1. Sayfa, Toplam 2 12 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 Toplam: 11

Benim gibi düşünmeyen: kâfir midir, hain midir?

Din ve İnanç Kategorisi Dini Sohbet Forumunda Benim gibi düşünmeyen: kâfir midir, hain midir? Konusununun içerigi kısaca ->> Sahabi yıldızlar arasında benim açımdan güneş mesabesinde olan ismi ifşa etmem gerekse, diğerlerinin hakkı olan hürmeti ihmal etmeden, hiç şüphesiz ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573

    Benim gibi düşünmeyen: kâfir midir, hain midir?

    Sahabi yıldızlar arasında benim açımdan güneş mesabesinde olan ismi ifşa etmem gerekse, diğerlerinin hakkı olan hürmeti ihmal etmeden, hiç şüphesiz Hz. Ali derdim.
    Tıpkı, “Ümmetimin alimleri Benî İsrail’in peygamberleri gibidir” sırrına dahil olmuş alimler zümresinde benim için güneş mesabesindeki isim Bediüzzaman olduğu gibi...
    Yaşadıkları zaman ve zemin, yüzyüze geldikleri olaylar ve imtihanlar açısından baktığımda, bu iki isim arasında hayret verici manevî akrabalık bağlarıyla karşılaşır gözlerim...


    Öyle ki, Bediüzzaman’ın tarifiyle Risale-i Nur Hz. Hasan’ın altı aylık yarım kalan hilafetinin ‘bir manevî veledi’ ise eğer, yine Risale-i Nur için manen ‘Hz. Ali’nin torunu’ demeye elhak müsaade vardır.


    Bu kadar girizgâhtan sonra, konumuza gelecek olursak: Hz. Ali’nin harikulâdeliklerle dola hayatının beni en ziyade sarsan tablolarından biri, Cemel Vak’asıyla ilgilidir.
    Hz. Ali, Risale-i Nur’da ‘adalet-i mahzâ’ diye tarif olunan mahzâ adalet içtihadı uğruna yine içinde Hz. Talha, Hz. Zübeyr, Hz. Âişe gibi sahabilerin bulunduğu karşı içtihad taraftarlarıyla savaşı göze almış iken, bir adam gelir ve ona bu savaşta onun yanında yer alıp öldürülürse kendisi hakkında hükmün ne olacağını sorar.


    “Şehit olursun” der Hz. Ali.


    Adam, bu kez, “Ya karşı tarafta yer alır ve sana karşı savaşırken öldürülürsem?” diye sorar.


    Hz. Ali yine aynı cevabı verir: “Şehit olursun.”


    Öfkelerin kabarmış olması beklenen bir savaşın kızışmak üzere olduğu bir hengâmda, doğru olduğuna inandığı içtihadı uğruna yanlış olduğuna inandığı içtihadın tatbikinde ısrar eden sahabi ve mü’minlerle kılıç kılıca mücadeleyi göze almış bir insanın dilinden dökülen bu iki kelime, gerçekten, ‘ilim şehrinin kapısı’na yakışır iki kelimedir.
    Bu harikulâde tutum, iki cihetten harikulâdelik içermektedir.


    Birincisi; Hz. Ali, bu uğurda savaşı göze almaya hâşâ kendi nefsince olmak şöyle dursun, kendi aklınca dahi karar vermiş değildir. Bilakis, ‘mü’minlerden iki topluluk’ bir ihtilafa düşerse, mü’minlere onların aralarını bulmaları, yok eğer bulamazlarsa hak yerine ulaşıncaya kadar haklı taraf lehine savaşmaları emrini veren Hucurât âyetine dayanarak bu savaşın içindedir. Halife o ise, tatbik olunması gereken içtihad elbette onun içtihadıdır; ve onun içtihadı Kur’ân’da en az on kere tekrarlanan “Ve lâ tezirû...” emrince Hz. Osman’ın katili ortaya çıkıncaya kadar kimseye had vurmama yönündeyse, aksi yöndeki ısrarını sürdüren diğer taifeye karşı savaşmaya hakkı vardır. Tıpkı, halifenin onlara göre yanlış içtihadı yüzünden ortalığı kargaşanın saracağını düşünen diğer taife için de sözkonusu olduğu gibi...


    Ancak, bir kere daha dikkat çekelim: Hz. Ali, halife olarak kendi aklınca savaşa karar vermiş değildir. Dayanağı, böylesi bir ihtilaf durumunda hakkın tebeyyün etmesi için ‘kıtâl’e, yani ‘savaş’a müsaade eden Hucurât sûresi âyetidir.
    Bir yanda savaşı göze alacak kadar keskin bir duruş sergileyen Hz. Ali, öte taraftan, bu savaşı bir ‘iman-küfür,’ ‘hidayet-dalâlet’ savaşı gibi görmeyecek ve sunmayacak bir hakikat eridir. Zaten, dayanağı olan âyet, ortada bir ihtilaf, gerilim veya hatta savaş varsa, bunun ille de ‘karşı taraf’ın imanın ve Kur’ân’ın ölçülerinden sapmışlığıyla açıklanamayacağını mü’minlere ders vermektedir. “Ve in tâfetâni mine’l-mü’minîne...” ne demektir? İhtilafa düşmüş; biri haklı, biri haksız iki topluluk... Ama ‘mü’minlerden iki topluluk.”


    Nitekim, savaşın bir tarafında halife olarak Hz. Ali hayatta iken Peygamber aleyhissalâtu vesselam tarafından cennetle müjdelenenler arasında olduğu gibi, savaşın diğer tarafında Talha b. Ubeydullah ve Zübeyr b. Avvam da hayatta iken Peygamber aleyhissalâtu vesselam tarafından cennetle müjdelenen on güzide sahabi arasındadır.
    Bu bakımdan, gerçekleşen savaş, ‘cennetle müjdelenenler’in savaşıdır. Cennetle müjdelenen üç sahabiden ikisi bir tarafta, diğeri öte taraftadır. Ve onları savaşı göze alacak kadar karşı kutuplara sevkeden, mü’minlere ‘adalet’i emreden Kur’ân âyetinin yaşanmış bir olayda ne şekilde tatbik olunacağı noktasında ortaya çıkan keskin ayrışmadır. “Ne o, ne bu” diye aradan sıvışmayı değil, “Ya o, ya bu” diyerek doğru içtihad ne tarafta ise o tarafta yer almayı gerektiren bir keskin ayrışma...


    Cemel Vak’ası, bu keyfiyetiyle, asırlar boyu bütün mü’minler için büyük dersler taşır. Hz. Ali’nin iki içtihaddan hangisini doğru kabul ediyor olursa olsun, bu içtihad uğruna, bir diğer deyişle bir Kur’ânî hakikatin doğru tatbikatını tesbit uğruna ölenlerin şehit olacağına hükmetmesi bu destansı dersler arasındadır.


    Onun bir savaşın kızışmak üzere olduğu bir anda sergilediği bu destansı duruş, öfkenin tahriki ve nefsin devreye girmesiyle kendisi gibi düşünmeyeni peşinen hain veya kâfir ilan etmeye yatkın nicelerinin ağzını kapama, açmışlar ise dahi sözlerini hükümsüz bırakma gibi bir işlevi de vardır.


    Ve onun ‘manevî torunu’ olarak Risale-i Nur’da, Hz. Ali’nin uğrunda savaşı göze aldığı ‘adalet-i mahzâ’ içtihadının âdeta manevî ‘kılcal damarlarımıza’ da sirayet edecek derecede, en ince noktalara kadar tatbikine rastlanır. Mâlûm, Hz. Ali bu içtihadı, Hz. Osman’ın katline kadar uzanan olaylar zincirinde, bu cinayeti işleyen katilleri diğer isyancılardan ayırma; diğer bir deyişle ‘cinayet’in suçunu bu cinayeti işlemeyenlere de yıkmama hassasiyetiyle sergilemiştir. Bu hassasiyet, Bediüzzaman’da, bir şehre ve bir ahaliye benzettiği her bir insana da tatbik edilir surette çıkar karşımıza. Bir insanın bir kötü fiilinden dolayı iyi fiillerini de yok sayma gibi bir adaletsizliğe; bir insanın nefis veya hevasının yanlışından dolayı kalb ve ruhunu da itham etme gibi bir haksızlığa karşı Bediüzzaman’ın yaptığı uyarılar, kökeni Hz. Ali’nin destansı duruşuna dayanmaktadır. İhlas Risalesi’nde “Sizlerin kalb ve ruh ve aklınızı ittiham etmem. (...) Fakat herkeste nefis bulunur. Ve heva ve his ve vehim damara dokundurur” derken sergilediği adaletli duruşun özünde, yine aynı içtihadın mührü okunmaktadır.


    Nice zamandır, Bediüzzaman’ın kılı kırk yarıp kılcal damarlara kadar nüfuz ettirdiği bu ‘adalet-i mahzâ’ içtihadının bir diğer veçhesi dilimde ve zihnimde dolaşıyor. Lemeat’ın belki bin küsur satırı içinde yer alan tek bir satıra sığmış bir cümlecik: “Dalâlet fikrîdir, zulümat kalbîdir, israf cesedîdir.”


    Alın size, bu adalet-i mahzâ içtihadı için yeni bir tatbik sahası daha... İnsanın üç melekesi, üç menfi durum, ama bu menfî durumlar arası keskin bir ayrıştırma: “Dalâlet fikrîdir, zulümat kalbîdir...”


    Ve bunu bir kenara koyup, Bediüzzaman’ın ‘dimağdaki merâtib’e dair yine Lemeât’taki bahsini ve ‘mahall-i iman’ olarak kalbe işaret eden Risale bahislerini hatırlayın.
    Ve sonra da, selef-i sâlihînin yürüdüğü yolda, ‘dalâletli’ fikirlerine karşı ‘ehl-i secde’ olarak Mu’tezile’yi tekfirden nasıl da teberri ettiğini...
    Bu cümleyle, ‘dalâlet’i fikrî, aklî ve zihnî bir sapma olarak tarif eden Bediüzzaman, kalbin de kapsama alanına sirayet etmediği takdirde bu fikrî dalâlete karşı ‘mahall-i iman’ olan kalpleri ve dolayısıyla kalblerdeki imanı yok sayıp tekfire yeltenmeme konusunda bizi uyarıyor.


    Nitekim, onun dalâletli fikriyatına karşılık, bu fikri ‘Cenab-ı Hakkı kötülüklerden tenzih’ gibi düzgün bir kalbî niyetle ürettikleri için Mu’tezile’yi tekfirden ısrarla kaçındığını Telvihat-ı Tis’a’da ve başka yerlerde görüyoruz.


    Hz. Ali’den ve onun bu zamandaki manevî torunu Bediüzzaman’dan aldığım bu ince adalet dersiyle, en başta sorduğum soruyu, hepimizin her daim sorması gerektiğine inanıyorum.


    Benim gibi düşünmeyen benim dünyamda otomatikman ya kâfir yahut hain oluyorsa, o kişi için değil ama benim için tehlike çanları çalıyor demektir. Zira, “dalâlet fikrîdir” ama, “zulümat kalbîdir.”

    Aman ha, dikkat...



    Metin Karabaşoğlu



    kaynak
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Hiper Aktif Üye SOSYALİST - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Nerden
    KAPİTALİZM SİLAH ÜRETİR, MERMİ ÜRETR, BOMBA ÜRETİR; ELBETTE BUNLARIN TÜKETİMİ İÇİN ORTAM HAZRLAYCTR
    Cinsiyet
    Erkek
    Mesaj
    5.719
    Blog Mesajları
    2
    Rep Gücü
    67062

    Cevap: Benim gibi düşünmeyen: kâfir midir, hain midir?

    Sizleri bilmem ama benim gibi düşünmeyenler, yani sınıfının farkında olmayanlar,

    sömürülenlere, hakları elinden alınanlara, yoksullara, ezilenlere, birlik ve beraberliğe,

    dünya barışına, işçi ve emekçilere, özelikle de kendilerine, ailelerine ve insanlığa ihanet ediyorlar demektir.
    HERKES BİR GÜN KOMÜNİST OLACAK

  3. #3
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Cevap: Benim gibi düşünmeyen: kâfir midir, hain midir?

    Selam

    Selam

    Risale-i nur’a entellektuel bir bakis acisi getiren Metin Karabas”in bu yazisi bende biraz saskinlik yaratti. Duragan birazda klasik bilgi akisina kendini kaptirmis bir yazi. Bu bilgilerin mutlak dogrulugunu kabullenmis/ teslim olmus bakis acisi ve durum muhakemesinde DEV yanlislik!

    [Hz. Ali, Risale-i Nur’da ‘adalet-i mahzâ’ diye tarif olunan mahzâ adalet içtihadı uğruna yine içinde Hz. Talha, Hz. Zübeyr, Hz. Âişe gibi sahabilerin bulunduğu karşı içtihad taraftarlarıyla savaşı göze almış iken, bir adam gelir ve ona bu savaşta onun yanında yer alıp öldürülürse kendisi hakkında hükmün ne olacağını sorar.
    “Şehit olursun” der Hz. Ali.
    Adam, bu kez, “Ya karşı tarafta yer alır ve sana karşı savaşırken öldürülürsem?” diye sorar.
    Hz. Ali yine aynı cevabı verir: “Şehit olursun.”]

    Boyle bir rivayete inanmak Kur’an isiginda HALIFE imam Ali ra nin Vahiy bilgisini hafife almak olur ki...................

    4.59. Ey iman sahipleri! Allah'a itaat edin. Resule ve sizin içinizden olan/sizin seçtiğiniz hüküm ve yetki sahiplerine de itaat edin. Sonra bir şeyde tartışmaya girdiniz mi, eğer Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsanız, onu Allah'a ve resule arz edin. Böyle yapmanız hem daha hayırlı hem de sonuç bakımından daha güzeldir.

    4. Halifeye/ ulu'l-emre itaat etmeyip ona karsi savasan, Kur’an’in emrine karsi gelen SEHIT olur fetvasini Imam Ali ra yakistiran rivayetlere teslimiyet ve bunun uzerinden OVGU.

    Yazisini bitirdigi cumleyi bende tekrar ediyorum

    Aman ha, dikkat... METIN (Karabaşoğlu)
    Aman ha!!!

  4. #4
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573

    Cevap: Benim gibi düşünmeyen: kâfir midir, hain midir?

    Alıntı mopsy´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Selam

    Selam

    Risale-i nur’a entellektuel bir bakis acisi getiren Metin Karabas”in bu yazisi bende biraz saskinlik yaratti. Duragan birazda klasik bilgi akisina kendini kaptirmis bir yazi. Bu bilgilerin mutlak dogrulugunu kabullenmis/ teslim olmus bakis acisi ve durum muhakemesinde DEV yanlislik!

    [Hz. Ali, Risale-i Nur’da ‘adalet-i mahzâ’ diye tarif olunan mahzâ adalet içtihadı uğruna yine içinde Hz. Talha, Hz. Zübeyr, Hz. Âişe gibi sahabilerin bulunduğu karşı içtihad taraftarlarıyla savaşı göze almış iken, bir adam gelir ve ona bu savaşta onun yanında yer alıp öldürülürse kendisi hakkında hükmün ne olacağını sorar.
    “Şehit olursun” der Hz. Ali.
    Adam, bu kez, “Ya karşı tarafta yer alır ve sana karşı savaşırken öldürülürsem?” diye sorar.
    Hz. Ali yine aynı cevabı verir: “Şehit olursun.”]

    Boyle bir rivayete inanmak Kur’an isiginda HALIFE imam Ali ra nin Vahiy bilgisini hafife almak olur ki...................

    4.59. Ey iman sahipleri! Allah'a itaat edin. Resule ve sizin içinizden olan/sizin seçtiğiniz hüküm ve yetki sahiplerine de itaat edin. Sonra bir şeyde tartışmaya girdiniz mi, eğer Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsanız, onu Allah'a ve resule arz edin. Böyle yapmanız hem daha hayırlı hem de sonuç bakımından daha güzeldir.

    4. Halifeye/ ulu'l-emre itaat etmeyip ona karsi savasan, Kur’an’in emrine karsi gelen SEHIT olur fetvasini Imam Ali ra yakistiran rivayetlere teslimiyet ve bunun uzerinden OVGU.

    Yazisini bitirdigi cumleyi bende tekrar ediyorum

    Aman ha, dikkat... METIN (Karabaşoğlu)
    Aman ha!!!
    Selamun aleykum
    Cemel Vak'ası çok özel ve önemli bir vak'a.

    Peki Hz.Ali'nin karşısında yer alan Hz.Aişe,Hz.Talha ve diğer cennetle müjdelenen sahabiler açısından baktığınızda,ve yukarıda örnek gösterdiğiniz ayet ışığında incelediğinizde, bu vak'anın tahlili nasıl olmalıdır sizce?

    Kasıtlı veyahut art niyetli sorulmuş bir soru değildir.Maksat; istişare etmek ve karşılıklı bilgi alışverişi...
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  5. #5
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Cevap: Benim gibi düşünmeyen: kâfir midir, hain midir?

    SELAM

    Yazima verdiginiz cevabi simdi okudum.
    Bildiginiz gibi bu olay Kur’an’da yer alan bir konu degil.
    Zaten gozumuzun nurunun olumunden yani Vahy’in kesilmesinden sonra........

    Bu tip olaylar icin „ehl-i Beyt Islam’in Kutsal kani mi?” adli yazimda gorus belirtmistim.
    Bizler araplar arasindaki guc savaslarinda 3. kisileriz. Bizim tarafligimiz soz konusu degildir.
    Bu olaylar;kendi doneminde yazilmis kaynaklardan yani tarihi belgelerinden bize yansitilmadi. Yazilan Islam tarihi yy. sonra rivayetlerin/duyumlarin analizi olarak yazildi ki; bu Tarih tanimina uymayan bir metoddur. Bunun icin yorumlar esas alinarak, benim musluman olarak yasamama sebeb olan Kur’an’imi korumaya calisan iki taraftada yer alan insanlar icin ben yorumda bulunamam bulunmam. Zaten bu 3. sahislarin yiyecegi bir nane de degildir. Vebal noktasi cok agirdir.

    Bu olay hakkinda;eldeki Ravi hadislerinden bu yazilar yazildigina gore yine bu hadislerden BIR FIKIR EDINME yolunu secebilirsiniz.
    Or: Aise anamizin (Allah’in cc selami ustune olsun!) cennete girince resulden utanma sebebi vb...........................Tabii bunlari bir fikir,merak adina okuyun. Taraf olup ”Ya degilse bunun hesabini nasil veririm!” korkusu yasamak icin degil?

    Ama rivayetlerin ravileri kim olursa olsun Kur’an isigina tutmadan, alimler kabul etmis diyerek teslim olmayin! Herkes kendi sorgusuna muhatap kalacak ve sorgu konusu Kur’an olacak! Tarih dersinden imtahan olacak kisi cografya calisamaz.Hatta dar anlamda tarihten Osmanli kurulusundan imtahan olacak kisi Osmanlinin yukselisini de calismaz. Nerden imtahana tabi oldugumuz bize bildirilmistir.(Konuyu Allah cc diyor ki serisinde genis olarak ele alacagim!)

    Allah cc diyor ki;

    43/44//Gerçek şu: Bu Kur'an sana ve toplumuna elbette ki bir hatırlatıcı/bir düşündürücü/bir şeref/bir öğüttür. Bundan sorumlu tutulacaksınız.

    ........KUR’AN’DAN SORUMLU TUTULACAKSINIZ........................Amenna...!

    Ve yine buyuruyor ki;

    10.100.Allah'ın izni olmadıkça hiçbir benlik iman edemez. Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır.

    ......AKLINI KULLANMAYANLARA PISLIK YAGDIRIR!.................Amenna...!

    Allah’a (cc) emanet ol!

  6. #6
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye forumdayim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Nerden
    almanya
    Yaş
    59
    Mesaj
    928
    Rep Gücü
    11376

    Cevap: Benim gibi düşünmeyen: kâfir midir, hain midir?

    [Hz. Ali, Risale-i Nur’da ‘adalet-i mahzâ’ diye tarif olunan mahzâ adalet içtihadı uğruna yine içinde Hz. Talha, Hz. Zübeyr, Hz. Âişe gibi sahabilerin bulunduğu karşı içtihad taraftarlarıyla savaşı göze almış iken, bir adam gelir ve ona bu savaşta onun yanında yer alıp öldürülürse kendisi hakkında hükmün ne olacağını sorar.
    “Şehit olursun” der Hz. Ali.
    Adam, bu kez, “Ya karşı tarafta yer alır ve sana karşı savaşırken öldürülürsem?” diye sorar.
    Hz. Ali yine aynı cevabı verir: “Şehit olursun.”]



    bu durum kesinlikle dogrudur... cünkü biliyoruzki her iki taraftada peygamberimizin cennet ile müjdeledigi kisiler vardir... bize düsen, o kargasada bil fiil taraf olmadik simdide dilimizi tutmamiz selametimiz acisindan cok önemlidir.... ehli sünnet bu itikat üzeredir...

  7. #7
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye M ü e l l i f... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.690
    Blog Mesajları
    11
    Rep Gücü
    7721

    Cevap: Benim gibi düşünmeyen: kâfir midir, hain midir?

    Risale-i Nurdan Hiçbir imani mesele yokturki İlla ucu Bir Ayet Yada Hadise dayanmasın der Mehmet KIRKINCI Hoca efendi... ve bende kendi tedkikatlarıma istinaden buna katılıyorum.Risale-i Nurlara hayranlığım işte bu gibi noktalarından kaynaklanıyor.
    Bakınız ne kadar ince ve derin ve beşir sözcükler.. Birkez daha dikkat lütfen !!

    Bir insanın bir kötü fiilinden dolayı iyi fiillerini de yok sayma gibi bir adaletsizliğe; bir insanın nefis veya hevasının yanlışından dolayı kalb ve ruhunu da itham etme gibi bir haksızlığa karşı Bediüzzaman’ın yaptığı uyarılar, kökeni Hz. Ali’nin destansı duruşuna dayanmaktadır. İhlas Risalesi’nde “Sizlerin kalb ve ruh ve aklınızı ittiham etmem. (...) Fakat herkeste nefis bulunur. Ve heva ve his ve vehim damara dokundurur” derken sergilediği adaletli duruşun özünde, yine aynı içtihadın mührü okunmaktadır.


    Nice zamandır, Bediüzzaman’ın kılı kırk yarıp kılcal damarlara kadar nüfuz ettirdiği bu ‘adalet-i mahzâ’ içtihadının bir diğer veçhesi dilimde ve zihnimde dolaşıyor. Lemeat’ın belki bin küsur satırı içinde yer alan tek bir satıra sığmış bir cümlecik: “Dalâlet fikrîdir, zulümat kalbîdir, israf cesedîdir.”

    Alın size, bu adalet-i mahzâ içtihadı için yeni bir tatbik sahası daha... İnsanın üç melekesi, üç menfi durum, ama bu menfî durumlar arası keskin bir ayrıştırma: “Dalâlet fikrîdir, zulümat kalbîdir...”


    Ve bunu bir kenara koyup, Bediüzzaman’ın ‘dimağdaki merâtib’e dair yine Lemeât’taki bahsini ve ‘mahall-i iman’ olarak kalbe işaret eden Risale bahislerini hatırlayın.
    Ve sonra da, selef-i sâlihînin yürüdüğü yolda, ‘dalâletli’ fikirlerine karşı ‘ehl-i secde’ olarak Mu’tezile’yi tekfirden nasıl da teberri ettiğini...

    Bu cümleyle, ‘dalâlet’i fikrî, aklî ve zihnî bir sapma olarak tarif eden Bediüzzaman, kalbin de kapsama alanına sirayet etmediği takdirde bu fikrî dalâlete karşı ‘mahall-i iman’ olan kalpleri ve dolayısıyla kalblerdeki imanı yok sayıp tekfire yeltenmeme konusunda bizi uyarıyor.


    Metin Abimizin kalemine sizinde emeğinize sağlık.
    Hak ile iştigal etmezsen,
    Batıl seni istila eder.... İmam-i Şafi-i

  8. #8
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Cevap: Benim gibi düşünmeyen: kâfir midir, hain midir?

    SELAM

    Sn Aladin bey! Maide 59 ayetine karsi delil olarak getirdiginiz bir beseri MANTIK!!! Neyse bakalim mantiginiza;

    [her iki taraftada peygamberimizin cennet ile müjdeledigi kisiler vardir...] Bu kisiler kac tane?
    Zannederim ehl-i Beyt'i kast ediyorsunuz.
    Cunku muminlerin bile durumu mahserde belli olacak!
    FETVA o zaman Malik cc tarafindan verilecek- Kur'an

    Bu baglamda cennetleri kesin olmayan insan yuzdesi 99,9999999.....%
    Yani delilinizin temel aldigi gecerlilik 0,...0001.%
    Yani uluemre karsi savasanlarin mujdelenmiyen tam***** yakini,
    Bu ayete muhalefetten sorguya girecekler.
    Bana dusen Allah cc nun onlar icin rahmetini dilemek.
    "Kur’an’imi korumaya calisan iki taraftada yer alan insanlar icin"
    Elimden gelen sadece bu!

    Simdi ayni yolun yolcusu oldugumuzu zannettigim sn. Aladin bey.
    Allah cc sozune karsi beseri sozler delil getirilmez
    Aksine beseri sozlere karsi gerekirse Allah cc sozu delil getirilir.
    Cunku/Cunku/CUNKU;

    Allah cc Diyor ki;
    5.50. Yoksa cahiliye devrinin hükmünü mü arıyorlar? Gerçeği görebilen bir toplum için, Allah'tan daha güzel hüküm veren kim vardır?

    .......Allah'tan daha güzel hüküm veren kim vardır? ..............

    Ben amenna diyorum ve arkasinda AMA demiyorum!........................

    Allah'a (cc) emanet ol!

  9. #9
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye forumdayim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Nerden
    almanya
    Yaş
    59
    Mesaj
    928
    Rep Gücü
    11376

    Cevap: Benim gibi düşünmeyen: kâfir midir, hain midir?

    kardesim, sunu cok iyi biliyoruzki cemel vakasinin iki tarafi hz. muaviye ve hz. ali efendilerimiz... buda gösteriyorki her ikisi icinde hz. le ifade ediyoruz... burda hz.muaviyenin oglu yezit icinde ayni ifadeyi kullanmamamiz onun o olaydaki hareketi itibariyla hz. diyemeyiz... demekki o hadisede kisilerin durumlarina göre ifadeler kullaniliyor....


    birde bu meseleye nerden geldik?

    o vakada ölenlerin hepsi sehitmidir?

    bu günde sehit dediklerimizin de sorgusuz sualsiz cennete gideceklerini de ifade etmiyoruz... yani onlarinda islam dairesinde olduklarini ancak ictihat farkindan dolayi bir yanlis anlama olmustur...
    Konu forumdayim tarafından (11-05-2009 Saat 03:06 PM ) değiştirilmiştir.

  10. #10
    bursali68
    Misafir..

    Cevap: Benim gibi düşünmeyen: kâfir midir, hain midir?

    " Benim gibi düşünmeyen: kâfir midir, hain midir? " sözü aslında günümüzde hepimizin sorgulaması,sorgularken de özeleştiri yapması gereken bir söz.Niçin mi,küçük hatırlatmalar ;

    Sağcı biri kendi gibi düşünmeyene " KOMÜNİST " ,solcu biri kendi gibi düşünmeyene " FAŞİST " , dini konulara ağırlıklı bakan biri kendi gibi düşünmeyene " KAFİR/ZINDIK ",milliyetçi biri de kendi gibi düşünmeyene " HAİN " yaftasını yapıştırmaktan hiç ama hiç çekinmiyor.Zaman zaman hepimiz de sanırım bu yanlışa düşebiliyoruz.

    Tabii yukarıdaki nitelemelerden sonra çıkan sonuç şu olmaktadır " benim/bizim gibi düşünmeyen bizden değildir.ötekilerdir,diğerleridir ".

    Bu anlayışı yıkmak hiç kolay değil.Biraz espri biraz gerçek mahiyetinde ancak şu söylenebilir " EĞİTİM ŞART ".

    Gelelim konunun gidip saplandığı iki şahsa,biri Muaviye (ki Hz. takısını kullanmayı ben uygun görmüyorum),diğeri ise Hz.Ali.Yani biri " tırım tırım " çölde Hz.Peygamberimi arayıp yakalamaya çalışan sonradan Mekke'nin fethinden sonra babasıyla birlikte " lütfen müslüman " olan biri Muaviye,diğeri ise neredeyse Hz.Muhammed SAV. efendimizin yanında gözünü dünyaya açmış,O nunla her mücadeleye birebir katılmış,O nun çizgisinden sapma göstermemiş,gözüpek Hz.Ali....Terazinin bir kefesine Muaviye'yi,diğer kefesine Hz.Ali'yi(ki karşılaştırılabileceğini sanmadığım halde hadi her neyse deyip) koyduğumda,Hz.Ali'nin bulunduğu kefe o kadar ağır çekmekte ki iniş hızını farkedemiyorum.Yani Muaviye çok ama çok hafif kalıyor.Bence " Hz." nitelemesi her baba yiğide verilecek bir niteleme,takı olmamalı.O nitelemenin özelliği,ayrıcalığı olmalı.

    Sağlıcakla kalınız.

1. Sayfa, Toplam 2 12 SonSon

Benzer Konular

  1. Tabu nedir, toplumun önünde engel midir yoksa bir gerekllik midir?
    dogangunes Tarafından Sosyoloji Forum'u Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 05-09-2009, 08:06 PM
  2. Yorum: 3
    Son mesaj: 18-08-2009, 05:56 PM
  3. Benim Kalbim Temiz Demek Yeterli midir?
    RABİA Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 16-04-2008, 10:02 AM
  4. Benim Kalbim Temiz Demek Yeterli midir?
    RABİA Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 16-04-2008, 09:59 AM
Yukarı Çık