Allahü teâlâ, insanların dünyada rahat, huzur içinde yaşamalarını, ahirette de sonsuz saadete kavuşmalarını istiyor.
Bunun için, faydalı şeyleri emrediyor, zararlı olanları da yasak ediyor.
Bu dünyayı geçici, ahireti ise, sonsuz kalmak için yaratmıştır.
Hadis-i şerifte; (Dünya sizin için yaratıldı. Siz de ahiret için yaratıldınız! Ahirette ise, Cennetten ve Cehennem ateşinden başka yer yoktur) buyurulmuştur.

Aklı başında olan bir kimse, bu dünyayı fırsat bilir.
Bu kısa zamanda, dünya lezzetleri ile zevklenmeyi değil, Allahü teâlânın beğendiği işleri yaparak, âyet-i kerimelerde bildirilen kat kat fazla meyveleri toplamayı ister.
Cenâb-ı Hak, bu kısa zamanda yapılacak, hayırlı işlere, ibadetlere sonsuz nimetler ihsan edecektir.
Peygamberine tabi olmayan, inanmayanlara da, sonsuz azap yapacaktır.
Sonsuz azapta kalmak, bir ihtimal bile olsa, bunu hangi akıl sahibi kabul edebilir?
Halbuki, ahiret azapları, bir ihtimal değil, meydanda olan bir hakikattir.
Hazret-i Ali; “Müslümanlar, ahirete inanıyor, müşrikler ise inanmıyor. Tekrar dirilmek olmasaydı, inanmayanlar bir şey kazanmaz, Müslümanlar da zarar etmezdi. Fakat, müşriklerin dediği olmayınca, sonsuz azap çekeceklerdir” buyurmuştur.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
“Yalancılığı çok defa görülmüş olan birisi, düşman bu gece, filan yerden baskın yapacak dese, idareciler, akıllılar, karşı koyma güçlerini düşünmez mi? O kimsenin yalancı olduğunu bildikleri halde, tehlike bulunan işlerde, ihtiyatlı, tedbirli, uyanık bulunmak lazımdır demezler mi?.. Hep doğru söyleyici olan Muhammed aleyhisselam, tekrar tekrar, açıkça, ahiretin sonsuz azaplarını bildiriyor.
Buna inanmıyorlar. İnanılsa da, tedbir, kurtulma çaresi düşünmüyorlar. Muhammed aleyhisselamın sözlerine, bir yalancının sözleri kadar kıymet vermemek, nasıl bir imandır? İmanım var demek, Müslümanım demek, insanı kurtarmaz. Kalbin inanması, yakîn hasıl etmesi lazımdır. Halbuki, yakîn nerede? Zan bile yok. Belki vehim bile değil. Çünkü, tehlikeli zamanlarda vehim edilen şeye karşı da, tedbir almak, akıl icabıdır.”


Dünyaya milyarlarca insan gelmiş. Bir müddet yaşamışlar ve sonra da, ölüp gitmişler. Bunların bazısı zengin, bazısı fakir, kimi güzel, kimi çirkin, kimi zalim, kimi de mazlum imiş. Bunların bir kısmı inanmış, bir kısmı ise inanmamıştır. Her iki halde bulunanlar, ya sonsuz yok olacak, yahut kıyamet kopup, tekrar dirilip inanmayanlar sonsuz azap çekecektir. Her iki halde de, inanmış olanlara bir zarar olmayacaktır.
İnanmayanlar ise, sonsuz azap çekeceklerdir.

Şimdi hayatta olan bir kimsenin de, iyi düşünmesi lazımdır.
Çünkü birkaç sene sonra, kendisi de, bunlardan birisi olacaktır.
İnsanın şu ana kadar geçirdiği seneleri, nasıl bir hayal oldu ise, o zaman da, bütün ömrü, bütün hayatı, çalışmaları, didinmeleri hep hayal ve bir rüya gibi olacaktır.

Netice olarak insan, kendi isteği ile bu dünyaya gelmediği gibi, kendi isteği ile de buradan ayrılamaz.
Dünyada yaptıkları da, yanına kâr kalmayacaktır.
Tekrar diriltilip, dünyada yaptıklarının hesabı sorulacaktır.
Bu hesabın neticesinde ise, ya sonsuz saadet veya sonsuz azap vardır.
Sonsuz olarak azapta kalmak, bir ihtimal bile olsa, akıllı kimse tedbir alır.

Allah’ın var olduğuna, Cennete, Cehenneme inanmayı, akıl da, ilim de, fen de reddetmiyor.
İnanmayanlar, inkâr etmelerine akıl ile, fen ile bir vesika gösteremiyorlar.
Halbuki inanmak lazım olduğunu gösteren vesikalar sayılamayacak kadar çoktur.

İslamiyet zevki yasak etmemiştir.
Zevklenmenin zararlı olmasını yasaklamıştır.
O halde, aklı olan kimse, zevklerini Allahü teâlânın gösterdiği yoldan temin etmeli, İslam’ın güzel ahlakı ile süslenmelidir.
Böyle olan bir kimse, herkese iyilik eder, kendisine kötülük yapanlara iyilikle karşılık verir.
İyilik yapamazsa, hiç olmazsa sabreder.
Böylece, dünyada rahata, huzura kavuşur, ahirette de sonsuz azaplardan kurtulur...

Gönül Pınarı