10. Sayfa, Toplam 12 BirinciBirinci ... 89101112 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 91 ile 100 Toplam: 118
  1. #91
    Acemi Üye
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Nerden
    İzmir
    Yaş
    37
    Mesaj
    248
    Rep Gücü
    9146
    .







    Şu istikbal-i inkılabat içinde en gür sâdâ İslam'ın sâdâsı olacaktır...







    .

  2. #92
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Şu sorulara cevap verin size kendi kitaplarında var olan kendi sözleri ile soru soruyorum;

    Karşıt görüşte bir yazarın kitabından değil bizatihi kendi kitabından alıntılar cilt no sayfa no varana kadar, ey NUR Cemaati alimleri size bu sorularım ve cevap istiyorum...

    Biraz düşünün ya MEKKELİ MÜŞRİKLERDEN ne farkınız kalıyo inandıkları şeylerin karşısına HAKKI söyleyen ALLAH C.C kelamı kitap getiren RESULE S.A.S ne Dediler 364 gün biz sizin tanrınıza ,1 günde sen bizim tanrılarımıza ibadet et deiler bir türlü HAKKI görmek istemediler, görselerde kabul etmediler inad ettiler, ben size diyorum ki ALLAH RIZA sı için biraz okuduğunuz kitabı iyi analiz edin yorumlarında ne öğretildiyse öyle değil, aklınızla düşünün...

    Bir tane ALLAH kelamı sözünüz yok gidip, gidip cevap verirken dahi SAİD' in kitaplarından cevap veriyosunuz...

    fikir önderiniz alim zattır, bu vech ile duasını diliyoruz.
    Şunu bi açıklasınıza bana detaylıca lütfen....

    1) RİSALEİ NUR denen kitaplar kutsal mıdır, değil midir?

    2) RİSALEİ NUR denen kitaplar kutsal ise Allah Kur’an’dan sonra bir başka ilahi kitap göndermiş olurki bu idda yeni bir din,yeni bir ilahi kitap ve yeni bir peygamber demek değil midir?

    3) RİSALEİ NUR denen kitaplar kutsal değildir deniyorsa öyleyse; Şualar, Birinci Şua, c. I, s. 833.de geçen “Resailin Nur dahi ne şarkın malûmatından, ulûmundan ve ne de garbın felsefe ve fünunundan gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nur değildir. Belki semavî olan Kur'an'ın, şark ve garbın fevkindeki yüksek mertebe-i arşîsinden iktibas edilmiştir.” Cümlesinin ne anlama geldiğini düşünüp Said Nursiye göre bu risalelerin arştan inen kitaplar olduğunu öğrenmeleri gerekmez mi?

    4) Said Nursi bilgi birikimini ölmüşlerden, rüyalarından ve vehimlerinden mi edinmiştir?

    5) Said Nursi bilgi birikimini ölmüşlerden, rüyalarından ve vehimlerinden edinmişse Kur’an’a göre böyle bir bilginin gerçekliği, güvenilirliği ve sahihliği ne ölçüde doğrudur?

    6) Said Nursi bilgi birikimini ölmüşlerden, rüyalarından ve vehimlerinden değil de alimlerden edinmişse ( bunlar kim ve eğitimi kaç yıl sürmüştür?) öyleyse; Emirdağ Lahikası, c. II, s. 1 1768. de geçen “Yeni Said'in hususî üstadı olan İmamı Rabbanî, Gavsı Azam ve İmamı Gazalî, Zeynelâbidîn (R.A.) hususan Cevşenül Kebir münacatını bu iki imamdan ders almışım ve Hazreti Hüseyin ve İmamı Ali'den (Kerremallahü Vechehu) aldığım ders, otuz seneden beri, hususan Cevşenül Kebir'le daima onlara manevî irtibatımda, geçmiş hakikatı ve şimdiki Risale-i Nur'dan bize gelen meşrebi almışım.” sözüyle Said Nursi kendini kutsallaştırma çabalarına mı girmiştir?

    7) Said Nursi; ne olursa olsun her zaman her şeyi bilen birisi midir?

    8) Said Nursi; ne olursa olsun her zaman her şeyi bilen birisi ise: Her zaman her şeyi bilen sadece Allah değil midir? Böyle bir inanç şirk, küfür değimlidir?
    9) Said Nursi; ne olursa olsun her zaman her şeyi bilen birisi değilse; Bediuzzaman Said Nursî, Tarihçe-i Hayat, c. II, s. 2123-2124 de geçen “Rüyasında Peygamberimizden ilim istemiş, o da ümmetine soru sormamak şartıyla ona Kur’ân ilminin öğretileceğini müjdelemiş, bu sebeple daha çocukken asrın bilgini olarak tanınmış ve kimseye soru sormamış, ama sorulan bütün sorulara mutlaka cevap vermiştir” cümlesi Said nursinin her zaman her şeyi bildiğini anlatmıyor mu?
    10) Said Nursi’nin ilim hayatını üç ayda tamamladığı, sorulan her soruya, tereddütsüz ve derhal cevap verdiği ve bu özelliğin ona rüyasında Peygamberimiz tarafından verildiği iddiası, isbatı olmayan büyük bir yalan mı yoksa onu kutsallaştırma çabası mıdır?
    11) Said Nursi Peygamberlik iddasında bulunmuş mudur? Kur’an’da Hz.Muhammed’e açıklanmadığı halde Said Nursi’ye açıklanmış gizli gerçekler var mıdır? Risalei Nur; Kur’an’nın gizli gerçeklerinin arştan inen kesin delili midir?
    12) Bu sorulara cevabınız evet ise Said Nursi yeni bir peygamber, Risaleler ise yeni bir ilahi kitap, Kur’an sırlarla dolu açıklanmamış gizli bir kitap, Hz.Muhammed ise Kur’an’ın sırlarından habersiz veya haberi varsa bunları ümmetten saklamış bir peygamber olur ki böyle bir iddia küfür olmaz mı?
    13) Bu sorulara cevabınız hayır ise öyleyse; Şualar, Birinci Şua, Yirmi dördüncü Ayet ve Ayetler, Üçüncü Nokta, c. I, s. 842. de geçen “Kur’an’ın gizli hakikatleri Risale-i Nur ile birlikte bize iniyor!! Tenzil’ül-Kitab cümlesinin sarih bir manası asrı saadette vahiy suretiyle Kitab-ı Mübîn'in nüzulü olduğu gibi, manayı işarîsiyle de, her asırda o Kitabı Mübin'in mertebe-i arşiyesinden ve mu'cize-i maneviyesinden feyz ve ilham tarîkıyla onun gizli hakikatları ve hakikatlarının bürhanları iniyor, nüzul ediyor...” sözü büyük bir hayal mi yoksa Said nursiyi ve Risaleleri kutsallaştırma çabaları mıdır?
    14) Risale Nurlar; Kuranı tasdik eden,tefsir eden,( varsa) sırlarını açıklayan ilahi bir kitap mıdır? Veya Risale Nurlar; Kur’ân’daki âyetlerin âyetleri midir?
    15) Bu soruya cevabınız evet ise Kuranın son ilahi kitap olduğunu ret etmiş olmaz mısınız?
    16) Bu soruya cevabınız hayır ise öyleyse; Şualar, Birinci Şua, Yirmi ikinci Ayet ve Ayetler, c. I, s. 841 de geçen “Resail’in-Nur denilen otuz üç aded Söz ve otuz üç aded Mektub ve otuz bir aded Lem'alar, bu zamanda, Kitabı Mübin'deki âyetlerin âyetleridir. Yani, hakaikının alâmetleridir ve hak ve hakikat olduğunun bürhanlarıdır. Ve o âyetlerdeki hakaiki imaniyenin gayet kuvvetli hüccetleridir”. Sözüyle ve yukarda geçen sözleriyle Said Nursi, Allah’ın “Vay o kimselere ki, kendi elleriyle kitap yazarlar, sonra “bu Allah katındandır” derler. Hedefleri, onun karşılığında bir şeyler almaktır. Vay o ellerinin yazdığından dolayı onlara! Vay o kazandıklarından dolayı onlara!.” (Bakara 2/79) ayetinin muhatabı olmuş olmaz mı?
    17) Said Nursî; Hz. Ali’ye Sekine adında bir kitap indiğini, geçmiş ve gelecek bütün ilim ve sırların o kitapta olduğunu ve orada Risale-i Nurlara işaret edildiğini iddia etmiş midir?
    18) Cevabınız evet ise; Said Nursi, Hz. Ali’nin yeni bir peygamber hatta bütün gaybı bilen ( ki bu sadece Allaha ait bir özelliktir) bir insan olduğunu kabul etmiş olmaz mı? Böyle bir inanç Kur’ana göre küfür değil midir?
    19) Cevabınız hayır ise ; Sikke-i Tasdik-i Gaybî, Onsekizinci Lem’a, c. II, s. 2079; de geçen : “Hazreti Cebrail'in, Âlâ Nebiyyina (a.s.m.) huzuru Nebevide getirip Hz. Ali'ye Sekine namıyla bir sayfada yazılı İsmi Âzam, Hz. Ali'nin (r.a.) kucağına düşmüş. Hz. Ali diyor: "Ben Cebrail'in şahsını yalnız alâim’üs-sema suretinde gördüm. Sesini işittim, sayfayı aldım, bu isimleri içinde buldum" diyerek bu Ismi Âzamdan bahs ile bazı hadisatı zikirden sonra tahdis-i nimet suretinde diyor ki: "Evveli dünyadan kıyamete kadar ulum-u esrar-ı mühimme bize meşhud derecesinde inkişaf etmiş, kim ne isterse sorsun, sözümüze şüphe edenler zelil olur." Sözüyle İslam dininin berraklığı bulandırılıp akıllara şianın sapık ve şirk kokan fikirleri mi sokulmak isteniyor?
    20) Risalei Nur kusursuz, eksiksiz, izaha ihtiyacı olmayan ve mükemmel bir kitap mıdır?
    21) Cevabınız evet ise Kur’an dışında kusursuz, tam ve mükemmel bir kitap olabilir mi? Bu iddia insan eliyle yazılmış bir kitap için aşırı gitmek değil midir?
    22) Cevabınız hayır ise Barla Lâhikası, Yirmi Yedinci Mektub ve Zeyilleri, c. II, 1415. de geçen “Mübarek Sözler şübhesiz Kitabı Mübin'in nurlu lemeâtıdır. İçinde izaha muhtaç yerler eksik olmamakla beraber küll halinde kusursuz ve noksansızdır”. Sözüyle delilsiz bir şekilde risaleler kutsallaştırılmış mıdır?
    23) Bu devirde; “Urvet-ül vüska”, yani çok sağlam, kopmaz bir zincir ve bir “hablullah” yani Allah’ın ipi olan kitap Kuran mıdır yoksa Risalei Nur mudur?
    24) Bu soruya cevabınız evet Risaledir diyorsanız Bakara 2/256; Ali İmrân 3/103. ayetlerinin hükmü kaldırıldı da bizim mi haberimiz olmadı?
    25) Cevabınız hayır ise Şualar, On Birinci Şua, Onbirinci Meselenin haşiyesinin bir lahikasıdır, c. I, s. 985.de geçen “Risale-i Nur bu asırda, bu tarihte bir “urvet-ül vüska”dır. Yani çok sağlam, kopmaz bir zincir ve bir “hablullah” yani Allah’ın ipidir.” Sözü insanları Risalelere mahkum edebilmek için söylenmiş bir söz müdür?
    26) Müslümanların şeriat, dua, ve ibadet kitabı Kuran mıdır, yoksa Risaleler midir?
    27) Cevabınız Risaleler ise Kuran dışında başka bir ilahi kitap olduğunu iddia etmiş olmaz mısınız?
    28) Cevabınız hayır ise ; Emirdağ Lahikası I, c. II, s. 1719. de geçen “Risale-i Nur'un menşur-u hakikatında tam tecelli ettiğinden, hem bir kitab-ı şeriat, hem bir kitab-ı dua, hem bir kitab-ı hikmet, hem bir kitab-ı ubudiyet, hem bir kitab-ı emr-ü davet, hem bir kitab-ı zikir, hem bir kitab-ı fikir, hem bir kitab-ı hakikat, hem bir kitab-ı tasavvuf, hem bir kitab-ı mantık, hem bir kitab-ı İlmi Kelâm, hem bir kitab-ı İlmi İlahiyat, hem bir kitabı teşviki san'at, hem bir kitabı belâgat, hem bir kitabı isbat-ı vahdaniyet; muarızlarına bir kitab-ı ilzam ve iskâttır”. Cümlesi Said Nursiye göre Kuran gibi Risalelerinde kutsal olduğunu göstermez mi?
    29) Risalelerdeki bazı bölümler, Said Nursiye Allah tarafından; haberi olmadan, zorla mı yazdırılmıştır?
    30) Cevabınız evet ise böyle bir iddiayı hangi akla ve mantığa göre ileri sürmektesiniz?
    31) Cevabınız hayır ise; Kastamonu Lahikası, Yirmi Yedinci Mektup, c. II, s. 1589; ve Sikke-i Tasdik-i Gaybî, Sözler Yayınevi İstanbul 1991, s. 33. de geçen “Aynen bu ehemmiyetli hikmet içindir ki, bâzı def'a haberim olmadan, ihtiyarım ve rızam olmadığı halde, ince hakaik-ı îmaniye ve kuvvetli hüccetler, müteaddit risalelerde tekrar edilmiş. Ben çok hayret ediyordum: Neden bunlar bana unutturulmuş, tekrar yazdırılmış? Sonra kat'î bir surette bildim ki: Herkes bu zamanda Risale-i Nura muhtaçtır, fakat umumunu elde edemez; etse de tam okuyamaz; fakat küçük bir Risale-’in-Nur hükmüne geçmiş bir risale-i câmiayı elde edebilir ve ekser vakitlerde muhtaç olduğu mes'eleleri ondan okuyabilir. Ve gıda gibi, her zaman ihtiyaç tekerrür ettiği gibi o da mütalâasını tekrar eder.” Sözüyle Said Nursi kendisine Allah tarafından bir şeyler yazdırıldığını dolayısıyla Allahın seçilmiş kulu olduğunu mu iddiaya çalışmaktadır?
    32) Bu devirde Müslümanlar Kurana mı yoksa Risalelere mi muhtaçtır? Müslümanların tekrar tekrar okuması gereken kitap Kuran mı yoksa Risaleler mi?
    33) Cevabınız Risaleler ise Kuranın tarihte kaldığını veya yeteri kadar insanlığın sorunlarına cevap veremediğini iddia etmiş olmaz mısınız?
    34) Cevabınız Kuran ise ; Kastamonu Lahikası, Yirmi Yedinci Mektup, c. II, s. 1589; ve Sikke-i Tasdik-i Gaybî, Sözler Yayınevi İstanbul 1991, s. 33. de geçen “Sonra kat'î bir surette bildim ki: Herkes bu zamanda Risale-i Nura muhtaçtır, fakat umumunu elde edemez; etse de tam okuyamaz; fakat küçük bir Risale-’in-Nur hükmüne geçmiş bir risale-i câmiayı elde edebilir ve ekser vakitlerde muhtaç olduğu mes'eleleri ondan okuyabilir. Ve gıda gibi, her zaman ihtiyaç tekerrür ettiği gibi o da mütalâasını tekrar eder.” Sözleriyle Said Nursi yazdığı kitaplarını kutsallaştırıp Kuranın önüne geçirmeye mi çalışmaktadır?
    Konu Ammar tarafından (21-12-2009 Saat 10:23 AM ) değiştirilmiştir.

  3. #93
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Alıntı M ü e l l i f...´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Evliyaullahı kabul etmiyen, bu toprakları " darul harb" ilan eden, dolayısıyla bu memlekette "cuma" namazını ibadetten saymayan bir guruhun, veli ağzı ile konusan birisini anlaması mümkün değil. Onların; " hawfullah" ve "mehafetullah" da dair beyanları bizce mutabar değildir.
    Şimdi senin şu ith***** cevap vereyim sen İSLAM' ı bilmiyorsun, İSLAM' ı sana yeniden öğretip sonra tartışmak lazım...

    Şimdi oturduğum muhitte 3 tane camii var..

    1. si MAHMUT EFENDİCİ imam RABITA YAPIYOR

    2. si Bana KUR-AN ayretini çarpıtıyor, gerçeği yüzüne vurunca da, konuyu saptırıyor.

    3. zaten birşey demiyorum, bizatihi Cuma Hutbelerini dinledim...

    Şimdi ALLAH C.C Rızası için kıldığım namazımı bu ŞİRK ehlini vekil kılıp ALLAH C.C' un kabul etmesini mi umacağım..

    Arapca türkçe KUR-AN okuyan bir adam bana TAĞUT un tanımını PUT olarak yorumluyor,

    Sakın Hocam TAĞUT insanı ALLAH C.C a ibadetten men eden herşey olmasın deyincede, evet diyor öyledir,

    EE... ALLAH C.C ne diyor hocam ;

    Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım" (ZARİYAT 56) deyince de

    Sistemi değiştirmeye kalkışmayacaz diyor,

    Ve bende bu adamı kendime vekil kılıp CUMA namazını geçtik bir vakit namaz mı kılacam ardında...

  4. #94
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Tevhid ve Çeşitleri


    Allah (c.c) insanları ve cinleri yalnız kendisine ibadet etsinler diye yaratmış ve kendisine hiçbir şeyi ortak koşmamalarını emretmiştir.

    Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

    "Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım." (Zariyat: 51/56)

    İbadet, Tevhid'in ta kendisidir. Çünkü rasullerle ümmetleri arasındaki çekişme hep bu noktada olmuştur.

    Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

    "Andolsun ki biz her kavme "Allah'a ibadet edin ve Tağuttan sakının" diye (emretmeleri için) bir rasul gönderdik." (Nahl: 16/36)

    Tevhid'in Çeşitleri:

    1 - Rububiyyet Tevhidi

    2 - Uluhiyyet Tevhidi

    3 - İsim ve sıfat Tevhidi

    Şimdi Tevhid'in bu üç türünü ele alıp sırasıyla inceleyelim:


    1 - Rububiyyet Tevhidi

    Yüce Allah'ın rabb olması, yaratması, yetiştirmesi ve imkan vermesi bakımından tekliğidir.

    Rasulullah (s.a.v) dönemindeki müşrikler tevhidin bu türünü kabul ediyorlar, bunu inkara kalkışmıyorlardı. Fakat tevhidin bu çeşidini kabul etmeleri, onların İslam'a girmeleri için yeterli değildi. İşte bu yüzden Rasulullah (s.a.v), döneminin müşrikleriyle savaşmış, onların canlarını ve mallarını helal kabul etmiştir. Müşriklerin mal ve can güvenlikleri söz konusu olmadığından mü'minler, bu durumdaki müşriklerin malı ve canı konusunda bu ölçüler çerçevesinde hareket edebilirler.

    Tevhidin bu türü, Allah'ı fiillerinde birlemektir.

    Bunun delili yüce Allah'ın şu ayetleridir:

    "De ki: "Size gökten ve yerden rızık veren kimdir? Ya da kulak ve gözlere sahip bulunan kimdir? Ölüden diriyi çıkaran ve diriden ölüyü çıkaran, her türlü işi düzene koyan kimdir? "Allah'tır" diyecekler. "Öyle ise (ona karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?" de." (Yunus: 10/31)

    "(Ey Muhammedi) De ki: "Eğer biliyorsanız söyleyin bakalım yeryüzü ve onda bulunanlar kimindir? "Allah'ındır" diyecekler. "Öyleyse hiç düşünmez misiniz?" de. "Yedi kat göklerin Rabbi ve yüce Arş'ın Rabbi kimdir?" diye sor. "Allah'tır", diyecekler. "Şu halde siz Allah'tan korkmaz mısınız?" de. "Eğer biliyorsanız söyleyin, her şeyin mülkiyet ve yönetimi elinde olan, her şeyi koruyup kollayan, fakat kendisi korunmayan (buna muhtaç olmayan) kimdir?" diye sor. "Bunların hepsi Allah'ındır", diye cevap verecekler. "Öyleyse nasıl aldanıyorsunuz?" de. (Müminun: 23/84-89)

    Kur'an'ı Kerim'de, bu konuya ilişkin ayetler sayılamayacak kadar çoktur. Bunların tümünü hatırlatmaya bile gerek yoktur...

    2 - Uluhiyyet Tevhidi


    Bu Tevhid, kulların yaptıkları fiillerde yüce Allah'ı tek olarak tanıma, bilme ve inanmaları anlamındaki tevhiddir.

    Allah'ı ibadete layık yegane ilah olarak tanırken, başkasını asla ona ortak koşmamaktır.

    Yani sadece ve sadece Allah'a dua edip, yalnızca O'na yalvarmak, yalnızca O'nun için adak adamak, O'nun adına kurban kesmek, O'ndan umutvar olup beklemek, O'ndan korkmak, hep O'na tevekkülle dayanıp güvenmek, rağbette, korkuda ve yönelmede yalnız Allah'ı tanımak vb. amellerdir.

    İbadetin aslı: Yaptığını sırf Allah için, ihlas, samimiyet ve içtenlikle yapmak, başkalarını aradan çıkarmaktır. Yalnızca Rasulullah'a tabi olup başka kimselere tabi olmayı reddetmektir.

    Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

    "Şüphesiz mescidler yalnız Allah'ındır. O halde Allah ile birlikte hiçbir kimseye dua (ibadet) etmeyin." (Cin: 72/18)

    "Senden önce hiçbir rasül göndermedik ki ona "Benden başka ibadete layık ilah yoktur; şu halde yalnız bana kulluk edin" diye vahyetmiş olmayalım." (Enbiya: 21/25)

    "Keza, hak yalnız Allah'tır. O'nun dışında tapmakta olduklarıysa batıldır. Doğrusu Allah, yücedir, büyüktür." (Hac: 22/62)

    "Rasul size neyi verdiyse onu alın, neyi de yasak ettiyse ondan da sakının." (Haşr: 59/7)

    "De ki: 'Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah muhakkak ki Gafur'dur, Rahim'dir." (Al-i İmran: 3/31)

    3 - İsim Ve Sıfat Tevhidi


    İsim Ve Sıfat Tevhidi: Allah'ı zatında, isim ve sıfatlarında bir olarak tanımaktır.

    Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

    "De ki o Allah bir tektir. Allah Samed'dir (hiç bir şeye muhtaç değildir fakat her şey ona muhtaçtır). O, doğurmamış ve doğurulmamıştır. Hiç bir şey O'na eş (ya da denk) değildir." (İhlas: 112/1-4)

    "En güzel isimler (El-Esmau'l-Hüsna) Allah'ındır. O halde O'na güzel isimlerle dua edin. Onun isimleri hakkında eğri yola (ilhâda) sapanları bırakın. Onlar, yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir." (Araf: 7/180)

    "O'nun benzeri hiç bir şey yoktur. Muhakkak ki O işitendir, görendir." (Şura: 42/11)



    Şirk ve Türleri


    Büyük şirk: (İnsanı İslam dininden çıkarır)

    Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

    "Allah kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa büsbütün sapıtmıştır." (Nisa: 4/116)

    "Kim Allah'a şirk koşarsa muhakkak ki, Allah ona cenneti haram eder, varacağı yer ateştir. Zulmedenlerin yardımcıları yoktur." (Maide: 5/72)



    Büyük şirk dört çeşittir. Bunlar:



    a - Duada şirk:

    Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

    "Gemiye bindikleri zaman, dini yalnızca Allah'a halis kılarak O'na yalvarırlar. Fakat Allah onları salimen karaya çıkarınca ona hemen eş koşarlar." (Ankebut: 29/65)



    b - Niyet ve istemede şirk:

    Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

    "Dünya hayatını ve güzelliklerini isteyenlere orada işlediklerinin karşılığını eksikliğe uğratılmadan veririz. İşte ahirette onlara ateşten başka bir şey yoktur. Orada yapmakta oldukları boşa gitmiştir. Zaten yapmakta oldukları da batıldır." (Hud: 11/15-16)



    c - İtaatte şirk:

    Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

    "(Yahudiler) Allah'ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını; hırıstiyanlar da) rahiplerini ve Meryemoğlu Mesihi (İsa'yı) rabler edindiler. Oysa tek ilahtan başkasına ibadet etmemekle emrolunmuşlardı. O'ndan başka ibadete layık ilah yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden münezzehtir." (Tevbe: 9/31)

    Bu ayetin tefsirinde herhangi bir şüphe yoktur. Halk her ne kadar bilginlerine ibadet etmese de, Allah'a isyan olabilecek şeylerde onlara itaat etmek suretiyle, bir bakıma onlara ibadet etmiş oluyorlar. Adiyy b. Hatem bunu, bilginlerine ibadet etme olarak anlayıp, şöyle demişti:

    "Biz onlara (bilginlere) ibadet etmiyoruz ki."

    İşte bu noktada Rasulullah (s.a.v) konuya açıklık getirerek, burada söz konusu ibadetin, Allah'ın emrine zıt olan konularda, bu kimselere itaat edilmesi olduğunu bildirmiştir.(Tirmizi Tefsir: 9, Taberi 14/210 (61631-61634) Rasulullah (s.a.v) "Allah'ı bırakıp da bilginlerini, rahiplerini rabler edindiler." (Tevbe: 9/31) ayetini okuyordu. Adiyy Rasulullah'a: "Onlar, onlara ibadet etmiyorlar ki" dedi. Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

    "Elbette öyle. Ancak bunlar Allah'ın helal kıldığını haram ve haram kıldığını da helal kılıyorlar, onlar da bunlara tabi oluyorlardı. İşte bu, onların onlara ibadetidir."

    Bu, şahitleriyle hasen olan bir hadistir. Suyuti Dürrül Mensur 3/230'da İbn Sa'd, Abd b. Humeyd, İbn Münzir, İbn Ebu Hatim, Taberani, Ebu'ş-Şeyh, İbn Merdüyeh ve Beyhaki'ye nisbet etmiştir.)



    d - Sevgide şirk:

    Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

    "İnsanlardan bazıları Allah'tan başka varlıkları O'na denk tutarlar, onları Allah'ı sevdikleri gibi severler." (Bakara: 2/165)



    2 - Küçük Şirk


    Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

    "İnsanlardan bazıları Allah'tan başka varlıkları O'na denk tutarlar, onları Allah'ı sevdikleri gibi severler." (Bakara: 2/165)

    Küçük şirk: Riyadır.

    Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

    "Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, salih amel işlesin ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak koşmasın." (Kehf: 18/110)

    Rasulullah (s.a.v) şöyle buyuruyor:

    "Bu ümmet içinde şirk, koyu karanlık bir gecede, siyah karıncaların, siyah taşlar üzerinde hareket etmesi gibi hareket eder."

    (Hadis bu lafzıyla zayıftır. Ancak başka şahitlerle sahihtir. Bunu Hakimu't-Tirmizi'nin Abdullah b. Abbas'tan şu lafızla yaptığı rivayetten öğreniyoruz: "Ümmetim içinde şirk, karanlık bir gecede kaya üzerindeki karıncanın hareketinden çok daha gizlidir.")

    Bunun keffareti ise Rasulullah (s.a.v)'in yapmış oldukları şu duayı yapmaktır:

    "Allah'ım! Herhangi bir şeyi şirk koşmaktan sana sığınırım. Bilmeden işlediğim günahtan dolayı da senden mağfiret dilerim."

    (Ahmet Müsned': 4/403 Taberani "Kebir" ve "Evsat", Ebu Ya'la, Mecmeu'z-zevaid: 10/223,224, Terğib ve't-Terhib:1/76, Elbani Sahihu'l-Cami: 3625)

    MÜ'MİNLERLE MÜŞRİKLER ARASINDAKİ FARKI BELİRLEYEN DÖRT FAKTÖR

    Bir ibadetin, ibadet adını alabilmesi için, mutlaka Tevhidle birlikte olması gerekir. Tevhidsiz ibadet olamaz.

    Nitekim bir namaza da namaz denilebilmesi için nasıl temizlik (abdestli olmak) aranıyor, maddi ve manevi temizlik isteniyorsa, ibadette de tevhid aranır. Kişinin şirke girmesiyle tevhid bozulur.Tıpkı abdesti bozulanın namazının olamayacağı gibi tevhidi bozulanın da ibadeti geçerli olmaz.

    Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

    "Allah'a ortak koşanlar kendilerinin kafirliğine bizzat kendileri şahitlik ederlerken, Allah'ın mescitlerini imar etme selahiyetleri yoktur. Çünkü onların bütün işleri boşa gitmiştir. Ve onlar ateşte ebedi kalacaklardır." (Tevbe: 9/17)

    Şirk insanın ebedi olarak cehennemde kalmasına sebep olur. Şirkten kurtulabilmenin yolu da, yüce Allah'ın, Kitabı Kur'an-ı Kerim'de zikrettiği şu dört kuralı bilmektir. Şimdi bu dört kuralı zikredelim:



    1 - Rasulullah (s.a.v)'in savaştığı kafirler, Rububiyet tevhidi açısından yüce Allah'ın varlığını kabul ediyorlardı. Allah'ın yaratıcı, rızık verici olduğuna, öldüren ve diriltenin O olduğuna, tüm varlıkların işlerini düzene koyduğuna şahitlik ediyor, bu noktada Allah'ın birliğini kabul ediyorlardı. Fakat bu inanış onları İslama sokmuyor ve müslüman olmaları için yeterli olmuyordu.

    Allah (cc) şöyle buyuruyor:

    "De ki: Size gökten ve yerden rızık veren kimdir? Ya da o kulak ve gözleri bahşeden, ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran kimdir? Yaratma işini düzene koyan kimdir?" "Allah'tır", diyecekler. De ki: O halde korkmuyor musunuz?" (Yunus: 10/31)



    2 - Rasulullah (s.a.v)'in savaştığı kafirler, taptıkları putların Allah katında kendilerine şafaat edeceklerine ve yardımcı olacaklarına inanıyorlardı.

    Müşrikler yaptıklarının şirk olmadığını iddia ederek şöyle diyorlar:

    "Biliyoruz ki fayda verecek olan sadece Allah'tır. Biz istediğimizi Allah'tan istiyoruz. Fakat bunlar Allah'a yakın kimselerdir. Biz onların vasıtasıyla Allah'a yaklaşıyoruz. Allah'ın rızasını kazanmak için onların şefaatine sığınıyoruz."

    Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

    "İyi bilinmelidir ki halis din Allah'ındır. Allah'tan başka veliler edinenler: "Biz bunlara sırf bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz" derler. Şüphesiz ki Allah, aralarında ayrılığa düştükleri şeyde hükmünü verecektir. Muhakkak ki Allah, yalancı ve kafir olan kimseyi hidayete erdirmez." (Zümer: 39/3)

    "Onlar Allah'ı bırakıp kendilerine fayda da, zarar da veremeyen şeylere taparlar ve: "Bunlar Allah katında şefaatçılarımızdır!" derler. De ki: "Göklerde ve yerde Allah'ın bilmediği birşeyi mi O'na haber veriyorsunuz?" Allah, onların koştukları ortaklardan beri ve yücedir." (Yunus: 10/18)



    3 - Allah (c.c) Rasulullah (s.a.v)'i yeryüzüne rasul olarak gönderdiği sırada, insanlar farklı farklı din ve inançlara sahiptiler. Bu nedenle muhtelif şekillerde ibadette bulunuyorlardı. İnsanlardan kimi meleklere ibadet ederken, kimileri de nebilere ve salih kimselere, kimisi de taşlara ve ağaçlara ibadet ediyorlardı. Rasulullah (s.a.v) bunlarla savaşırken birini ötekinden ayırmamış, farklı bir muamelede bulunmamıştır.

    Allah (c.c) şöyle buyuruyor :

    "Fitne (şirk) ortadan kalkıp din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın." (Enfal: 8/39)

    a - Güneşe ve aya ibadet edenler hakkında Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

    "Gece ile gündüz güneş ile ay O'nun ayetlerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin. Eğer yalnız Allah'a ibadet etmek istiyorsanız, bunları yaratana secde edin." (Fussilet: 41/37)

    b - Meleklere ibadet edenler hakkında Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

    "O gün, onların hepsini mahşere toplar, sonra meleklere: "Bunlar size mi ibadet ediyorlardı?" deriz. Melekler derler ki: Sen yücesin, bizim velimiz (koruyucumuz) onlar değil, Sensin. Hayır, onlar cinlere ibadet ediyorlardı. Çoğu onlara inanmıştı." (Sebe: 32/ 40-41)

    c - Rasullere ibadet edenler hakkında Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

    "Allah: "Ey Meryemoğlu İsa! İnsanlara, Allah'ı bırakıp beni ve annemi iki ilah edinin, diye sen mi söyledin?" dediğinde: "Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer öyle söylemişsem, Sen onu bilirsin. Sen bende olanı bilirsin, ama ben Sende olanı bilmem. Gerçekten, gaybleri bilen Sensin Sen. Ben onlara Senin bana emrettiklerinin dışında hiçbir şey söylemedim: "Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin" dedim. Aralarında kaldığım sürece onların üzerinde ben şahiddim. Benim hayatıma son verdiğinde üzerlerindeki gözetleyici Sendin. Sen her şeye şahidsin. Eğer onları azablandırırsan, şüphesiz onlar senin kullarındır, eğer bağışlarsan, şüphesiz Sen Azizsin, Hakimsin." (Maide: 5/116-118)

    d - Salih kimselere tapanlar hakkında Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

    "De ki: O'ndan başka ilah olduğunu sandığınız şeyleri çağırın. Onlar ne sizden sıkıntıyı kaldırabilirler ne de onu başka bir yana çevirebilirler. O yalvardıkları da Rabblerine yaklaşmak için vesile ararlar; O'nun rahmetini umar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı, cidden korkunçtur. (Böyle iken onlar, nasıl Allah ile kendileri arasında aracı olabilirler?)" (İsra: 17/56-57)

    e - Taş ve ağaçlara ibadet edenler hakkında Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

    "Gördünüz mü o Lat ve Uzza'yi ve üçüncü put olan Menat'ı? (Herhangi bir güçleri var mı?)" (Necm: 53/19-20)

    Ebu Vakıd El-Leysi şöyle diyor:

    "Rasulullah (s.a.s) ile birlikte Huneyn'e çıktık. Biz henüz küfürden yeni dönmüştük. Müşriklerin, dibinde gölgelenip, silahlarını da bunun dallarına astıkları bir ağaçları vardı. Buna "Zatı Envat" denilirdi. İşte biz de bu ağacın olduğu yere geldik. Burada Rasulullah (s.a.s)'e:

    "Bize müşriklerin bu zatı Envatları gibi bir yer tayin et (biz de burada gölgelenip silahlarımızı onun dalına asalım)" dedik. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

    "Allahu Ekber! Varlığım elinde olan Allah'a yemin ederim ki, şu sözünü ettiğiniz adetler tıpkı, İsrailoğullarının Musa (as)'a: "Ey Musa! Onların ilahları gibi, bize bir ilah yap!" demelerine benziyor. Musa: "Gerçekten siz cahil bir toplumsunuz. Şüphesiz bunların içinde oldukları din yıkılmıştır ve tapmakta oldukları da batıldır. Allah sizi alemlere üstün kılmışken, ben, size Allah'tan başka bir ilah mı arayayım?" dedi." (Araf: 7/138-140) (Ahmed: 5/218, Tirmizi, Fiten: 2181 Bu, şahitleriyle sahih olan bir hadistir.)



    4 - Rasulullah (s.a.v)'in savaştığı kafirler, şiddet ve sıkıntıya düşüp, başları sıkıştığında dinde samimi oluyorlar, ancak refaha çıktıklarındaysa tekrar Allah'a şirk koşuyorlardı. İşte bu konuda Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

    "Onlar, gemiye bindikleri (tehlikelerle yüz yüze kaldıkları) zaman, dini yalnızca O'na halis kılarak gönülden bağlanırlar, Allah onları (karaya çıkarıp) kurtarınca da, hemen O'na şirk koşarlar." (Ankebut: 29/65)

    Günümüz insanlarıysa, ister başları sıkışsın, ister bolluk ve huzurda olsun, her halükarda şirk içindedirler. Gerçi yine de en iyisini bilen Allah'tır.

    (Bunu, kabir ve türbelere karşı yapılan aşırılıklarda görebiliriz. Halk şirk ve sapıklıklarına, Allah'a daha çok yaklaştıracağına inandıkları için devam ediyorlar. Sapıklıkta öncülük eden bilginler ve bidat çığırtkanlarıysa, gerçekleri amacından saptırıyorlar. Bugün en büyük şirki; tevessül ve itaat konusunda görüyoruz. Bununla birlikte yalnızca Allah'a yaklaşmak için çalışan ve sadece Allah'a ibadeti esas kabul edenleri de sapık ilan ediyorlar. İbn Kayyım ne güzel söylemiş: "Allah'a kul olmak için yaratılmış oldukları halde bundan kaçınıyorlar. Nefse ve şeytana kul olmakta yarışıyorlar". Yine şöyle demiş: "Tevhidin ve imanın gereklerini yaptığımız için hasımlarımız bize kafir dedi.") (Muhakkik)



    bunlar sana anlamanda yardımcı olabilecek konular herhalde açıklık getirmiş olduk bu konuya inşaALLAH...
    Konu Ammar tarafından (21-12-2009 Saat 11:15 AM ) değiştirilmiştir.

  5. #95
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Alıntı çerkeş18´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Evliyalığı mürşitliği kabul etmeyenler.insanlara mürşitliğe evliyalığa soyunuyorlar.hayatında okumadığı eserlere laf atıyorlar.üstad ne diyor benim yolum haktır de ama yollar çoktur.kendi yolunun güzelliğini anlatmak yerine başka yollara laf atarak yükselmeye çalışıyor.

    Resûlullah bize bir çizgi çizdi, sonra onun sağına ve soluna çizgiler çekti/çizdi ve buyurdu ki:
    "Bu (ilk çizdiğim çizgi) Allah'ın yoludur, Bunlar da ayrı yollar olup her birinin üzerinde bir şeytan durmakta ve ona davet etmektedir" Sonra:
    "Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur Buna uyun (Başka) yollara uymayın Zira o yollar sizi Allah'ın yolundan ayırır" (En'âm 6/153) âyetini okudu (Dârimî, "Mukaddime", 23; Ahmed b Hanbel, I, 435, 465)

  6. #96
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573
    Arzı ve bütün nücum ve şümusu tesbih taneleri gibi kaldıracak ve çevirecek kuvvetli bir ele malik olmayan kimse, kainatta dava-yı halk ve iddiayı icad edemez. Zira herşey herşeyle bağlıdır.

    Mektubat
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  7. #97
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573
    Allah'ım! Onun, Senin katındaki sırrı ve Sana olan seyri hürmetine, beni korkularımdan emin kıl, hatalarımı gider, hüznümü ve hırsımı benden gider. Varlığın ve huzurunla beni müşerref kıl. Beni benden kurtarıp kendine al. Kendi varlığımı Sana feda etmekle beni rızıklandır. Beni nefsime meftun ve hissimle kör eyleme. Herbir gizli sırrı bana aç. Yâ Hayyu yâ Kayyûm, yâ Hayyu yâ Kayyûm, yâ Hayyu yâ Kayyûm! Bana, arkadaşlarıma ve ehl-i iman ve Kur'ân'a merhamet et. Âmin, ey merhametlilerin en merhametlisi ve kerem sahiplerinin en kerîmi olan Allah'ım!

    23.söz
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  8. #98
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573
    Aklı başında olan insan, ne dünya umurundan kazandığına mesrur ve ne de kaybettiği şeye mahzun olmaz. Zira dünya durmuyor, gidiyor. İnsan da beraber gidiyor. Sen de yolcusun. Bak, ihtiyarlık şafağı, kulakların üstünde tulû etmiştir. Başının yarısından fazlası beyaz kefene sarılmış. Vücudunda tavattun etmeye niyet eden hastalıklar, ölümün keşif kollarıdır. Maahaza, ebedî ömrün önündedir. O ömr-ü bâkide göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu fâni ömürde sa’y ve çalışmalarına bağlıdır. Senin o ömr-ü bâkiden hiç haberin yok. Ölüm sekeratı uyandırmadan evvel uyan!
    Mesnevi Nuriye, s. 111
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  9. #99
    Üyecik bogacsony - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Mesaj
    22
    Rep Gücü
    737
    Alıntı Serdengeçti´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Kelime-i şehadetin iki kelâmı birbirine şahittir. Birincisi ikincisine burhan-ı limmîdir; ikincisi birincisine burhan-ı innîdir.

    Hakikat çekirdekleri.

    Not : Bu cümleyi bilmeyen yada anlamıyan aladdin bey ve gibilerini bunu anlamaya ve ezberlemeye davet ediyorum.
    valla ben bişey anlamadım anlayan bi zahmet anlatsın... herhalde anlaşılmasın diye yazmışlar

  10. #100
    Üyecik bogacsony - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Mesaj
    22
    Rep Gücü
    737
    Alıntı sis_labirenti´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Daha önceden yapmış olduğum alıntıyı yorumsuz olarak buraya yapıştırıyorum:


    "Risale-i Nur girdigi her yeri kutsallastirmis, bu arada Isparta'ya mubareklik kazandirmistir....Risale-i Nur Isparta'ya butun illerin uzerinde bir dindarlik meziyeti kazandirmistir."


    "Risale-i Nur" kendisine Tanri'nin istegi uzerine dolaysiz olarak indirilmistir.
    "Bediuzzaman cevap veriyor , 1960" adli yazida : "Risale-i Nur , Said-i Nursi'ye Allah tarafindan verilmistir" denmektedir.
    buna YUH demekten başka bir şey gelmiyor dilimden.
    Konu RABİA tarafından (13-01-2010 Saat 07:18 PM ) değiştirilmiştir. Sebep: büyük harf

Benzer Konular

  1. Risâle fî Mâhiyyeti'l-Adl
    mopsy Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 30-07-2010, 07:49 AM
  2. Risale-i Nur'un Dil Özellikleri
    RABİA Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 7
    Son mesaj: 29-10-2009, 12:08 PM
  3. Risale-i Nur 1.2.3.4.5.6.7.8.9.Söz
    oylesine_07 Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 11
    Son mesaj: 05-10-2009, 06:46 PM
  4. ünlü matematikçilerden vecizeler
    dogangunes Tarafından Matematik Forum'u Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 13-07-2007, 03:09 AM
  5. Risale-i Nur Dersleri
    nurdersi Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 06-03-2007, 06:15 PM
Yukarı Çık