İnsan, sadece et ve kemikten ibaret bir varlık değildir. İnsanı, diğer varlıklardan ayıran ruhudur. İnsan deyince, ruhu kastedilir. Bütün güzellikler, insanın ruhundan, kötülükler ise, nefsinden gelmektedir. Ruhu besleyen, Allahü teâlâya imandır ve Onun sevgisidir. Nefsi besleyen ise, Allahü teâlâyı inkârdır ve Onun yasak ettikleridir. Bunun için insan, her şeyden önce, ruhunu beslemelidir. Ruhun gıdası, İslamiyet’tir ve onun bildirdikleridir. Ruhunu beslemeyen, onun gıdasını vermeyenlerin, adi bir hayvandan farkları olmaz. Böyle insanlarda, sevgi, acıma, şefkat, anlayış ve merhamet kalmaz. Böyle kimseleri, en kötü maksatlar için kullanmak, çok kolaydır. Çünkü, bunları kötü işlerden koruyacak inandıkları, itaat ettikleri, teslim oldukları, yüksek bir varlık kalmamış, inançları kaybolmuştur. Bu gibi insanlar, korkunç bir canavar gibidirler, nerede, kimlere, ne şekilde kötülük yapacakları belli olmaz. İnsanlık âlemini mahveden en kötü işler, böyle kimselerden zuhur eder.

Kötü huylar, kalbi, ruhu hasta eder. Bu hastalığın artması, kalbin, ruhun ölümüne sebep olur. Kötü huyların en kötüsü olan şirk, inkâr ise, kalbin, ruhun en büyük zehiridir. İman bulunmayan kalb, ölmüş demektir. Ölmüş olan kalb ise, temiz olmaz.

Ahlak ilmi, kalb ve ruh temizliği bilgisi demek olup, çok kıymetli ve en lüzumlu bir ilimdir. Çünkü, kalbin ve ruhun kötülükleri, bu ilim ile temizlenebilir. Kalbin ve ruhun, iyi huylarla sıhhatli ve kuvvetli olmaları, ahlak ilmi ile mümkündür.

İslam âlimleri; “İnsana vacip olan birinci vazife, iman, amel ve ihlas sahibi olmaktır. Dünya ve ahiret saadetleri, ancak bu üçüne kavuşmakla elde edilir. Amel, kalb ile ve dil ile, yani söz ile ve beden ile yapılacak işler demektir. Kalbin işleri, ahlaktır. İhlas, amelini yani bütün işlerini, ibadetlerini, yalnız Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşmak için yapmak demektir” buyurmuşlardır.

Yapılması ve yapılmaması lazım olan şeyler, ya belli bir uzuv ile yapılır, yahut bütün beden ile yapılır. Günah işlenen uzuvlardan sekiz uzuv meşhurdur.
Bu uzuvlar; kalb, kulak, göz, dil, el, mide, ferc ve ayaklardır.
Kalb, insanın göğsünde, sol tarafında bulunan yürek denilen et parçasına üfürülmüş ruhani bir latifedir. Ruh gibi, madde olmayan bir varlıktır. Günah işleyen, bu uzuvların kendileri değildir. Bunlarda bulunan his kuvvetleridir. Dünyada ve ahirette saadete kavuşmak, rahat etmek isteyen kimse, bu uzuvların günah işlemelerine mani olmalıdır.
Günah işlememek, kalbinde meleke, tabiat, halini almalıdır.
Bunu başarabilen kimseye, salih mümin denir. Kalbde tabiat halini almadan, kendini zorlayarak günahlardan sakınmak, takva olur ise de, salih ve veli olmak için, günah işlememek tabiat, huy halini almalıdır. Bunun için de, kalbin temizlenmesi lazımdır. Kalbin temizlenmesi, İslamiyet’e uymakla olur.
İslamiyet ise, üç kısımdır: İlim, amel ve ihlas. Emirleri ve yasakları öğrenmek, öğrendiklerine tâbi olmak, bunları yalnız Allah rızası için yapmak lazımdır. Kur’an-ı kerim, bu üçünü emir ve methetmektedir.

Şems-i Tebrizi hazretleri; “İlim üç şeydir: Zikreden dil, şükreden kalb ve sabreden beden” buyurmuştur.
İnsanların Allahü teâlâya karşı, kalb ile, dil ile ve beden ile yapmaları ve inanmaları lazım olan şükür borcu, kulluk vazifeleri, Allahü teâlâ tarafından bildirilmiş ve Onun sevgili Peygamberi tarafından ortaya konmuştur. Allahü teâlânın gösterdiği ve emrettiği kulluk vazifelerine İslamiyet denir. Allahü teâlâya şükür, Onun Peygamberinin getirdiği yola uymakla olur. Bu yola uymayan, bunun dışında kalan hiçbir şükrü, hiçbir ibadeti, Allahü teâlâ kabul etmez, beğenmez. Çünkü, insanların, iyi, güzel sandıkları çok şey vardır ki, İslamiyet, bunları beğenmemekte, çirkin olduklarını bildirmektedir.

Sa’di-i Şirazi hazretleri buyurdu ki:
“Dil ile kulak, kalbin anahtarıdır. Dil söylemeseydi, gönüllerin esrarı gizli kalırdı.
Dil; şükretmek içindir. Rabbini bilen, dilini gıybet için kullanmaz.
Kulak; Kur’an-ı kerim ve nasihat dinlemek içindir. Bâtıl ve boş sözler için değildir.
İki göz; Allahü teâlânın kudret ve sanatını görmek içindir. Eşin dostun ayıbını görmek için değildir.”

Sırri-yi Sekati hazretleri de; “Dil, kalbin tercümanı, yüz kalbin aynasıdır. Kalbde gizli olan, yüzde meydana çıkar” buyurmuştur.

Netice olarak, dil gönlün, gönül ruhun, ruh da insanın hakikatinin aynasıdır.
Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerinin buyurduğu gibi:
“Dil kalbin aynasıdır. Gönül de, ruhun aynasıdır. Ruh, insanın hakikatinin aynasıdır. İnsanın hakikati de, Hak teâlânın aynasıdır. Ve söz söylemek, dilin gönülle, gönlün de Hak ile olduğu zaman makbuldür...”


Gönül Pınarı