Güzel huyluya, her şey güzel davranır


Her Müslümanın, maddi, manevi alanda çalışması, din bilgilerini iyi öğrenmesi, haramlardan sakınması, Allahü teâlâya ve Onun kullarına karşı olan vazifelerini, borçlarını yerine getirmesi lazımdır. İslam’ın güzel ahlakı ile bezenmeli, kimseye zarar vermemeli, fitne çıkarmamalıdır. Dinimiz, böyle olmamızı emrediyor. Peygamber efendimiz; (Müslüman demek, Müslümanlara eli ile, dili ile zarar vermeyen kimse demektir) buyurmuştur.

Müslümanın başta gelen vazifesi, nefsine, şeytana uymamak, kötü arkadaşlara, azgın, asi kimselere aldanmamak, günah işlemekten sakınmaktır. Allahü teâlâ kullarına üç vazife vermiştir:

Birincisi, kişinin şahsi vazifeleridir. Her Müslüman, kendini iyi yetiştirecek, sıhhatli, edebli, iyi huylu olacak, ibadetlerini yapacak, ilim ve güzel ahlak öğrenecek, helal lokma kazanmak için çalışacaktır.

İkinci vazifesi, aile içindeki vazifeleridir. Hanımına, ana-babasına, çocuklarına, kardeşlerine olan haklarını yerine getirecektir.

Üçüncü vazifesi ise, cemiyet, toplum içindeki vazifeleridir. Komşularına, hocalarına, talebesine, ailesine, emrinde olanlara, bütün vatandaşlara, dini ve milleti başka olanlara karşı vazifeleridir.

Müslümanın, herkese iyilik etmesi, eli ve dili ile kimseyi incitmemesi, kimseye zarar vermemesi, hıyanet etmemesi, herkese faydalı olması, herkesin hakkını yerine getirmesi kısaca güzel ahlak sahibi olması lazımdır. Peygamber efendimiz; (Allahü teâlânın ahlakı ile huylanınız!) buyurmuştur.

Allahü teâlânın sıfatlarından biri Settardır yani günahları örtücüdür. Müslümanın da din kardeşinin ayıbını, kusurunu örtmesi lazımdır. Allahü teâlâ, kullarının günahlarını affedicidir. Müslümanlar da, birbirlerinin kusurlarını affetmelidir. Allahü teâlânın lütfu, ihsanı boldur ve merhameti çoktur.

Müslümanın da, cömert ve merhametli olması lazımdır. Her Müslümanın bunları öğrenmesi ve bunlar gibi ahlaklanması lazımdır. Böylece, dünyada ve ahirette felaketlerden kurtulmak ve Peygamber efendimizin şefaatine kavuşmak nasib olur.

Resulullah efendimiz şu duayı çok okurdu:
(Allahümme inni es’elüke-ssıhhate vel-afiyete vel-emanete ve hüsnel-hulkı verrıdae bilkaderi birahmetike ya Erhamerrahimin.)

Bunun manası;
(Ya Rabbi! Senden, sıhhat ve afiyet ve emanete hıyanet etmemek ve güzel ahlak ve kaderden razı olmak istiyorum. Ey merhamet sahiplerinin en merhametlisi! Merhametin hakkı için, bunları bana ver!) demektir.

Ebu Ali Farmedi hazretleri anlatır:
“Bir defasında bir yolculuğumuz sırasında bir dağa yaklaşmıştık. Bu sırada önümüze çok büyük bir yılan çıktı. Hepimiz korktuk ve kaçıştık. Ebu Said hazretleri de orada idi. Atından inip o koca yılana yaklaştı. Ben de yanlarında idim. Yılan onun önünde başını yerlere sürerek saygı gösterir gibi hareketler yaptı. Ebu Said hazretleri yılana hitab ederek;

- Zahmet etmişsin dedi. Sonra yılan, dağa doğru uzaklaşıp gitti. Bu hadise üzerine Ebu Said hazretlerine;

- Efendim bu ne haldir, diye sorduk. O da buyurdu ki:

- Ben bir zamanlar bu dağda, birkaç yıl bu yılanla aynı yerde bulundum. Bizim buradan geçmekte olduğumuzu anlayınca gelip dostluğunu tazeledi... Ahdin güzelliği imandandır. Güzel huylu olana karşı her şey güzel huylu olur. Nitekim İbrahim aleyhisselam güzel huylu idi. Ateş de ona güzel huylu oldu. Onu yakmadı.”

Netice olarak her Müslümanın, kötü huylardan kurtulup, güzel huylarla bezenmesi lazımdır. Dinimizde imanın olgunlaşmasının alameti, güzel ahlak sahibi ve insanlara faydalı olmakla ölçülmektedir.

Peygamber efendimizin buyurduğu gibi:
(İmanı kâmil olanınız, ahlakı güzel olanınızdır!)

Gönül Pınarı