Mükemmel oruç nasıl olur?



Yemeyi içmeyi bırakmak, cinsi arzuları terk etmek orucun ilk akla gelen kuralları arasında yer alır. Fakat insan sadece ağız ve mideden oluşan bir varlık değildir. Diğer duyguların da Ramazan’a ayak uydurması, oruçtan nasiplerini alması gerekir. İşte o zaman “ mükemmel” oruca doğru yaklaşmış oluruz. Bu mükemmel oruç nasıl olur? Nelere dikkat etmek gerekir? İdeal oruca acaba nasıl sahip olabiliriz?



Çok şükür bu sene de Ramazan ayıyla buluşuyoruz. Her yönüyle kendimizi yenilemeye, yepyeni bir insan olmaya doğru bir gayret içinde olacağız.

Ramazan çok bereketli bir ay, çok verimli bir mevsim, çok kazançlı ve kârlı bir ticaret…

Hangi ibadeti yapsak bir koyup bin alıyoruz.

Dünyada böyle bir ticaret var mı hiç? Yüz lira sermaye koyacaksınız, hemen anında yüz bin kazanacaksınız. Yüz koyup, bir sene sonra yüz lira kazansanız bile süper bir kazançtır.

Ramazan ayında bir gün oruç tuttunuz, bin gün oruç tutmuş gibi oldunuz.

Bir sayfa Kur’an okudunuz, bin sayfa okumuş gibi oldunuz. Bir Kur’an hatmi indirdiniz diyelim, bin hatim yapmış gibi oldunuz.

Bir gece teravih namazı kıldınız, bin gece kılmış gibi sayıldınız Allah katında...

Ramazan’ın cuma gün ve gecelerinde bu sevap binleri geçiyor.

Allah’ın verdiği mükâfatı hiçbir insan veremez, vermeye imkânı da yok zaten.

Demek ki, Ramazan bir ahiret pazarı, bir ahiret fuarı. İbadetlerimizin bereketlenmesi için ilkbaharda yağan nisan yağmuru gibidir.



Melekleşme ayı

Ramazan ayı boyunca insan melek gibi oluyor. Melekler bir şey yiyip içmezler. Biz de gündüzleri oruç tutuyoruz, bir şey yiyip içmiyoruz. Geceleri namaz kılıyoruz, Kur’an okuyoruz, zikir ve tesbihte bulunuyoruz, İslamî ve imanî sohbetler yapıyoruz.

Sahurdu, iftardı, teravihti derken melekler gibi gecemiz gündüzümüz ibadetle geçiyor.

Böylece bir ahiret adamı oluveriyoruz. Nefsimizin sözünü değil, kalbimizin sözünü dinliyoruz. Şeytanın sözünü değil, Rabb’imizin emirlerini dinliyor, büyük bir zevk ve şevkle yapıyoruz.



İftar sofrasında emir beklerken

Cenab-ı Hak yeryüzünü bir sofra haline getirmiş. Her çeşit nimeti o sofrada dizmiş. Sayıya gelmeyecek, bitip tükenmeyecek kadar bolca vermiş.

Yüzlerce çeşit sebze ve bunlardan yapılan yemekler...

Bahçeler dolusu yüzlerce tür meyve ve ağaçların elleriyle elimize sunulan nimet içinde nimetler…

İftar saatinde fırınlardan sokaklara yayılan pide kokusu ve bu tazeliğe kavuşmak için sıra sıra insan manzaraları…

Hele o Ramazan tatlıları, Ramazan güllaçları, baklavası ve Medine’nin canım hurması…

Allah’ın kısmet ettiği kadarıyla yer almışlar sofralarımızda, burcu burcu tüterek, şirin şirin içimizi açarak, acısıyla tatlısıyla, katısıyla sulusuyla iştahımızı çekiyorlar.

Hep beraber oturduk sofraya, ailemizle, dostlarımızla, sevdiklerimizle. Sadece biz değil, bütün oruç tutanlar, yeryüzündeki bütün Müslümanlar, mü’minler oturmuş bekliyorlar iftar sofrasında…

Neyi bekliyorlar?

“Buyurun, açın orucunuzu, yapın iftarınızı” emrini…

Emir kimden geliyor?

Bütün bu nimetleri Veren’den, bize rahmetinden Gönderen’den…

Sofraya konan yemeklere akşam ezanı okunmadan önce neden el uzatamıyoruz? Neden bir yudum su bile alamıyoruz?

Çünkü o nimetler gerçek anlamda bizim değil. Eğer bizim olsaydı, istediğimiz zaman, istediğimiz kadar yerdik ve kimse de karışamazdı.

Yemek için bir emir bekliyorsak, demek ki, o yiyecekler ve yemekler bizim değil.

Emir veren kimse, gerçek sahibi de O.



Yoksulun derdine ortak olma mevsimi

Ramazan bir yardımlaşma ayıdır. Bu ayda kalpler yumuşar, gönüller genişler, cömertlik hisleri canlanır. Varlıklı olanlar fakirlerin halini, ihtiyaçlarını kendileri de aç kalınca daha iyi anlarlar.

Çevremizde, mahallemizde, sokağımızda, belki de komşumuzda fakir fukara insanlar vardır. Yoksul ve muhtaç kimseler yaşıyor. Bu fakirler içinde bir tas çorbayı, bir somun ekmeği dahi bulamayanlar, alamayanlar bile bulunur.

Kendi yakınımızda ve mahallemizde olmasa bile, başka yerlerde, ulaşabileceğimiz bölgelerde çok fakir insanlar yaşıyordur.

Hayatta hiç aç kalmamış, açlık sıkıntısını çekmemiş, açlık nedir bilmeyen, yediği önünde, yemediği arkasında olan birisi bu acı hali nasıl anlar?

Bunun tek yolu Ramazan orucu. Bir ay boyu oruç tutunca, bazı günler iyice acıkacak, acından kıvranacak, ekmek bulamayan o fakir insan gibi bir dilim ekmeği özleyecektir.

Hani denir ya, “Tok acın halinden ne anlar?” diye.

Oruç günlerinde, tok insanlar da acıkacak ve açların acısını anlayacaklar. Böylece onların içinde yardım etme duygusu belirecek. Açları doyurma, ihtiyaçlarını karşılama gibi bir güzelliği tanıma imkânına kavuşacaklar.

İnsan kendi cinsine karşı şefkatli davranmakla gerçek anlamda bir şükür kapısını açmış olacaktır. Çünkü kim olursa olsun, kendinden daha fakir birisini bulabilir. Ona karşı şefkatle sorumlu olduğunu anlar.

Bu açıdan Ramazan, fakir fukaranın gözetildiği, yoksulların yardımına koşulduğu, yalnız ve kimsesiz insanların elinden tutulduğu bir mevsimdir.



Mükemmel oruç nasıl olur?

Oruç zevkli bir ibadettir. Bu zevkin en iyi tadıldığı an da iftar vaktidir. Çünkü geçici ve az da olsa sıkıntı bitmiş, sonsuz kudret ve rahmet sahibi Yaratıcımızın müsaadesiyle kuru bir ekmeğin bile en tatlı gıda gibi görüldüğü nimetlere eller uzanmıştır.

Oruç nimetinden daha fazla haz duymanın başka yolları da vardır şüphesiz. Yemeyi içmeyi bırakmak, cinsi arzuları terk etmek orucun ilk akla gelen kuralları arasında yer alır. Fakat, mesele bu kadarla bitmiş sayılmaz.

İnsan sadece ağız ve mideden oluşan bir varlık değil. Onu gerçek anlamda insan yapan özellikleri vardır. Diğer duyguların da Ramazan’a ayak uydurması, oruçtan nasiplerini alması gerekir. İşte o zaman “mükemmel” oruca doğru yaklaşmış oluruz.

Bu mükemmel oruç nasıl olur? Nelere dikkat etmek gerekir? İdeal oruca nasıl sahip oluruz?

“Orucun en mükemmeli, mide gibi bütün duygulara; göze, kulağa, kalbe, hayale, fikre bir çeşit oruç tutturmaktır. Yani bu duyguları haramlardan, gereksiz ve boş şeylerden uzaklaştırmak, her birisini hususi kulluğa çekmektir. Mesela dilini yalandan, gıybetten ve çirkin sözlerden ayırmakla ona oruç tutturmak. Dili Kur’an’la zikir, tesbih, salavat ve istiğfar gibi şeylerle meşgul etmektir.”

Demek ki, gözümüz de, kulağımız da, kalbimiz de, hatta hayal ve düşüncemiz de oruç tutmalı. Onlar da yasak edilen, uzak durulması gereken şeylere yanaşmamalı.

Oruçlu iken göz harama bakmayacak, kulak edep dışı ses ve sözleri dinlemeyecek, kalp çirkin şeylerle meşgul olmayacak, akıl güzel şeyleri düşünecek, kâinatı ibretle seyredecektir.

Bu arada dil sadece maddi şeyleri tatmakla kalmayacak, manevi birer hastalık olan gıybet, kötü söz ve lüzumsuz kelimeleri kullanmayacak. Kısacası, bütün duygular oruçlu olacak.

İşte o zaman Ramazan’da olduğumuzun gerçek hazzına ulaşır, oruçlu olduğumuzun gerçek zevkini alır, dünyadayken Cennet havası teneffüs ederiz.

Peygamberimiz orucun tadını ve lezzetini kaçıran şeylere dikkatimizi çekerken şu gerçeği dile getirir:

“Oruç tutan bir kimse yalancılığı, yalan yere şahitliği ve cahilce davranışları bırakmaz, böyle günahları işlerse, yemesini içmesini terk etmesine Allah bir değer vermez.” (İbn-i Mace, Sıyam:21)



Ramazan Kur’an ayıdır

Kur’an’ın indiği bir mevsim olan Ramazan, kudsiyetini Kur’an’dan alır. “Ramazan ayı ki, onda Kur’an indirildi” mealindeki ayet (Bakara Suresi, 185) bu gerçeği ifade eder.

Ramazan, Allah kelamının yeryüzüne inmeye başlamasının yıldönümüdür. Diğer vakitlere oranla bu ayda Kur’an’la daha çok meşgul olunur. Okunur, dinlenir, anlamı üzerinde tefekkür edilir. Kâinata, olaylara Kur’an’ın açtığı nurlu pencereden bakılır.

Her zaman Kur’an’la iç içe olan Sevgili Peygamberimizin (a.s.m.) bu ayda Kur’an’la meşguliyeti daha da artardı. Hayatta bulunduğu süre içinde Ramazan ayı girdiğinde vahiy meleği Cebrail, Peygamberimizin huzuruna gelir. Birlikte Kur’an’ı okurlardı.

Bizler de bu mübarek hâli düşünerek Kur’an’la meşgul olursak manevî payımız o derece artacaktır.

Okurken, sanki Resulullah ile (a.s.m.) birlikte okuyormuş gibi hayalen o ânı yaşamak; sanki Kur’an yeni inmiş de ilk defa biz okuyormuşuz gibi bir düşünceye dalmak…

Dinlerken de sanki Peygamberimiz (a.s.m.) okuyor da ondan dinliyor, sanki Cebrail’den işitiyor, hattâ Cenab-ı Hak’tan duyuyor gibi bir huşû içinde bulunmak, bu hisseyi artıran duygulardır.

Her Ramazan’da cami ve mescitlerde ve evlerde mukabele okunur. Böylece Peygamber Efendimiz’le (a.s.m.) Hz. Cebrail’in okuyuş tarzı taklit edilir, böylece manevi ve kudsî bir hava yaşanır.

Peygamberimizin (a.s.m.) Ramazan’daki Kur’an’la birlikteliğini Abdullah bin Abbas anlatıyor:

“Resul-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) hayır, iyilik, yardım yapmada insanların en cömerdiydi. Ramazan ayında da Cebrail Aleyhisselâmla buluştuğu zaman çok daha cömert davranırdı.

Cebrail her Ramazan gecesi Resulullah’la (a.s.m.) bir araya gelir, tâ ayın sonuna kadar Resulullah ona Kur’an’ı okur, dinletirdi.

Cebrail’le buluştuğu günlerde Resulullah hayır-hasenat hususunda esen rüzgârdan daha cömert olurdu.” (Beyhakî, 4:305)

kaynak