık bir de ruh verdi. Ve o ruha da bir tarla gibi sayısız istidat çekirdekleri ekti. Konuşma, yazma, sevme, acıma, neşelenme, ıstırap duyma gibi sayısız çekirdekler… Onun içindir ki, göz, kulak, dil, beyin gibi pencerelerden ilimler, bilgiler, nurlar âdemoğlunun ruhuna –kabiliyeti oranında– yansıdıkça ondaki o istidat denilen sayısız çekirdekler çatlamaya başlar ve zaman içinde Allah’ın izniyle birer ağaç gibi serpilirler. Sonra bir bakarsınız, o âdemoğlu, hatip, yazar, mühendis, sanatçı, âlim, âdil gibi isimlerle yâd edildiği gibi; âşık, merhametli, neşeli, kederli, bazen de zalim, cani, merhametsiz gibi isimlerle de anılır hâle geliverir…

    İşte istidatlarıyla bizzat hissederek anladığı ve idrak ettiği bu isimlerle Cenâb-ı Hakk’ın isimlerini anlamaya başlar. Onun da sonsuz merhamet sahibi Rahmân ve Rahîm olduğunu, sınırsız sanat eserleri yaratan bir Sânî olduğunu, zâlimlere karşı Âdil ve Kahhar olduğunu vs. anlar ve idrak eder…

    Meleklere ve cinlere, Âdem’e (a.s.) verilen istidatlar kadar çeşitli istidatlar verilmediği için, elbette onlar onun kadar bu isimleri bilemez ve o isimlerin tecellilerini ölçüp tartamazlar.



    Âdem, isimleri bilmesiyle üstün geldi

    Hem Cenâb-ı Hak, Âdem’in beden ve ruhunu (a.s.) öyle bir vicdan ve duygularla donatmıştır ki, derinliğine bir sınır konulamaz. Zaman zaman koca kâinatı bile misafir ettiği akıl odacığından ve varlık âlemini sarıp sarmalayan duygu dehlizlerinden kalp ve vicdan aynasına Allah’ın izniyle öyle hakikatler ve nurlar yansıyıp temessül eder ki, bu temessül âdemoğlundan başka hiçbir varlığa nasip olmamıştır. Fahr-i Kâinat olan Efendimiz Hz. Muhammed’in (a.s.m.) kalp ve vicdanına yansıyan Kur’anî ve İslâmî hakikatler gibi… Evet o sınırsız hakikatler ve nurlar birer isim ister ve birer unvan ile ancak mülâhaza edilebilir.

    İşte Ahsen-i takvimde, yani yaratılışın en kıvamında var edilen âdemoğlu gibi böyle bir mucizenin eline, göklerin, yerin ve dağların yüklenmekten kaçındığı emânet-i kübrânın verilmesi tam bir hikmettir. Yani benliğiyle, iradesiyle Allah’ın arzında Allah’ın hükümlerini icra ve kanunlarını tatbik ve başka varlıklar üzerinde tasarruf yetkisi âdemoğlu gibi böyle kıvamında yaratılan bir varlığa verilmesi en uygun olanıdır. Zaten dünya halifeliği de bu manaya gelmektedir.

    Âdem’e (a.s.) isimlerin öğretilmesi hakkında Üstad Bediüzzaman 20. Söz’de meâlen şöyle buyuruyor: “Âdemoğluna istidadının kapsamlı olmasından dolayı öğretilen sınırsız ilimler ve kâinattaki bütün türleri kapsama alanına alan bütün fenler ve Yaratıcı’nın şuûnat ve sıfatlarına şâmil pek çok maarif ve bilgilerin öğretilmesidir ki, âdemoğluna, değil yalnız meleklere, belki gökler, yer ve dağlara karşı emânet-i kübrayı yüklenme davasında bir üstünlük vermiş ve heyet-i mecmuasıyla (hepsiyle beraber) yerin mânevî bir halifesi olduğunu Kur’ân bildirmiştir.”

    Demek Âdem’e (a.s.) bütün isimlerin öğretilmesi, onu melek ve cin gibi diğer varlıklardan üstün kılmıştır. Bir resmigeçit gibi varlık âlemlerini Cenâb-ı Hak meleklerin ve Âdem’in (a.s.) gözleri önünden geçirirken, Hz. Âdem’in onların isimlerini tek tek dile getirmesi karşısında melekler aciz olduklarını anladılar. “Allah’ım Seni her türlü noksandan tenzih ederiz, Sen bütün kemâl sıfatların sahibisin” diyerek Âdem’in (a.s.) üstünlüğü karşısında secdeye kapandılar.



    Dipnotlar:

    1- Bk. Âl-i İmrân Sûresi, 3:59; A’raf Sûresi, 7:11, Secde Sûresi, 32:7–9 ve Âdem (a.s.) ile ilgili diğer âyetler.


    Moral
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  2. #2
    Kıdemli Üye spartaküs - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Mesaj
    912
    Rep Gücü
    19319
    Yine de kusursuz birşey yaratamadı...

    Melekler ne yaptıysa O'nu bu kararından vazgeçiremedi : Sonuçta O'nun bir bildiği vardı.

    Bakara 30. Bir zamanlar Rabb'in meleklere: "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. (Melekler): "A!.. Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz" dediler. (Rabb'in): "Ben sizin bilmediklerinizi bilirim." dedi.

    Daha yaratmadan öğretti; Olmadı...

    Rahman
    1.Rahmân (çok merhametli olan Allah)
    2.Kurân'ı öğretti.
    3.İnsanı yarattı.

    Sonuçta sıcağı sıcağına yaratılmış mahluk; Bihaber elbet, savaşlardan, Hz. Muhammed'in eşlerinden, Abduluzza'dan... Ne anlasın?

    Yarattı... Daha öğretti... Olmadı.

    Çünkü en az o muhtesem vasıfları kadar, mekanizmaya tersi bütün herşeyide yine O yerleştirdi...

    Size kim neyi öğretti sahi?

Benzer Konular

  1. Erkek Bebekler İçin Çift İsimler
    dogangunes Tarafından Anne Baba ve Çocuklar Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 01-12-2012, 10:11 AM
  2. Yorum: 2
    Son mesaj: 10-08-2011, 06:04 PM
  3. Tarihteki İsimler Son Sözlerinde Ne Dediler?
    shgiptare Tarafından Edebiyat Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 05-03-2009, 12:28 AM
  4. Pkk Tarafından Katledilenler
    helindem Tarafından Özgün Makaleler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 29-04-2008, 05:44 PM
  5. namazlar beşi devlet tarafından beşi hz muhammed tarafından
    h sadık Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 12-05-2007, 03:33 PM
Yukarı Çık