Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2

İnsanın en büyük düşmanı: İhtiyaçsızlık!

Din ve İnanç Kategorisinde ve Dini Sohbet Forumunda Bulunan İnsanın en büyük düşmanı: İhtiyaçsızlık! Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Sosyolojinin ve tarih felsefesinin kurucusu sayılan İbni Haldun , üç cildlik Mukaddime ’sinde, medeniyetlerin tıpkı bir canlı gibi doğup, büyüyüp ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    2.imza yarışma birincisi nefisetülilm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Nerden
    İstanbul'da, İstanbulluyum...
    Yaş
    42
    Mesaj
    705
    Blog Mesajları
    19
    Rep Gücü
    7085

    rose İnsanın en büyük düşmanı: İhtiyaçsızlık!

    Sosyolojinin ve tarih felsefesinin kurucusu sayılan İbni Haldun, üç cildlik Mukaddime’sinde, medeniyetlerin tıpkı bir canlı gibi doğup, büyüyüp ve belli bir süre sonra yok olacaklarını, hiçbir şeyin sonsuz olmadığını söyler. Sebepler âleminde sosyal kanunlara ne kadar uyulursa, bu kurumların o kadar kuvvetli ve etkili olacağını anlatır.
    Medeniyetler, devletler, milletler, şirketler insan merkezlidir. İnsan ne kadar iyi yetiştirilir, ne kadar iyi yönlendirilirse, başıboş bırakılmazsa içinde bulunduğu kuruma o kadar faydalı olur. Fakat, insanı uzun süre kontrol altında tutmak, yönlendirmek çok zordur. Çünkü, nefsi onu devamlı kötülüğe iter, kontrol altında kalmak istemez. Hele insanlar, rahata, rehavete alışmışlar ihtiyaçsız hale gelmişler ise, bunları yönlendirmek, tam kapasiteli çalıştırmak artık mümkün olmaz. İnsanın maddi manevi en büyük düşmanı, refah, ihtiyaçsızlıktır. Çünkü, ihtiyaçsızlık azgınlığa sebep olur. İhtiyaçsızlıkla birlikte tatminsizlik başlar. Her türlü akıl almaz aşırılıklar baş gösterir. Yüce kitabımız Kur’ân-ı kerimde, “İnsan, ihtiyaçsız olunca, elbette azar!” (Alak/6-7) buyurulmuştur.

    Bütün medeniyetlerin de en büyük tehlikesi bu ihtiyaçsızlık olmuştur. Bundan kurtulan yok gibidir, rahatlık her zaman yıkımla son bulmuştur. Bu kural herkes için geçerlidir, sadece Müslümanlar için geçerli değildir. Çünkü yaratılış olarak bütün insanlar aynıdır.
    Zamanımızın önde gelen sosyal bilimcisi Duane Elgin de tıpkı İbni Haldun gibi medeniyetleri, kurumları dört mevsim şeklinde ele alır. Voluntary Simplicity adlı kitabında bu mevsimlerin özelliklerini özetle şöyle izah eder:

    ALMA DEĞİL VERME ESASTIR

    “Her mevsimde yaşanan temel özellikler ve gelişmeler ile bir medeniyetin tarih içindeki seyri arasında çok çarpıcı benzerlikler bulunur. Örneğin, henüz ömrünün ilkbaharını yaşayan bir medeniyette insanları maddî bağlardan çok manevî bağlar birleştirir. Din, dil, kültür, örf ve âdetler insanları bir arada tutan yapıştırıcı unsurların başında yer alır. İnsanların geleceğe ait hedef ve amaçları aynıdır. Karşılaşılan zorlukları aşmada, ortak bir anlayış birliği vardır. Biri bir iş yaparkan herkes ona yardımcı olur, köstek değil, destek vardır. Faydalanma değil, faydalı olma esastır. Bu dönemde yönetim birimlerinde bürokrasi yoktur, sadelik vardır. Protokol değil samimiyet esastır. Görüşmelerde hayatın tabii akışı hakimdir. Üstünlük yarışı değil, tevazu yarışı vardır. Arkadaşını kendisine tercih vardır.
    Yaz döneminde ise her açıdan olgunluğun zirvesindedir. Sıkıntılar bitmiş, ihtiyaçsızlık hakimdir. Bu dönemde yönetim birimlerinde başgösteren kuralcılık ve bürokrasi, insanlardaki yenilik arzusunu köreltir. Zirvede olmanın sağladığı gelir artışı ve zenginlik, ihtiyaçsızlık insanlar arasındaki birlik ve bütünlüğü, yardımlaşma ve dayanışmayı giderek zayıflatır. Bencillik ruhu gelişir ve kişisel faydacılık öne çıkar.
    Yaz döneminde başlayan toplumsal çatlamalar, bencillikler sonbaharda hızını daha da artırır. Samimiyetin yerini resmiyet alır. İdareciler bunun önüne geçmek için
    bürokratik kuralları artırırlar. Bu ise zaten azalan girişimcilik ruhunu iyice öldürür. İnsanlarda iyice güçlenen menfaatçilik ve mutluluğu, harcamada, tüketimde arama anlayışı zirve noktasına ulaşır. Herkes payını artırma peşindedir.
    Kış döneminde ise artık her şey kontrolden çıkmıştır. Sosyal birlik ve bütünlükten geride hiçbir şey kalmamıştır.”

    GAFLET VE İLLETİN ARTMASI
    Duane Elgin’in tespitlerine yarın da devam etmek istiyorum. Bu tespitlerden de anlaşıldığı gibi, medeniyetlerin var oluş sebebi, para değil, insan. İnsanın düşmanı ise, rahatlık ve ihtiyaçsızlık. Konumuzu çok güzel anlatan şu dörtlük ile bugünkü yazımıza son verelim:

    Servet ile biz sanırdık ki, rahat artar
    Rahat ile umardık ki, taat artar
    Bulduk bir ehli tahkik sorduk, hakikatinden
    Dedi: Servetle gaflet, rahatla illet artar.


    Kaynak
    Konu nefisetülilm tarafından (20-10-2009 Saat 05:27 PM ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    - Çevrimdışı
    2.imza yarışma birincisi nefisetülilm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Nerden
    İstanbul'da, İstanbulluyum...
    Yaş
    42
    Mesaj
    705
    Blog Mesajları
    19
    Rep Gücü
    7085

    rose Mutluluk aramada kısır döngü!

    Bugün de, Sosyal Bilimci Duane Elgin’in, medeniyetlerin baş düşmanı olan, aşırı tüketim üzerindeki tespitlerine yer vermek istiyorum:
    Refah düzeyi zirveye ulaşınca, her türlü teknolojik gelişme ve bütün iletişim araçları ile insanlarda tüketim kültürünün her yönüyle yerleşmesi ve sürekli tüketime, harcamaya dayalı bir sistemin oluşturulması için kullanılıyor.
    Böyle bir sistemde ise bütün gelirler yine belirli ellerde birikiyor. Buna karşılık insanlar birer tüketim robotu haline getiriliyor. Sürekli tüketime yöneltilen kitleler kazandıklarından fazla harcamaya yöneliyorlar. Daha fazla harcama ise bankalara ve tefecilere bulunmaz fırsatlar sağlıyor.
    Krediyle borçlanan insanlar, tüketim alışkanlıklarından vazgeçemeyince borç ve faiz yükü altında ezildikçe eziliyorlar. Bu durum ekonomik iflâsların yanı sıra, intihar, soygun, gasp, adam öldürme gibi pek çok toplumsal problemi ortaya çıkarıyor.

    SÜREKLİ TÜKETİM HASTALIĞI
    Buna karşılık büyüyen sosyal problemlerin çözümünde iletişim araçlarının ve teknolojinin yeterince kullanılmaması veya kullanılsa da çok etkisiz kalması, sosyal çalkantıları daha da artırıyor.
    Sürekli tüketim kültürüyle insanların iyi yaşayabilmelerinin ancak çok para kazanmak ve çok tüketmekle mümkün olabileceği anlayışı hızla yayılıyor. İnsanların istedikleri mutluluğa ve huzura ulaşmak için sadece “sürekli tüketim” çözümü sunuluyor.
    Kitle iletişim araçları, insanların bu çözümü kendi istekleriyle kabullenmeleri için yoğun biçimde kullanılıyor. İnsanların sürekli tüketmeleri için de sürekli olarak yeni ürünler sunuluyor ve onların reklamı yapılıyor.
    Sonuçta tükettikçe mutsuzluğu artan insanlar, mutlu olabilmek için yine tüketime yönlendiriliyor. Buna karşılık tüketim çılgınlığından ve bu kısır döngüden kurtulmak amacıyla gönüllü olarak ortaya çıkan sade hayat düşüncesi ve uygulamaları medeniyeti kurtaracak düzeyde kabul görmüyor.
    Medeniyetlerin ilkbahar dönemindeki en belirgin özellikleri olan ortak hedef ve ortak amaçlarda kenetlenme anlayışı kış döneminde kaybolmuş durumda. Bireycilik ve faydacılık anlayışı öne çıktığı için, geniş kitleleri yan yana getirecek idealler yok. Görünürde bazı birlikler ve beraberlikler gözlemleniyor. Ancak onlar daha çok ekonomik çıkar amacıyla oluşuyor.
    Ekonomik çıkarların zedelenmesi halinde de, hangi çapta olursa olsun kurulan birlikler derhal dağılıyor. Dar dairedeki insan ilişkilerinde de aynı yaklaşım var. Tamamen kişisel çıkarlarını düşünen insanlar, diğer insanlardan kopuyor.
    Toplumu oluşturan bireyler arasında sosyal dayanışma ve yardımlaşma bağları giderek zayıflıyor. Toplumda zenginlerle fakirler arasındaki uçurum giderek derinleşiyor. Bu kopuş can ve mal güvenliği endişesini de artırıyor. Sonuçta bireyler ve toplumlar arası çatışmalar hızla artıyor...”
    Görüldüğü gibi neticede insanoğlu bir türlü doymuyor. Hiç ölmeyecekmiş, dünyada sonsuz kalacakmış gibi hareket ediyor. Bu hali hem dünyalarını hem de ahiretlerini mahvediyor.

    İSTEKLERİN SONU GELMEZ
    Gerçekten de insanoğlu çok enteresan; yeterli bir geliri olmayan, önce karnımı doyuracak kadar bir gelirim olsun, der. Buna kavuşunca, ev ve araba sahibi olmak ister. Sonra deniz kenarında yazlık ister. Arabası olur, arkasından yeni modelini, arkasından lüks olanını ister. Bununla da yetinmez, bir de spor araba ister. İster de ister... Peygamber efendimiz insanı ne güzel tarif buyuruyor: “İnsanoğlunun iki dere dolusu altını olsa, üçüncüsünü isterdi. Onun gözünü ancak bir avuç toprak doyurur.” Bugün de yine bir beyt ile yazımızı bitirelim:

    Veren de O, alan da O, nedir senden gidecek?
    Telaşını görenler, can senin zannedecek!


    Kaynak

Benzer Konular

  1. Yorum: 23
    Son mesaj: 10-09-2012, 10:40 AM
  2. din düşmanı
    mopsy Tarafından Bilgisayar ve İnternet Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 12-12-2011, 08:35 PM
  3. Kırışıklıkların en büyük düşmanı:uyku
    simqe Tarafından Cilt Bakımı Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 12-05-2010, 02:28 PM
  4. Yorum: 0
    Son mesaj: 24-02-2008, 12:43 AM
  5. müslümanın beş düşmanı
    karaca10 Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 14-10-2006, 10:32 AM
Yukarı Çık