1. Sayfa, Toplam 2 12 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 Toplam: 12
  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Islam- evrim?

    Merhaba!

    Islam dairesinde de bazi mutefekkirler bu konuda eserler vermistir.
    Bunlardan iki hocanin calismasini ornek olarak asagida paylasmak istedim.

    Islamda evrim dusuncesi Sor Darwin’den(o.1882) yaklasik 1000 yil once
    Cahiz hoca(o. 868) tarafindan ele alinmistir.Ve Evrimi bilimsel olarak incelemistir.
    Islami felsefeci İbn Miskeveyh( o.1030) ise evrimi felsefi planda incelemistir.

    İbn Miskeveyh, ‘el-Fevzu'l-Asgar' adli eserinde evrimlesmeyi 850 sene once inceleyerek
    Sor darwin’in vardigi bircok sonuca ulasmistir.ki;
    Felsefi EVRIM teorisinin kurucusu kendisidir.

    İbn Miskeveyh'e göre, Askin guc aleminden inen nefs/ruh;
    Cesitli dunya varliklarinda kendini gostere gostere tekamul etmis,
    En sonunda da insanlik mertebesine gelmistir.

    Bu donemde yasam eserini ilk kabul eden bitkilerdir.
    Alt baslikta bitki tohumsuz urer,tipki otlar gibi
    Kendi basina yasam alani bulur.

    Sonucunda evrim hurma ve uzum AGAC’ina ulasir.
    Hurmadan sonra tekamul sonlanir ve hayvana gecis olur.

    Yani ara gecis;son btki hurma/ilk hayvan baslangici hurmadir.
    Hayvanlasmanin ilk onculeri;sinirli hareket eden ve
    Yalnizca dokunma duyusuna sahip sedef –salyangoz’dur!

    Evrim kostebek ve benzeri dort duyu sahibi hayvanlarla devam edip
    Bes duyulu kopek,sahin gibi ehlilestirilebilme kabiliyeti olan
    At-Sahin gibi lerle devam eder.

    Evrimin insana baglanma oncesi en belirgin ornek maymun
    Ve benzeri taklitci hayvanlardir.
    Ve evrim kesintisiz devam etti/edecektir.
    Eserin adi:el-Fevzü'l-Asgar, 76/83- İbn Miskeveyh


    Ve yine Erzurumlu İbrahim Hakki (olum. 1772) hocaya gore;

    ...Var-yok ve baglaminda yok-var olamaz.
    Var daima var ve yok daima yoktur.

    Fakat var devamli tekamul eder
    Yani bir halden bir hale gecer.

    Allah cc nun emriyle felekler ve yildizlar hareket eder.
    Dort unsur ile birbirine karismis unsurlar ciftlesmeden
    Once maden,bir sonra bitki,bir sonra hayvanlara donusmustur.
    Hayvanin kendi ozgun tekamulunden sonra insan meydana gelmistir.

    Maden ile bitki arasi gecis mercanlardir.
    Bitkilerle hayvanlar arasi gecis hurmadir.
    Hayvanlarla insan arasi gecis maymundur.
    Cumle organlari kil,kuyruk haric insan benzeridir.

    Varliklar siralanmalarinda bir duzenle siralanip
    Insan mertebesinde son bulur.
    Zaten bu evrimden gaye varligin ozu olan insanin meydana gelmesidir.

    Iste bu son basamakta ahlaken Allah cc vasiflariyla
    Kendine yol bulan kullar,bilginin kemaline ulasip
    Bu basamakta varlik dairesi tamamlanmistir.
    Eserin adi:Marifetname, 27/30- İbrahim Hakkı

  2. #2
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    İbn Miskeveyh hoca-Cahiz hoca ve diger onlarca hocanin
    Baz aldigi ayetlerden bazilar sunlardir.

    Adem as agaca yoneldi.Yani bitkiler ondan once yaratilmisti.
    7.22. Nihayet onları kandırarak aşağı çekti. O ikisi ağaçtan tadınca çirkin yerleri kendilerine açıldı. Bahçenin yapraklarından yamalar yapıp üzerlerine örtmeye başladılar. Rableri onlara seslendi: "Ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Ben size, şeytan sizin için açık bir düşmandır demedim mi?"

    Tabii ki yaklasmasi bitkinin uzerinde bittigi toprak uzerinde idi.
    7.19. "Ey Âdem! Sen ve eşin cennette oturun, dilediğiniz yerden yiyin ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa ikiniz de zalimlerden olursunuz."

    Nutfeden yaratildi.Yani safhalar halinde evrimleserek.
    22.5. Ey insanlar! Ölümden sonra dirilme konusunda kuşku içinde olabilirsiniz. Ama şu bir gerçek ki, biz sizi bir topraktan, sonra bir spermden, sonra bir embriyodan/döllenmiş bir karışımdan, sonra ne olduğu kısmen belirli, kısmen belirsiz bir et parçasından yarattık ki, size açık-seçik beyanda bulunalım. Ve sizi rahimlerde, belirlenen bir süreye kadar dilediğimiz şekilde bekletiyoruz. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyoruz. Daha sonra da tam kuvvetinize ulaşmanızı sağlıyoruz. Bununla birlikte içinizden bir kısmı öldürülüyor, yine içinizden bir kısmı ilimden sonra bir şey bilmesin diye ömrün en basit ve düşük noktasına geri gönderiliyor. Yeryüzünü de sönmüş kül halinde görürsün. Nihayet onun üzerine suyu indirdiğimizde titrer, kabarır ve her güzel/bereketli çiftten bir şeyler bitirir.
    Ademden once bitkinin bittigi toprak vardi ve insan hayati onda olustu
    32.7. O, odur ki, yarattığı her şeyi güzel yarattı. Ve insanın yaratılışına çamurdan başladı.

    Topraktan bitkinin dogmasi gibi evrimlesen hayat....
    71.17. "Ve Allah sizi bir bitki olarak yerden bitirdi."

    Evrimi beyan ediyor.
    71.14. "O ki, sizi halden hale/evreden evreye geçirerek yarattı."

    Adem bir zaman surecinde yaratilmis olabilir.
    76.1. İnsan üzerinden, henüz anılan bir şey olmadığı bir süre geçmedi mi zamandan?

    Once yarattik sonra bicim verdik.Yani bir evrim soz konusu.
    7.11. Andolsun ki sizi yarattık, sonra sizi biçimlendirdik, sonra da meleklere "Âdem'e
    secde edin" dedik. Onlar da secde ettiler. Ama İblis etmedi, secde edenlerden olmadı o.

    Yaratistan sonra bicim verildi.Yaratma ve bicim ayni anda degil.
    32.19. Sonra ona bir biçim verdi ve onun içine kendi ruhundan üfledi. Sizin için, işitme gücü, gözler ve gönüller vücuda getirdi. Ne kadar da az şükredersiniz!

    Darwinden 1000 yil onceki calismalardan veriler,dusun patlaklari.

    devam edecek...........

  3. #3
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    Islamda bazi dusunurler bu konuyla yuzyillarca ugrasmislardir.Ornegin;

    ŞEYH MUHYİDDİN İBN-İ ARABİ
    İbn Arabi Mekke’de kaldığı iki yıl boyunca sık sık Kabe’yi tavaf edermiş. Bir seferinde Kabe’yi tavaf ederken, herkesin gölgesi olduğu halde, çok uzun boylu bir adamın gölgesinin olmadığını farkeder. Uzun boylu adam tavaf ederken;

    -“Biz de sizin gibi bu beyti tavaf ediyoruz” demektedir.
    Yanına yaklaşıp, kim olduğunu sorar:
    - Ben senin büyük atalarındanım, der.
    Bunun üzerine İbn Arabi:
    - Hangi asırda yaşadınız?
    - Kırkbin sene evvel vefat etmiştim.
    - İnsanın atası olan Adem’in (as) altıbin sene evvel yaratıldığını söylerler.
    - Sen hangi Adem’den bahsediyorsun? Bil ki; insanın ilk atası olan Adem’den evvel yüzbin Adem gelip geçmiştir.
    Fütuhat-ı mekkiye

    Goruldugu gibi Arabi hoca: Evrim olayina girisi,bazi yahudi rabinlerin yaptigi gibi kabullenmistir.

    Yine baglaminda:
    Modern kimyanın kurucusu sayılan, tıp ve mantıkla uğraşmış, 8. yüzyılda yaşamış
    Cabir bin Hayyan canlıların ve insanın üreme sistemine gerek kalmadan
    Kendiliğinden meydana geldiği fikrini öne sürer.
    İslam dünyasında onun bu fikirleri daha sonra
    İbn-i Sina, Fahreddin Razi, , El Harisi, İbn Ebi’l-Haid, Er Ruhavi, İbn’un Nefis gibi
    Bilim adamları ile İhvanu’s Safa gibi ekolleri ve ‘Evrimci bir Yaratılış’
    Ongören meşhur ‘Hayy Bin Yakzan’ kitabının yazarı İbn Tufeyl gibi düşünürleri de etkiler.
    Mehmet Bayrakdar-İslam’da Evrimci Yaratılış Teorisi

    devam edecek...

  4. #4
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    merhaba!

    Bir kelamcı olan Nazzam (9.yy) ise (Mutezile ekolündendir) kozmolojik bir evrimci yaratılış teorisi ileri sürer. Ona göre evren ve türlerin ilk tohumu mahiyetinde yaratılan ilk varlık kendisinden sonra ortaya çıkacak tüm varlıklara kaynaklık etmiştir, bütün canlı türleri bir tek çekirdek varlıktan gelişerek meydana gelmiştir. Nazzam teorisine dini dayank olarak “Sizi bir nefisten yaratan ve gönlünün huzura kavuşacağı eşini de ondan vareden, Allahtır (Araf,189)” ayetini alır. Nazzam görüşleriyle, canlı türlerinin sürekli olarak bir halden başka hale geçtiğini de ileri sürer.

    Nazzam’ın bu ve benzeri fikirlerinden dolayı başta İmam Eşari tarafından olmak üzere Hıristiyan ve Yahudiler hatta kendi mezhebi tarafından eleştirildiğini, dinsizlik ve materyalistlikle itham edildiğini de kaydetmek gerek. Oysa Mehmet bayraktar’ın da ifadesiyle Nazzam zaten Allah’ı tanımakta ve teorisinde iddia ettiği tüm evrimci varoluşların Allah’ın iradesiyle yaratıldığını kabul eder. Ona göre Allah, ilk varlığı yok iken doğrudan yaratır ve onu vasıta kılarak tüm varlık türlerini ondan meydana getirir.

    Biyolojik Evrim Teorisi’nin esas atası ise 8 ve 9. yüzyıllarda Basra’da yaşamış olan Nazzam’ın talebesi Cahız’dır. ‘Kitab’ül Hayavan’ adlı eseriyle bildiğimiz anlamda biyolojik evrim teorisi’nin temelini ortaya atar. Buna göre, ilk çekirdek varlığın evrimiyle bir yandan kainat meydana gelmiş, buna paralel olarak ilk basit canlı türleri meydana gelmiş, onların evriminden de silsilevi bir şekilde basitten komplekse doğru mertebe mertebe canlı türleri oluşmuştur. Bu evrimin son halkasında da insan ortaya çıkmıştır. Cahız günümüz evrimcilerinin kilit nokta olarak gördükleri mutasyon ve transformasyonu’da kabul eder. Ona göre türler sabit değil, değişkendirler, dönüşürler. Mutasyon veya dönüşümü Cahız, “İçinizde Cumartesi günü azgınlık yapanları elbette biliyorsunuz. Onlara: ‘Aşağılık birer maymun olunuz’ dedik; bunu ardlarından gelenlere bir ceza örneği ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüt olsun diye yaptık.” (Bakara,65-66) ayetlerinden yola çıkarak açıklar. Cahız evrimin kilit taşlarından dönüşümü ya da günümüz tabiriyle mutasyonu uzun uzun açıklar, ve çeşitli örneklerden yola çıkarak gerekçelendirir. Cahız’a göre kainatı yaratan Allah, onu ve canlıları sürekli evrimleşici mahiyette yaratmıştır.


    devam edecek...........................

  5. #5
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    İslâm ve Dialektik

    Cahız, günümüz Evrim teorisinde de bulunan diyalektik (zıtların birliği- mücadele) ve doğal seleksiyon (doğal ayıklanma yada seçilim) kavramlarına da yer verir. Böylece mücadele şeklinde geçen hayatta kuvvetli ya da yetkin türlerin devam edebildiklerini öngörür. Bunu da Allah’ın bir kuralı olarak görür. Aslında burada Cahız’ın günümüzde materyalizmin iki önemli dayanak noktası olarak görülen Diyalektik ve Doğal Seçilim kavramlarını dini inancı ile bağdaştırabildiği görülmektedir. Cahızın canlıların evrimleşmesi fikrinin temel dayanakları, Allah’ın evrimci bir süreçle yaratmasının zahirdeki görünür şartları olarak fiziki çevre, iklim şartları , hayat mücadelesi ve doğal seçilimdir.

    Günümüzde dindarların materyalist bir yorumla aktarılan Diyalektik fikrini kainattaki tesanüt ve teavün (yardımlaşma) olgusundan yola çıkarak reddederler. Oysa zıtların birliği ve mücadele olgusu tesanüt ve teavünün varlığına engel teşkil etmeyeceği mantıki bir durumdur.

    Cahız’ın “Evrimci Yaratılış” fikri kendisinden sonra belirgin bir şekilde İhvanü’s Safa, Biruni, Kazvini, Damiri gibi Müslüman bilim adamlarınca kabul görür. Bununla beraber Cahız, İmam Eşari gibi Ehl-i Sünnet kelamcılarının bir kısmı tarafından materyalist ve dehri olmakla da suçlanır.

    XI. yüzyılda Gazne’de yaşayan ünlü Müslüman alim Biruni’de hem kozmolojik hem biyolojik evrimi savunur. O’da canlıların ortay çıkışı ve evrim süreciyle çeşitlenip gelişmelerini Allah’ın iradesi ve yaratışının bir neticesi olarak görür. Biruni bu teoiye katkı olarak sun’i seçim ve tabiat ekonomisi fikirlerini ileri sürer. Ona göre doğada her şeyin üreyip çoğalması ve evrimi ölçülü bir denge üzere olmakta bu da doğada tesadüfilik, başıboşluk ve israf olmayıp bir iktiatın olduğunu göstermektedir.

    İslam kültüründeki temel evrimci görüşlerin esasları bu bilim adamları olmakla beraber, bir düşünce akımı olan İhvanü’s Safa mensubu alimler de kozmolojik ve biyolojik evrim görüşünün yanında sosyal ve psikolojik evrimi de benimserler. İbn Miskeveyh ise biyolojik evrimi kabul etmekle beraber türler arasında geçi olmadığını, türlerin kendi içlerinde geliştikleri görüşündedir.

    İslam kültürü içerisinde evrimci görüşü ileri sürenlerden biri de 12. yüzyıl Endülüs alimi İbn Tufeyl’dir. İbn Tufeyl bugün dahi okunmakta olan ve yaratılış ve evrimi roman üslubuyla hikaye ettiği ‘Hayy bin Yakzan’ adlı kitabın yazarıdır. Kitapta, ıssız bir adada çukur bir yerde su, hava ve toprağın karışımından oluşan çamurun güneş ısı ve ışığının tesiriyle mayalanması ve bu çamurun çeşitli dönüşümler geçirerek canlıya, insana dönüşmesi anlatılır. Bu oluşumun temel etkeni ise Allah’ın ‘Hayat’ sıfatının tecelli ederek yaratmasıdır. Bu hikayede çamurdan insana dönüşen varlık ilk insanı temsil etmektedir. Bu oluş uzun bir zaman süreci zarfında gerçekleşir.

    devam edecek.........

  6. #6
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    Benzer başka bir evrimci görüşün sahibi ise 13. yüzyılda yaşamış ünlü tabip İbn’ün Nefs’tir. İbn’un Nefs de ‘Er Risalet’ül Kamiliyye’ isimli eserinde Hayy Bin Yakzan ‘a benzeyen fakat bazı noktalarda ayrılan, çamurdan oluşarak sonunda insana dönüşen Kamil isimli varlığın oluşumunu hikaye eder. Bu kahraman’da evrim sonucu yaratılır ve sosyal ve psikolojik bir evrim sürecide geçirerek bilinçli insana dönüşür.

    Bir bilim adamı olmasının yanı sıra din alimi olarak da görülen ve bu açıdan ayrı önemi olan Mevalana Celaleddin Rumi de evrimci olarak biliniyor. Mevlana kainatın kozmolojik, canlıların ise biyolojik evrimle yaratıldığı görüşünün devamcılarındandır. Ancak ondaki özümleme yoluyla evrim fikri mecazi bir anlatım da olabilir.

    Kimileri tarafından sosyolojinin kurucularından kabul edilen ünlü tarihçi ibn-i Haldun da “Mukaddime” adlı başeserinde insanın yaratılışında evrimin esas olduğunu ifade eder. 19. yüzyıla gelindiğinde bu evrimci düşünürlerin varisleri de ortaya çıkmaktadır. İslâm dünyasındaki ilk reformistlerden kabul edilen Muhammed Abduh, 19 yüzyıl Hintli İslâm alimi Seyyid Ahmed Han, Hüseyin El Cisr ünlü Osmanlı aydınlarından Filibeli Ahmed Hilmi ve eski Diyanet İşleri Başkanlarından Prof. Dr. Süleyman Ateş evrimi Darwinci anlamıyla kabul etmemekle beraber tamamen reddetmeyen ve evrim doğrultusunda tevilleri olan Müslüman alimler arasında ilk akla gelenlerdir.

    Pek çok konu, tarihsel bağlamından koparılarak polemik konusu yapılmış durumda. Bunlardan en popüler olanı da kuşkusuz Bilim-Din, İman-Ateizm çatışmasının argümanına dönüştürülen Evrim kuramı ve çevresinde oluşan tartışmalar ve polemiklerdir.

    Oysa Kur’an’ın inşa ettiği Müslümanın bu gibi konulardaki tavrı kendi dışında gelişen polemiklerde bir taraf olmak değil öncelikle delillere ve bulgulara bakarak kendi özgün ve adil tavrını ortaya koymaktır.

    Kur’an akıl ve vahiy arasındaki dengeyi kurup kainat’ın okunması, araştırılması ve üzerinde derin düşüncelere dalınması gereken bir kitap olduğunu vaaz etmektedir. Kur’an’ın inşa ettiği epistemoloji de bu sebeple inanç-bilim, iman ve akıl tam bir bütünlük oluşturur. Akletmenin özünün ilahi oluşu, iman etmeninin de özünün akletmeye dayalı olduğu bu denge Tanrı, doğa ve insan ilişkisini ait olduğu yere oturtur. Bu ahenk, gezegenin korunmasına, insanın yaşatılmasına/anlamlandırılmasına ve Tanrı’nın doğru anlaşılmasına sebep olur.
    İşte bu bütünsel zihinle düşünen Müslümanlar “İlim” dediklerinde Fıkıhtan, Zoolojiye, Hadisten botaniğe, tefsirden arkeolojiye kadar tüm araştırmaları anlıyorlardı. İslami düşüncedeki bu bütünlük İslam alimlerini aynı zamanda iyi bir doktor, fizikçi, coğrafyacı vb. uzman da yapıyordu.

    Cabir b. Hayyan Uranyumun çekirdeğinin parçalanabileceği fikrinin sahibidir. Hayyan bin yıl önce şu tespitlerde bulunmuştu: “Maddenin en küçük parçası olan "el-cüz'ü la yetecezza" da yoğun bir enerji vardır. Yunan bilginlerinin söylediği gibi bunun parçalanamayacağı söylenemez. Atom parçalanabilir. Parçalanınca da öyle büyük bir güç oluşur ki bir anda Bağdat'ın altını üstüne getirebilir. Bu , Allahü tealanın kudret nişanıdır."

    Özellikle Abbasiler döneminde kurulan “Dar’ul Hikme” kurumu Müslüman alimlerin özgür tartışma ve araştırma zemini olmuştu. Modern kimyanın kurucusu, tıp ve mantık üstadı Cabir bin Hayyan canlıların ve insanın üreme sistemine gerek kalmadan kendiliğinden meydana geldiği fikrini öne sürdü. Benzeri teroiler İbn-i Sina, Fahreddin Razi, , el-Harisi, İbn Ebi’l-Hadid, er-Ruhavi, İbn’un Nefis gibi ilim adamları ile İhvanu’s Safa gibi ekolleri ve ‘Evrimci bir Yaratılış’ öngören meşhur ‘Hayy Bin Yakzan’ kitabının yazarı İbn Tufeyl gibi düşünürleri de etkiler.

    devam edecek..........

  7. #7
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    Nazzam ve Cahız’ın “Evrim” Kuramı

    Bir kelamcı olan Nazzam (9.yy) ise kozmolojik bir evrimci yaratılış teorisi ileri sürer. Ona göre evren ve türlerin ilk tohumu mahiyetinde yaratılan ilk varlık kendisinden sonra ortaya çıkacak tüm varlıklara kaynaklık etmiştir, bütün canlı türleri bir tek çekirdek varlıktan gelişerek meydana gelmiştir. Nazzam canlı türlerinin sürekli olarak bir halden başka hale geçtiği fikrini ortaya attı.
    Biyolojik Evrim Teorisi’nin esas kurucusu ise 8 ve 9. yüzyıllarda Basra’da yaşamış olan Nazzam’ın talebesi Cahız’dır. ‘Kitab’ul Hayevan’ adlı eseriyle bildiğimiz anlamda biyolojik evrim teorisi’nin temelini ortaya atar. Buna göre, ilk çekirdek varlığın evrimiyle bir yandan kainat meydana gelmiş, buna paralel olarak ilk basit canlı türleri meydana gelmiş, onların evriminden de silsilevi bir şekilde basitten komplekse doğru mertebe mertebe canlı türleri oluşmuştur. Bu evrimin son halkasında da insan ortaya çıkmıştır.

    Cahız’a Göre “Mutasyon” ve “Doğal Seçilim”

    Cahız günümüz evrimcilerinin kilit nokta olarak gördükleri mutasyon ve transformasyonu’da kabul eder. Ona göre türler sabit değil, değişkendirler, dönüşürler. Cahız evrimin kilit taşlarından dönüşümü ya da günümüz tabiriyle mutasyonu uzun uzun açıklar, ve çeşitli örneklerden yola çıkarak gerekçelendirir. Cahız’a göre kainatı yaratan Allah, onu ve canlıları sürekli evrimleşici mahiyette yaratmıştır.

    XI. yüzyılda Gazne’de yaşayan ünlü Müslüman alim Biruni’de hem kozmolojik hem biyolojik evrimi savunur. O’da canlıların ortay çıkışı ve evrim süreciyle çeşitlenip gelişmelerini Allah’ın iradesi ve yaratışının bir neticesi olarak görür. Biruni bu teoiye katkı olarak sun’i seçim ve tabiat ekonomisi fikirlerini ileri sürer. Ona göre doğada her şeyin üreyip çoğalması ve evrimi ölçülü bir denge üzere olmakta bu da doğada tesadüfilik, başıboşluk ve israf olmayıp bir iktisatın olduğunu göstermektedir.

    İslam’da evrimci yaratılış teorilerinin ayrıntılar için Prof. Dr. Mehmet Bayrakdar’ın kaleme aldığı “İslam’da Evrimci Yaratılış Teorisi” isimli eseri tetkik edilebilir. (Kitabiyat Yay. Ankara 2001)

    Bu süreçte Avrupa’ya hakim düşünce ise skolastik dogmatik düşünceydi. Katolik Kilisesi iman’ı aklın tam karşısına koymuş ve iman adına akılla savaşan bir yobazlığın bayraktarı olmuştu. Özgür düşünce ve akletme çabasını baskı ve sindirme yöntemleriyle ortadan kaldırmaya çalışan Kilise, Kitab-ı Mukaddes’i literal olarak algılamakta ve bu zahiri okuyuşunu “sorgulatmamak” üzere dogmalar üretmekteydi. Komşuları olan Müslüman ilim adamlarının yazdıkları eserlerin batı dillerine çevrilmesiyle birlikte Dogmaya, Kiliseye ve bu üçünün ifadesi olan “Din”e karşı gelişen ve Kilisenin Tanrısına karşı “İnsan”ı merkeze alan Aydınlanmacılar İslam medeniyetinin birikiminden faydalandılar. İslam’ın bütüncül dengesine sahip olamadıklarından başka bir aşırılığa kaymaktan kendilerini kurtaramadılar.
    Maalesef İslam düşüncesinin altın dönemini oluşturan Beyt’ul Hikme dönemi, Vahiy ve aklın birbirine rakipmiş gibi görülüp birbirinden ayrıştırılmasıyla birlikte kapandı ve İslami düşünce de içe kapanma ve çökme devresine girdi…

    Batı’nın İslami bilgi mirasını kullanıp Kainatı okuması onun güçlenmesine ve egemen hale gelmesine yol açtı. Buna karşılık İslam dünyası zindeliğini yitirdi, Ali Şeriati’nin kavramsallaştırmasıyla “Kitap, Mizan ve Demir”de yani Kitab’ı Kur’ani rehberliği Mizanı dengeyi ve adaleti ve demiri yani yeryüzü egemenliğini-gücü de gittikçe yitirmeye başladı. Müslümanlar hristiyanlaşma eğilimine girdiklerinde hayatla dini, akıl ile vahyi birbirinden ayrıştırdılar. Akıl ve naklin ayrıştırılması Tevhidi bütünlüğün parçalanarak Bilim ve İlim’in birbirine yabancılaşmasını doğurdu. Bu sebeple dindarlar kainat üzerine yapılan araştırmalara çekinceyle yaklaşmaya, bu araştırmaları yapanlar da dinselliğe soğuk davranmaya başladılar. İşte bu süreç yukarıda örneklerini verdiğimiz araştırma ufkunu ve rahatlığını öldürdü. Bu “hristiyanlaşma” Yaratılış olgusunu da diğer müteşabihlerde /alegorik anlatımlarda olduğu gibi hristiyanlar gibi “lafzi/zahiri” olarak algılamaya başladılar, durağan bir evren algısının kabullenildiği bu tasavvur doğal olarak Allah’ı sebepsizce iş yapan hikmetinden sual olunmayan bir tanrıya dönüştürmüştü. Sebep-sonuç ilişkisinin önemsizleştiği bu algıda kainatı araştırma, neden ve nasıl diye sormak ta gereksizdi. Yapılması gereken şey nassları zahiren anlamak ve itaat etmekti. Araştırma, sorma, yasaların işleyişini sorgulama gibi şeylere artık gerek yoktu. Bu sebeple Müslümanların yeni bir Dar’ul Hikme’si olamadı.
    Avrupa’nın kendi özelinde tekrar dönelim. Batı’da Kilise’ye ve durağan-dogmatizme yani “Din”’e karşı verilen savaşım başarıya ulaştıktan sonra “Bilimcilik” ideolojisi Din karşıtlığı/sekülarizm üzerine inşa edildi.

    Bu sebepledir ki muhatap alınan Din Kilise olduğundan Müslüman birikiminden alınan evrim kuramı kainatı anlama ve anlamlandırmada Kilise’nin tasavvurunu yıkan bir düzeneği ortaya çıkarıyordu. İşte bu noktada Evrim Tanrının yokluğunun ve yaratılış diye bir şey olmadığının ilanı olarak kabullenildi. Evrim karşıtlığı da Kilisenin savunduğu durağan kainat ve zahiri kitab-ı mukaddes yorumunun doğruluğunun ifadesi olmuştu. Bu çatışma paradigma olarak şu düzleme oturdu:

    “Evrim Var o halde Tanrı yok / Tanrı var o halde Evrim yok”

    devam edecek............

  8. #8
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    Bugün Batı dünyasında “Yaratılışçılık” ve “Akıllı Tasarımcılık” akımları Kiliseler tarafından finanse edilmekte ve bu genel ön-yargılar üzerinden işlemektedir. Özellikle ABD’de yükselen “Evangelism” ve “Yeni Muhafazakarlık” Protestan, Presbiteryen, Mormon Kilisesi, Katolik ve Yehova Şahitleri gibi farjklı Hristiyan grupların yayınlarıyla ve politik lobi faaliyetleriyle evrim tartışmasını bir “Tanrı savunusu” olarak devam ettirmektedir. Türkiye’de konuyu gündemleştiren iki büyük grup ta genellikle Batı’daki hristiyan yayınlarını yeşil bir versiyonla tercüme etmektedir.

    Durum karşı tarafta da çok farklı değildir. Batı’da ve Batının Türkiye’deki bayraktarlarında Evrim kuramı materyalizmin ideolojik argümanı olarak kullanılmaktadır. Sosyalist ve Kapitalist kanatlarıyla materyalistler Evrimi “ateizme kanıt” olarak yorumlamaktadırlar. Oysa Evrim’in varoluşu ya da yokluğu tartışması ile Tanrının varlığı tartışması iki ayrı kategori de iki ayrı paradigmada yapılması gereken tartışmalardır. Bilimsel araştırma kainat’ın “nasıl” işlediğine cevap ararken Kainatın “kim” tarafından var edildiği ve o varlığın kim olduğu? Sorularına bilim cevaplar aramaz. Bu soruları sorma ve cevaplama işi Dindarların ve Filozoflarındır. Dindar bir bilim adamı nasıl sorusuna vereceği bilimsel cevabı Dinsel kimliğine göre “yorumlar” işte bu durum dindarın bağ kurma çabasıdır. Materyalistler de bir “din/dünya görüşü” sahibi olduklarından kendi “materyalist imanları”yla yorumlamaktadırlar. Örneğin Müslüman, Yağmuru Allah’ın yağdırdığına iman eder. Bu imanı ise onu nasıl sorusunu sormaktan alıkoymaz. Yağmur bulutların Yağmurun ilk habercisi bulutlardır. Atmosferdeki su buharı yoğunlaşarak bulutları oluşturur. Yoğunlaşma ve buharlaşma. Güneş ışığının etkisi ile her gün yüz binlerce metreküp su buharlaşarak atmosfere doğru yükseliyor. Ve yükseldikçe soğumaya başlıyor.

    Öyle biran geliyor ki su buharı ısının çok düşük olduğu bir bölgeye geliyor. Ve su sıvılaşarak yere düşüyor. Allah’ın yağdırdığı yağmurun nasıl/hangi sünnete/yasaya bağlı olarak yağdığını bilmek yağmurun Allah tarafından yağdırılmadığını ya da yağmurun sebepsiz biçin Allahın emriyle yağdığı anl***** gelmemektedir. Müslümanlar Doğadaki tüm süreçler, döngüler ve evrimsel dönüşümler için de bu açıdan bakarlar… Allah neden pat diye insan yaratmıyor da sprem-yumurta buluşması ve ardından 9 aylık bir iç-evrimleşmeyi yasa olarak koymuş? Allah neden bu denli canlı çeşitliliği ve uzay genişliğini yaratmış? Bu sorular çoğaltılabilir. Müslüman’ın görevi Allah yarattı işte! Deyip cevaop vermemek değil ilk asırlardaki bütünselliği kurup Allah’ın nasıl yarattığını da incelemek olmalıdır…

    Peki Charles Darwin’in son olarak ifade ettiği ve etrafında kıyametler kopartılan “Evrim Kuramı” nedir? Müslümanlar lehte ya da aleyhte konuyla ilgili fikir beyan ederken bu kuramı, işleyişi ne kadar bilmektedirler? Ne kadar Hristiyan tepkileri dillendirmektedirler? Bunları ikinci yazımızda konu edinelim…

    Afgani, Abduh, Beheşti, Mutahhari, Şeriati…


    devam edecek.............

  9. #9
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    Darwin, Türlerin Kökeni'nde, "Başlangıçta bir veya birkaç biçime (Yaratıcı tarafından üflenmiş) hayata dair bu görüşte bir ululuk var" der. Cemaleddin Afgani, Yaşamın tümüne yayılan bu yaratıcı ruhu reddetmedikçe evrime olumlu yaklaşılabileceğini, evrimle değil materyalizmle mücadele edilmesi gerektiğini söyler. Hatta Evrim kuramının yaratılışı daha iyi anlamamıza yardımcı olacağını söyler. (C. Afgani’nin Hatıraları, Mahzumi Paşa, Klasik Yay.) Bu yaklaşımın tezahürlerini Afgani’nin öğrencileri Muhammed Abduh ve Reşid Rıza’ya ait olan el-Menar Tefsiri’nde de okumaktayız. Evrim konusunda özgün duruş sergileyen ilim adamları arasında Şehid Ayetullah Beheşti, Şehid Ayetullah Bahoner, Şehid Ayetullah Mutahhari, Şehid Dr. Ali Şeriati evrimsel yaratılışı anlamaya ve bu planı değerlendirmeye çalışan İslam alimlerinden sadece birkaçıdır… (Afgani, Beheşti, Bahoner, Mutahhari ve Şeriati’nin yaklaşımlarını 3. Yazımızda konu edineceğiz.)

    Kilise’den bağımsız şekilde düşünebilen ender isimlere de rastlayabiliyoruz. Örneğin Türkçe’ye “İnsanın Tabiattaki Yeri” (İst. İşaret Yay.)başlığıyla çevrilen kitabıyla Din-Evrim ilişkisini inceleyen arkeolog rahip Teilhard de Chardin’i görüyoruz.

    Yorum ve Kuramı Ayrıştırmak

    Evrimsel yaratılış düzeneğinin işleyişi konusunda Charles Darwin’in ortaya koyduğu bilimsel kuram konusunda popüler ve yüzeysel bilgilerin ötesinde maalesef bugün Müslümanların fazla bilgisi bulunmamaktadır. Çoğu zaman evrim kuramıyla ilgisiz kimi iddialar ya da evrim kuramı etrafında üretilmiş şehir efsaneleri tekrarlanmaktadır. Oysa ifade edilen şeyin ne olduğu tam anlaşılmadan yapılan reddiyeler de dini bir vecibe aşkıyla ortaya konmaktadır. Oysa Kuram ve o kuramın yorumlanması ayrı şeylerdir. Kuram (Teori), Edinilen bulgulara ve kanıtlara dayanılarak ortaya konan bir düzenek tezi, değerlendirme iken Kuramın yorumu bu kuramdan yola çıkarak dini, felsefi ve sosyolojik çıkarımlarda bulunmak kuramdan hareketle öznel yorumlarda bulunmaktır. Bu açıdan baktığımızda Evrim bir kuram, Materyalist yorumun neticesi olan Sosyal Darwinizm, Faşist Darwinizm, Marksist ya da Anarşist Darwinizm ise bu kuramın yorumlanma biçimidir. Aynı kuramı Müslümanlar ve de Chardin gibi Hristiyanlar ise kendi paradigmalarına göre değerlendirmektedirler.

    Şimdi isterseniz Evrim Kuramının ve bu kuramın yorumlarının ne dediğine bakalım:

    Evrimin mekanizmasınının anlaşılmasında ve açıklanmasında bugün geçerli olan bilimsel sentez, İngiliz doğabilimci Charles Darwin tarafından 1859'da ortaya atılmış olan evrim kuramı üstüne kuruludur. Darwin, organizmaların evrim sonucu ortaya çıktığını ve organizmaların göz, kanat, böbrek gibi belirli bir amaca hizmet eden organlara sahip olmalarının yine evrimin bir sonucu olduğunu ileri sürdü. Bu iddiası temelde doğru olmakla birlikte eksikti. Darwin, kuramını doğal seçilim adını verdiği sürece dayandırıyordu. Ona göre türdeşlerine göre daha çok işe yarar özelliklere sahip olan canlılar (örneğin daha keskin görüşe sahip olanlar ya da daha hızlı koşanlar) hayatta kalma yarışında avantajlı duruma geçiyor, bu nedenle soyunu devam ettirme şansını artırıyordu. Darwin 1831-1836 yılları arasını, işi gereği, dünyanın farklı bölgelerine seyahat ederek geçirmişdi. Bu yıllarda aklında bir tür evrim kuramı şekillenmeye başladı. Beagle Gemisiyle farklı bölgelerde geçen 3 yıl sonunda, evrim teorisine en çok katkıda bulunacak yer olan Galapagos Adalarına vardı. Bu adalardaki doğal yaşamı ve canlıları, Güney Amerika'dakiler (anakara) ile kıyasladı ve o dönem için şaşırtıcı bazı bağlantıları keşfetti.

    Darwin burada, "başarılı nesiller sonunda, yeni bir türün, hali hazırdaki bir türden yavaşça farklılaşarak oluştuğu" kanısına vardı. Doğal seçilim adını verdiği bir işlem sonucunda bu değişimlerin ortaya çıktığına inanıyordu:

    Darwin'in bu teorisi 3 ana temel üzerine oturmuştur:

    Bir canlı popülasyonunda çeşitli karakteristikler mevcuttur ve bu değişken karakteristikler popülasyondaki bireyler tarafından yeni doğanlara aktarılır.
    Canlılar ölenlerin yerine geçecek sayıdan daha fazla yavrularlar.
    Ortalamada popülasyon rakamları genelde sabit kalır, hiçbir popülasyon sonsuza kadar büyüme göstermez.

    Canlılar gezegende oluşan değişimlere göre kendi yapıları da değişiyordu. Bu değişimde hayatta kalma mücadelesi doğal seleksiyon(seçilim) ve karşılıklı yardımlaşma gibi faktörlere göre devam ediyor. Bu durum Darwin’in elde ettiği bulgular ve gözlemleri düzenli biçimde açıklamasıydı. Ortaya konan bu açıklama tarzı Kilisenin durağan yaratılış dogmasını sarsıyordu. Evrimi sürdüren üç temel süreç vardır; Doğal seçilim ve genetik değişim ve karşılıklı yardımlaşma. Bu süreçlerin ilki olan doğal seçilim, bulunduğu ortama en iyi uyum sağlayan bireylerin hayatta kalmasını ve kendi genlerini yavrularına aktarmasını, diğer bireylerin ise üreme şansı bulamayıp genlerinin ortadan kalkması sonucunu doğurur. Doğal seçilim ile hayatta kalmaya yardımcı olan yeni özellikler sağlayan mutasyonlara sahip bireyler hayatta kalarak popülasyonda baskın hale gelir, hayatta kalma şansını azaltan mutasyonlara sahip bireyle ise yok olur. Bu sayede sonraki nesildeki bireyler, atalarından aldıkları genler sayesinde ortama daha iyi uyum sağlar ve hayatta kalmakta daha başarılı olurlar. Hayatta kalmada başarılı olmanın yani seçilimde kazanmanın en temel unsuru da karşılıklı yardımlaşma/dayanışmadır. Canlılar bu uyum süreci ile yaşamakta ve çeşitlenmektedir. Rus anaşist teorisyen ve doğabilimci Kropotkin, canlılar arasındaki karşılıklı dayanışmanın özellikle sosyal darwinistlerce gözardı edilerek kainattaki sistemin güçlü-zayıf çatışmasındaki bir gladyatörler arenası gibi algılandığını oysa evrimsel sürecin karşılıklı dayanışma ve yardımlaşma faktörünün de var olduğunu anlatır. Yaptığı gözlemleri paylaşarak Sosyal Darwinizm‘in ve ilerlemeci tarih anlayışının yorumlarının yanlış olduğunu ortaya koyar. Bkz. “Karşılıklı Yardımlaşma” (Mutual Aid: A Factor of Evolution) Çev. Dominik Pamir İst. Kaos Yay. )



    devam edecek.......

  10. #10
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    Prof. Dr. Cemal Yıldırım’ın ifadesine göre “Normal olarak evrim uyum sağlayıcı bir süreçtir. Evrimle oluşan organizmaların çevrelerine ve yaşam koşullarına, çoğu kez inanılmaz bir incelik ve beceriyle uyum sağladıklarını biliyoruz. Görünüre bakılırsa, uyum kurma amaçlı bir davranıştır.”

    “Biyolojik evrimin en basit tanımı, değişerek türemedir. Bu tanım hem küçük ölçekte evrimi (yani bir popülasyonun içinde gen sıklıklarının nesilden nesile değişmesini) hem de büyük ölçekte evrimi (yani aradan bir çok nesilin geçmesiyle ortak bir atadan farklı türlerin türemesini) kapsar. Evrim yaşamın tarihini anlamamızı sağlar. Biyolojik evrimde temel fikir, Dünya üzerindeki bütün yaşamın ortak bir atası olduğudur. Tıpkı sizin büyükannenizin kuzenlerinizin de büyükannesi olması gibi... Canlı varlıklar dış şartlara göre üç ana dala ayrılmıştır. Yaşam ağacı denilen bu üst gruplandırma:

    1-Bakteriler,

    2-Ökaryotlar

    3-Arkeler olarak isimlendirilir.

    Bakteriler tek hücreli mikroorganizma grubudur. Ökaryotlar ise (Latince: Eukaryota), hücrelerinin yapısından dolayı beraber gruplandırılmış bir canlılar grubudur. Bitki, Hayvan ve Mantar hücreleri ökaryotturlar. Bakteriler gibi arkaeler de çekirdeği olmayan tek hücreli canlılardır, yani prokaryotlardır. İlk tanımlanan arkaeler aşırı ortamlarda bulunmuş olmalarına rağmen sonradan hemen her habitatta raslanmışlardır.

    Bulunan tarihsel bulguların karşılaştırılması ve bu bulgulardan alınan DNA/RNAların üzerinde yapılan araştırmalara göre Dünyadaki çok sayıdaki yaşam biçimi, evrimsel sürecin bir sonucudur. Tarihin Kambriyen döneminde hayatın oluşmasını sağlayan elverişli ortamda ilk yaşam suda/denizlerde oluşmaya başlamıştır. Prof. Dr. Ali Demirsoy “Kalıtım ve Evrim” isimli eserinde yaşamın başlangıcına dair şu bilgileri vermektedir: “Dört milyar yıl önceki koşullar, bir sürü basit molekülün yanı sıra büyük bir olasılıkla ilk olarak 16; daha sonra 20 amino asitle, sitozin (S), guanin (G), adenin (A) ve urasil (U) adı verilen bazların sentezlenmesini gerçekleştirmiş olabilir. İlkel atmosfer taklit edilerek gerçekleştirilen laboratuvar deneylerinin çoğunda, bu amino asitler ve bazlar, inorganik maddelerden kendiliğinden sentezlenerek elde edilebilmiştir. Koşulların değişimiyle ortaya çıkan ürünler de değiştiğinden, farklı birçok amino asitin sentezi aynı yolla gerçekleşmiştir.”

    Tüm canlılar, ortak atalardan geldikleri için akrabadırlar. İnsan ve diğer tüm memeliler, yaklaşık 150 milyon yıl önce yaşamış sivrifaremsi bir canlıdan evrimleşmişlerdir. Memeliler, kuşlar, sürüngenler, iki yaşamlılar ve balıkların ortak atası 600 milyon yıl önce yaşamış su solucanlarıdır. Tüm hayvanlar ve bitkiler, yaklaşık 3 milyar yıl önce yaşamış bakterimsi mikroorganizmalardan türemişlerdir. Biyolojik evrim, canlı nesillerinin ortak atadan değişerek türeme sürecidir. Yeni nesiller, eski nesillere göre farklılıklar taşırlar ve ortak atadan uzaklaştıkça çeşitlilik artar.

    Evrimsel Çeşitlenme: Bilinçli Bir Süreç

    Evrimsel süreç bu noktada tesadüfi değildir. Materyalistler ise bu sürecin tesadüfi/kendiliğinden olduğun şeklinde yorumlarlar. “Yaratıcı Evrim” adlı kitabında Materyalist Darwinciliğin mekanik yorumsamasına karşı çıkan filozof Henri Bergson’dur:

    “Nasıl olur da sonsuz denecek kadar çok birtakım küçük varyasyonlar, eğer bu varyasyonlar salt raslantı ise, evrimin birbirinden bağımsız iki kolu üzerinde aynı planı izlesin? Evet, nasıl olur da tek tek alındığında hiçbir işe yaramayan birtakım varyasyonlar iki kolda da doğal seleksiyonla aynı sıra veya düzende korunarak biriktirilmiş olsun?”

    Bergson’un bıraktığı yerden biz devam edelim, Doğal seleksiyonla aynı düzende korunarak biriktirilen şey bilinçli bir planın tasarlanan bir düzeneğin işlemesinin sonucudur. Darwin’in “yaratıcı tarafından üflenen ruh” dediği şey işte budur. Ayrıca Murat Belge’nin de haklı olarak ifade ettiği üzere “Varlıkta, “Herkes değişecek” diye bir kural yok, böyle bir emir verilmemiş. Değişim, varoluşun toplam koşullarından birinde, sözgelişi iklimde, bir şeylerin değişmenin yeni koşullar üretmesi sonucu bir zorunluluk olarak çıkar. Karınca gibi bir tür, çevresindeki koşullarla uyum sağlamışsa –ki belli, sağlamış- bir “mutasyon” geçirmesine de gerek olmaz…. “Felsefi” boyutu da olan bir nokta. Hayat ve dış koşulların beni değişmeye zorladığı anda, benim belirlenmiş bir yapım var; dolayısıyla, nasıl bir değişimden geçeceksem, bu benim varolan yapımın bir bölümünün uğrayacağı bir değişimdir ve bünyemde bunu gerçekleştirecek bir potansiyel olmalıdır. Örneğin koşullar beni havada uçmaya zorluyorsa, bunu yaptıracak şekilde kullanacak, kullanmaya yatkın organlarım olmalı. Zaten ancak böyle organlarım varsa (ya da, bedenim, bu eylemi yapacak kadar hafifleyebiliyorsa), bunlar kanata dönüşebilir vb.


    devam edecek.........

1. Sayfa, Toplam 2 12 SonSon

Benzer Konular

  1. Die Religion des Islam.
    mopsy Tarafından Kitap Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 26-08-2011, 01:19 PM
  2. islam ve aşk
    atom Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 5
    Son mesaj: 06-11-2010, 02:35 PM
  3. Tek din islam'dır !
    atmaca34 Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 82
    Son mesaj: 25-10-2010, 12:14 PM
  4. cumhuriyet ve islam
    ozkan1969 Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 10
    Son mesaj: 13-03-2009, 08:44 PM
  5. ılımlı islam....
    güney Tarafından Vip Salonu Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 25-06-2008, 09:34 AM
Yukarı Çık