Vecdimin Penceresinden

Gerçek akılsız, dolayısiyle nasipsiz kimdir bilir misiniz? Ne aklın altında kalıp da onu hiç kullanmadan inanan, ne de aklın üstüne çıkıp onu akıl aleyhinde kullanarak inanmaya bakan... Akılsız, aklın içinde kalandır; akıl fıçısı içinde, "nârıbeyzâ"dan aşk parmaklariyle cidar pencereleri açamadan ve bu işte aklı kullanmadan ermeye de yol kapalı...


Akıl, o "ufacık fıçıcık, içi dolu turşucuk" maskara, inanmadığı şeylere "acaba, ya olursa, belki" gözüyle bakar da, inandığı şeylere "niçin, ne sebeple, neden dolayı" gibilerden bir şüphe tavrı ve ille anlama kaygısı gösterir.

Eli inmeli, dili düğümlü, kalbi buruk, edası pısırık, sermayesi korkak, işi ürkek, ahlâkı katlanmak, ibadeti saklanmak...

Bu mu müslüman?..
bir şeye malik olmak için o şeyi istemenin yeter olduğunu anlarlar. Ama istemenin istemek olması için dudakların yetmeyeceğini anlasalar..
Işık saniyede 300 bin kilometre yol alıyor ve aydan dünyaya 1 saniyede geliyor da, hayâl, milyarlarca ışık senesi tutan mesafeyi bir anda kestiriveriyor. Neyi ve nereyi hayâl ederseniz, onda ve oradasınız. Demek insanda zaman ve mekân üstü bir arayıcılık kudreti var... Aranan Ve arayan olmadan arayan ve arama olmayacağına göre, ki arıyorum, kimi aramaya memur bulunuyorum?

Yok!
Diyenlere bir sözüm var:
- Siz bana gerçekten yok olan bir şeyi gösterebilir misiniz ki, yok'u ispat edebilesiniz?.. Gösterebilecek olsanız zaten o şey yok değil, var olur. Gösteremeyince de yok demeye imkânınız kalmaz! Allah'a yok diyebilmeniz ayrıca ispat ediyor ki, o "var"ın ta kendisi, "yok"un da yaratıcısı...

Kapıları yıkarcasına tekmeleyeceğim, limandaki bütün vapurların ve şehirdeki bütün fabrika bacalarının canavar düdüklerini öttüreceğim, trafiği durduracağım, insanları oldukları yerde mıhlayacağım ve gök tavanını yıkan bir sesle haykıracağım geliyor: - İnsanlar! Allah var! O'nu düşünmekten başka her işe paydos!...
Bana "deli" mi diyecekler? (Göz yaşlarıma hakim olamadığım, deliler gibi boşalmaya başladığı yer..... Cile54)
Canım kurban, aklın son durağı olan böyle deliliğe!..
Varlık hudutsuz girift bir ağaç... Ve sen ey dinatın Efendisi; onun, hudutsuz girift köküsün! Bu köke bağlı gövde... Bu gövdeye bağlı ince dal... İnce dala bağlı yaprak... Yaprağın üstünde el ayası gibi lif lif bir ağaç haritası... Onun üstünde de küçücük bir böcek...

Ben de buyum!.. Bütün insanlık budur!.. Ve senin getirdiğin nizam ağacının en küçük yaprağında bir böcek olmaktan üstün paye yoktur!

Allah'a iki cins insan inanır. Ya en aptal, ya en akıllı!.. îkisi ortası dediğimiz hakikî ahmak, inkâra memur...

Akıldan büyük nimet, zekâdan da ağır yük tanımıyorum.

Zekâ azaldıkça iman engelleri de azalıyor ve iman bir "az" üzerinde durabiliyor. Zekâ çoğaldıkça da engeller yıkılıyor, kökünden sökülüyor ve iman bir "çok" üzerinde duruyor.

Vah, ikisi ortası nasipsizlere!..
Her ferdin tepesinden geçmiş, çelikten, mahrut şeklinde kalın bir çadır var... İlâhî nura yol vermeyen bir çadır... Bu nefstir! Ne mutlu, onu incelte incelte sigara kâğıdına çevirenlere ve içeriye nuru sızdıranlara!.. Ve ne mutlu onu delip ileriye geçenlere!.

Madem ki nefs had tanımaz, doymaz, kanmaz ve razı olmaz, sen de kes onun bütün istihkaklarını!..

Namazda teslimiyet vardır. Onun içindir ki, namaz nefse giran gelir. Yalnız bu kadarı İslâmın hak ve namazın mutlak ibadet olduğunu göstermeye yeter.

Nefslerini şartlandıranlar, namaza yaklaşamazken, müslüman geçinenler de onun kabuğunda kalır ve gerçek namaz pek az kimseye nasib olur.

Büyük Velî Abdülhakîm Efendi Hazretlerinin en güzel sözlerinden birisi, ermişlerin benlik haline dair şu görüşü;
"- Mevzuunu bulamaz ki, ben diyebilsin..."
Bizse "ben"den başka mevzuu olmayan biçareleriz


Aman Yarabbi, aman Yârabbi; biz seni lâfta, yalnız lâfta ve kelimede anıyoruz. Üstelik hikmetin karşısında vecd ve hayrete düştüğümüzü sanıyoruz. Senin, hikmetten bahsedici aklı yaratan hikmet sahibi olduğunu düşünüyorum da, patlayacak kadar şişen kafatasımı secdeye mıhlamak ve öylece kalmaktan başka yol göremiyorum. Zira secde, kendimde sandığım, kendimin diye vehmettiğim şeylerin sana iadesidir.

Aman Yârabbi; ne büyük sır var secdede!.. Anlar gibi oluyorum ama yine anladığımı iddia edemiyorum.

Bana öyle geliyor ki, münkirin gözünü çıkarsalar, kulağını sağır etseler, burnunu tıkasalar, dilini sükseler ve temas hissini dondursalar, o zaman görür, işitir, koklar, tadar ve temastan anlar...

Eyvah, görmemek için göz, işitmemek için kulak taşıyanlara!..
Bu âlemde hiçbir şeyin tam ve mutlak izahı yoktur. Bir şeyi izah etmek için kullandığımız kelimenin izahı bile ayrıca izaha muhtaç, başka bir kelimeyle... Bütün izah edilemezleri yine izah edilemezlerle izaha çalışırken, farkında mıyız ki, bu izahı izah edilemeyenlerin en büyüğü, yine Allah?.. Kâinatın tek ve mutlak izahı, Allah...

Dünyada hiçbir akıl, İmam-ı Gazalî'nin şu idrak inceliğine ulaşamaz:
- Size bir kâhin, filân gün falan renkteki elbiseni giyersen ölürsün, dese, siz bu lâfa inanmaz, fakat o gün o ~ elbiseyi de giymezsiniz. Buna karşılık bir Peygamber, günde şu kadar rekât namaz kılın dediği zaman ona inanıyor, sonra da "niçin?" diye soruyorsunuz!

Hiç bir şey için değil, Allah böyle emrettiği için... Şeriat, mutlak ve ulvî sebeplere bağlı bütün bir esrar âleminin dış ölçülerinden ibarettir; onu böyle bil ve ona böyle bağlan!

Akıl, o "ufacık fıçıcık, içi dolu turşücuk" maskarasının, inanmadığı şeye ayırdığı "belki" payı ile, inandığına da tahsis buyurduğu "ama niçin, ne sebeple" istifhamı arasındaki uçurumu gör!

Allahım, nasıl da insanlardan kendi korkunç tezadlarını gizliyor ve tüneksiz kuşlar gibi bir duman halkasından bir su kıvrımı arasında onları, o teselliden bu teselliye gezdiriyorsun!.. Ey kudret sahibim!..

Bize 10 dakika sonra öleceğimizi söyleseler ne yaparız?.. Dünya ile en küçük alâkamız kalabilir mi?.. Susuzluktan dilimiz kurumuş olsa böyle bir ihtiyacı düşünebilir miyiz?.. Dünya o anda bütün nimetleriyle başımıza yağsa dönüp bakabilir miyiz?..

Peki; 10 dakika yerine 10 veya 100 yıl olmuş, farkı ne?.. Hiç'in milyon veya milyara darbı, hiç'i büyütmeye çalışmaktan başka neye yarar?..

Aklı kopuncaya kadar geremedikçe, bunu yapamadıkça, ya taklitçi mümin, yahut sersem kâfir olmaya mecbursun!


Buyrun İndirin ve 30 Dk nızı ayırarak, şöyle bir test edin? Neyi mi test edeceksin.. Bunu okumayı bitirdikten sonra neyi test ettiğini anlayacaksın..


NECİP FAZIL KISAKÜREK

kaynak