Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2
  1. #1
    2.imza yarışma birincisi nefisetülilm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Nerden
    İstanbul'da, İstanbulluyum...
    Yaş
    42
    Mesaj
    705
    Blog Mesajları
    19
    Rep Gücü
    7085

    rose İnsanca Yaşamak....






    İnsan, zeki, şuurlu ve iradeli bir canlı olarak yaratılmıştır. Bu, insanın "yüksek bir anlayışa", "sürekli bir kritik yeteneğine", ve "olayları yönlendirme gücüne" malik olması demektir. Yani insan diğer canlılara göre "üstün bir yaratılışa" sahiptir.

    Bu yaratılışın bir gereği olarak da hayatı boyunca daima, düşünür, araştırır, inceler ve "Yaratan"ını bulmaya çalışır. İnsanın O'na ihtiyacı vardır ve bunun bilincindedir. Bu ihtiyaç ve bilinç, yanlış yerlere yönlendiğinde sahte mabutlar ve tarih boyunca türlü türlü inanışlar meydana gelmiştir. Bugün hiçbir dine mensup olmadığını iddia edenler dahi bir "Yaratıcı"nın var olduğunu kabullenmiş durumdadırlar.

    Peki insan Allah'ı neden arar?
    Filozoflar, ilim ve fikir adamları bu konuda pek çok "teori" ileri sürmüşlerdir. Bunların hiçbiri bizi tatmin etmiyor. Bizim cevabımız şudur:" İnsan yaratılışı icabı, nasıl ki "iyiyi, güzeli, doğruyu, hakkı" arıyorsa yine o "fıtrat" icabı, Allah'ı aramak zorundadır. İlme, güzel sanatlara, ahlaka, hukuka ihtiyaç duyan insan, aynı şekilde dine de muhtaçtır. Hemde en güzeline, İslam'a ve Allah'a... Bütün varlıklar ve yaratıklar, varlıklarını Yüce Allah'a borçludurlar. Bazıları, "hür bir insanın Tanrı'ya da ihtiyacı yoktur" diyebiliyorlar. Oysa böyleleri, kendilerini, kendi iç dünyalarını kritik ettikleri zaman göreceklerdir ki, bu mümkün değildir. Çünkü "nihilizm" insanı mutlu etmemekte, ya insanı "boşlukta" bırakmakta veya "nefsinin kölesi" yapmaktadır. Bu sebepten Kuran-ı Kerim'de şöyle buyurulur: "Ey insanlar! Siz, hepiniz, Allah'a muhtaçsınız" (El-Fatır/15)

    Bazıları ise, kendini tam bir çıkmazın içinde hissederek "yorgun, argın düşerek" mutluluğu "düşünmemekte", "unutmakta" ve "kendi kendinden kaçmakta" aramakta, zihnini uyuşturmak için her çareye başvurmaktadır. Bazıları da insan yaratılmanın ıstırabını derinden derine hissetmekte, bu statüde yaratılmanın acısına katlanamamakta, kimbilir nasıl bir tepki ile "insan efsanesini" yıkarak "hayvan insan "olmanın yollarını aramaktadır; mutluluğu "içgüdülerine sığınmak" ile ele geçirileceğini sanmaktadır.

    Kesin olarak bilmek gerekir ki, insan, ne kadar zor ve kadar ıstırap verici olursa olsun, insanca yaşamak zorundadır. Aksi halde, daha fazla bunalır ve perişan olur. Araştırmalar göstermiştir ki, insanı bitki ve hayvan statüsünde yaşatarak "mutlu kılmak" mümkün değildir. İnsan, belki organizma ve ten olarak diğer canlılardan pek farklı gözükmeyebilir, fakat insanın iç dünyası, bir endişeler kumkumasıdır. Meşhur Şeyh Sadi-i Şirazi insanın bu durumunu şöyle ifade eder:

    "İnsan yek katre hunest, hezar endişe" (İnsan, içinde bin endişe taşıyan bir damla kandır.)

    Gerçekten de insanı insan yapan, işte bu endişesidir. İnsan yorulmak bilmez bir çırpınış içinde, sürekli olarak güzeli, iyiyi, doğruyu, Hak'kı ve hayrı arar, bunların zıtlarını sevmez.
    Görülmektedir ki; insanlar, çirkini güzel, kötüyü iyi, yanlışı doğru, batılı hak, ve şerri hayır sanabilir, fakat hiçbir insan çirkini çirkin, kötüyü kötü, yanlışı yanlış, batılı batıl, ve şerri şer bildiği müddetçe tercih etmez. Bütün tarih boyunca insanın macerası budur.

    "İnsanca yaşamayı"
    tarif eden binlerce inanç ve felsefe sistemi var. İnsana "çiçekler" gibi, "böcekler" gibi yaşamayı tavsiye eden fikir adamlarının yanında, onun "melekler" gibi olmasını isteyenler de var. Oysa "hayvanca yaşamak" insanı alçaltır ve "melekler gibi yaşamak", hem insan için mümkün değildir, hem de insanı yüceltmez. Bütün mesele, insanın kendi içinde bulunan ve bir hayvandan daha azgın olan "nefs-i emmaresine" hakim olarak melekleri imrendirecek merhaleleri katetmesidir.

    İnsanoğlu, en ulvi değerler ile en süfli değerler arasında dolaşır ve herkes irade ve tıynetine uygun bir yer bulur ve yerleşir. Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretleri, insanın bu macerasını şöylece özetler:
    " Hayvan hayvanlığı ile, melek melekliği ile kurtuldu,
    insanoğlu ise her ikisi arasında yalpalayıp duruyor."

    İnsanın bu dramı, yüce ve mukaddes kitabımız Kuran-ı Kerim'de şöylece ifadesini bulur:
    " Biz, insanı en güzel biçimde yarattık, sonra onu, aşağıların aşağısına çevirdik ". (Et-Tin/4-5)

    Gerçekten de insan, yüceliklere tırmanabildiği zaman, şanlı Peygamberler silsilesinin de ispat ettikleri gibi "meleklerden daha yüce" ve insan alçaldığı zaman, bazı sefil kimselerin hayatlarında görüldüğü gibi "hayvanlardan daha aşağı" olabilmektedir.

    Bütün mesele insanlığa "Hakkı hak", "Batılı batıl" olarak gösterebilmektedir. Bu ise çok zor bir iştir. Bütün insanları bu konuda bütünlüğe ve birliğe ulaştırmak için pek çok çaba sarfedilmiş, mukaddes kitaplar ve peygamberler gönderilmiştir. Hiç şüphesiz, sanıldığından daha fazla netice alınmakla birlikte, gerçek manada başarılı olmak mümkün olamamamıştır. Oysa İNSANOĞLU; bu konuda da yüce peygamberler silsilesine kulak vermek zorundadır. Yoksa dağılıp gider.

    Artık anlaşılmıştır ki; eğitim ve öğretim faaliyetleri, insanı "yüceltmeyi" hedef almalı, insanı, "Hakkı, güzeli, iyiyi, doğruyu" aramaya teşvik etmeli, hayvanca bir yaşama biçimi yerine, İNSAN olmanın ÇİLESİ ve SORUMLULUĞUNU yüklenmeye hazırlamalıdır. Aksi halde insa, kendi statüsünden kaçarsa, hayvandan daha aşağı bir hayat tarzına mahkum olur. Bu sebepten diyoruz ki, ulvi değerleri küçümseyip, süfli değerlere sarılanlar "marazi bir kaçış mekanizması" içindedirler. "Hedonizm" (hayvani zevkçilik) ve benzeri akımlar, insanca yaşamanın zor sorumluluğundan kaçan ve insanca yaşamayı zahmetli bulan kimselerin başvurduğu birer "firar felsefesi"dir.

    Size samimiyetle itiraf edeyim ki, ben, dinin ve hele İslam'ın aleyhine konuşan, İslam'ın yayılmasından korkan, ülke ve insanlık nice tehlikelere maruz kalmışken, çeşitli tahriklere uyarak; inanmış vicdan üzerinde baskı kurmaya kalkışan KİŞİ ve KURULUŞLARI dehşetle, ibretle ve hatta iğrenerek seyrederim. Bu gibi "din cahillerini" , İSLAM'ı yeniden öğrenmeye ve tanımaya davet etmekten başka bişey de elimizden gelmemektedir. BİLMEK GEREKİR Kİ DÜNYANIN EN GÜZEL DİNİNİ ANLAMAYAN KİMSELER, ASLA İNSANI TANIYAMAYACAKLARDIR.

    Kaynak

  2. #2
    Acemi Üye
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Nerden
    İzmir
    Yaş
    37
    Mesaj
    248
    Rep Gücü
    9146
    Aslında herkes için çok önemli bir konu. Belkide hayatın en büyük ve en önemli meselesi bu. İnanıp, yaratanını bulup, insanca yaşamak ve neticesinde sonsuz Cennet'i kazanmak. Veya kaybetmek...

    Eğer bir insan bu manada kaybedenlerden olursa, kaybettiği şeyin yerini ne doldurabilir ki?

    Paylaşım için teşekkürler abla...

Benzer Konular

  1. İNSANCA YAŞAMAK / Müslümanlar niçin geri kalmıştır ?
    collection Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 4
    Son mesaj: 18-05-2009, 01:54 AM
  2. Her gün yaşamak
    YukseLL Tarafından Özgün Makaleler Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 09-02-2009, 12:43 PM
  3. İstanbul´u yaşamak
    atmaca34 Tarafından Genel Kültür Foruma
    Yorum: 14
    Son mesaj: 24-01-2009, 07:07 PM
  4. Güleryüzlü yaşamak
    kirmizielma05 Tarafından Kültür, Sanat Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 03-10-2008, 02:11 AM
  5. yaşamak
    girdapsedef Tarafından Sohbet ve Dedikodu Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 24-11-2007, 04:47 PM
Yukarı Çık