Gerçek sevgi böyle olur...

Sevgi, iyi olan bir şeye karşı kendiğinden hâsıl olan bir meyildir.
Bu meyil kuvvetli olursa aşk denir.
Düşmanlık da iyi olmayan bir şeye karşı kendiliğinden hâsıl olan nefrettir.
İyilik ve kötülüğün olmadığı yerde, sevgi ve düşmanlık da bulunmaz.
Allahü teâlâdan başkasının sevilmesi ancak O’nunla olan münâsebeti sebebiyle uygun olabilir...

Allahü teâlâyı sevmek, makâmların en yükseğidir. Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı kerîmde buyurdu ki:(Allah mü’minleri sever, mü’minler de Allahı sever.)
(Onlara de ki, eğer Allahı seviyorsanız, bana uyunuz! Allahü teâlâ bana tâbi olanları sever ve günâhlarınızı affeder.)


Hadîs-i şerîflerde de buyuruldu ki:
(Kul, Allahü teâlâyı ve Resûlünü çoluk çocuğundan, malından ve bütün mahlûkattan çok sevmedikçe, kâmil mü’min olamaz.)

“Canımı vermeğe hazırım”

(Azrâil aleyhisselâm, İbrâhim aleyhisselâmın rûhunu almak için gelince, İbrâhim aleyhisselâm dedi ki:

- Dost, dostun canını alır mı?

Vahiy geldi:

- Dost, dosta hiç kavuşmak istemez mi?

İbrâhim aleyhisselâm:

- Şimdi râzıyım, canımı vermeğe hazırım, dedi.)

Bir kimse, Resûlullah efendimize “Seni seviyorum” deyince, (Fakirliğe sabırlı ol) buyurdu.
“Allahü teâlâyı seviyorum” deyince, (Belâlara sabırlı ol) buyurdu.

Bir köylü gelip, “Yâ Resûlallah, kıyâmet ne zaman kopar?” diye sordu.
(O gün için ne hazırladın?) buyurdu.
“Namaz ve oruçlarımı edâ ediyorum. Fakat fazla yapamıyorum. Ama Allahü teâlâyı ve Resûlünü çok seviyorum” deyince,
(Kıyâmette herkes sevdiği ile beraber olur) buyurdu.

Abdullah bin Muhammed hazretleri anlatır:

“Gözlerinden yaşları akarak ağlayan sâliha bir kadının “İlâhî, hayattan usandım. Eğer ölümü satsalar, sana ulaşmak için, ölümü hemen satın alırdım” dediğini duydum.
Bunun üzerine kadına dedim ki:
- Ameline güvenerek mi, böyle konuşuyorsun?

- Hayır, amelime değil, Allahü teâlâya olan sevgime ve hüsn-i zannıma güveniyorum. Ben O’nu sevdiğim hâlde acaba O, bana azâb eder mi, dersin?

- Allahü teâlâyı hüsn-i zannın gibi bulursun,
dedim.”

Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri buyurdu ki:

“Yûnus aleyhisselâm gözleri görmeyinceye kadar ağladı. Beli bükülünceye kadar kıyâm etti. Kuvvetsiz kalıncaya kadar namaza devam etti. Sonra (Yâ Rabbî, eğer seninle aramızda ateşten deniz olsa da onu aşar ve sana gelmeğe çalışırım) dedi.”
Sevgi böyle olur.

Hasan-ı Basrî hazretleri buyurdu ki:
“Allahü teâlâyı tanıyan, O’nu sever. Dünyayı tanıyan onu sevemez. Mü’min dünyanın faydasız işlerini unutmayınca neş’eli olamaz.”

İsâ aleyhisselâm, zayıf kimselerin yanından geçiyordu. Sordu:

- Size ne oldu?

- Biz Allah korkusundan böyle zayıfladık.

- Elbette Allahü teâlâ sizi Cehennem azâbından emin eder.


Başka bir kavme uğradı. Bunlar daha zayıf idi. Onlara sordu:

- Size böyle ne oldu?

- Cennete kavuşmak arzusu bizi bu hâle getirdi.

- Allahü teâlâ, elbette sizi arzunuza kavuşturur,
buyurdu.

İsâ aleyhisselâm başka bir kavme rastladı.

Onlar daha zayıf ve kuru idi.
Yüzleri ise nûr gibi parlıyordu.
Onlara da sordu:

- Size ne oldu?

- Allah sevgisi bizi böyle eritti.

- Siz Allahü teâlânın sevgili kullarısınız!
dedi.

Allahü teâlâ buyurur ki:
(Ey kullarım! Beni sevdiğiniz için ben de sizleri seviyorum.)

Allah için sevmek...

Birini Allah için seven kimse, onu yalnız, Allahü teâlâya itâat ettiği, sevdiği için sever. Hattâ Allahü teâlânın kulu olduğu, yaratığı olduğu için sever.
Çünkü, Allahü teâlâyı çok sevdiği için böyle sevgiye kavuşmuştur.
Nihayet aşk derecesine çıkınca, âşıklar gibi sevgilisinin köyünü, mahallesini sever.
Evinin duvarlarını sever.
Hattâ sevdiğinin köyünün köpeklerini, diğer köpeklerden daha çok sever.
Böyle olunca, sevgilisinin sevdiklerini, sevgilisini sevenleri sevgilisinin sözünü dinleyenleri, kapıcısını ve hizmetçilerini, akrabâsını, yakınlarını da zarûri olarak sever.
Çünkü onunla alâkası olan herkese, sevgisi de sirâyet eder.

Muhakkak ki, Allahü teâlâyı sevmenin kuvveti, îmân kuvveti derecesindedir.
Îmân ne kadar kuvvetli olursa, sevgi de o kadar kuvvetli olur.
Allahü teâlâya itâat edenleri Allah için seven kimse,
zarûri olarak O’nun düşmanlarını da düşman olarak bilir...

Hakikatler