Dinde Kolaylığın Anlamı

Prof. Dr. Cafer Şeyh İdris

Tercüme: Selahattin Yıldırım


Kolaylık, dinin ilkelerin biridir. Yüce Allah onu kitap ve sünnetteki tüm emir ve yasakların temeli kılmıştır. Dini anlamada, yaşamada ve ona edeceğimiz davette kolaylık ilkesinden ayrılmamamızı emretmiş ve şöyle buyurmuştur: “Allah size kolaylık ister, zorluk istemez” (Bakara: 185). Hz. Peygamber de şöyle buyurur: "Dininizin en hayırlısı, en kolay olanıdır. (Müsned-i İmam Ahmed).

Peki dinin kolay olması ne demektir? Kolaylıkla ilgili ayet, yolcu ve hastanın orucu tutmayabileceklerinin gerekçesi olarak gelmiştir. Fakat kolaylık ilkesinin ondan dolayı geldiği oruç, meşakkatsiz midir? Birisi, oruç 15 gün olsaydı kolay olurdu, daha az olsaydı daha kolay olurdu, bilakis oruç tutma emri kökten olmasaydı daha da kolay olurdu, derse ne olur?

Oruç ile ilgili söylenen bu türden sorular namaz, hac, zekât, cihat ve diğer emirler içinde söylenebilir. Bunların tümünde bir nebze zorluk vardır. Şayet kolaylığın anlamı yapılmasında zorluk bulunan şeylerin emredilmemesi olsaydı namaz, oruç, hac, zekât ve cihat sorumluğundan söz edilemezdi. Çünkü ilk başta meşakkatsiz bir şeyi yapmak meşakkatliyi yapmaktan daha kolay görünür.

Öyleyse kolaylıktan kasıt nedir? Bana göre kolaylık, en az meşakkatle amacı gerçekleştirmektir. Mesela, kişiye şerefini koruyacak, ihtiyaçlarını karşılayacak, başkalara muhtaç olmaktan kurtaracak ve hatta onlara yardımcı kılacak bir kazanç gerekiyorsa bunun en güzel yolu, onu en az meşakkatle elde etmektir. Şeytan birine, kazanmamak meşakkatli işler yapmaktan daha kolaydır. Dolayısıyla çalışmaman gerekir diye telkinde bulunursa, eğer akıllı biriyse şöyle demelidir: Ey hain! Tembellik hayatımı ve hatta vücudumu tümden zorlaştırır. Çalışmam meşakkatli görünse de sonuçta rahat görünen tembellikten daha kolaydır.

Bu söylediklerimiz din için de söz konusudur. Yüce Allah’ın emirleri, bizim için zaruri olan hedefleri gerçekleştirecek işlerdir. Öyle hedefler ki onlardan başka hiçbir şeyle mutluluk elde edilemez. Bu emirler, yapılması gereken işler olması hasebiyle çaba ve zorluğu içerirler. Fakat her şeyin yaratan, bütün sebepleri ve hedefleri ilmiyle kuşatan yüce Allah, bizler için en yüksek hedefleri seçer ve sonra da onları zahmetsiz olarak gerçekleştirecek araçları bildirir. Oruçla ilgili ayette olduğu gibi: “Ey İnananlar! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah'a karşı gelmekten sakınasınız diye, size farz kılındı” (Bakara: 183).

Burada ulaşılması istenilen hedef takvadır. Bu çeşit takvayı gerçekleştirecek tek araç da ramazan orucudur.

Buna göre, hedeflere ve araçlara göre tüm işleri dört çeşide ayırmak mümkündür:

En güzelleri, güzel bir hedef ve kolay bir araç ile olanıdır. İşte bu, yüce Allah’ın kulları için seçtiğidir.

En kötüsü ise, kötü bir hedef ve zor bir araçla olanıdır. Bunun bir örneği, kâfirlerin Müslümanlara karşı yürüttükleri savaş ve bu uğurda mallarını ve canlarını feda etmeleridir. Bunun bir benzeri de münafıktan zuhur eden namaz, oruç, hac, zekât ve hatta cihat gibi ibadetlerdir.

Bu gibi işler için Araplar şöyle der: Ulaşımı zor olan bir dağın tepesinde, cılız bir devenin eti, besili değil ki iştah çeke, yolu kolay değil ki tırmanıla.

Kötülük açısından bundan daha az olanı da şudur: kötü bir hedef ve kolay bir araçla olanıdır.

Bundan iyi olanı da güzel bir hedef ve zor bir araçla olandır. Bu da sünnete aykırı olarak yapılan tüm ibadet çeşitleridir.

İbnu Abbas’ın Cüveyriye’den rivayet ettiğine göre “Hz. Peygamber (sav) sabah namazını kıldıktan sonra erkenden Cüveyriye daha namazgâhındayken yanından ayrılmıştır. Kuşluk vaktinde tekrar gelince onu hala orada oturur görmüş ve gittiğimden beri hala böylece duruyor musun? diye sormuş oda evet demiştir. Hz. Peygamber (sav) de senden ayrıldıktan sonra dört kelimeyi üç kere tekrarladım, şayet onlar senin sabahtan beri söylediklerinle karşılaştırılsa onlardan daha ağır gelir … buyurmuş” (Müslim: 13/258).

Bu hadis, kişinin Hz. Peygambere uymakla az ibadet ile kısa zamanda büyük mükâfata kavuşacağını bildiriyor. Hz. Peygamberin yaptığı zikri, kendilerinin veya büyüklerinin uydurdukları zikirlerle değiştirenler ne kadar büyük bir zarardadırlar. Bu yaptıkları en iyi bir değerlendirmeyle büyük bir çaba az bir karşılıktır. İşte bundan dolayı bazı sahabeler şöyle demişler: bir sünnette iktisatlı davranmak bir bidatte çaba göstermekten daha hayırlıdır. Şayet bu işlenen, bir bidati, bir şirki veya bir haramı içeriyorsa o işin akıbeti, yüce Allah’ın buyurduğu gibidir: “Her şeyi kaplayacak kıyametin haberi sana gelmedi mi? O gün bir takım yüzler zillete bürünmüştür. Zor işler altında bitkin düşmüştür. Yakıcı ateşe yaslanırlar” (Gaşiye: 1–4), “Yaptıkları her işi ele alır, onu toz duman ederiz” (Furkan: 23).

Zikrettiğimiz bu anlamda dinin tümü kolaylıktır. Muhterem Şeyh Salih Bin Humeyd bir Cuma hutbesinde kolaylıkla ilgili söyle demişti: kolaylık, bu dinin hedeflerinden biridir. İtikadında, hükümlerinde, ahlakında, ilişkilerinde, asli ve feri konularında şeriatın genel niteliğidir. Rabbimiz, lütfü ve keremiyle kullarını zorluklarla sorumlu kılmamıştır. Diğer insanlar gibi bizi azarlamamıştır. Bilakis dinini kolaylık ve yumuşaklık kastı üzere indirmiştir.

Yüce Allah’ın şeriatı, tevhit noktasında sade, amel de ise müsamahakârdır. “Allah size kolaylık ister, zorluk istemez” (Bakara: 185), “İnsan zayıf yaratılmış olduğundan Allah sizden yükü hafifletmek ister” (Nisa: 28), “… O, sizi seçmiş, babanız İbrahim'in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır. Daha önce ve Kuran'da, peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için size müslüman adını veren O'dur …” (Hac: 78).

Kolaylığın birkaç anlamı daha vardır. Onlardan biri, yüce Allah’ın insanları güçlerinde olmayanla sorumlu tutmaması, bilakis güçlerinin yettiğiyle sorumlu kılmasıdır.

Bir diğeri, ibadet her ne kadar zor olsa da yüce Allah’ın onun zorluğunu gidermesi ve onu kolay kılmasıdır.

Bir diğeri, inananın meşakkati unuturcasına ibadette ruhi bir lezzet bulmasıdır.

Bir kalbe hidayet girdi mi, artık azalar ibadetle canlanır.

Bir diğeri, müminin bir amacını gerçekleştirmek istemesidir. Fakat ona ulaşmanın belirli bir ibadetle olacağını bilir. Onu elde etmek için çabalar ve bu çaba ona kolay gelir. “Sabır ve namazla Allah'a sığınıp yardım isteyin; Rablerine kavuşacaklarını ve Ona döneceklerini umanlar ve huşu duyanlardan başkasına namaz elbette ağır gelir” (Bakara: 45–46), “Kitap'tan sana vahyolunanı oku; namaz kıl; muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve fenalıktan alıkor; Allah'ı anmak en büyük şeydir! Allah Yaptıklarınızı bilir” (Ankebut: 45).

Hz. Peygamber (sav) ayakları şişinceye değin namazda kıyama dururdu. Hz. Aişe (r.Anha) Ey Allah’ın Resulü! Geçmiş ve gelecek bütün günahların bağışlandığı halde kendini niçin böyle yorarsın dediğinde oda ey Aişe şükreden bir kul olmayayım mı? Diye cevap verirdi. (Müslim)

Hz. Peygamberin şükürde hırs göstermesinin nedeni, hiçbir lezzetin kavuşamayacağı ibadet lezzetinin farkına varmasıdır. Öyle bir lezzet ki, bu uğurdaki tüm zorluklar, kolay olmuştur.

Bir diğeri de, yüce Allah’ın bazen hiçbir eser kalmayacak şekilde işlerin zorluğunu gidermesidir. Mesela, insana en zor gelen şey, öldürülmesidir. Fakat Hz. Peygamber (sav) şöyle der: şehidin öldürülmekten duyduğu acı, sizden herhangi birinin bir çimdikten gördüğü acıdan daha fazla değildir (Tirmizi).

Buna göre, yüce Allah emir ve yasaklarıyla nasıl ki işi kolay kılmışsa, bizlerinde öylece anlayıp yaşaması gerekir. Bunun için Hz. Peygamber şöyle buyurur: bu din sağlamdır ona yumuşak bir şekilde dalın.

Bir konu hakkında yapılan içtihatlar arasından hangisinin kolay olduğunu araştırmak pek isabetli değildir. Aslında bu konuda doğru olan, kişinin şöyle demesidir: madem dinin tümü kolaydır öyleyse delili en sağlam olanı seçmeliyim. Çünkü delili sağlam olan ve şeriata uyan daha kolay bir şekilde amaca ulaştırır.

Şöyle denilebilir, senin eleştirdiğin kişi Hz. Peygambere uyuyor. Çünkü rivayetlerde şöyle geçer: O iki şey arasında muhayyer bırakıldığında en kolay olanı tercih ederdi. Evet, şu ayeti kerimedeki gibi olursa doğrudur: “İçinizde hasta olan veya başından rahatsız bulunan varsa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi ya da kurban kesmesi gerekir” (Bakara: 196).

Muhayyerlik, arasında muhayyer bırakılan iki şeyinde amacı gerçekleştirmesidir. Fakat biri diğerine göre daha kolay bir yolla gerçekleştirir insan da onu tercih eder. Bizim sözünü ettiğimizin, muhayyerlikle alakası yoktur. Bilakis farklı görüş ve içtihatların bulunduğu konuda Allah’ın hükmünü öğrenmektir. Çünkü o görüş ve içtihatlar birbiriyle çelişirse hepsinin doğru olması ve amaca götürmesi söz konusu değildir. Evet, tümünün delilleri eşit olursa ve birini diğerine tercih etme imkânı olmazsa o zaman kolayını tercih etmek doğru olur.

Yüce Allah’tan bir ceza olarak bazı insanlar zorlukla mükellef kılınmışlar: “Yahudilerin haksızlıklarından, çoklarını Allah yolundan menetmelerinden, yasak edilmişken faiz almaları ve insanların mallarını haksızlıkla yemelerinden ötürü kendilerine helal kılınan temiz şeyleri onlara haram kıldık” (Nisa: 160).

Bazen de insanlar, yanlış anlamalarından ve kendilerine Allah’ın emretmediği şeyleri gerekli görmelerinden dolayı zorluğa düşmüşlerdir. İşte bu sonuncusu, hanif ve müsamahakâr olan bu ümmetin bazı fertleri için vuku bulmuştur:” bunu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, zekât verenlere, ayetlerimize inanıp, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları, okuyup yazması olmayan peygambere uyanlara yazacağız. O peygamber, onlara, uygun olanı emreder ve fenalıktan meneder, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılar, onların ağır yüklerini indirir, zor tekliflerini hafifletir. Bu peygambere inanan, hürmet eden, yardım eden, onunla gönderilen nura uyanlar yok mu? İşte onlar saadete erenlerdir (Araf: 157).

İşte bu zorluk ve cezalardan koruması için Müslüman Rabbine dua eder: “Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır yük yükleme. Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma, bizi affet, bizi bağışla, bize acı. Sen Mevlamızsın, kâfirlere karşı bize yardım et (Bakara: 286).



kaynak