1. Sayfa, Toplam 2 12 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 Toplam: 17
  1. #1

  2. #2
    Acemi Üye
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Nerden
    İzmir
    Yaş
    37
    Mesaj
    248
    Rep Gücü
    9146
    Allah kainatı neden yarattı?
    Güzel bir soru ve güzel bir soruş şekli. Bu soru dahi, başlı başına bir +rep i hak ediyor. :)

    Cevabıyla alakalı okuduğum bir yazı vardı, onu bulup geliyorum inşallah. :)

  3. #3
    Acemi Üye
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Nerden
    İzmir
    Yaş
    37
    Mesaj
    248
    Rep Gücü
    9146
    Allah Kâinatı Yaratmaya Neden Lüzum Gördü ve Neden Daha Önce Yaratmadı da Sonradan Yarattı?

    Bu sorunun iki yönü var: Biri; kâinatın niçin yaratılmış olduğu, ikincisi ise neden daha önceden yaratılmadığıdır. Evvelâ, hemen arz edeyim ki, biz insanlar her şeyi kendi ölçülerimiz zaviyesinden ele alıyor ve ona göre fikirler imâl ediyoruz. Meselâ, biz bir şeyi yaparken lüzum hisseder öyle yaparız. Ve çok defa, kat'î zaruretlerle ancak harekete geçeriz. Böyle bir düşünce saplantısıyla, Cenâb-ı Hakk'ı da kendimize kıyas ederek öyle yapacağını zannediyoruz. Hâlbuki böyle bir soruyu tevcih ederken düşünmeliyiz ki; Allah birer eksiklik ve noksanlık olan bu türlü şeylerden münezzehtir.

    "Allah, kâinatı niye yarattı?" sorusunu cedel yoluyla ele almak da mümkündür: Kimdir kâinatın yaratılmasından rahatsız olan? Bir insan gösterebilir misiniz ki; şu tohum atma, döllendirme, mahsûl alma ve bütün imkânlarını en iyi şekilde kullanarak mes'ut olma yollarını araştırmasın? Evet, bir kısım sıkıcı hâdiseler karşısında, aceleden verilmiş kararlarla, dünyaya gelişine pişmanlık izhar edenler, hatta hayatlarına kıyanlar vardır; fakat bunlar nedret ifade edecek kadar ehemmiyetsizdir. Yoksa, herkes "Var" olduğuna, hayata mazhariyetine, insan olarak bulunuşuna, pişmanlık şöyle dursun, şükranla dolup taşmaktadır. Rica ederim, çocuk olup kucaklarda bulunmaktan, delikanlılıkta iliklerine kadar varlığının neşvesini duymaktan, olgunlukta aile ve çoluk çocukla hemhâl olmaktan şikâyet etmek mümkün müdür? Ve hele ötelere inanan insanlar için... Bir de bu insan, bütün bir saadetin teminâtı olan ebedî bahtiyarlığın tohumlarını nemâlandırabiliyorsa, şikâyet etmek şöyle dursun; mutlak saadete açılan menfezlerin sırlı anahtarlarını keşfettiğinden ötürü çok çok memnun olacaktır.

    Evet biz, bütün bunları vicdanlarımızda duyuyor ve kâinatı yaratan, bizi buraya getiren Zât'a, kalb dolusu şükranlarımızı arz ediyoruz.

    Meselenin, kendi realitesi içinde izahına gelince: Bu kâinatın, büyük-küçük, canlı-cansız, rengârenk sanat eserleriyle süslenmiş; bitip tükenme bilmeyen bir "manzaralar resmî geçidi" ve bir meşher mahiyetinde, herkesi seyr ve tenezzühe sevk edecek cazibedârlık içinde hazırlanmış olduğu görünüyor.

    Bu güzel manzaralar, bu fevkalâde süs ve ihtişamlar, bir sel gibi akıp giden hâdiseler üzerinde, bir iş ve ameli, o iş ve amele hâkim kudretli ve sevimli eli gösteriyor. Bizler, bu fiiller adesesiyle dalgalanan isimlere şâhit oluyor ve maşukuna visal aşkıyla koşan âşıklar gibi, bu çakıp çakıp göz kırpmaların, parlayıp parlayıp işaret etmelerin arkasına düşüyor ve kendimizi bizim için bir belirsizlik arz eden sıfatlar dairesi önünde buluyoruz. Şaşkın, yorgun ve alabildiğine arzulu... Kalbe açılan menfezlerle zâtîşeinleri takibe çalışıyor ve kendimizden geçiyoruz. Bir yükseliş ve urûc içinde cereyan eden bu yolculuk, eşya ve hâdiselerden tut tâ insan-kâinat münasebetlerine; ondan insanın Allah'ın isimleri, sıfatları dairesiyle alâkasına kadar çok geniş bir sahada cereyan etmektedir.

    Şimdi, biraz da Yaratıcı'nın maksadı mevzuunda bir şeyler söylerken, bu idrak ve inkişâfı, bir avam anlayışı içinde takip edelim:

    Meselâ, pek çok işte çok mahir bir sanatkâr düşünelim ki, bu sanatkârın mahir olduğu yönlerden bir tanesi de, güzel yazı yazma (hüsnühat)dır. Bu maharetiyle O, objektifi aşıyor, sübjektife başkaldırıyor ve inşa gücüyle kendini gösteriyor ve yine farzedelim ki, bu sanatkâr, aynı zamanda fevkalâde bir heykeltıraştır; birkaç çekiç darbesiyle en sert mermerlere âdeta canlılık getiriyor, dudağına tebessüm, yanağına gamze hâkkettiği suretlerle ayrı bir maharet izhar ediyor. Hüsnühat yönüyle alkışlanan sanatkârımız, heykeltıraşlığı ile de hakkında yazılan methiye ve takdirleri dinleyedursun, biz onun üçüncü bir kabiliyetini daha kurcalayalım:

    Meselâ, sanat dehâmız aynı zamanda mahir bir dülger olsun.. cevize sanat ruhunu aksettiren, gürgene ölümsüzlük kazandıran, abanozu sanat ruhuyla dirilten üstün bir dülger.. Sanat ve sanatkârdan anlayan eller bu hususta da onu alkışlaya dursun, biz onun maharetlerinin bir başka yönüne daha bakalım:

    Meselâ, şimdi de aynı zâtın mükemmel bir ressam olduğunu düşünelim. Fırçasının geçtiği yerlerde en güzel motifler, en şahane kombinezonlar sıralansın dursun ve bir-iki el hareketiyle insanı kendinden geçirecek şeyleri resmetsin... Daha bir sürü sanat sıralayabiliriz ki, ilâve edilen her yeni sanat, sanat-dehâmızın ayrı bir yönüne aydınlık getirmekte ve onu o yönüyle de tanımamıza yardımcı olmaktadır.

    Şimdi, böyle bir sanatkâr, kabiliyetleriyle kendini göstermedikten sonra, onu bilmemiz mümkün olmayacağı gibi, bazı sanatlarını izhar etmemesiyle de, tam ve kusursuz bir tanımadan söz edilemeyecektir. Bu itibarladır ki, her istîdat, kendinde saklı kabiliyetleri izhar ve ilim planındaki varlıklara, haricî vücût giydirip teşhir etmek ister. Tohumdaki hayat ukdesinin uyanması, spermin var olma kavgasındaki aşk ve heyecanı, rutubet habbeciklerinin yağmur olmak için bin bir güçlüklere katlanmaları, hep bu görünme ve gösterme şevkiyle yapılan şeylerden değil midir?

    Bunlar, hem bizde, hem de bütün varlıklarda bir zaafın, bir arzunun ve önüne geçilmez bir iştiyakın ifadesidir ki, zaten, aslından aksetmiş gölgeleri, bunun dışında da düşünemeyiz. Ama, asıl Sanatkâr'a gelince, O, kendi sanatlarında eksiklik ifade eden bu türlü ârâzlardan münezzehtir. Şurası unutulmamalıdır ki, aslın ne cilvesi, ne de cilvenin tertibi, kat'iyen gölgedeki gibi olmayacaktır.

    Evet, bütün kevn ü mekânları dolduran rengârenk ve çeşit çeşit dalgalanmalar, bize bin bir isimden haber vermekte ve her isim bir sanat âbidesi üzerinde aydınlatıcı bir nur gibi, hünerli bir Zât'ın sıfatlarını tanıtmaya rehberlik yapmakta ve o gizli Zât'ın mesajlarıyla kalbimizi uyarmaktadır.

    Büyük Sanatkâr, güzelliğin, envai ile kendi güzelliğini, nizam ve ahengin şiirimsi keyfiyetiyle irade ve kuvvetini, kalbin en gizli arzularına kadar her şeyi vermesi ile rahmet ve şefkatini ve daha bunlar gibi binlerce sıfat ve unvanlarıyla kendini bizlere tanıttırmak, hem de eksiksiz olarak tanıttırmak istemektedir.

    Tabir-i diğerle O, geniş ilmindeki ilmî mahiyetleri, haricî vücutlarla sahneye sürüp, kudret ve iradesinin cilvesini göstermek; en hârika sanat eserlerini, şuurlu varlıkların idrak menşurundan geçirerek, zeminden semâya kadar bir hayret ve hayranlık, bir idrak ve takdir velvelesi uyarmak istiyor.

    Demek mahir, hem binlerce fende mahir bir Sanatkâr, sanatlarıyla hârika istîdat ve kabiliyetlerini gösterdiği gibi, en yüce mânâsıyla, bu kâinatın Sahibi de, kendi sanat şe'nini göstermek için, bu muhteşem kâinat sarayını yaratmış...

    Şimdi de, "Daha önce niye yaratmadı?" meselesine gelelim: Evvelâ "Daha önce" ne demek? "Şu kadar zaman, şu kadar sene de, neden daha fazla değil" demek istiyorsak; zaman kaydına giren sonsuz "evvel'lere dahi aynı sual vârit olacaktır. Meselâ, niye bir trilyon sene evvel yarattı da, yüz trilyon sene evvel yaratmadı? Bilmem ki, böyle bir sual ve itiraza, mâkul bir sebep göstermek mümkün olabilecek midir?

    Şayet, "Niye daha evvel yaratmadı?" sözüyle, ezeliyeti, yani zaman kaydı altına girmemeyi kasdediyorsak, o husus varlığı kendinden olan Zât-ı Ecell-i Âlâ'nın kendine has sıfatı ve Zâtı'nın lâzımıdır. Yani O, O'ndan başkasına ait olamaz, başkasında ezeliyet bulunmaz.

    Ancak, mahlûkatın Allah'ın ilmi içinde bir ilmî vücûtları vardır ki; istersek ona tasavvufî ifade ile "sabit ayn'lar, zılâl-i envâr" diyelim; istersek O'nu sadece plân ve proje gibi sınırlı ve mahdut şeyler olarak ele alalım; lizâtiha onlara ezeliyet atfetmek hata; bizim böyle bir hususu kurcalamamız da en azından; Allah'a karşı sû-i edep olacaktır.

    Bizler, daracık kıstaslarımızla haricî vücut giymiş, şu cesetler ve ruhlar hakkında bir şeyler söylesek bile, bizim için gayp sayılan hususlar hakkında söz söylemek, en hafif mânâsıyla kendini bilmemezliktir.

    Bütün kevn ü mekânlar, Kürsî'sine nispeten çöle atılmış bir halka mesabesinde kalan ve Arş'ına nispeten de, Kürsîsi o hâle gelen, Arş-ı Azîm'in Sâhibi'ni, insan nasıl bilecek ki; O'nun Daire-i Ulûhiyetinin sırlarına tercüman olsun!..

    Evet, Cenâb-ı Hakk'ın kendine has işlerine ve Zât'ına ayna olacak pek çok şey vardır. Evvelâ, mahlûkat yok iken de O, kendini bilir, eşyaya muhtaç olmadan kendine has işleri bilir; isimlerinde Zatî şe'nlerini görür, bilir isimler âleminde esirde, partiküller dünyasında ve nihayet atom ve büyük mürekkeplerde, isimlerinin cilveleriyle kendini bilir, bildirir ve şuurlu mahlûkatlarına da gösterir..

    İlm-i ezelisinde ayrı bir bilme, isimler âleminde -bize göre- ayrı bir bilme; eterde ayrı bir bilme devam edip gider de, O'nda bir değişme olmaz. Zira O, İbrahim Hakkı'nın dediği gibi:

    "Yemez içmez, zaman geçmez, beridir cümleden Allah, Tebeddülden, tegayyürden dahi elvan u eşkâlden, Muhakkak ol müberrâdır, budur Selb-i Sıfâtullah." (1)

    Biz bugün, O'nun neleri tertip edip sahneye sürdüğünü görüyoruz; ama, dün ne olduğumuzu ve yarın ne hâle geleceğimizi bilemiyoruz ve kestiremiyoruz. İlmî varlık ne idi? Ayân-ı sabite ne idi, ruhlar âlemi neyin ifadesi ve nebülozla-rın helezonik keyfiyeti, varlığın hangi muzlim noktasını şiirleştirip âhenge kavuşturuyor ve vuzuh getiriyordu? Bütün bunları bilemediğimiz gibi, yarınki "ukbâ" hayatıyla yine önüne ve sonuna bakacak, bu büyük bilmece karşısında: ‘‘Seni de şuûnatını da hakkıyla bilemedik ey Mâruf!" diyeceğiz.

    Şayet, sözü biraz uzattı isem, bu türlü meselelerde ihtiyatlı olmak gerektiği için uzattım, hata etti isem, O'ndan bağışlanmamı dilerim.

    Her şeyin en doğrusunu O bilir.

    Sızıntı, Nisan 1979, Cilt 1, Sayı 3

  4. #4
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    Sayin Kull; Ben bu yazidan hicbirsey anlamadim.
    Siz anafikir olarak bir kac cumlede ozetler misiniz.

  5. #5
    bursali68
    Misafir..
    Sonu çok açık bir soru.Yani kim ne derse desin bu şudur diyebileceğimiz bir cevabı yok ne yazık ki.Nedeni de " Yaratılmışlar " olduğumuz için Yaratan'ın tam olarak bizleri neden yaratmış olduğunu bilemiyoruz.Akla gelen bazı sorgulamalar var ;

    - Acaba tüm yaratılmışlar bir sanat eseri gayesi ile mi yaratıldı?

    - Acaba tüm yaratılmışlar gurup gurup ( galaksi-galaksi veya evren-evren) bir kompleksin hücreleri miyiz,yani komple bir işleyişe " katkı/enerji..." mi sağlıyoruz?

    Ne yazık ki bu soruların cevabını tam olarak verebilmek mümkün değil.Her neden yaratıldıysak yaratılalım bir bütünün parçaları olduğumuz kesin.Ancak sanat eseri miyiz yoksa hücre mi işte orası belirsiz.

    Sağlıcakla kalınız.

  6. #6
    Acemi Üye
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Nerden
    İzmir
    Yaş
    37
    Mesaj
    248
    Rep Gücü
    9146
    Alıntı mopsy´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Merhaba!

    Sayin Kull; Ben bu yazidan hicbirsey anlamadim.
    Siz anafikir olarak bir kac cumlede ozetler misiniz.
    Tabiki...

    İlk önce, Allah'ı kendimize kıyas etmemizin çok doğru olmayacağından bahsediyor. Çünkü, biz insanlar aciziz ve bir şeyi yapmak için lüzum hissederiz. Ama Allah hiç bir şeyden aciz değil. Allah'ın lüzüm hissetmesi, aciz olduğunu gösterirdi. Allah sonsuz kudret sahibi olduğuna göre, bir şeyi yapmak için lüzum hissetmez. Bu bağlamda, "neden yaratmaya gerek duydu?" gibi bir sorunun münasip olmayacağından bahsediyor...

    İkinci olarak, "Allah niye yarattı?" sözünde, yaratılmış olmaktan dolayı bir nevi şikayet hissedildiğini, fakat insanların ekserisinin "var" olmaktan şikayetçi olmadığı ve aksine memnun olduğunu vurguluyor. Yani, "Allah'ın bizi niye yarattığını belki tam olarak bilmesemde, şunu iyi biliyorum. İyiki de yaratmış." manasında.

    Üçüncü olarak, meselenin esas açıklamasına geçiyor ve bir örnek veriyor.

    Mesela bir adam olsa ve bu adam, pek çok sanat dalında, dünyanın bir numarası olsa. Mesela, hat sanatında dünyanın gelmiş geçmiş en büyük hattatı olsa. Aynı adam, heykeltraşlıkta da, dünyada bir numara olsa. Aynı adam, dülgerliktede, daha önce emsaline rastlanmamış bir maharrete sahip olsa. Ve aynı adam, aynı zamanda dünyanın gelmiş geçmiş en büyük ressamı olsa.

    Fakat bu adam, bu kadar çok maharrete sahip olduğu halde, maharretlerini, sanattan anlayacak, şuurlu diğer insanlara göstermese. Mesela bir resim yaptı, O resmi diğer insanlara gösterse, belki paha biçilemeyecek. Ama göstermedi, yırttı, attı.

    Bu durumda, bir sanatkar, sanat eserlerini, sanattan anlayan şuurlu insanlara göstermedikten sonra, O kadar büyük maharretlere sahip olmuş veya olmamış, bir kıymeti var mı?

    İşte, Allah, sosuz kudret sahibidir ve her alanda en büyük sanatkardır. Fakat Allah'ın sanat eserlerini de görüp takdir edecek varlıklarda insanlardır.

    Her sanatkar, sanat eserlerini sergileyip, kendinde saklı olan kabiliyetlerini ilan etmek ister...

    İşte ben, malum yazıdan özetle, yukarıda ki anlattıklarımı anladım.

    Yukarıda da belirtildiği gibi insan, var olduğundan dolayı memnundur. Allah'ın sanat eserlerini seyretmekten ve istifade etmekten büyük keyif alır insan. En büyük keyif alınacak yer de, Cennet'tir...

    Allah beni iyiki yaratmış. İyiki, bir taş, bir ot veya bir hayvan değilde, mahlukatın en şereflisi olan insan olarak yaratmış. İyiki herşeyi zıddıyla beraber yaratmışta, yarattıklarının kıymetini daha iyi anlamak nasip etmiş. İyi Rabbim çok merhametli, Merhametlilerin en merhametlisi. Bana iyilik yap diyor, yapıyorum. Kötülük yapma diyor, kötü şeyleri yapma dediği halde yapıyorum. Ama yinede affediyor. İyiki böyle bir Rabbim var. İyiki yok oluş diye bir şey yok. Sonsuza kadar var olabileceğimi bilmek çok güzel bir şey. Ve iyiki Allah bize cenneti vaad ediyor. Dünyanın bin senelik zevki, sefası, bir saatine bile deymeyecek olan cenneti. İyiki oraya girdin mi, bir daha çıkmak yok ve orada sonsuza kadar kalmak var... Çok şükür Rabbime. İyiki var etmişsin beni Allah'ım...
    Konu kull tarafından (08-09-2009 Saat 12:48 PM ) değiştirilmiştir.

  7. #7
    Hiper Aktif Üye SOSYALİST - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Nerden
    KAPİTALİZM SİLAH ÜRETİR, MERMİ ÜRETR, BOMBA ÜRETİR; ELBETTE BUNLARIN TÜKETİMİ İÇİN ORTAM HAZRLAYCTR
    Cinsiyet
    Erkek
    Mesaj
    5.719
    Blog Mesajları
    2
    Rep Gücü
    67062
    Cehennemi insanlarla doldurmak için..

    Hatta bu hususta ayette vardı:
    ''' Cehennemi insanlarla dolduracağım'''
    HERKES BİR GÜN KOMÜNİST OLACAK

  8. #8
    Hiper Aktif Üye SOSYALİST - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Nerden
    KAPİTALİZM SİLAH ÜRETİR, MERMİ ÜRETR, BOMBA ÜRETİR; ELBETTE BUNLARIN TÜKETİMİ İÇİN ORTAM HAZRLAYCTR
    Cinsiyet
    Erkek
    Mesaj
    5.719
    Blog Mesajları
    2
    Rep Gücü
    67062
    "Biz dilesek, elbette herkese hidayetini verirdik.
    Fakat, ''Cehennemi hem cinlerden hem insanlardan bir kısmıyla dolduracağım' diye benden kesin söz çıkmıştır"


    (Secde Suresi, ayet 13).
    HERKES BİR GÜN KOMÜNİST OLACAK

  9. #9
    Hiper Aktif Üye SOSYALİST - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Nerden
    KAPİTALİZM SİLAH ÜRETİR, MERMİ ÜRETR, BOMBA ÜRETİR; ELBETTE BUNLARIN TÜKETİMİ İÇİN ORTAM HAZRLAYCTR
    Cinsiyet
    Erkek
    Mesaj
    5.719
    Blog Mesajları
    2
    Rep Gücü
    67062
    "Rabbin dileseydi bütün insanları bir tek millet yapardı. (Fakat) onlar ihtilafa düşmeye devam edecekler..."

    (Hud Suresi, ayet 118)
    HERKES BİR GÜN KOMÜNİST OLACAK

  10. #10
    Acemi Üye
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Nerden
    İzmir
    Yaş
    37
    Mesaj
    248
    Rep Gücü
    9146
    Alıntı SOSYALİST´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Cehennemi insanlarla doldurmak için..

    Hatta bu hususta ayette vardı:
    ''' Cehennemi insanlarla dolduracağım'''
    Bu sadece, kendini yoktan var eden Allah'ı inkar edenler, yani, Allah'ın verdiklerinden istifade edip, sonrada, haşa "Allah yok, bunu Allah vermedi" deyip nankörlük edenler, yani hak sahibine hakkını vermeyenler içindir. :((

    Beni Allah yarattı ve ben, Allah'ın kulu olduğum için şeref duyuyorum. Fakat birinin haşa "Allah yok" demesi, benim şerefimi yok etmeye çalışması demektir. Yani, bu benim hukukuma tecevüzdür. Aynı zamanda, bütün mahlukat Allah tarafından yaratılmış olmaktan dolayı şeref duyar. Dolayısıyla Allah'ın varlığını inkar, yaratılmış olan herşeyin hukukuna tecavüzdür. O yüzden Allah'ı inkar ediyor olduğu halde ölen insanlar malesef cehennemi gerçekten hak eder. :((

1. Sayfa, Toplam 2 12 SonSon

Benzer Konular

  1. Yorum: 0
    Son mesaj: 27-04-2012, 12:32 PM
  2. Allah'ı Kim Yarattı...?
    RABİA Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 11
    Son mesaj: 12-04-2012, 10:12 PM
  3. Allah, kainatı yaratmadan önce ne yapıyordu?
    ashenarşi Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 21-05-2010, 10:02 AM
  4. Yorum: 26
    Son mesaj: 22-03-2010, 10:58 PM
  5. ALLAH her şeyi yarattı.Haşa onu kim yarattı
    çerkeş18 Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 14-12-2009, 11:14 AM
Yukarı Çık