Güzel ahlâkın özeti!

Abdullah bin Mübarek’e şöyle denildi: “Güzel ahlâkı bizlere özetle söyle!”
Cevap olarak şöyle buyurdu: “Öfkeyi terk etmektir.”

Hazreti Ömer bir hutbesinde şöyle buyurmuştur:
“Tamahkârlıktan, hevâ-i nefisten ve öfkeden korunanınız felâha kavuşmuştur.” Seleften biri de şöyle demiştir: “Şehvetine ve öfkesine itaat eden bir kimseyi onlar ateşe doğru sürükler götürür.”

Vehb bin Münebbih şöyle buyurdu:
“Küfrün dört rüknü vardır: 1- Öfke, 2- Şehvet, 3- Ahmaklık, 4-Tamahkârlık, cimrilik.”

Hasan Basrî hazretleri buyurdu ki:

“İmanda kuvvetli,
yumuşaklıkta hazımlı,
yakînde imanlı,
ilimde halîm,
şefkatte akıllı,
hakta verici,
zenginlikte iktisatçı,
fakirlikte vakur,
kudrette ihsan edici,
arkadaşlıkta tahammüllü
ve şiddette sabırlı olmak Müslümanın alâmetlerindendir.
Böyle bir Müslümana gazap galebe çalmaz.
Cahiliyye taassubu kendisini felâkete sürüklemez.
Şehvet kendisine galip gelmez.
Midesi kendisini rezil etmez.
Harislik kendisini hafif düşürmez.
Niyeti kendisini geride bırakmaz.
Bu bakımdan mazluma yardım eder, zayıfa merhamet gösterir, cimrilik yapmaz.
İsrafta bulunmaz ve sıkılığa kaçmaz.
Kendisine zulmedildiği zaman affeder.
Cahilin kusurundan vazgeçer.
İnsanlar kendisinden ferahlık ve genişlik görür.

Peygamberlerden bir zat, eshâbına dedi ki:

‘Öfkelenmeyeceğine dair kim bana söz verir ki benim derecemde olmuş olsun ve benden sonra da halifem olsun?’ Onlardan bir genç ‘Ben söz veriyorum’ dedi. Sonra o peygamber, aynı suali ikinci bir defa tekrarladı.
Genç ‘Ben onu herkesten daha iyi yerine getireceğim’ dedi.
O peygamber vefat ettiği zaman, ondan sonra genç onun halifesi oldu.
O genç Zülkifl’dir.
Kendisine Zülkifl denilmesinin sebebi, öfkesine hâkim olacağına söz verdiğindendir.
Bu vadini de yerine getirmiştir.”

Peygamber efendimiz, büyük taşları kaldırıp kuvvet denemesi yapan bir topluluğa rastladı. Onlara sordu:

- Bu taşı kaldırmaktan daha zorunu bilir misiniz? Bundan daha zorunu size bildireyim mi?

- Bildir yâ Resûlallah, dediler.

- Öfkeli bir kimse, öfkesini yener, sonra sabır yolunu tutarsa, sizin en ağır taş kaldırmanızdan daha zor bir işi yapmış olur.

Nehrân bin Meymûn‘un akıllı, ilim sahibi bir kölesi vardı.
Eskinin köleleri, hizmetçileri bile ilim sahibi kimselerdi.
Bir gün sofraya yemek getirirken ayağı kaydı, çorbayı bunun üstüne döktü.
Meymûn, onu cezâlandırmak istedi. Fakat hizmetçi kendisine şöyle dedi:

- A benim efendim, Allahın, “Öfkelenince öfkelerini yutanlar...” kelâmı ile amel et!

Hizmetçinin bu hatırlatması karşısında Meymûn:

- Onunla amel ettim, dedi ve öfkesini yendi, kölesini cezâlandırmadı.

Fakat hizmetçi hemen peşinden, “Âyetin ondan sonraki ‘İnsanları affedenler...’ kısmıyla da amel etmelisin!” dedi.

- Onunla da amel ettim, seni affettim cevâbını verdi.

Hizmetçi bu sefer de;

- Daha sonraki “Allah iyilik edenleri sever... kısmıyla da amel et!” diyerek, efendisinin, ayrıca kendisine bir de iyilik yapmasını istedi.

Meymûn onu da yaptı kölesine;

- Sana iyilik de ettim. Haydi, bundan böyle Allah rızâsı için hürsün, serbestsin, dedi.

Hazreti Lokman Hakîm, oğluna yaptığı öğütlerden birinde buyurdu ki:

- Ey oğulcuğum, üç şey vardır ki ancak üç şeyle bilinir:
Kişinin yumuşak huylu olup olmadığı, ancak öfkelendiği zaman belli olur.
Cesûr insan ancak savaşta, tehlike anında belli olur.
İyi arkadaş da, ancak ihtiyâç ânında belli olur.


Resûl aleyhisselâm şöyle buyurdu:

Kimde şu üç haslet yoksa, îmânın tadını bulamaz:

1- Câhilin, câhilce hareketini savuşturacak bir yumuşaklık,

2- Kendisini harâmdan koruyacak bir takvâ,

3- İnsanları idâre edecek, onlarla iyi geçinecek bir ahlâk.

Buyuruldu ki:
Öfke insanın aklını örter.
O zaman şeytanın avucuna düşer.
Şeytan da onu istediği yere sürükler.
Öfkelenmek insanın dinini imanını götürebilir, bundan çok korkmalı.
Öfkelenmeyin, çünkü kötülükler her zaman öfkeden doğar.
Bir insanda kibir varsa, bunun alameti öfkesidir. Kibirden öfke doğar.

Hikmetler