Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 Toplam: 5

Çocuklarda din duygusunun gelişimi

Din ve İnanç Kategorisinde ve Dini Sohbet Forumunda Bulunan Çocuklarda din duygusunun gelişimi Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Çocuklarda din duygusunun gelişimi Ali Çankırılı DİN BİLGİSİ soyut kavramlarla açıklanabildiği için akademik zekâdan çok duygusal zeka ile kavranmaktadır. Embriyoloji ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573

    Çocuklarda din duygusunun gelişimi

    Çocuklarda din duygusunun gelişimi
    Ali Çankırılı


    DİN BİLGİSİ soyut kavramlarla açıklanabildiği için akademik zekâdan çok duygusal zeka ile kavranmaktadır. Embriyoloji alanında yapılan son araştırmalar, duygusal zekânın ana rahminde gelişmeye başladığını göstermektedir. Bilgisayar destekli gelişmiş elektronik araçlarla ana rahmindeki fetus (cenin) üzerinde yapılan araştırmalar, ana rahmindeki bebeğin, annenin moral ve ruhsal durumunu algıladığını ve bundan etkilendiğini ortaya koymuştur.

    Yeni evlenmiş, birbirini seven, sağlıklı ve mutlu bir çift düşünelim. Genç anne adayı hamile olduğunu öğrendiği gün bunu mutluluk ve sevinçle karşılayacak, doğacak bebeği için güzel hayaller kuracak, bundan ruhsal bir haz alacaktır. Annenin sevinci ve ruhsal hazzı, cenin tarafından hissedilecek; bu da duygusal gelişimini olumlu yönden etkileyecektir.

    Daha ana rahminde iken annenin moral ve ruhsal durumundan etkilenen bir bebeğin, doğduktan sonra etkilenmemesi düşünülemez. Annenin ve babanın bebeği kucağına alması, sevmesi, hayır duada bulunması, ilim sahibi biri tarafından kulağına ezan okunması, isim verilmesi, kurban kesilmesi, sadaka dağıtılması, evde bir sevinç atmosferi oluşması bebek tarafından mutlaka algılanacaktır.

    Güven duygusunun önemi

    Ana rahmini terk eden yeni doğmuş bir bebek, “anneden ayrılma anksiyetesi” dediğimiz yeni hayata adapte olamama sıkıntısı yaşar. Ana rahmindeki o mutlu ve lüks hayat bitmiş; yeni ve alışık olmadığı bir hayata adım atmıştır. İçinde yüzdüğü ve darbelerden korunduğu o ılık sıvının yerini, şimdi kuru bezler almıştır. Acıkmakta, altı kirlenmekte, sesten, ışıktan, soğuktan ve sıcaktan rahatsız olmaktadır. Ağlamaktan başka elinden bir şey gelmez.

    Ancak ne zaman ağlasa ve korku ile titrese, kendisini saran şefkâtli kollar, yanağına öpücük konduran sevgi dolu dudaklar olduğunu hissetmeye başlar. Acıktığında süt veren memeler, altı kirlendiğinde temizleyen eller vardır. Bu yabancı dünyada yalnız ve sahipsiz değildir. Onu koruyan, ihtiyaçlarını yerine getiren, seven, değer veren biri vardır. Bunu hissettikçe korkunun yerini güven duygusu almaya başlar. Annesinin şefkâtli kollarında kendisini güvende hisseder; gülücükler dağıtarak ve kuş diliyle cıvıldayarak mutluluğunu dile getirir.

    Araştırmalar, doğumdan sonra çeşitli sebeplerle anneden ayrı kalan çocuklarda güven duygusunun gelişmediğini; annenin yerini alacak bir kadın bulunamadığı zaman çocukta ruhsal çöküntü başladığını göstermektedir. Çocuk esirgeme kurumunda çok iyi bakılıp beslense dahi, duygusal ve sosyal gelişimi yaşıtlarına göre geri kalmaktadır. Bu sebeple ilk üç yıl anne-çocuk beraberliği çok önemlidir. İlk üç yılını anne sevgisinden ve şefkatinden yoksun geçiren bir çocukta güven duygusu gelişmediğinden, kendisine gösterilen sevgiye karşılık veremez. Duygusal yönden geri kalmış bir çocuğa “Allah çocukları çok sever,” demeniz bir anlam ifade etmez.

    Baba ve Allah inancı

    Güven duygusunun gelişmesinde babanın rolü de çok önemlidir. Güçlü biri tarafından korunduğunu bilmesi çocuğun korkularını azaltır. Her çocukta babanın gücünü abartma eğilimi vardır. Bu güce sığınarak kendini güvende hisseder. Baba şefkâtinden ve korumasından mahrum büyümüş bir çocuğa, “Allah çocukları her türlü tehlikelerden korur,” demeniz fazla bir anlam taşımaz.

    Çocuklar, okul öncesinde babalarını dünyanın en güçlü, en bilgili ve en maharetli insanı olarak tasavvur ederler. Her çocuk babasının gücü ile övünür. “Benim babam senin babanı döver,” derken çok samimidir. Bunu söylerken bir anlamda “Beni her türlü tehlikelere karşı koruyan bir babam var. Babam varken kimse bana zarar veremez” demek istemektedir.

    Anne çocuğuna Allah’ın dünyayı ve insanları yarattığını, her şeyi bildiğini ve her şeye gücü yettiğini anlatırken çocuk sorar: “Anne Allah babamdan daha mı güçlüdür?” Anne cevap verir: “Evet çocuğum, Allah babandan daha güçlüdür. Allah’tan daha güçlü bir şey yoktur. Dünyayı, üzerindeki bütün canlıları, güneşi, yıldızları yaratan Allah’tan daha güçlü kimse yoktur.”

    Çocuk babanın her şeyi bilmediğini ve her şeye gücü yetmediğini anlamaya başladığı zaman “babanın gücüne sığınma” ihtiyacı “Allah’ın gücüne sığınma” ihtiyacı ile yer değiştirecektir.

    Baba ve Allah korkusu

    Baskıcı ve katı kuralcı ailelerde, baba korkusu ile büyümüş çocuklarda Allah sevgisinin gelişmediği görülmektedir. Çocuk nazarında baba ve Allah, otoriteyi temsil eden, kural koyan, terbiye eden ve cezalandıran birer güçtür. Babayı sevmeyen, ancak ondan korkan bir çocukta, Allah inancı sevgiye değil korkuya dayalı olacaktır. Bu yüzden anneler çocuğu terbiye etmek için baba ve Allah’la (cehennemle) korkutmamalı.

    Çevirisini yaptığım Çocuğu Kötü Eğitmenin Yolları—Yengeç Kitap isimli bir eğitim klasiğinde Salzmann “Çocukları Dinsiz Yapmanın Yolları” başlığı altında çocuklarını korku ile eğiten bir anneyi anlatırken şöyle der:

    “Çocuklarına söz geçiremeyen aciz bir anne tanımıştım. Bu kadın, zorda kalınca, çocuklarını üç şeyle korkuturdu: Baba, öcü ve Allah.

    Çocuklar oynarken gürültü yapıp söz dinlemediği zaman hemen birinci silahını kullanırdı: “Akşam babanız gelsin, siz görürsünüz! Temiz bir dayak yiyin de aklınız başınıza gelsin.”

    Küçük çocuk yatağa gitmekte zorluk mu gösteriyor? Hemen ikinci silah devreye girerdi: “Çabuk yatağına, yoksa öcüler gelir seni yer!”

    Annelerine itiraz mı ettiler, kazara ağızlarından kötü bir söz mü çıktı? Üçüncü silahı hazırdı: “Allah, annelerine karşı gelen ve kötü söz söyleyen çocukları cehenneminde yakar!”

    Sonunda ne oldu biliyor musunuz? Çocuklar Allah’tan, babadan ve öcüden aynı derecede nefret eder oldular.”

    Allah korkusu

    sevgiye dayalı olmalı


    Yanlış bir davranışta bulunan çocuklar, sadece anne babadan ceza alacağı için korkmaz. Anne baba tarafından sevilen ve değer verilen bir çocuk yanlış yaptığı zaman onların sevgisini ve güvenini kaybetmekten korkar. Bu korku ile yanlış yapmamaya çalışır. İşte Allah korkusu da böyle sevgiye dayalı bir korku olmalıdır. Allah’ın bütün yaratıklara karşı şefkatli olduğu (Rahim ve Rahman), özellikle küçük çocukları çok sevdiği anlatılırsa; çocuk Allah’ın cehenneminden korktuğu için değil, sevgisini kaybetmemek için kötü şeyler yapmamaya çalışacaktır.

    Bir anne çocuğuna, “Allah çocukları çok sever,” dediğinde çocuk sordu:

    —“Yaramazlık yaptığım zaman da mı?”

    Anne soruya soru ile cevap verdi:

    —“Sen bir yaramazlık yaptığın zaman hoşuma gitmiyor, üzülüyorum, ama yine de seni seviyorum değil mi?”

    —“Evet.”

    —“İşte Allah yaramazlık da yapsalar çocukları sever. Sözümü dinlemeyip yaramazlık yaptığın ve beni üzdüğün zaman gönlümü almak için ne yapıyorsun?”

    —“Özür diliyorum.”

    —“Ben de seni affediyorum, değil mi?”

    —“Evet.”

    —“Allah’ın hoşuna gitmeyecek bir şey yaptığın zaman “Özür dilerim Allah’ım, beni affet” diye dua edersen Allah da affeder. Allah özür dileyen çocukları daha çok sever.”

    Çoğu anne baba kıskançlık, haset, kin ve öfke gibi duyguların kötü duygular olduğunu, Allah’ın bu duyguları taşıyanları sevmediğini söyleyerek çocukların kendilerini suçlu ve günahkâr hissetmelerine yol açmaktadır. Bu duyguların Allah tarafından bizi sınamak için verildiğini, onlarla baş ettiğimiz ve kontrol altına aldığımız zaman meleklerin bize sevap yazdığını anlatmalıyız. Böylece hem bu duyguların varlığını kabûl ettiğimizi hem de onlarla nasıl baş edeceğimizi öğretmiş oluruz.

    Tabiatla dost olan kendiyle dost olur

    İnancımıza göre topraktan geldiğimiz için topraktan ne kadar uzaklaşırsak kendimize o kadar yabancılaşırız. Büyük şehirlerde, çok katlı apartmanlarda, dört duvar arasında sıkışıp kalmış, ayağı toprağa basmayan, bahçelerde ve kırlarda yalınayak koşturmayan, sokakta arkadaşlarıyla oynamayan çocuklar duygusal ve sosyal yönden gelişemez; soluk benizli, sinirli ve geçimsiz olurlar.

    Toprak ve su hayat demektir. Bu yüzden çocuklar toprakla ve suyla oynamayı çok sever. Bazı anneler üst başları kirlenecek endişesi ile çocukların toprakla oynamalarına izin vermezler. Kimi anneler de çocukların sokağa çıkmasına izin verirken üst başlarını kirletmemelerini, çamurlu sulara basmamalarını sıkı sıkıya tembih ederler. Yağmur yağarken bazı annelerin balkondan veya pencereden çocuklarına “Çabuk eve gir, ıslanacaksın!” diye bağırdıklarını duyarız. Yağmurla ıslanan toprağın kokusunu acaba kaç çocuk hissetmiş ve içine çekmiştir? Yağmurdan sonra toprağın yüzüne çıkan solucanları izlemek çocukları çok heyecanlandırır.

    Araştırmalar çocuklara hayvan korkusunun (zoophobia) özellikle anneler tarafından aşılandığını göstermektedir. Çocuk sokakta gördüğü minik bir kedi veya köpek yavrusuna yaklaşıp okşamak istediğinde anne çığlığı koparır: “Dokunma o pis hayvana!” Annenin acı sesini duyan çocuk korku ile irkilir. Anne: “Sakın dokunma, seni ısırır, mikrop kapar, hasta olursun. Allah korusun, ya bir de kuduzsa...” diyerek olayı iyice dramatize eder, çocuğun korkusunu pekiştirir. Kuduzun öldürücü bir hastalık olduğunu anlatmayı da ihmal etmez. Zavallı çocuk korkudan titremeye başlar. Gece rüyasında kendisine saldırıp ısıran kedi ve köpek yavruları görür.

    Çocuklar piknikte veya kır gezmesinde rengârenk açan yaban çiçeklerine, çimenlerin üzerinde yürüyen böceklere, tırtıllara, uçan kelebeklere ve kuşlara büyük ilgi duyarlar. Ancak kuşkucu anneler böceklerin ve çiçeklerin zehirli olabileceği endişesiyle çocukları korkutarak bu ilgiden de mahrum bırakırlar.

    Sudan, topraktan, çiçekten, böcekten, evcil hayvanlardan, kısacası tabiattan uzak büyüyen çocuklarda duygusal zekâ gelişmez. Bu çocuklara tabiatın güzelliğini, estetiğini ve Allah’ın bir sanatı olduğunu anlatmanız çok zordur.



    kaynak
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye D€NiZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Mesaj
    2.148
    Blog Mesajları
    1
    Rep Gücü
    4906

    Cevap: Çocuklarda din duygusunun gelişimi

    Her yaşa uygun olarak onların anlayabileceği şekilde bunları çocuklarımıza açıklamak ,öğretmek ve bu konuda da örnek olmak biz Anne Babaların görevidir.Yazıdaki örnekte olduğu gibi mesela gayet anlatımı kolay çocuğumuzun anlayabiliceği şekilde cümlelerle örnekler verebilirz...

    Yazının kendide içeriğide çok güzeldi...

    Paylaştığın için kendi adıma bir Anne olarak teşekkür ederim Rabia...

  3. #3
    Eftelya
    Misafir..

    Cevap: Çocuklarda din duygusunun gelişimi

    Çok soran ve sorgulayan,aldığı cevapları sindirene kadar araştıran iki çocuk sahibiyim..
    Güzel ve yararlı bir paylaşımdı
    Teşekkürler Rabia ve bir soru
    Geçenlerde büyük oğlum
    'eğer bu dünyada birbirlerini öldüren,birbirlerinin üstüne bombalar yağdıran ,çoluk çocuk demeden katleden iki müslüman ülke varsa
    Ve müslümanım,Allaha inanıyorum diyipte çalıp çırpıyorsa,birilerinin hakkını yiyorsa ,birilerini gasp ediyorsa ben onların Allahına inanmıyorum dedi.Onların müslümanlık anlayışı benım kına asla uymaz dedi.Şaştım kaldım.Tabii ki açıklamaya çalıştım.Sen olsan bu durumda ne derdin Rabia cım?
    Konu Eftelya tarafından (11-03-2009 Saat 10:20 AM ) değiştirilmiştir.

  4. #4
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye D€NiZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Mesaj
    2.148
    Blog Mesajları
    1
    Rep Gücü
    4906

    Cevap: Çocuklarda din duygusunun gelişimi

    Bunları yapan kişilerin Allah'a olan inancını tartmak gerekiyor sanırım...

  5. #5
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573

    Cevap: Çocuklarda din duygusunun gelişimi

    Alıntı D€NiZ´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Her yaşa uygun olarak onların anlayabileceği şekilde bunları çocuklarımıza açıklamak ,öğretmek ve bu konuda da örnek olmak biz Anne Babaların görevidir.Yazıdaki örnekte olduğu gibi mesela gayet anlatımı kolay çocuğumuzun anlayabiliceği şekilde cümlelerle örnekler verebilirz...

    Yazının kendide içeriğide çok güzeldi...

    Paylaştığın için kendi adıma bir Anne olarak teşekkür ederim Rabia...
    İstifade etmiş olmanıza sevindim, ben teşekkür ederim bu yüzden.

    Alıntı Eftelya´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Çok soran ve sorgulayan,aldığı cevapları sindirene kadar araştıran iki çocuk sahibiyim..
    Güzel ve yararlı bir paylaşımdı
    Teşekkürler Rabia ve bir soru
    Geçenlerde büyük oğlum
    'eğer bu dünyada birbirlerini öldüren,birbirlerinin üstüne bombalar yağdıran ,çoluk çocuk demeden katleden iki müslüman ülke varsa
    Ve müslümanım,Allaha inanıyorum diyipte çalıp çırpıyorsa,birilerinin hakkını yiyorsa ,birilerini gasp ediyorsa ben onların Allahına inanmıyorum dedi.Onların müslümanlık anlayışı benım kına asla uymaz dedi.Şaştım kaldım.Tabii ki açıklamaya çalıştım.Sen olsan bu durumda ne derdin Rabia cım?
    ''Ben onların Allah'ına inanmıyorum'' yanlış bir cümle.Çünkü biliyoruz ki, onlar da Allah'ın varlığına ve birliğine iman etmiş kimselerdir.Benim Allah'ım,senin Allah'ın diye birşey yoktur,Allah tektir.Lakin Allah'ın kulları çeşit çeşittir.

    Bu dünya imtihan dünyasıdır.Allah, yeryüzünde kendisine halife olarak,insanı yarattığında Melekler, yeryüzünde fitne çıkaracak insanı mı yaratıyorsun demişti...? İnsanlardan meleklik özellikler sergilemelerini bekleyemeyiz.Herkesin farklı farklı ,çeşit çeşit özellikler sergilemesi için nefis denen en büyün imtihan vesilesi insanların içine yerleştirilmiştir.ve bu nefsin icabı olarak dünya menfaatleri karşısında veya nefsin hoşuna giden bazı durumlar karşısında Allah'ın emirlerini tam olarak yerine getirmeyebiliyor.

    Ebu Bekirler ile Ebu Cehiller arasındaki farkı biz ancak 'nefis'' ile anlayabiliyoruz.

    İman noktasında sabit, fakat amel ve fiiliyat noktasında ayrılabiliyor müslümanlar.İman kalp işidir esasında, fakat amel ve fiiliyatlar ile kendisini gösterebilir.Ameli imanı ile çakıştırmamak...İşte bu nokta imtihan dünyasının sınavını verebilmek için yegane düsturdur.HAKK hatırını,menfi hatıra feda etmemek ...

    Şu noktayı da nazara almak gerekir ki, bir müslümanın yaptığı herhangi bir hata İslamiyete mal edilemez.Aksine bu durum bize İslamiyette böyle birşey olmadığını ispat için imkan vermeli ve hemen harekete geçmeliyiz.

    Umarım yardımcı olabilmişimdir.Evlatlarınıza ve size rıza-ı İlahi dairesinde bir ömür diliyorum.
    Konu RABİA tarafından (11-03-2009 Saat 11:32 AM ) değiştirilmiştir.
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

Benzer Konular

  1. Sabunun Tarihsel Gelişimi
    merveb72 Tarafından Sağlık Bilgileri Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 12-09-2011, 02:01 AM
  2. Üç Boyutlu Kas Gelişimi
    mopsy Tarafından Atletizm Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 21-04-2010, 08:38 PM
  3. Çocuklarda Cinsel Farkındalığın Gelişimi
    Affrodit Tarafından Anne Baba ve Çocuklar Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 11-04-2008, 10:34 AM
  4. Çocukta Lisan Gelişimi
    Go[rk]eM Tarafından Anne Baba ve Çocuklar Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 31-03-2008, 12:15 AM
  5. Çocuğumun Gelişimi
    dogangunes Tarafından Anne Baba ve Çocuklar Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 19-08-2007, 05:06 AM
Yukarı Çık