+ Konuya Yorum Yaz + Yeni Konu Aç
2. Sayfa, Toplam 2 BirinciBirinci 12
Gösterilen sonuçlar: 11 ile 19 Toplam: 19
  1. #11
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573

    Cevap: Mü'min-Kafir

    Kitap

    Kâfir - Peygamberlerden sonra kitap bahsini de gözden geçirmeliyiz!

    Mümin - Geçirelim, bakalım! Ne diyeceksiniz Allah'ın kitapları için?

    Kâfir - Böyle bir şeye inanılır mı, diyeceğim; bunlar «Peygamberlik» sıfatı verilen büyük zatların kendi eserleridir!

    Mümin - Hem peygamberleri «büyük zatlar» diye vasıflandırıyor, hem de onları yalanların en şenîine müsait görüyorsunuz!

    Kâfir - Hayır, öyle bildiğiniz çeşitten, menfaata bağlı, adi yalanlardan değil... Onlar, belki de halktan evvel buna inanmışlar, kendi kendilerini inandırmışlar...

    Mümin - Bu takdirde de onlara muvazenesizlik ve hastalık isnad etmiş oluyorsunuz. Bize hayatı, ahlakı ve mizacı anlatılan hangi peygamberde yalancılık veya ruhî bozukluk gibi bir hal görmeye imkân vardır?

    Kâfir - Farzediniz ki, bu haller yoktur ve onlar kâmil insanlardır. Böyle diye getirdikleri kitapların Allah kelâmı olduğuna inanmak mı lazım gelir?

    Mümin - Küfrün öyle kâfir, yani hain bir mantığı vardır ki, eğer mümine sabır ve sükûnet lazım olmasa bu mantığa insan gibi cevap vermek elden gelmez. Şu düştüğünüz tezada bakın; Allah kitaplarının (hâşa) hak olmadığını ispat etmek için evvela peygamberlerde, onların ahlak ve ruhlarında birşey arıyor, bulamayınca da ilk teşebbüsünüze göre kitapları tasdik etmeniz gerekirken, kendi mesnedinizi kaybettiğiniz halde inkarda ısrar etmekle, inat ve peşin hükmünüzü ele vermiş oluyorsunuz. Demek ki, sizin için peygamberler bahanedir; onları çürütemeyince de işte şimdi yaptığınız gibi, delil ve mâna ile hiç alakanız olmadan sizce esasın inkar olduğunu belli ediyorsunuz. Ne müşkil mevkide uluduğunuzun farkında mısınız?

    Kâfir - Siz hep benimle meşgulsünüz. Lütfen dâva ile meşgul olun! İslâmın iddiasına göre bugün elde mevcut ilâhi kitaplar arasında tek harfi ve hecesi kaybedilmemiş biricik kitap Kur'ân!..

    Mümin - Öyledir! Bu hususiyet de ne büyük bir mucize olduğuna ve Hak tarafından korunduğuna ayrıca işaret... Bu işaret 14 asır önce ve peşinen verildi.....

    Kâfir - İyi ama, yine 14 asırdan beri Kur'ânın ezelî Allah kelamı bilinmesine karşılık sadece gününün hâdiselerine ve herkesçe malum peygamber menkıbelerinden ibaret ve müşahhasta kalmasına ne buyurulur?

    Mümin - Zahiri cephenin bu tarafı, sadece, en büyük tecride kadar götürülebilecek bir remz ifadesidir. Yoksa zaman ve mekânden münezzeh ve mücerret Allah kelâmını, bellibaşlı müşahhaslara inhisar ettirmekten muallâdır. Kur'ân esrarına beşerî takatin son haddiyle sokulabilenler onda, ilk insandan son insana kadar bütün zaman ve mekanın haberleri kaynaştığını bilirler.

    Kâfir - Ya öbür kitaplar?

    Mümin - Hepsi hak, fakat hiçbiri mevcut değil... Meselâ eldeki 4 İncil, "bir" tecezzi kabûl etmeyeceğine göre topyekûn "yok"un işaretçisi...

    Kâfir - Bu asırda insanlık Kur'ân ile idare edilebilir mi?

    Mümin - Bu asırda ve gelecekte her şey, Kur'ân'in zahiri temel ve sütunları üzerinde inşa edilecek yepyeni ve bâtını bir nizam mimarîsine muhtaç...
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  2. #12
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573

    Cevap: Mü'min-Kafir

    Namaz

    Kâfir - Siz istediğinizi söyleyin! İslâmın her emri tahammülün üstünde serttir.

    Mümin - Nefsinize mülayim gelmesini mi beklerdiniz? Öyleyse siz bir din değil, bir haz vasıtası arıyorsunuz? Hangi deva, bilhassa gidermeyi teahhüt ettiği hastalıkla aynı nispette olarak, hastaya sert ve acı görünmez ki?.. Ebediyet dâvasının devası elbette nefse acı gelecektir.

    Kâfir - Artık bunlar kolay ve malûm lâf tarafı... Ben diyorum ki, İslâmın şartlarına bu asırda dayanılmaz!

    Mümin - Hangi şartlarmış onlar?

    Kâfir - Meşhur beş şarttan birini, meselâ namazı ele alalım! Kuzum, bu asırda insan, hem de her biri saatinde olmak şartiyle beş vakit namaz kılabilir mi?

    Mümin - Bu asırda siz, sabah ve ikindi kahvaltıları ve icap ederse yemeği ile beraber beş öğün, midenize hizmet edebiliyor musunuz?

    Kâfir - İyi ama, o yemek! İnsan yemek yemeden yaşayabilir mi?

    Mümin - İnsan asıl, namaz kılmadan yaşayamaz! Fakat namazın hayatî zarureti kavranmayınca, işte böyle, kabahat beş vakte bulunur. Siz namazın kemiyetiyle ne uğraşıyorsunuz? İşi esasta arayın ve namazın aslen size giran gelip gelmediğini tespit ettikten sonra namuskârane konuşun! Eğer o size giran gelmeseydi, sevgilinizle randevularınızda duyduğunuz heyecanla, onu hiç ayrılmamacasına devam ettirmek isteyecektiniz. Namaz da, müminlerin sevgilileriyle randevusudur. Hiç onu fazla görebilirler mi? Fakat sizden rica ederim, konuşurken biraz fikir ve hakikat edebî gösterin de, günün züppeleri gibi, işi dar kemiyet plânlarına bağlı itirazlarla halledebileceğinizi ummayın! Bu takdirde sizi susturmak o kadar kolay oluyor ki, ben, hamdolsun mensup bulunduğum imanın nâmütenâhî girift ve muğdil hikmetleri önünde, bu derece kolay kazanılan zaferlerle mahcup vaziyete düşüyorum! Namazın beş vaktine itiraz edenler, onun bir vaktine bile tahammül edemeyenlerin, ondaki hudutsuz kazancı anlayamayanların, onu "def-i belâ" sayanların, işi kemiyet hesabiyle boğuntuya getirici maskeli hüviyetleridir.

    Kâfir - Namazın sade vakti değil, şekli de bu asır insanına göre değil...

    Mümin - Bu asrın insanı, Allah'a secde etmek yerine ceberûtî kullara secde ettiği için mi namazın şekline tahammül edemez?

    Kâfir - Bahsi değiştirmeyelim! Hamal, serseri, dilenci, her cinsten insanın çıplak ayaklarıyla kirlettiği bir zemin üzerinde, başını yere koymak ve her defa alnıyla yerden 10 gram toz kaldırmak... Bu mu ibadet?

    Mümin - Eğer şahıslar fakirliklerine rağmen herkesle müsavi olması gereken İslâmî temizliği yerine getirmiyorsa; eğer zemin operatörlerin yaralara koyduğu gazlı bezler kadar temiz değilse, kabahat şahıslarda ve onları yetiştiren cemiyette midir, yoksa İslâmiyette mi? İslâmiyetin emrettiği namaz, yeni yağmış kar tabakasından daha lekesiz bir zemin üzerinde, manolya ağacının en yüksek noktasındaki çiçeklerden daha pâk uzuvlarla edilen ibadettir. Fakat îslâmiyete lâyık olmayan toplulukların şahıs ve cemiyet suçlarını İslâmiyetin kabahati diye gösteren küfür anlayışı, İslâmiyeti, müşahhas tatbikçilerin ferdî şartlarından tecrit ve tenzih edemez. Siz bize bir İslâm cemiyetini teslim edin de, biz de size bu asır insanını ebediyen teshir edecek namazın ve İslâmiyetin ne demek olduğunu gösterelim! Namaz, oturduğu yerde konser dinlemeye benzemez. Ve kulun Allah'ta yok olduğunun ilânı, secdeden gayrı hiçbir şekilde hakikatini bulamaz.
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  3. #13
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573

    Cevap: Mü'min-Kafir

    Oruç

    Kâfir - Bakın, ben namaza itiraz ettim ama, oruca hiçbir diyeceğim yok! Hattâ onun bir faydasına kaniim!

    Mümin - Biz, sizin gibilerin zemlerini asılsız bulduğumuz kadar, medihlerini de esassız buluruz. Söyleyin bakalım, sizce neymiş orucun faydası?

    Kâfir - Sıhhati düzeltmesi... Bütün bir yıl abur cuburla dolmuş mideleri tasfiye etmesi...

    Mümin - Gördünüz mü? Sizin oruçta kabul ettiğiniz bu fazilet, onun namütenahi değerlerinden belki en küçüğüdür. Halbuki siz bu noktayı, orucun yegâne meziyeti diye görüyorsunuz. İşte onun için sizin medihlerinize kıymet verilemez.

    Kâfir - Bu ne taassup yahu?

    Mümin - Her sağlam ve tezatsız tavır, sizin gibilere taassup gibi gelir. Evet, biz sizin medihlerinizi de benimsemeyiz! Namaz için "iyi bir spordur" diyen niceleri var... Halbuki namazın vücuda verdiği bedenî terbiye kıymeti, onun faziletleri içinde, mülâhazasına bile yer olmayan bir değer... Gaye sadece ibadet... Bu gaye etrafında, insanın, düşünmeden elde ettiği daha nice kazanç olabilir. Ama bu kazançlardan hiçbirinin, aslî gaye önünde ismi geçemez.

    Kâfir - Orucun sıhhati düzelttiğini söylemek kabahat mı?

    Mümin - Asla! Fakat aslî gayeyi daima ibadet bildikten sonra... Orucun sıhhati düzelttiği o kadar aşikârdır ki, ana gaye yerine gelirken bu mesut neticeyi görmemek de mümkün değildir. Orucun başlıca fazileti, aslî gaye daima ibadet olmak şartiyle, nefs mücadelesi, nefsi yenmek, baskı altına almak borcu...

    Kâfir - Sizi dinledikçe Müslümanlığın ne zor ve pahalı şey olduğuna dikkât ediyorum!

    Mümin - Ben de sizi dinledikçe, küfrün ne kolay ve ne ucuz kazanıldığını görüyorum! Halbuki Müslümanlık, zor içinde en kolay, pahalılık içinde de bedava olan kurtuluş çaresidir.
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  4. #14
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573

    Cevap: Mü'min-Kafir

    Ve Oruç

    Kâfir - Haydi, orucun manevî faziletine de inanalım! Fakat bir zamanlar olduğu gibi, alenen oruç yiyenleri suçlandıran bir cemiyet ölçüsüne taraftar olunabilir mi?

    Mümin - Alenen namaz kılmamak diye bir şey tasavvur edebilir miyiz? Edemeyiz! Zira namaz, ancak kılındığı zaman eda edildiği belli olan, yani müspet icra şekli ile, ancak icrası ânında meydana çıkan bir ibadet nev'idir. Oruçsa tamamiyle aksi... Oruç, tutuluşu ile değil, alenen yenilişi ile, menfi tarafından, bir riayetsizlik ânında belli olur. Onun içindir ki, bu riayetsizliği belli eden şahıs günahının üstünde, bütün müminlere ve müminlerin bağlı olduğu esaslara karşı, istihkar ve istihfaf tavrı takınmış olma vaziyetine geçer. Böyle bir vaziyette olmayı da, değil bir Müslüman, terbiyeli bir Yahudi, bir Hristiyan, bir putperest, bir Allah'sız bile kabul edemez. Gördünüz mü, şahıs hürriyeti ile başkalarının hakkına tecavüz etmemek arasındaki incecik hududu? Bu hududu ve inceliği, yalnız bizim memleketin tersinden yobazlarına anlatamazsınız! Var mı bir cevabınız?

    Kâfir - Doğrusu, birdenbire cevap bulamıyorum! Ama öyle hissediyorum ki, oruç tutmadığı halde kendisini oruçlu göstermenin hali, onu gizlice yiyenin durumundan daha samimi olsa gerek...

    Mümin - Oruç tutmayıp da kendisini oruçlu göstermek diye bir hal yoktur; sadece cinayetini ortaya dökmemek diye bir haya edası vardır. Zira oruçlu olduğunu göstermek zaten esasında mümkün değildir. Samimiyet dediğiniz de bu edanın idrakindedir. Öbürü samimilik gayretiyle düşülen katmerli çiya tavrı...

    Kâfir - Kah; kah, kah! Olur şey değil yahu! Siz artık büsbütün sapıtıyorsunuz!

    Mümin - Asıl sapıtan, cevaptan âciz kalandır! Allah'ın bilmediği, görmediği, zapt ve ihata etmediği şey yok... Böyle olunca bazı günahları, alenilik plânına çıkarmamak, onları Allah'tan gizlemek mümkün olmadığına göre Allah'ın kullarına tahsis ettiği izhar plânından gizleme suretiyle yine Allah'a karşı bir haya ifade eder. Tasavvufta "Hakkın zahiri halk, halkın bâtını Hak..." sözü, işte bu sırra işaret... Halkın suratına çarptıkları bir hadise, bâtın yoluyla yine Hakk'a gider; ve Hakk'ın zahirine karşı insan bütün edep ölçülerini halka göre tayin eder. Yoksa halk, tek başına ve yalnız kendi mânasından ibaret olarak hiçbir zaman gaye değildir. Haktan utanmayan halktan da utanmaz. Bir insanda, bol bol günah yaptığı halde onu halktan saklamış olmak, saklamaya mecbur olmak ukdesi o kadar büyük bir ıstırap doğurur ki, nihayet ahlâk ve samimilikten ibaret İslâm ruhu onda hiçbir günaha kudret bırakmaz. Yahut, günah yaptıkça utancından gözlerini topraktan ayıramaz. Yoksa, Hristiyanlıktaki alenî günah itirafı, Müslümanlıkta, o günah üstüne ayrıca bir günah bindirir ve ayrıca, insanı, günahıyla böbürlenmiş olmak gibi en feci vaziyete düşürür. İşte, zaten kulun kula karşı takındığı bu pervasızlık tavrıdır ki, neticede Allah'a karşı isyan ve korkusuzluk ifadesi olur ya... Yine mi anlamıyorsunuz?

    Kâfir - İnsanı öyle içinden çıkılmaz vaziyetlere getiriyorsunuz ki, onda anlamaya yer bırakmıyorsunuz!

    Mümin - Asıl siz kalbinizde imana yer bırakmadıkça anlamaya yer bırakmamış oluyorsunuz...
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  5. #15
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573

    Cevap: Mü'min-Kafir

    Hacc

    Kâfir - Siz beni hiç konuşturmuyorsunuz ki!.. Nerede kaldı adalet?..

    Mümin - Buyurun, konuşun, son kelimenize kadar dinleyeceğim.

    Kâfir - Cevaplarınız evvelden malûm... Namaz ve Oruçtan sonra Hacc ve Zekâtın da sonsuz nimetlerinden ve sayısız faziletlerinden bahsedeceksiniz...

    Mümin - Dikkât ederseniz bu ulvî vazife bahsinde bana bir fırsat düşmeden siz aksini yapıyorsunuz; ben de sadece size cevap yetiştirmekle kalıyorum. Yani, Hacc ile Zekât aleyhinde de söyleyecekleriniz mi var?

    Kâfir - İşte bilemediniz! Bilâkis, Müslümanlar arasında uzak ve yabancı toplulukları bir araya getirmek ve her türlü ruh ihtilâflarına meydan vermek bakımından Haccın pek büyük faydaları olduğunu kabul edebilirim. Zekâta gelince, onu, bugünkü kapitalizma ve liberalizma rejiminin en zalim tarafını ve dahhameleşmiş sermaye saltanatını tedavi edecek kıymette görüyorum. Sadece Zekât sayesindedir ki, kapitalizmanin kötü tarafı gider ve iyi tarafı kalır, sosyalizmanın da iyi tarafı kalır ve kötü tarafı gider kanaatindeyim. Zaten İslâmiyet düşmanlarından hiç kimse, Hacc ve Zekâtı methetmekten başka bir şey yapmamış ki...

    Mümin - Bitti mi sözünüz?

    Kâfir - Evet...

    Mümin - Sizin Hacc ile Zekâttan anladığınız da, onun kışrına ait ve artık göz kamaştıracak kadar belli bir iki kıymetin, görülür gibi olması kadar bir şey... Yani bunların da asılda ne olduğunun farkında değilsiniz!

    Kâfir - Size yaranmak da kabil olmuyor!

    Mümin - Gaye, şahıslara değil, hakikate yaranmaktır. Siz mücerret ruhları şunun için anlamıyorsunuz ki, Hacc ile Zekâtı değerlendirmeye çalışırken, hâlâ ve daima, kapitalizmanın kötü tarafını atıp sosyalizmanın iyi tarafını alacak bir vasıta düşünüyorsunuz.

    Kâfir - Yani, eşya ve hadiseler arasında kıyas ve münasebet âlemi de mi yasak?

    Mümin - Dâvaları öyle bir yakınlık noktasından mütalaaya alışmalısınız ki, orada bütün hak ve hakikat tecelli edebilsin; ve aslî hiçbir şey başka bir şeyin vasıtası ve peçesi olmak vaziyetinde kalmasın...

    Kâfir - İslâmın dünya çapında bir muhasebesi olamaz mı?

    Mümin - Olur ... O da şudur: Kapitalizma ve sosyalizma, nazizma ve liberalizma, materyalizma ve idealizma, âlemde dâva ve aks-i dâva halinde kaç mezhep, cereyan ve istikamet varsa, hepsinin talip olup da vasıl olamadığı hakikat İslâmlıktadır. Bunu böyle söyleyebilir misiniz?

    Kâfir - Asla! Siz benim bazı İslâmi esaslar üzerindeki takdir hissimi de baltalıyorsunuz.

    Mümin - İslâmlıkta ya olmak, ya olmamak vardır. Yarımın bizce sıfırdan farkı yoktur. Ya hep, ya hiç...

    Kâfir - Hacc, İslâmın, üzerinde münakaşa ve mücadeleye girişmemiz imkânı olmayan bir buluştur.

    Mümin - Devam, devam!..

    Kâfir - Bir kere, o yeri elinde tutan, yollarına ve yol vasıtalarına hâkim olanlar için büyük iktisadî faide...

    Mümin - Sonra, sonra?..

    Kâfir - Sonra, İslâm âlemine mensup binbir milletin birbiri içinde kaynaşması ve büyük kütleler doğurması bakımından içtimaî faide...

    Mümin - Daha sonra, daha sonra?..

    Kâfir - Daha sonra, bir araya gelen bu kütlelerin, birbirinin ruh ve meşrep, tecrübe, usûl, âdet ve an'anesini tetkike imkân vermesi bakımından harsî faide...

    Mümin - Dahası var mı?

    Kâfir - Bu kadar ama, ararsam daha da bulabilirim. Seyahat, yol, müşahede ve binbir yenilikle temas bakımından da fikrî ve ruhî faide...

    Mümin - Bu son madde, harsî faideye girer. Başka söyleyecekleriniz?

    Kâfir - Siz İslâmın methedilişine de zemmi kadar kızıyorsunuz! Daha ne istiyorsunuz ki?

    Mümin - Sadece gerçek imanı istiyorum! Haccı, evvelâ, buluş tabiriyle değil, emir tabiriyle ifade etmeli... Evvelâ ibadet, sonra ferdî ve içtimaî faide fikri... Hacc bütün bu saydığınız madde kıymetlerini maiyetine almış olarak, fâni dünyanın tükenip ebedî âlemin başladığı sınır noktası üzerinde ve etrafında, uzak mesafeler aşarak gelmeyi ve halkalanmayı emredici büyük iştir ve zaten lügat mânası da mudur: "Büyük iş"...- Bu büyük işte, maddî hareketiyle manevî hareketi meczeden ve en büyük mânayı madde ve harekete döken bir sır vardır ve bütün kıymet bu sırdadır. Gerisi, maiyet kelimesiyle ifade edilebilecek tâbi kıymetler... Anladınız mı?
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  6. #16
    Süper Aktif Üye M ü e l l i f... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.690
    Blog Mesajları
    11
    Rep Gücü
    7721

    Cevap: Mü'min-Kafir

    Hocam sindire sindire okuyalım.... siz çok hızlısınız galiba...
    Hak ile iştigal etmezsen,
    Batıl seni istila eder.... İmam-i Şafi-i

  7. #17
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573

    Cevap: Mü'min-Kafir

    Zekat

    Kâfir - Zekâtı konuşalım.

    Mümin - Konuşalım, neyse itirazınız bildiriniz...

    Kâfir - Hiç bir itirazım yok, zekâttan daha üstün bir iktisadî adalet sistemi olamaz.

    Mümin - Sizin bu sözünüzü bir materyalist ve marksist de söyleyebilir.

    Kâfir - Yâ nasıl söyleyelim?-

    Mümin - Zekâtın herşeyden evvel bir ibadet olduğunu bilecek ve ancak ondan sonra cemiyete getireceği nimetleri kabul edeceksiniz. Eğer onu, namazı spor telâkki etmeniz gibi, mücerret bir iktisadî sistem diye anlayacak olursanız bütünü parçaya feda etmek felâketi doğar ki, böyle bir anlayış, bizim için tam bir anlayışsızlıktan daha tehlikeli olur.

    Kâfir - Yani bütün kabahatimiz, bir kıymet hükmünü yerine koyamayışımızdan ibaret mi?

    Mümin - Bu kıymet hükmü bütün iman elbisesini tutan düğmedir. Şimdi zekât hakkında görüşünüzü lütfediniz!

    Kâfir - Her zenginin, malından, her yıl kırkda birini dağıtmakla mükellef olmasındaki sır ferdî sermayenin, dahhameleşmesine, urlaşmasına, dev gibi büyümesine mâni biricik tedbirdir. Bu da, asrımızın biricik meselesi olan sömürücü kapitalizma sistemine karşı yegâne müdafaa silâhıdır.

    Mümin - Şimdi beni dinleyin! Ben size Zekâtın, hiç anlamadığınız ve anlamaya yanaşmadığınız ibadet sırrından başlayıp, tâli bir fayda halinde bütün cemiyeti kurtarıcı içtimaî ve iktisadî teavün nüktesine kadar bütün faziletlerini sayayım: Zekâtın ibadet sırrı, onun, Allah tarafından emredilen bir farz olduğunu bilmekte, Allah için yerine getirmekte ve bir Allah emri olması bakımından onun her faziletini kabul etmektedir. Böylece menbadan munsaba doğru hareket edince, karşımıza çıkacak ilk düstur Zekâtın, malın pisliğini götüren bir mükellefiyet olmasıyla başlar. Evet, Zekât, veren için malın pisliğidir. Şüphesiz ki, buradaki pislik, maddî ve mevziî bir hadise değil... Bir had aşılmış, o haddin İlâhî vergisi tarhedilmiş; ve ehline, yani o haddin gerisindeki muhtaçlara hakları teslim edilmiş demektir. Aşılan had, ferdin, gereğinden fazla iktisabıdır. Buna rağmen ferdî iktisap fazlaları, meşru yoldan gelmek şartiyle İslâmiyette helâldir. Fakat helâl içinde bile, fazla malik olanların malik olmayanlara karşı muvazenesizliğini, malın, ona malik olan fert vasıtasiyle ibadet şeklinde ve İlâhî bir vergi halinde, Zekât telâfi eder ve geride kalan malı tüm helâl üstü helâl kılar. Böylece Zekâtta, İslâmiyetin hem ferdî iktisap ve mülkiyete rızası, hem de bu mülkiyetin kısım kısım ve derece derece cemiyete intikali gibi, iki zıddı birleştiren çok derin bir adalet ve ahenk tecellisi vardır. Öyle mânalar gömülüdür ki, zekât emirlerine, ferdi yalnız senelik kazanciyle değil, ana malı ve öz sermayesiyle de kuşatır ve hareketsiz bıraktığı kıymetleri budaya budaya sıfıra indirir. Sayıp dökeyim mi tek tek faziletlerini?..

    Kâfir - Değmez! O faziletler üzerinde müşterekiz. İsterseniz ben sayıp dökeyim...

    Mümin - İstemez! İşte o zaman sahte iştirak şeklinde ebedî ayrılığımız meydana çıkar!
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  8. #18
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573

    Cevap: Mü'min-Kafir

    Zina-Sirkat

    Kâfir - Anlatın bakalım, İslâmlıkta zina ve sirkat cezalarının hikmetini!.. Anlatın da, birinde insanları yarı beline kadar toprağa gömüp taşla öldürmek, öbüründe de bir kolunu kesmek gibi tüyler ürpertici ceza fiillerinin mantığını görelim!

    Mümin - Kuzum, her lâfı edin de, şu mantık lâfını karıştırmayın! Mantık, sizce, içinizin peşin kabul veya ret temayülünün mühürdarından başka bir şey midir? Aman, sözümü kesmeyin, bahsimize girelim: Demek lâzımdır ki, zina ve sirkati, cemiyetten mutlaka kaldırılması lâzım birer âfet kabul etmemenin yolu yoktur. Bu iki âfete "Cemiyet için lâzımdır!" diyebilmek, bu husustaki İslâmî cezaları ağır görenler için belki daha tezatsız bir mukabele olur, fakat böyle bir şeyi müdafaa eden de, maksadını apaçık ele vermesi bakımından dâvayı kaybeder. Evet; zina ile sirkati cemiyetten tasfiye etmek... Bu gayenin birinci maddesine itiraz edebilmek için sadece komünist ve materyalist, ikinci maddesine itiraz edebilmek için de eski yunan devrinin Ispartalılarından olmak lâzım. Bugün medeniyet dünyası, baştan başa, bu iki illetin de tedavisi üzerinde müttefiktir. Zina ve sirkat, insan topluluklarının suikastçısı iki müthiş (gangren)dir; böyle mi, değil mi?

    Kâfir - Böyle... Komünist ve eski Ispartalı olmadığıma göre, böyle!

    Mümin - Malûm!.. Küfrün hangi şubesine mensup olduğunuzdan gafil değilim! İmdi; dâva bu iki (gangren)i de kökünden kesip atmak olduğuna göre, bunları rica ile, minnetle, okşıyarak, yalvararak tasfiyeye kalkan metotlar mı daha tesirlidir; yoksa kılıç gibi, operatörün (bisturi)si gibi bir vuruşta kesip atan metotlar mı?.. Hattâ, tesirden vazgeçtik, (gangren)e yalvaran bir baba mı hasta evlâdına karşı daha merhametlidir, yoksa illetin sardığı uzvu hissiz parmaklarla çekip koparan bir baba mı?

    Kâfir - Demek İslâmiyet, merhametli olduğu için insanları taşla öldürüyor ve kollarını kesiyor, öyle mi?

    Mümin - Bilhassa merhametli olduğu için!.. Bu öyle bir merhamettir ki, onu görebilmeniz için başınızı tam kaldırabilmeye iki büklüm küfür omuzları müsaade etmez. O kadar yüksek bir merhamet... Bunun içindir ki, İslâmiyette ister zina ve ister sirkatin cezası, herkes bu fiilleri yapsın da öbür taraftan da cezasını görsün diye değil, kimse yapmasın ve bu ceza tatbik olunmasın diye vaz'olunmuştur. Zaten Şeriatte zina fiilinin tesbiti için ne kadar şart ve kayıt konduğunu bilseydiniz, bu cezanın tatbikini hemen imkânsız görür; ve çehresini anlardınız. Öbür karşılaşmamızda her şeyi tam anlıyacak ve mat edildiğinizi itiraf edeceksiniz!


    kaynak
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  9. #19
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573

    Cevap: Mü'min-Kafir

    Eğer şahıslar fakirliklerine rağmen herkesle müsavi olması gereken İslâmî temizliği yerine getirmiyorsa; eğer zemin operatörlerin yaralara koyduğu gazlı bezler kadar temiz değilse, kabahat şahıslarda ve onları yetiştiren cemiyette midir, yoksa İslâmiyette mi? İslâmiyetin emrettiği namaz, yeni yağmış kar tabakasından daha lekesiz bir zemin üzerinde, manolya ağacının en yüksek noktasındaki çiçeklerden daha pâk uzuvlarla edilen ibadettir. Fakat îslâmiyete lâyık olmayan toplulukların şahıs ve cemiyet suçlarını İslâmiyetin kabahati diye gösteren küfür anlayışı, İslâmiyeti, müşahhas tatbikçilerin ferdî şartlarından tecrit ve tenzih edemez. Siz bize bir İslâm cemiyetini teslim edin de, biz de size bu asır insanını ebediyen teshir edecek namazın ve İslâmiyetin ne demek olduğunu gösterelim! Namaz, oturduğu yerde konser dinlemeye benzemez. Ve kulun Allah'ta yok olduğunun ilânı, secdeden gayrı hiçbir şekilde hakikatini bulamaz
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

Benzer Konular

  1. Kafir
    mopsy Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 13-01-2014, 11:12 AM
  2. Kafir ebedî cehennemi hak eder.
    meridyen2 Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 15-10-2010, 10:28 PM
  3. Kâfir çocukları Cennete girecek mi?
    Ahrariyye Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 5
    Son mesaj: 28-01-2010, 10:19 AM
  4. Namaz kılana kâfir denir mi?
    bziya Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 03-10-2009, 10:37 PM
  5. Hz. Ali ve Kafir...
    Cerrah Tarafından Dini Hikayeler Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 01-12-2006, 07:31 AM
Yukarı Çık