Allahü teâlâ, iman edenlere, senede bir ay Ramazan-ı şerif ayında gündüzleri oruç tutmayı emretmiştir.
Cenâb-ı Hak, bu emri sebepsiz vermemiştir.
Oruç, insanlara hem maddi, hem de manevi faydalar sağlamaktadır.
Bütün bir sene, çeşitli yemekleri eritmek için, yorulan insan midesi ve bağırsakları, senede bir ay dinlenerek sağlığını korumuş olur. Bu maddi faydasıdır.
Manevi faydası ise, oruç tutan bir insan, aç kalmış bir insanın çektiği ızdırabı, bizzat hissederek fakir insanlara yardım etmek ihtiyacını duyar.
Bu da, insanların birbirlerine yardım etmelerine sebep olur.
Birbirlerine yardım eden insan topluluğu arasında ise, çekişmeler olmaz.
Ayrıca Allahü teâlânın emrini yerine getirmek için gündüzleri bir ay oruç tutan bir Müslüman, cenâb-ı Hakkın diğer emirlerini yerine getirme alışkanlığını da kazanır ve başka emirleri yapmaya istidat yani kabiliyet elde eder.

Oruç tutanın, yalnız mideyi dinlendirmeyi, perhiz yapmayı düşünmesi, orucun sahih ve makbul olmamasına sebep olur.
Zira oruç, yalnız aç ve susuz durmaktan, zahiri ve lüzumsuz amellerden ibaret değildir...

Orucun, batıni birçok hükümleri ve faydaları da vardır.
İlmi ve anlayışı yüksek olanlar, bedenin ruhun mekanı ve nefsin arzularının dönüp durduğu yer olduğunu bilirler.
Nefsin, bedeni arzuları ne kadar çok olur ve bedene ne kadar galip gelirse, ruhun gelişmesi de, o kadar az ve hatta hiç olmaz.
Bütün dinlerde, nefsin arzularını yapmamak yani riyazet çekmek, Allahü teâlâya yaklaşmaya vesile olur diye bildirilmiştir.
Riyazet nefsin şehvetini kırar. Bunun için her dinde riyazet çekmek, kıymetli tutulmuştur. Peygamber efendimiz; (Oruç tutan kimse, yalan sözü terk etmezse, o kimsenin yiyip içmeyi terk etmesine Allahü teâlânın ihtiyacı yoktur) buyurmuştur.

Faydasız şeyler söylemek, Müslümanları gıybet etmek, orucun sevabını giderir.
Zahmet çekerek, sıkıntılara katlanarak ibadet yapıp da, bunun sevabını yok etmek, akıllı kimsenin yapacağı iş değildir.
Âdet üzere, alışkanlık ile namaz kılan ve oruç tutan çoktur.
Fakat, dinin bildirdiği hududu gözeten, haram ve şüphelilere düşmemeye dikkat eden ise, pek azdır.
Doğru ve halis ibadet edenleri, âdet üzere, bozuk ibadet edenlerden ayıran fark, Allahü teâlânın emirlerini gözetmektir.
Çünkü, namaz ve orucun halisi de, bozuğu da görünüşte beraberdir.
Sadece yeme-içmeyi terk ederek, yalandan, gıybetten uzaklaşılmayarak tutulan bir orucun, zahiri ve lüzumsuz bir amel olduğunu, İslam alimleri bildirmişlerdir.
Ancak oruç tutarken günah işleyenler, benim orucumun kıymeti yok diyerek orucu terk etmemeli, oruca devam etmeli, Allahü teâlâya yalvararak af dilemeli ve işledikleri günahlardan yüz çevirmelidirler.
Zaten oruca devam etmek, insanı günah işlemekten men eder.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
“Allahü teâlâ, lutfederek, ihsan ederek, nefs iman edip İslamiyet’e uymakla şereflenince, İslam-ı hakikiye kavuşulur ve imanın hakikati hasıl olur. Bundan sonra yapılacak her iş, İslamiyet’in hakikati olur. Namaz kılınca, namazın hakikati kılınmış olur. Oruç tutunca, orucun hakikati tutulmuş olur. İslamiyet’in bütün hükümlerine uymak da, hep böyledir.”

Orucun, dünyadaki faydalarından biri, insanlara açlığın ve susuzluğun ne demek olduğunu öğretmektir.
Zira tok olan, hiçbir zaman açın halinden anlamaz ve ona merhamet etmez. Oruç, bundan başka, nefse hakimiyeti de öğretir.
Peygamber efendimiz; (Bir kimse, Ramazan ayında oruç tutmayı farz bilir, vazife bilir ve orucun sevabını, Allahü teâlâdan beklerse, geçmiş günahları affolur) buyurmuştur.

Netice olarak, orucun Allahü teâlânın emri olduğuna inanmak ve sevap beklemek lazımdır. Günün uzun olmasından ve oruç tutmak güç olmasından şikayet etmemek şarttır.
Günün uzun olmasını, oruç tutmayanlar arasında güçlükle oruç tutmasını fırsat ve ganimet bilmelidir.

Gönül Pınarı