21. Sayfa, Toplam 25 BirinciBirinci ... 111920212223 ... SonSon
Gösterilen sonuçlar: 201 ile 210 Toplam: 244

İslamiyet'te recm var mı yok mu?

Din ve İnanç Kategorisi Dini Sohbet Forumunda İslamiyet'te recm var mı yok mu? Konusununun içerigi kısaca ->> Ammar ´isimli üyeden Alıntı "Hz. Ömer (r.a) haccdan çıkınca Medine'ye geldi. (Orada halka hitaben şunları söyledi: "Ey insanlar! Sizlere bir ...

  1. #201
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    626
    Rep Gücü
    41960
    Alıntı Ammar´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    "Hz. Ömer (r.a) haccdan çıkınca Medine'ye geldi. (Orada halka hitaben şunları söyledi: "Ey insanlar! Sizlere bir kısım sünnetler ve farzlar teşrî edildi. Size çok açık bir din bırakıldı. Recm âyeti hususunda kendinizi sakın tehlikeye atmayın. İçinizden biri: "Biz Allah'ın kitabında iki haddi (1) bulamıyoruz" diyebilir. Şurası muhakkak ki Resûlullah da, biz de (zinâ edenlere) recm uyguladık. Nefsimi elinde tutan Zât-ı Zulcelâl'e yemin ederim, insanlar "Ömer Kitabullah'a (onda olmayan şeyi) ilavede bulundu"demiyecek olsalar, (Kur'ân'ın sonuna) şu âyeti elimle yazardım:


    اَلشَّيخُوَالشَّيْخَةُإِذَازَنَيَافَارْجُمُوه ُمَاا َلْبَتَّةَ

    "Yaşlı bir erkek ve yaşlı bir kadın zinâ edecek olurlarsa onları mutlaka recmedin."

    İmam Mâlik, burada geçen yaşlı erkek ve yaşlı kadın tâbirlerini "dul erkek", "dul kadın" diye açıklar.
    Parantez içindeki ziyadeler başka rivayetlerden alınarak dercedilmiştir.
    Eğer tek dayanağın bu rivayet ise, bu rivayet külliyen uydurma.

    Uydurma olmadığını farzedersek;
    - Rivayette geçen yaşlı erkek ve yaşlı kadını recmedin sözlerine göre nasıl evlileri recmediyorsun?

    - Mailikinin uyarlamasına göre dul erkek ve dul kadın sözlerine göre nasıl evlileri recmediyorsun?

    - Hz. Ömer Kurana bir şey eklemek için Allah'tan değil de Kuldan mı çekiniyormuş? Bu Hz. Ömere hakaret değil de nedir? Bkz: "insanlar "Ömer Kitabullah'a (onda olmayan şeyi) ilavede bulundu"demiyecek olsalar, (Kur'ân'ın sonuna) şu âyeti elimle yazardım"

    - Sen Kurana herhangi bir şey eklemeyi düşünebilir misin? Eklemeyi düşünsen Allahtan mı korkarsın benden mi?


    Yukarıdaki rivayet kendi kendini çok kötü ele veriyor. Özellikle versiyonlarını inceleyince bu daha çok açığa çıkıyor. Sen ise bir kere savunmaya başladığın için kabul etmemekte direniyorsun kardeşim.







    Alıntı Ammar´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    RESULULLAH S.A.S Tevrat, hükümlerine göre eylem yaptığını veya haraket ettiğini düşünüyosan ;


    Evet ben diyorum ki, Resulullah Tevrat hükümlerine göre recmetmiştir. Ama Allah'ın emriyle. (ispatlayacağım)

    Sen diyorsun ki, Resulullah'ın her hareketi Allahın vahyiyledir, Bu yüzden recmi yaparken tevrat emriyle değil kendi kendine recmetmiştir islam hükmü olarak diyorsun (kişisel görüşünle) ve aşağıdaki hikayeyi veriyorsun.


    Alıntı Ammar´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Berâ' bin Âzib (Radıyallâhü anh)'den Şöyle demiştir:
    Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), yüzü kömür ile karartılmış ve değnekle dövülmüş bir yahûdî erkeğin yanından geçti. Sonra yahûdîleri çağırtıp onlara) :


    «Siz kitabınız (Tevrat) da zina edenin cezasını böyle (mi) buluyorsunuz?» buyurdu.


    Yahudiler:

    Evet, diye cevab verdiler.

    Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) onların âlimlerinden (Abdullah bin Surya isimli) bir adamı çağırtıp (ona) :

    «Musa'ya Tevrat indiren Allah'a yemin ettirerek sana soruyorum. Siz (Tevrat'ta) zina edenin cezasını böyle mi buluyorsunuz?» buyurdu. Adam:

    Eğer bana böyle yemin ettirmen olmasaydı ben (gerçeği) sana bildirmezdim, biz kitabımız (Tevrat) da, zina edenin cezâsmı recmet-mek olarak buluyoruz. Lâkin eşrafımız arasmda recim cezası çoğaldı. Bunun üzerine artık eşraftan olan kimseyi (zina suçuyla) yakaladığımız zaman onu bırakıyorduk ve zayıf kimseyi (zina suçundan) yakaladığımız zaman onun hakkında recim cezâsmı uyguluyorduk. Sonra biz Gelin eşraftan olana ve olmayana tatbik edeceğimiz bir ceza şekli üzerinde ittifak edelim, dedik. Sonra recim cezası yerine yüzü kömürle karartma ve değnekle dövme cezası üzerine ittifak ettik, dedi. Bundan sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

    «Allahım, Yahudiler senin emrini Öldürdükleri (uygulamadıkları) zamanda, senin emrini ilk ihya eden (uygulayan) benim,» buyurdu ve zâni yahûdînin recmedilmesine hükmetti de bu hüküm infaz edildi.*'
    Alıntı Ammar´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Bu hikayenin üzerine sana, konunun başından beri belki de kaç kere Maide suresini okumanı önerdiğimi hatırlatırım. Biliyorsun ki Maide suresi 5. sure ve KAPAK kısmına oldukça yakın. Şimdi sana neden orayı okumanı rica ettiğimi anlayacaksın ve okuma alışkanlığın olmadığı için kendi kendine kızacaksın.

    Maide Suresi, Yukarıdaki olay ile ilgili ayetler. (hani arkadaş Tevrat hükmüne göre karar verilmiyor diyordu ya, ona istinaden)

    ammar arkadaş zaten yazılanları okumuyor ya, o yüzden bari okuyan arkadaşlar için ön bilgi vereyim:
    Maide suresinde yahudilerin neden ağırlaştırılmış cezaya maruz bırakıldıklarına, söz verip tutmamalarına vs. dair kıssalar ve daha bir çok şey içerir. Bunlara değinmeyeceğim, merak ediyorsanız açıp okumanız tabi ki daha iyi olur.

    Maide suresinin birazdan vereceğim ayetleri tam da yukarıdaki arkadaşın mezhebine uydurup eksik olarak anlattığı bu olaylar esnasında inmiştir.

    Bu ayetlerle peygamberimize, kendisine gelen yahudiler hakkında hüküm vermesi için onları TEVRAT hükümlerine göre yargılaması emredilmiştir. Ayrıca Tevrat hükümlerinin yahudilere has ağırlaştırılmış hükümler içerdiğini de özellikle bu sure bildirmiştir.

    Medineyi bir islam devleti, Hz. Muhammedi ise İslam yönetimi başkanı olarak düşünününz. Peygamberimizin başında olduğu islam yönetimi ile medineli yahudiler arasında anlaşma imzalanmıştı. (anlaşma hükümleri bile var tarihi belgelerde) Yahudiler ibadetlerini falan serbestçe yapıyorlardı. Aralarındaki husumet için ise peygamberimize geldiler. Onlar arasındaki herhangi bir konuda hüküm verilirken İSLAM HÜKÜMLERİ İLE DEĞİL, KENDİ KİTAPLARI OLAN TEVRAT HÜKÜMLERİ İLE hüküm verilmesini istediler. Ayetlere bakalım;


    42 den Başlayalım

    42. onlar, her türlü yalanı can kulağıyla dinleyenler, kötü olan her şeyi aç gözlülükle yutanlardır! Öyleyse [bir karar vermen için] sana gelirlerse ister onlar arasında karar verirsin, ister kendi hallerine bırakırsın: Çünkü eğer onları kendi hallerine bırakırsan sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Ama eğer bir karar verirsen, onlar arasında adaletle karar ver: Allah adil davrananları bilir.

    43. Onlar Allah'ın buyruklarını ihtiva eden Tevrat'a sahip oldukları halde nasıl senden bir hüküm vermeni isterler ve ondan sonra da [senin verdiğin hükümden] yüz çevirirler? O halde böyleleri [gerçek] müminler değildir. (Musevilerin kitaplarında recm hükmü vardır ama recm uygulamamaktadırlar. Peygamberimize gelirler ama peygamberimiz de anlaşma gereği onların kitabındaki hükmü verir: recm)

    44. Şüphe yok ki, içinde rehberlik ve aydınlık bulunan Tevrat'ı indiren Biziz. Kendilerini Allah'a teslim eden peygamberler, ona dayanarak yahudi itikadına uyanlar hakkında hüküm verirlerdi; [eski] din adamları ve hahamları da öyle yaptılar, çünkü Allah'ın kelâmının bir kısmı onların himayesine emanet edilmişti;ve hepsi onun doğruluğuna şahitlik yaptılar. Bu nedenle, [ey İsrailoğulları,] insanlardan korku duymayın, yalnız Benden korkun; ve Benim mesajlarımı önemsiz bir kazanç karşılığı değiştirmeyin: Çünkü Allah'ın indirdiklerine göre hüküm vermeyenler, gerçekten hakikati inkar edenlerdir!
    (Bu ikinci kırmızı kısım "Kurana göre hükmetmeyelim, cezası çok hafif" diye düşünenler için bir ışık olur belki. ilk kırmızı kısım da tevrat hükümlerinin yahudi itikatına uyanlar için olduğuna dair)

    Şimdi bu ayetlere bakınca anladık herhalde hz. Muhammed'in o yahudilere neden Tevrattan hüküm verdiğini. Ve bu işin Allah'ın emri ile olduğunu da gördük. Ama bunlar hep yahudiler içindi. Bizim için bir şey yok mu sorusu için maide suresini okumaya devam ediyoruz.

    47. O halde İncil'e uyanlar, Allah'ın onunla vahyettikleri doğrultusunda hüküm versinler: Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlardır gerçek fasıklar!

    Demek ki incile uyanlar da İncile göre hükmetmek zorundalar :))) Yani bize indirilenlerin Kuran'ın bir amacı varmış. Eğer Müslümansak biz de Kurana göre hüküm vermek zorundaymışız. Bu ayetlerin yazıyor olması ve senin okumamış olman ne kadar ilginç değil mi Ammar kardeşim?

    Devam ediyorum.


    48. Ve sana, [ey Peygamber], hakikati ortaya koyan bu ilahî kelâmı, geçmiş vahiylerden bu/güne kalanı tasdik edici ve içinde hangi doğruların bulunduğunu belirleyici olarak indirdik. Öyleyse, [ey Peygamber,] geçmiş vahyin izleyicileri arasında Allah'ın indirdiklerine uygun olarak hüküm ver, ve sana gelmiş olan hakikati terk ederek onların mesnedsiz görüşlerine uyma. Biz, her biriniz için [farklı] bir sistem ve [farklı] bir hayat tarzı belirledik. Eğer Allah dileseydi, hepinizi bir tek topluluk yapardı: ama indirdikleri aracılığıyla sizi sınamak için [başka türlü diledi]. O halde hayırlı işlerde yarışın! Hepinizin dönüşü Allah'adır; o zaman Allah, ayrılığa düştüğünüz şeyleri size gösterecektir.
    (Yukarıdaki kırmızı yazan yere dikkat ediniz arkadaşlar. Hemen yukarıdaki ayetlerden sonra geliyor. Yani deniyor ki Tevrattaki o hükümler, onlara göredir. Sizdeki size göre. Kırmızının devamı da bunu tasdikliyor.)

    49. O halde, geçmiş vahyin mensupları arasında Allah'ın indirdiğine göre hükmet ve onların mesnedsiz görüşlerine uyma; ve onlardan sakın ki Allah'ın sana indirdiğinin bir kısmından seni uzaklaştıramasınlar. Eğer onlar [Allah'ın buyruklarından] yüz çevirirlerse, bil ki bir kısım günahlarından dolayı onları [böylece] cezalandırmak, Allah'ın iradesi gereğidir: Unutma ki insanların çoğu gerçekten sapkındır.

    50. Yoksa onlar, cahiliyye kanunu [ile yönetilmek] mi istiyorlar? Halbuki, kalben mutmain olan insanlar için Allah'tan daha iyi kanun-koyucu olabilir mi?


    Bir kaç atlayarak Devam ediyorum



    78. HAKİKATİ inkara şartlanmış bulunan şu İsrailoğulları [zaten] Davud'un ve Meryem oğlu İsa'nın diliyle lânetlenmişlerdir: Böyledir, çünkü onlar [Allah'a] isyan ettiler; hak ve adalet sınırlarını ihlalde ısrarcı davrandılar.

    .........................



    99. Peygamber, [kendisine emanet edilen] mesajı tebliğ etmekten başka bir şeyle yükümlü değildir: ve Allah, sizin açıktan yaptığınız her şeyi ve bütün gizlediklerinizi bilir.

    100. De ki: “Kötü ve çirkin olan şeyler ile iyi ve güzel şeyler mukayese edilemez, kötü şeylerin bir çoğu sana büyük zevk verse bile. O halde, siz ey derin kavrayış sahipleri, Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ki mutluluğa erebilesiniz!

    101. SİZ EY imana ermiş olanlar! [Kesin hukukî kurallar şeklinde] açıklandığı takdirde sizi sıkıntıya sokabilecek olan konular hakkında soru sormayın; zira, Kur’an vahyedilirken onlar hakkında soru sorsaydınız, size [hukukî kurallar şeklinde] açıklanabilirlerdi. Allah, bu konuda [sizi her türlü yükümlülükten] azad etmiştir: Zira Allah, çok bağışlayıcıdır, halîmdir.


    102. Sizden önceki insanlar da böyle sorular sormuş ve sonuçta hakikati inkara varmışlardı.

    (Yani recm gibi kurallar eklemek için, "ama zinanın cezası 100 sopa mı olurmuş? hadi o bekar için olsun, evli olanlar için daha ağır olmalı. hadi recmedelim. gibi sorularla kılıf bulmak iyi bir şey değilmiş)


    Arkadaşlar. Maide Suresi daha bir çok hüküm ve detay içermektedir. Fakat buraya kadar alıntıladığım kısımdan şu dersleri çıkarabiliriz. Çıkardığım sonuçların yanlarına ayet numaralarını vereceğim.

    43) Peygamberimiz Medinedeki yahudilere Tevrat hükümleriyle hükmetmiştir (bkz: arkadaşın mesajında anlattığı recm olayı)

    44.a) Tevrat'ın YALNIZ Museviler için hükümler içerdiği (ilk kırmızı kısım)

    44.b) Bu kısım, "Kuran eksik, o yüzden bize HZ. ÖMER'DEN kulaktan kulağa yöntemiyle gelen uydurma rivayetlere bakacağız" diyenler için (ikinci kırmızı kısım)

    47) İncile uyan insanlar ise (Hristiyanlar) Yahudilerin aksine, incilin verdiği hükümlerle hükmetsinler diyor. Yeterince açık değil mi? Yani Tevrat + incil + hadis + Kuran birleşimi değildir bizim şeriatimiz. Yalnızca Kurandır. (Recm Tevrat hükmüdür)

    48) Yani önceki ayetler ile birlikte bir bütün olarak baktığımızda, sana kim gelirse onun kitabına göre hüküm ver diyor. Kafana göre takılamazsın veya şeriatleri birleştiremezsin diyor. Neden birleştiremeyiz? Çünkü her şeriat o topluma özel gönderilmiştir diyor. Anlıyor musunuz arkadaşım Ammar?


    Alıntı Ammar´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    " Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve sizden olan emir sahiplerine (müslüman idarecilere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah'a ve âhirete gerçekten iman ediyorsanız- onu Allah'a ve Rasûl'e götürün (onların tâlimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha iyidir." (4/Nisâ, 59)

    "(Rasûlüm!) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayan ve merhamet edenidir." (3/Âl-i İmrân, 31)

    "De ki: Allah'a ve Rasûlü'ne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez." (3/Âl-i İmrân, 32)

    Ayetler ilede gördüğün üzre ; PEYGMABERİN YAPTIKLARI KUR-AN AYETLERİ HÜKMÜNDEDİR....

    KURAN= SÜNNET


    Kur'ân-ı Kerîm'de, Peygamber (s.a.v)'in Allah'tan vahiy alarak konuştuğu belirtilir.


    "Âllah'a itaat edin, Rasûle itaat edin ve kötülüklerden sakının" (Mâide: 92).
    "Kim Rasûle itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur" (Nisâ': 80).
    "Peygamber size ne verdiyse onu alın ve size neyi yasakladıysa ondan da sakının. Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı çetindir" (Haşr: 7).
    "O, kendiliğinden konuşmamaktadır. O'nun konuşması ancak indirilen bir vahiy iledir" (Necm: 3, 4).

    "Sana Allah'ın bol nimet ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir takımı seni saptırmaya çalışırdı. Halbuki onlar, kendilerinden başkasını saptıramazlar, sana da bir zarar veremezler. Allah sana Kitap ve Hikmeti indirmiş ve bilmediğini öğretmiştir. Allah'ın sana olan nimeti büyüktür." (en-Nisâ': 4/113).

    "De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir." (Âlu İmrân: 31)
    Verdiğin örnek ayetlere katılıyorum. Gördüğün gibi resulullahın her konuşması vahiyledir. Ama sen bulamamışsın, sana gösterdik. Bu ayetler uydurma rivayetlere (hem de peygamberden bile değil, Hz. Ömerden) inanmanı haklı çıkarmıyor, aksine, peygamberimizin KURAN vahyine aykırı birşey söylemeyeceğini ispatlar niteliktedir.

    Tüm bunları bir siteden alıntı yaptığın ve hiç bilgi sahibi olmadığın da açıkça ortada. Yukarıda sana ayet ayet açıkladığım Maide suresi 92'yi bana alıntılamışsın:
    "Âllah'a itaat edin, Rasûle itaat edin ve kötülüklerden sakının"
    ve bunu uydurma hadislerine dayanak olarak gösteriyorsun. Eğer biraz okur yazar olup Maide suresini okusaydın, oradaki o sözün bana değil, sana ve o dönemdeki peygamberimize ve islam devleti hükümlerine uymakla mükellef insanlara söylendiğini anlamış olurdun. Dolayısıyla Resulullaha uyun demek ondan size aktarıla aktarıla gelen her uydurmaya UYUN demek değildir. Peygamberimiz senin sandığın gibi Kuranda olmayan bir amel yapmamıştır.


    Önce Kuran oku, ondan sonra hadis, en son senin tarikatın, mezhebin neyse onun yayınlarını okursun. Böyle en son yapacağını ilk yapıp, burada sırf bir şeyler yazmış olmak için tarikatının sitesinden bilinçsiz ayet alıntıları yaptıkça komik duruma düşüyorsun. Tarikat siteleri aralardan cımbızla çekilmiş ayetler içerir. Sen Kuranı bir bütün olarak anlayarak oku bitir herhangi bir açıklamalı mealden. Kafana yatmayanları başka bir mealden de takip et. Ondan sonra anlarsın aradan cımbızla çekilen ayetlerin ne kadar anlamsızlaştığını, ondan sonra anlarsın Kuranın bir bütün ve eksiksiz olduğunu. Ondan sonra anlarsın peygamberimizin her yaptığı işin Kuranda delili olduğunu. (Vahyedilmeyen bir şey yapmadığını)

    Yukarıdaki 101. ayet de senin mezhebinin ve diğer mezheplerin neden Kuranda geçen helal ve haram dışında helal ve haram belirleyemeyeceğini anlatır.
    Konu Apollonius tarafından (19-12-2009 Saat 08:22 PM ) değiştirilmiştir.

  2. #202
    bursali68
    Misafir..

    7-Halifelerin Hadislere Karşı Tavırları (Hadislerden)

    Ebubekir, Peygamberimiz’in vefatından sonra halkı toplamış ve onlara şöyle demiştir: “Sizler Allah’ın elçisinden farklı hadisler naklediyorsunuz. Bu durumda sizden sonrakiler daha büyük anlaşmazlıklara düşecektir. Allah’ın elçisinden hiçbir hadis nakletmeyin. Sizden hadis nakletmenizi isteyenlere deyiniz ki: İşte Allah’ın Kitabı, aranızda onun helalini helal kılın, haramını haram görün.”

    Zehebi, Tezkiratul Huffaz 1/3, Buhari 1.cilt
    .................................................. ........................
    Hz. Osman çok hadis nakletmelerinden dolayı Ebu Hureyre’yi Devş dağlarına göndermekle, Kab’ı Kırede dağlarına sürgün etmekle tehdit etmiştir.

    Tahzırul Havas 10b.
    .................................................. ..........................
    4 Halife’nin dışında Peygamberimiz’i gören birçok değerli sahabe, gerek 4 Halife döneminde, gerekse 4 Halifeden sonra arkadaşlarının hadislere karşı takındıkları tavrı benimsemişlerdir. Bu konuda İbni Abbas ve Abdullah bin Mesud adlı meşhur sahabeleri görelim:

    Şeddad, İbni Abbas’a “Hz. Peygamber bir şey bıraktı mı?” diye sordu. O da “Sadece Kuran’ın iki kapağı arasında olanları bıraktı.” cevabını verdi.

    Buhari K. Fezailul Kuran 16; Müslim K. Fezailus Sahabe 30,31
    Ebu Davud K. Fiten 1, Tırmizi K. Fiten 43
    .................................................. ............................
    İbni Abbas hadis yazmayı yasaklar ve şöyle derdi: “Sizden önceki ümmetlerin sapmaları bu şekilde kitaplar vücuda getirmek yüzünden olmuştur.”

    İbn Abdül Berr, Camiul Beyanil ilm 1/63-68
    .................................................. .................................
    Abdullah bin Mesud elinde bir hadis sayfasıyla geldi. Sonra su isteyerek yazıları sildi, sayfanın yakılmasını emretti ve şunu söyledi: “Allah kime bir hadis sayfasının yerini bildirirse ve o da beni bundan haberdar ederse Allah’a yemin ederim ki, Hindistan’da dahi olsa o hadisi arar bulur ve yok ederdim.

    Ebu Reyye, Muhammedi Sünnetinin Aydınlatılması s. 27
    .................................................. ..................................
    Hz. Ali minberden şu hutbeyi veriyordu: “Yanında hadis sayfaları bulunanlar gidip onları yoketsinler. Zira halkı helak eden olay, alimlerin naklettikleri hadislere uyarak Kuran’ı terk etmeleridir.”

    İbn Abdülberr, Camiul Beyanil İlm
    .................................................. ....................................
    Birgün Hz. Ali’ye gelirler ve “Halk hadislere dalmış.” derler. Hz. Ali sorar: “Gerçekten öyle mi?” “Evet” derler. Peygamber’den işittim ki gelecekte vuku bulabilecek bir fitneden söz ediyordu. “O fitneden kurtuluş nedir, nasıldır?” diye sordum. Resullullah dedi ki: “Kurtuluş Kuran’dadır. Çünkü sizden öncekilerin haberleri de, sizden sonrakilerin haberleri de, aranızdakilerin hükmü de ondadır. O gerçek ile yalanı birbirinden ayıran kesin bir hükümdür, şaka ve boş söz değildir. O’nu terkeden her zorbanın Allah boynunu kırar. Hidayeti, doğru yolu O’ndan başkasında arayanı Allah sapkınlığa düşürür.

    O, Allah’ın en sağlam urganıdır. O, hikmetle dolu Kuran’dır. O en doğru yoldur. O, boş arzuların haktan saptıramayacağı, dillerin, karıştırıp belirsiz edemeyeceği, ilim adamlarının doyamayacağı, çok tekrarlanılmasından bıkılmayan, ilginç özellikleri bitip tükenmeyen bir kitaptır.”

    Sünen-i Tırmizi/Darimi
    .................................................. ...................................

    YORUMSUZ................

  3. #203
    bursali68
    Misafir..

    8-Hadis İlaveleri

    1- HESAP MAKİNESİ İLE İBADET
    Hadis: “Cemaatle kılınan namaz tek başına kılınan namazdan 27 derece daha üstündür.“

    Buhari Ezan 30, Müslim Mescid 249, Muvatta Cemaat 1
    ...............................

    2- SOL ELE DİKKAT
    Hadis: “Sol elinizle yemeyiniz, içmeyiniz. Çünkü Şeytan sol eliyle yer, içer.”

    Hanbeli 2/8, 33
    ................................

    3- DOĞAN ÇOCUK İLE İLGİLİ SEREMONİLER
    Hadis: “Hazreti Peygamber çocuğa doğumunun yedinci gününde isim konmasını, çocuğun yıkanarak pisliklerden temizlenmesini ve kurban kesilmesini emir buyurdu.”

    Tirmizi- Edeb 63/2834, Ebu Davud 2837
    ...................................

    4- KARA KÖPEKLERİ ÖLDÜRELİM Mİ? DEVE ŞEYTANDAN MI YARATILDI?
    Hadis: “Tüm kara köpekleri öldürünüz. Çünkü onlar Şeytandır.”

    Hanbeli 4/85,5/54
    .................
    Aslında hayvanlar alemiyle ilgili uydurma hadisler çok fazladır.

    Örneğin bir hadiste horozun melek gördüğü için öttüğü, eşeğin şeytan gördüğü için anırdığı söylenir. (Bakınız Sahihi Müslim)

    Farenin aslında Yahudi olduğu, bu yüzden deve sütü içmediği başka bir hadistir.(Bakınız Sahihi Müslim Zühd)

    Karganın sapkın (fasık) olduğu da hadistir. (Bakınız Buhari 59/16, Hanbeli Müsned 2/52)

    Devenin şeytandan yaratıldığı biyolojiye (!) ışık tutacak bir hadistir! (Bakınız Hanbeli Müsned 4/85)

    Kedinin aslanın aksırığından, domuzun filin aksırığından yaratıldığını iddia eden hadisler de vardır. (Bakınız El Mecruhin 1/101)
    .................................................

    5- YEMEK TAKIMLARI GÜMÜŞSE DEĞİŞTİRMEK!
    Hadis: “Peygamber bize: ‘Altın ve gümüş kap içerisinde yemek yemeyi ve su içmeyi yasakladı.”

    Buhari 12/1952
    .................................................. ..

    6- ÜÇ PARMAK KESEN DÖRDÜNCÜYÜ DE KESSİN DAHA İYİ
    Hadis: “Bir kadının parmaklarını kesmenin cezası, deve cinsinden tazminat olarak şöyledir; bir parmak için on deve, iki parmak için yirmi deve, üç parmak için otuz deve, dört parmak için yirmi deve.”

    Muvatta 43/11 Hanbel 2/182
    .................................................. ...

    7- KADINLARINIZI SÜNNET ETTİRDİNİZ Mİ?
    Hadis: “Ey Atıyye, yufkadan sünnet et, derin gitme, çünkü yufka sünnet etmek (kanın üste çıkmasıyla) yüzü güzelleştirir ve kocası için daha zevkli olur.

    İhyau Ulumiddin – İmamı Gazali – 1/382
    .................................................. ...

    8- NE AĞAÇTIR O! NE DİŞTİR O! NE DERİDİR O!
    Hadis: “Cennette bir ağaç vardır ki binekli onun gölgesinde yüz yıl gider.”

    İbn-i Mace Züht 39, Müslim Cennet 6, Tirmizi Cennet 19
    .................
    Hadis: “Cehennemde kafirin azı dişi Uhud dağı kadar, derisinin kalınlığı da üç günlük mesafe kadardır.”

    Sahihi Müslim
    ....................
    Hadis: “Cehennem ehli ateşte o kadar büyüyecek ki kulak memesi ile boynu arası yediyüz yıllık mesafe kadar olacaktır.”

    Hanbel – Müsned
    ........................
    Hadis: “Ümmetimin fakirleri zenginlerden beş yüz sene evvel cennete girecektir.”

    Tirmizi, İbn-i Mace
    .................................................. ...........

    9- DEVE ETİ YİYENE ABDEST ALDIRMAK
    Hadis: “Peygamber deve eti yemekten soruldu, Peygamber ‘Onu yediyseniz hemen abdest alın’ dedi.”

    Ebu Davud 1/185
    .................................................. ..............

    10- GAZALİ’NİN KURTULUŞ REÇETESİ
    Hadis: “Salı günü gündüzün ortasında veya güneş yükseldiğinde kim ki her rekatında bir Fatiha, bir Ayetel Kürsi ve üç İhlas okumak suretiyle on rekat namaz kılarsa, yetmiş gün defterine günah yazılmaz, bu yetmiş gün içerisinde ölürse şehit olarak ölür ve yetmiş senelik günahı bağışlanır.”

    İhyau Ulumiddin 1/539
    .....................
    Hadis: “Kim ki çarşamba günü güneş yükselince on iki rekat namaz kılar, her rekatında bir Fatiha, bir Ayetel Kürsi, üç İhlas ve üç Muavezeteyn okursa arşın altından bir münadi: ‘Ey Allah’ın kulu! Geçmiş günahların bağışlandı. Allah kabir karanlığı azabını ve kıyametin şiddetini senden kaldırdı, artık senin için fazla amele lüzum yok” diye bağırır ve o gün kendisi için bir Peygamber sevabı yükselir.”

    İhyau Ulumiddin 1/540
    ================================================== ==

    NAHL
    89.Ve yevme neb'azü fı külli ümmetin şehıden ala haüla' ve nezzelna aleykel kitabe tibyanel likülli şey'iv ve hüdev ve rahmetev ve büşra lil müslimın

    89 - Biz o gün, her ümmet içinde, kendilerinden kendi üzerlerine bir şahit göndereceğiz. Seni de onların üzerine şahit getireceğiz. Bu kitabı da, her şeyi açıklayan ve müslümanlara doğruyu gösteren bir rehber, bir rahmet kaynağı ve bir müjdeleyici olarak indirdik.
    ..................

    NEML
    72. Kul asa ey yekune radife leküm ba'dullezı testa'cilun
    77 - Ve o, müminler için gerçekten bir hidayet rehberi ve rahmettir.

    YORUMSUZ......................................

  4. #204
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    @ Apollonius

    Senin 20 sayfadır aynı konuları taryışıp duruyoruz dsenin savunduğun şeylerin cevaplarını veriyorum, bozuk plak gibi aynı soruları önüme getirip duruyosun...

    1- -
    Hz. Ömer Kurana bir şey eklemek için Allah'tan değil de Kuldan mı çekiniyormuş? Bu Hz. Ömere hakaret değil de nedir? Bkz: "insanlar "Ömer Kitabullah'a (onda olmayan şeyi) ilavede bulundu"demiyecek olsalar, (Kur'ân'ın sonuna) şu âyeti elimle yazardım"
    Kullardan korkmadığı aksine ALLAH C.C dan korktuğunu şu cümlesinden anlayamıyosan

    Nefsimi elinde tutan Zât-ı Zulcelâl'e yemin ederim, insanlar "Ömer Kitabullah'a (onda olmayan şeyi) ilavede bulundu"demiyecek olsalar, (Kur'ân'ın sonuna) şu âyeti elimle yazardım:
    Altını kalın çizgiyle çizdim....

    - Rivayette geçen yaşlı erkek ve yaşlı kadını recmedin sözlerine göre nasıl evlileri recmediyorsun?
    "Allah Teâla hazretleri Muhammed (s.a.v.)'i hak (din ile) gönderdi ve O'na Kitab'ı indirdi. Bu indirilenler arasında recm âyeti de vardı! Biz bu âyeti okuduk ve ezberledik. Ayrıca, Rasûlullah (s.a.v.) zinâ yapana recm cezasını tatbik etti, ondan sonra da biz tatbik ettik.........

    İşte buradan çıkartıyorum.....

    - Mailikinin uyarlamasına göre dul erkek ve dul kadın sözlerine göre nasıl evlileri recmediyorsun?
    "Allah Teâla hazretleri Muhammed (s.a.v.)'i hak (din ile) gönderdi ve O'na Kitab'ı indirdi. Bu indirilenler arasında recm âyeti de vardı! Biz bu âyeti okuduk ve ezberledik.Ayrıca, Rasûlullah (s.a.v.) zinâ yapana recm cezasını tatbik etti, ondan sonra da biz tatbik ettik

    İşte bunun için RECM Ediyorum....

    - Sen Kurana herhangi bir şey eklemeyi düşünebilir misin? Eklemeyi düşünsen Allahtan mı korkarsın benden mi?
    [B]Nefsimi elinde tutan Zât-ı Zulcelâl'e yemin ederim, insanlar "Ömer Kitabullah'a (onda olmayan şeyi) ilavede bulundu"demiyecek olsalar,

    Cevap açık ve net....

    Aynı soruyu iki kere sormuşsun aslında 4 değil 2 soru sormuşsun....

    Evet ben diyorum ki, Resulullah Tevrat hükümlerine göre recmetmiştir.
    O: "Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi İbrahim'e Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri' etti (bir şeriat kıldı). Senin kendilerini çağırdığın şey müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini buna seçer ve içten kendisine yöneleni hidayete erdirir. (42/13)

    Allah adına gerektiği gibi cihad edin. O sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan daha önce de bunda (Kur'an'da) da sizi Müslümanlar olarak isimlendirdi; elçi sizin üzerinize şahid olsun siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın zekatı verin ve Allah'a sarılın sizin Mevlanız O'dur. İşte ne güzel mevla ve ne güzel yardımcı. (22/78)

    Deyin ki: "Biz Allah'a; bize indirilene İbrahim İsmail İshak Yakub ve torunlarına indirilene Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırdetmeyiz ve biz O'na teslim olmuşlarız." (2/136)

    Yoksa siz gerçekten İbrahim'in, İsmail'in, İshak'ın, Yakub'un ve torunlarının Yahudi veya Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: "Siz mi daha iyi biliyorsunuz yoksa Allah mı? Allah'tan kendisinde olan bir şehadeti gizleyenden daha zalim olan kimdir? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir." (2/140)

    Gerçek şu ki Allah, Adem'i Nuh'u İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti Onlar birbirlerinden (türeme tek) bir zürriyettir. Allah, işitendir bilendir.; (3/33-34)

    bu ayetlere rağmen hala aynı şekildemi düşünüyosun kalın olarak işaretledimi iyi oku....



    başından beri belki de kaç kere Maide suresini okumanı önerdiğimi hatırlatırım. Biliyorsun ki Maide suresi 5. sure ve KAPAK kısmına oldukça yakın.
    Başlayalım ama şu ayet konuyu açıklığa kavuşturmak adına çok önemli ve konuyu yalinen ilgilendiren şu ayetleri dikkatle okuyalım ve bunu öncelikle bir verelim işaretli kısımlara dikkat..

    O: "Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi İbrahim'e Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri' etti (bir şeriat kıldı). Senin kendilerini çağırdığın şey müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini buna seçer ve içten kendisine yöneleni hidayete erdirir. (42/13)

    Yoksa siz gerçekten İbrahim'in, İsmail'in, İshak'ın, Yakub'un ve torunlarının Yahudi veya Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: "Siz mi daha iyi biliyorsunuz yoksa Allah mı? Allah'tan kendisinde olan bir şehadeti gizleyenden daha zalim olan kimdir? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir." (2/140)

    Allah adına gerektiği gibi cihad edin. O sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan daha önce de bunda (Kur'an'da) da sizi Müslümanlar olarak isimlendirdi; elçi sizin üzerinize şahid olsun siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın zekatı verin ve Allah'a sarılın sizin Mevlanız O'dur. İşte ne güzel mevla ve ne güzel yardımcı. (22/78)


    Tıpkı KUR-AN bilgin gibi TEFSİR anlayışında yerlerde sürünüyor.. Hep dediğimi yine yapıyorsun EĞİP BÜKÜP KILIFINA UDURMAYA ÇALIŞIYORSUN madem savunduğun bir tezin var sağlam at, destekli atta ondan sonra böyle durumlara düşme....

    MAİDE SURESİ

    Muide suresi, yüz yirmi âyettir ve Mekke'de nazil olmuştur

    Bu sure-i celile, akitlerin yerine getirilmesini, çeşitli hayvanların bize he*lal kılındığını, Kabe'ye yönelenlere ve kurbanlıklara saygısızlık edilmemesini, iyilikte ve takvada yardımlaşılmasını, günah işlemekte ve düşmanlıkta yardım-laşilmamasını beyan ederek ve hangi hayvanların etlerinin yeneceğini, hangile*rinin yenmeyeceğini açıklayarak başlıyor.

    Sure-i celilede devamla, abdesti nasıl alacağımız tarif ediliyor. Allah'ın bizden aldığı ahde sadık kalmamız, adaleli ayakta tutmamız emrediliyor ve böy*le yapanlar için mağfiret ve büyük bir mükâfaat olduğu haber veriliyor.

    Bundan sonra, Allah tealanın, İsrailoğullarından söz aldığı fakat onların, verdikleri sözde durmayarak lanete uğradıkları, aynı şekilde Hristiyanlann da söz verdiği fakat onlann da ahitlerinde durmadıkları ve Hz. İsa'yı Allah kabul ederek kâfir oldukları beyan ediliyor.

    Sure-i Celilede bundan sonra, Hz. Âdem'in iki oğlu, Habil ve Kabil'in kıssaları anlatılıyor. Hırsızlık yapan kişinin, ceza olarak elinin kesileceği beyan ediliyor. Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyenlerin, kâfirler, zalimler ve fasıklar oldukları beyan ediliyor.

    Daha sonra gelen âyetlerde, Yahudi ve Hristiyanlan dost edinmememiz emrediliyor ve kim dininden dönerse onların yerine, Allah' ı seven Allah'ın da kendilerini sevdiği insanların bu dine sahip çıkacakları, müminlerin gerçek dostahmin ise ancak yine müminler oldukları haber veriliyor.

    Sure-i Celilede bundan sonra, Yahudi ve Hristiyanlara kitap verilerek gerçeğin anlatıldığı fakat onların buna rağmen hak yoldan saptıkları, İslamın ge*tirdiği tevhid inancını bırakarak sapıklıkta ileri gittikleri ve bu sebeple de lanet*lendikleri beyan ediliyor.

    Sure-i Celilede devamla, içkinin, kumarın, putların ve fal oklarının birer pislik oldukları ve bunların kesinlikle haram oldukları beyan ediliyor.

    Hac sırasında ihramh iken, ihramlı kişiye nelerin yasak olduğu beyan ediliyor ve kendisine Ölüm belirtileri gelen kişinin vasiyette bulunması, vasiye*tine de iki âdil kişiyi şahit tutması, şahit tutulan kişilerin de gerektiğinde doğru*lukla şahitlik yapmaları emrediliyor.

    Sure-i Celilenin sonunda Uz. İsa'ya verilen bir mucizeden bahsediliyor. Gökten kendisine yemeklerle donatılmış sofraların indirildiği haber veriliyor. Sure-i Celile de ismini, muhtemelen bu sofradan yani Maide'den alıyor.

    İnsan hayatım ilgilendiren çok Önemli emir, tavsiye ve hükümleri içeren bu mübarek sure, "Göklerin ve yerin, ikisinde bulunanların mülkü Allah'a aittir. O, herşeye kadirdir." âyetiyle sona eriyor.


    Şimdi TEFSİR ciliğininde, ne kadar berbat olduğunu ispatlıyayım sana ... Bakalım bunları nasıl eğip bükeceksin ama ne demiş atalarımız

    MİNAREYİ ÇALAN KILIFI HAZIRLAR...:)

    DEVAM EDECEK....
    Konu Ammar tarafından (19-12-2009 Saat 10:09 PM ) değiştirilmiştir.

  5. #205
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    626
    Rep Gücü
    41960
    Alıntı Ammar´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Kullardan korkmadığı aksine ALLAH C.C dan korktuğunu şu cümlesinden anlayamıyosan kusura bakma zeka testine ihtiyacın var...

    Altını kalın çizgiyle çizdim....

    Nefsimi elinde tutan Zât-ı Zulcelâl'e yemin ederim, insanlar "Ömer Kitabullah'a (onda olmayan şeyi) ilavede bulundu"demiyecek olsalar, (Kur'ân'ın sonuna) şu âyeti elimle yazardım:
    Ben iddialarına yanıt yazarken sen de aceleyle yazdığın bu hakaret cümlen üzerine tekrar düşün istersen. Ayrıca zeka testine kimin ihtiyaç duyduğunu da Ömerin cümlesini iyi incelersen anlarsın. Allaha sadece yemin ediyor. ama diyor ki "insanlar xxxxx demeyecek olsalar" yani insanlar xxx demeyecek olsalar ben eklerim sorun kalmaz diyor anladın mı? insanlardan çekiniyor yani. Çok komiksin çok :)

  6. #206
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    626
    Rep Gücü
    41960
    ALLAH C.C dan korktuğunu şu cümlesinden anlayamıyosan:
    Nefsimi elinde tutan Zât-ı Zulcelâl'e yemin ederim, insanlar "Ömer Kitabullah'a (onda olmayan şeyi) ilavede bulundu"demiyecek olsalar,
    - Bu uydurmada Allahtan değil insanlardan bir çekinme var. cümleyi iyi analiz et. Senin test falan yaptırmana gerek yok ben test ettim izleyenler de onayladı.


    Ayrıca, Rasûlullah (s.a.v.) zinâ yapana recm cezasını tatbik etti, ondan sonra da biz tatbik ettik
    - Bu uydurmaya göre evlilerin hükmünü nereden çıkardığını göremedim.



    Yaşlı bir erkek ve yaşlı bir kadın zinâ edecek olurlarsa onları mutlaka recmedin.
    - Bu uydurmaya göre evlilerin hükmünü nereden çıkardığını göremedim.



    İmam Mâlik, burada geçen yaşlı erkek ve yaşlı kadın tâbirlerini "dul erkek", "dul kadın" diye açıklar.
    - Bu uydurmaya göre evlilerin hükmünü nereden çıkardığını göremedim.



    İddiaların hep havada duruyor.




    O: "Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi İbrahim'e Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri' etti (bir şeriat kıldı). Senin kendilerini çağırdığın şey müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini buna seçer ve içten kendisine yöneleni hidayete erdirir. (42/13)

    Allah adına gerektiği gibi cihad edin. O sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan daha önce de bunda (Kur'an'da) da sizi Müslümanlar olarak isimlendirdi; elçi sizin üzerinize şahid olsun siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın zekatı verin ve Allah'a sarılın sizin Mevlanız O'dur. İşte ne güzel mevla ve ne güzel yardımcı. (22/78)

    Deyin ki: "Biz Allah'a; bize indirilene İbrahim İsmail İshak Yakub ve torunlarına indirilene Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırdetmeyiz ve biz O'na teslim olmuşlarız." (2/136)

    Yoksa siz gerçekten İbrahim'in, İsmail'in, İshak'ın, Yakub'un ve torunlarının Yahudi veya Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: "Siz mi daha iyi biliyorsunuz yoksa Allah mı? Allah'tan kendisinde olan bir şehadeti gizleyenden daha zalim olan kimdir? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir." (2/140)

    Gerçek şu ki Allah, Adem'i Nuh'u İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti Onlar birbirlerinden (türeme tek) bir zürriyettir. Allah, işitendir bilendir.; (3/33-34)

    bu ayetlere rağmen hala aynı şekildemi düşünüyosun kalın olarak işaretledimi iyi oku....

    Tıpkı KUR-AN bilgin gibi TEFSİR anlayışında yerlerde sürünüyor.. Hep dediğimi yine yapıyorsun EĞİP BÜKÜP KILIFINA UDURMAYA ÇALIŞIYORSUN madem savunduğun bir tezin var sağlam at, destekli atta ondan sonra böyle durumlara düşme....
    Tefsire dil uzatacağına önce din ve şeriat kavramlarını ve farklarını iyi öğren ondan sonra görüşelim. Din başkadır şeriat başkadır. Bütün peygamberler aynı din için gönderilmişlerdir ama aynı şeriatle değil. Müslümanlık Teslimiyet demektir ve bir DİNDİR. İman vs gibi temel şartlar ile ilgilidir. Toplumlara göre ayarlanmış toplumsal kurallara ve detaylı hükümlere şeriat denir. Tevrat (Musa) Şeriati, İncil (isa) Şeriati, Kuran (Muhammed) şeriati, Bir de Ali Şeriati var ama o yazar, konumuzla ilgisi yok :))))




    MAİDE SURESİ

    Muide suresi, yüz yirmi âyettir ve Mekke'de nazil olmuştur

    Bu sure-i celile, akitlerin yerine getirilmesini, çeşitli hayvanların bize he*lal kılındığını, Kabe'ye yönelenlere ve kurbanlıklara saygısızlık edilmemesini, iyilikte ve takvada yardımlaşılmasını, günah işlemekte ve düşmanlıkta yardım-laşilmamasını beyan ederek ve hangi hayvanların etlerinin yeneceğini, hangile*rinin yenmeyeceğini açıklayarak başlıyor.

    Sure-i celilede devamla, abdesti nasıl alacağımız tarif ediliyor. Allah'ın bizden aldığı ahde sadık kalmamız, adaleli ayakta tutmamız emrediliyor ve böy*le yapanlar için mağfiret ve büyük bir mükâfaat olduğu haber veriliyor.

    Bundan sonra, Allah tealanın, İsrailoğullarından söz aldığı fakat onların, verdikleri sözde durmayarak lanete uğradıkları, aynı şekilde Hristiyanlann da söz verdiği fakat onlann da ahitlerinde durmadıkları ve Hz. İsa'yı Allah kabul ederek kâfir oldukları beyan ediliyor.

    Sure-i Celilede bundan sonra, Hz. Âdem'in iki oğlu, Habil ve Kabil'in kıssaları anlatılıyor. Hırsızlık yapan kişinin, ceza olarak elinin kesileceği beyan ediliyor. Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyenlerin, kâfirler, zalimler ve fasıklar oldukları beyan ediliyor.

    Daha sonra gelen âyetlerde, Yahudi ve Hristiyanlan dost edinmememiz emrediliyor ve kim dininden dönerse onların yerine, Allah' ı seven Allah'ın da kendilerini sevdiği insanların bu dine sahip çıkacakları, müminlerin gerçek dostahmin ise ancak yine müminler oldukları haber veriliyor.

    Sure-i Celilede bundan sonra, Yahudi ve Hristiyanlara kitap verilerek gerçeğin anlatıldığı fakat onların buna rağmen hak yoldan saptıkları, İslamın ge*tirdiği tevhid inancını bırakarak sapıklıkta ileri gittikleri ve bu sebeple de lanet*lendikleri beyan ediliyor.

    Sure-i Celilede devamla, içkinin, kumarın, putların ve fal oklarının birer pislik oldukları ve bunların kesinlikle haram oldukları beyan ediliyor.

    Hac sırasında ihramh iken, ihramlı kişiye nelerin yasak olduğu beyan ediliyor ve kendisine Ölüm belirtileri gelen kişinin vasiyette bulunması, vasiye*tine de iki âdil kişiyi şahit tutması, şahit tutulan kişilerin de gerektiğinde doğru*lukla şahitlik yapmaları emrediliyor.

    Sure-i Celilenin sonunda Uz. İsa'ya verilen bir mucizeden bahsediliyor. Gökten kendisine yemeklerle donatılmış sofraların indirildiği haber veriliyor. Sure-i Celile de ismini, muhtemelen bu sofradan yani Maide'den alıyor.

    İnsan hayatım ilgilendiren çok Önemli emir, tavsiye ve hükümleri içeren bu mübarek sure, "Göklerin ve yerin, ikisinde bulunanların mülkü Allah'a aittir. O, herşeye kadirdir." âyetiyle sona eriyor.


    Şimdi TEFSİR ciliğininde, ne kadar berbat olduğunu ispatlıyayım sana ... Bakalım bunları nasıl eğip bükeceksin ama ne demiş atalarımız

    MİNAREYİ ÇALAN KILIFI HAZIRLAR...:)

    Evet laf kalabalığı yaptığına göre geçerli bir itirazın yok sanırım Maide suresinden yaptığım alıntılara. Bir itirazın yoksa sorun yok.

  7. #207
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Senin delil olarak koyduğun 42 ve 48. ayetlerin açıklaması;

    42- Onlar, yalana çok kulak veren ve haramı çokça yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse aralarında hükmet veya onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler. Eğer aralarında hükmedersen, adaletle hükmet. .Şüphesiz ki Allah, adaletli davrananları sever.

    TEFSİRİ;


    Ey Muhammed, sana sıfatlarını belittiğim bu Yahudiler, batıl sözlere ve yalanlara çokça kulak verenlerdir. Yalanlarından bazıları da "Muhhammed Pey*gamber değidir. O yalancıdır. Evli olarak zina edenin Tevrat'taki cezası sopa vurma ve onun yüzünü karalamadır." şeklindeki iftiralarıdır. Yine bu Yahudiler, Allah'a karşı yalan uydurmaları mukabilinde rüşvet yer ve batıl hükümler veri*ler. Şayet sana gelmemiş olan, zina eden kadının ailesi sana gelir ve senin ha*kemliğini kabul edecek olursa sen dilersen, Allah'ın, zina eden kadın hakkında koymuş olduğu hükmü onlara ver. Dilersen aralarında nüküm verme. Şayet sen, ehl-i kitaptan, hüküm vermen için başvuran kimseler arasında hüküm ver*meyi tercih edecek olursan elbette ki onlar ne dinen ne de dünyevi bakımdan sa*na hiçbir zarar veremezler. Sen onlar hakkında hüküm vermemekte serbestsin. Eğer hüküm verecek olursan adaletle hüküm ver. O da Allah'ın, onların yaptık*ları işlerin benzerleri için koyduğu hükümdür. Şüphesiz ki Allah, insanlar ara*sında adaletli hüküm vereni ve koyduğu hükümleri uygulayanları sever.

    "Aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet, heva ve heves*lerine uyma âyetini, "Eğer yüz çevirmeyi değil de onlar arasında hüküm vermeyi seçecek olursan, aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet." şeklinde izah ederek iki âyeti birbiriyle bağdaştırmak mümkündür. Madem ki âyetlerden biri*nin diğerini neshettiği açıkça zikredilmem iştir, onlardan birinin ifade ettiği hü*küm diğeri tarafından tamamen kaldırılmış değildir ve birinin diğerini neshettiğine dair Resulullah'tan sahih bir haber nakledilmemiştir müslümanlar da bu hususta icma ettiklerine dair herhangi bir rivayet yoktur, o halde bu âyetlerden herbirini, diğeri ile bağdaşacak bir şekilde tefsir etmek ve birbirlerini neshetme-diklerini söylemek daha isabetlidir. "


    43- Allah'ın hükmü, yanlarında bulunan Tevrat'ta yazılı olduğu hal*de, nasıl oluyor da senin hüküm vermeni istiyorlar? Sonra da verdiğin hü*kümden yüz çeviriyorlar?. Onlar, mümin değillerdir.

    Ey Muhammed, nasıl oluyor da bu Yahudiler, aralarında senin hüküm vermeni istiyorlar ve senin hakemliğine razı oluyorlar? Halbuki onların yanında, benim Musa'ya indirdiğim, onların da hak kitap olduğunu kabul ettikleri Tevrat bulunmaktadır. Onun içinde bulunan hükümler benim gönderdiğim hü*kümlerdir. Evli olarak zina edenin hükmü de onda mevcuttur. Onlar bunu bil*melerine rağmen onun hükmünü terkedip bana isyan etme cesaretini göstererek ondan yüz çevirirler. Daha doğrusu onlar, mümin kimseler değillerdir. Zira Al*lah'ın hükmünden yüz çevirme, müminlerin sıfatlarından değildir.

    Taberi diyor ki: "Her ne kadar bu âyet Resulullah'a hitabetmekte ise de aslında Yahudileri, yaptıkları çirkin davranışlarından dolayı kınamaktadır. Çün*kü onlar hem Hz. Muhammed (s.a.v.) in Peygamberliğini reddediyor ve yalanlı*yorlar hem de onu hakem tayin ediyorlar. Ayrıca fetva almak istedikleri konu*nun hükmü, hak kitap olduğuna iman ettikleri Tevrat'ta mevcut bulunmaktadır. Bu sebeple âyet,Yahudilerin davranışlarının samimiyetle bağdaşmadığını ve Yahudilerin gerçekten iman edenler olmadıklarını bildirmektedir.


    44- Şüphesiz ki biz, içinde hidayet ve nur bulunan Tevrat'ı indirdik. Allah'a teslim olan Peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Rab-icrine samimi olarak kulluk edenler ve âlimler de Allah'ın kitabını koru*makla görevlendirildiklerinden onunla hükmederlerdi. Onlar, Tevrat'ın hak olduğuna şahit idiler. İnsanlardan korkmayın, benden korkun. Ayetlerimi az bir değere satmayın. Kim, Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar, kafirlerin ta kendileridir.

    Şüphesiz ki biz Tevrat'ı indirdik. Onda insanları doğru yola ileten hidayet ve karanlıkları aydınlatan nur vardır. Allah'a boyun eğen Peygamberler, kendi*lerine tabi olan Yahudilere Tevrat ile hükmederler, âlimleri de Allah'ın kitabını muhafaza etmekle görevlendirildikleri için Tevrat'la hükmederlerdi. Yahudi alimleri. Peygamberlerin. Allah'ın kitabıyla hükmettiklerine dair sahillerdir. Ey Yahudi alimleri, insanlardan korkmayın, benden kokun. Çünkü fayda ve zarar verme ancak benim elimdedir. Âyetlerimle hükmetmeyi bırakıp karşılığında ge*çici ve az bir değeri almayın. Allah'ın göndermiş olduğu kitabın hükmüyle hük*metme yenler, kefillerin ta kendileridir.

    Ayetle. Allah'a teslim oldukları zikredilen Peygaır.berberuer, inaksal, evi i oklukları halde ziııu eden iki Yahudi hakkında recmedilme cezasını veren ve Kureyza oğullarıyla Nadr oğullarının öldürülenlerinin diyetlerinin eşit olcluğ-ıva hüküm veren Hz. Muhammed'dir ve Hz. Muhammed'deiî önce geçen ve Al*lah'ın indirdiği hükümlerle hükmeden diğer Peygamberlerdir.

    Katade diyor ki: "Bize anlatıldığına göre bu âyet-i kerime indirilince Re-sulullah buyurmuştur ki: "Yahudiler hakkında da onların dışındaki, diğer dinle*re sahip olan insanlar bakında da biz hüküm vereceğiz."

    Zühri bu âyet-i kerimenin, Resulullah'a evli oldukları halde zina eden iki Yahudinin cezasının ne olacağın: sormalanyla Resulullah'ın, onlara recmedil*me cezası vermesi üzerine nazil olduğunu söylemiştir.

    Âyet-i kerimede "Rablerine samimi olarak kulluk edenlerin ve âlimlerin de insanlara, Allah'ın indirdiği Tevrat'la hükmedecekleri" beyan edilmiştir.

    Burada zikredilen ye "Rablerine samimi olarak kulluk edenler.." diye ter*cüme edilen "Rabbaniyyun" kelimesinden maksat, hik*metli davranan, insanları idarede, işlerini düzenlemede ve menfaatlerini koru*mada basiretli olan âlimler." demektir. Daha önce bunun izahı ve hakkındaki görüşler zikredilmiştir.

    Burada geçen ve "Âlimler" diye tercüme edilen "Ahbar" kelimesi "Hibr" kelimesinin çoğuludur. Mânâsı ise "Bir

    şeyi sağlam bir şekilde bilen" demektir.

    Süddi burada "Rabbaniyyun" ve "Ahbar" diye vasıflandırılan kişilerden maksadın "Suriya" ismindeki Yahudinin iki oğlu olduğunu söylemiştir.

    Esbat, bu hususta Süddi'nin şunları söylediğini rivayet etmiştir: "Yahudi*lerden iki kardeş vardı. Bunlara "S.uriya'nm iki oğlu" denirdi. Bunlar, müslüman olmadıkları halde Resulullah'a tabi olmuşlardı. Bunlar, Resulullah'ın, kendile*rinden, Tevrat hakkında bir şey sorduğunda ona,Tevrat'tan bildiklerini söyleye*ceklerine dair ahit vermişlerdir. Bunlardan biri "Rabbani" diğeri ise "Hibr" idi. Bunlar, Resulullah'a, ondan bir şeyler öğrenmek için tabi olmuşlardı. Bir gün Resulullah onları çağırdı. Kendilerinden bazı şeyler sordu. Onlar da "İleri gelen kimselerin zina etmeleri halinde hükmün ne olduğunu, zayıf olanların zina et*meleri halinde de hükmün ne olduğunu ve diğer hükümlerin neler olduklarım anlamlar. Bunun üzerine Allah teala "Şüphesiz biz, içinde hidayet ve nur buîunaıı Tevrat'ı indirdik. Allah'a teslim olan Peygamberler, Yahudilere onunla hük*mederlerdi." Yani, Muhammed (s.a.v.) Yahudilere Tevrat'ın hükmüyle hüküm verir." beyanını indirdi.

    Yine Allah teala "Rablerine samimi olarak kulluk edenler ve âlimler de, Allah'ın kitabını korumakla görevlendirildiklerinden, yani Suriya'nın, Rabbani ve Hibr denen iki oğlu da, Yahudilere Allah'ın indirdiği Tevrat'la hükmederler*di." ifadelerini indirdi.

    Taberi diyor ki: "Bana göre bu mesele hakkındaki doğru görüş burada zikredilen "Rabbani"nin ve "Ahbar"m, alimlerin sıfatı olduğunu söyleyen gö*rüştür. Bunlar, Suriya'nın iki oğlu da olabilir, başkaları da. Bunların bilinen Rabbani ve Ahbar olduklarına dair kesin bir delil yoktur. Nitekim, Dehhak, Ha-san-ı Basri, Katade ve Mücahid bunlardan maksadın Yahudilerin kurraları ve fı-kıhcılan olduklarını söylemişler, İbn-i Zeyd ise, Rabbanilerin idareciler, Ah-bar'm da âlimler olduklarını söylemiştir.

    Âyet-i kerimenin sonunda, "Kim, Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar, kâfirlerin ta kendileridir." buyurulmaktadır. Yani kim Yahudilerin, evli oldukları halde zina eden iki kişi hakkında merkebe ters bindimle ve yüzlerini karalama hükmünü verip recmedilmeleri hükmünü saklamaları, öldürülen bazı kişiler hakkında tam diyet ödettirirken diğer bazıları hakkında yarım diyet ödet*meleri, ileri gelenleri öldürüldüğünde, öldüreni kısasa tabi tuttuktan halde zayıf*lan öldürüldüğünde sadece diyet ödettinneleri gibi hükümler verir de Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyecek olursa işte onlar, hakkı gizleyen ve onu insanların gözünden kaçıran kimselerdir."

    Müfessirler bu âyette zikredilen kâfirlerden kimlerin kastedildiği husu*sunda çeşitli görüşler zikretmişlerdir.

    a- Bera b. Âzİb, Ebu Salih, Dehhak, Ebu Miclez, İkrime, Katade ve Ubeydullah b. Abdullah'dan nakledilen bir görüşe göre bu âyette zikredilen kâfirlerden maksat, Allah'ın kitabı Tevrat'ı tahrif edip değiştiren Yahudilerdir.

    Bu hususta Bera b. Âzib demiştir ki:

    "Kim, Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar, kâfirlerin ta kendile*ridir. "İşte onlar fâsıklann ta kendileridir. âyetlerinin hepsi, kâfirler hakkında nazil olmuştur.

    45- Biz, Tevrat'ta onlara şu hükümleri farz kılmıştık: Cana can, göze göz, buruna bııun, kulağa kulak, dişe diş ile kıyas yapılır. Yaralarda da kı*sas vardır. Fakat kim hakkından vazgeçerse bu onun günahlarının affına bir sebeptir. Kim,Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir.

    Biz, Tevrat'ta Yahudilere şu hükümleri farz kılmıştık: Haksız yere bir in*sanı öldüren kimse kısas olarak öldürülür. Göz çıkaranın gözü çıkarılır. Burun kopaaranın bumu kopanlır. Kulak kesenin kulağı kesilir. Diş kıranın dişi kırılır. Yaralamalarda da kısas vardır. Bununla beraber.kim hakkını bağışlarsa bağışla*dığı kadar günahları affedilir. Veya kim, hakettiği cezayı kabullenirse bu onun günahları için bir keffareîîir. Allah'ın nizamı ile hiikmctmeyenler zalimlerin ta kendileridir.

    Taberi diyor ki: "Allah teala bu âyet-i kerime ile Peygamberi Hz. Mu-hammed (s.a.v.) e Yahudilerin hallerini bildirmekte, onlardan, önce Resulullah'ı kabul edip de sonra inkâr edenlerin inkârlarına karşı Resulullah'ı teselli etmekte ve Resulullah'a, Yahudilerin, eskiden beri süregelen, Rablerine ve Peygamber*lerime karşı isyan etme cesaretinde oduklarını, Allah tealanın gönderdiği kitabı tahrif ve tebdil ederek kendilerini Allah'tan üstün tutma gibi bir hale düştükleri*ni bildirmekte ve buyurmaktadıi ki: "Ey Muhammed, bu Yahudiler sana gelip hüküm vermen için seni hakem tayin ederek senin verdiğin hükme hiç razı olur*lar mı? Çünkü onların elinde Tevrat bulunmaktadır. Onlar Tevrat'ın hak kitap olduğunu, benim kitabım olduğunu, Peygamberim Musa'ya vahyettiğim bir ki*tap olduğunu ikrar ediyorlar. Tevrat'ta ise, evli oldukları halde zina edenler hak*kındaki recmedilme hükmüm ve haksız yere birini öldürenin kısas yapılması, haksız yere bim'nip gözünü çıkarının, gözünün çıkarılması, burun koparanın burnunun koparılması, diş kıranın dişinn kırılmasına ait hükümlerim, yaralarda da, yaralayanın aynen yaralanmasına dair hükümlerim vardır. İşte onların elinde bulunan Tevrat'ta bu hükümlerimin bulunmasına rağmen onlar bu hükümlere sırt çevirirler. Onlarla amel etmezler. Bu itibarla onların, senin vereceğin hükmü almamaları-ve vereceğin karara kızacakları muhakkaktır."

    Bu âyetin nüzul sebebi hakkında îbn-i Cüreyc demiştir ki: "Kureyza oğullan Resululîah'ın, gizlemiş oldukları recm cezası ile hüküm verdiğini gö*rünce harekete geçmişler ve demişlerdir ki: "Ey Muhammed, bizimle kardeşleri*miz Nadr oğulları arasında da sen hüküm ver." Zira Resululîah'ın hicretinden önce aralarında, öldürülen bir kişinin kam söz konusu idi. Nadr oğullan kendi*lerini Kureyza oğullarından üsîün gördüklerinden Kureyza oğullarının diyetleri*ni kendi diyetlerinin yarısı olarak kabul ediyorlardı. O zamanda diyetin miktarı Nadr oğullarının öldürülenleri için yüz kırk vesk[131] miktarı hirma idi. Kurezya oğullarının diyeti ise yetmiş vesk idi. Resulullah da buyurdu ki: "Kureyza oğul*larının kanı Nadr oğullarının kanma denktir." Bunun üzerine Nadr oğullan kız*dılar ve dediler ki: "Recm hükmünü vermende sana itaat etmeyeceğiz. Biz, daha önce uyguladığımız cezayı tatbik edeceğiz." İşte bunun üzerine: "Onlar, cahiliye devrinin hükmünü mü istiyorlar[132] âyeti, bir de: "Biz Tevrat'ta onlara şu hü*kümleri farz kılmıştık." âyeti nazil oldu.

    Abdullah b. Abbas bu âyetin izahında demiştir ki: "Bu âyetten de anlaşıl*dığı gibi Yahudilerin arasında meydana gelen cinayetler ve yaralamalar husu*sunda kısas yapmaktan başka bir hüküm yoktu. Allah teala Hz. Muhammed (s.a.v.)in ümmetine bu cezayı hafifletti ve kısasın yanında diyet ödemeyi de ge*çerli saydı ve "Bu, rabbiniz tarafından size bir hafifletmedir ve bir merhamettir. Kim bu hususta tasaddukta bulunacak olursa bu onun için bir keffarettir." bu*yurdu.

    Ayet-i kerimede geçen ve: "Fakat kim hakkından vazgeçerse bu onun gü*nahlarının affına bir sebeptir." şeklinde izah edilen cümlesi müfessirler tarafından iki şekilde izah edilmiştir:

    46- O Peygamberlerin peşinden, kendinden önceki Tevrat'ı tasdik eden Mcrycmoğlu İsa'yı gönderdik ve ona, içinde hidayet ve nur olan, ken*dinden önceki Tevrat'ı tasdik eden ve Allah'tan korkanlar için bir hidayet rehberi ve bir nasihat oîan İncil'i verdik.

    Ey Muhammed, senden önce, Allah'a boyun eğen Peygamberlerin arka*sından da Meryemoğlu İsa'yı, kendinden önce indirilen Tevrat'ı doğrulayan bir Peygamber olarak gönçlerdik. İsa, Tevrat'ın İncil'le neshedilmeyen hükümlerinin kendi ümmeti için de geçerli olduğunu beyan eden bir Peygamberdir. Biz İsa'ya da "İncil" diye adlandırılan kitabı verdik. İncil'de o zamanki insanların bilme*dikleri, Allah'ın hükümleri ve cahalet karanlıklarını aydınlatan nurlar vardı. İn*cil kendisinden önce inen Tevrat'ı doğrulayan, Allah'ın muttaki kulları için seç*tiği hükümleri beyan eden ve bu muttaki kullan, Allah'ın sevmediği şeylerden sakındırıp sevdiği şeylere teşvik eden bir kitaptı.

    47- İncil'e tabi olanlar, Allah'ın onda indirdiklcriylc hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işle onlar, fasıkİarın ta kendileri*dir.

    Biz, Yahudilere, Tevrat'la hükmetmelerini farz kıldığımız gibi İsa ve ona tabi olanlara da İncil'de Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmelerini emretmiş*tik. İncil'e tabi olanlar, Allah'ın onda indirdikleriyle hükmetsinler." demiştik. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar, Allah'ın emir ve yasaklarına uymayan fasıkların ta kendileridir.

    Bu surenin kırk dört. kırk beş ve kırk yedinci âyetlerinde, Allah'ın niza-miyla hükmetmeyenler, kâfirlik, zalimlik ve fasıklıkla sıfatlandınlmaktadırlar. İbn-i Zeyd, burada zikredilen "Fasıklar" İfadesini, "Yalancılar" şeklinde izah et*miştir.

    İbn-i Vehb diyor ki: "İbn-i Zeyd dedi ki: "Kur'an'da bulunan her "Fasık" kelimesi, çok azı müstesna "Yalancı" manasınadır. Nitekim Allah teala: "Ey iman edenler, eğer bir fasık size bir haber getirirse onun doğruluk derecesini a:-aşnnn buyurmuş ve buradaki fasıktan maksadın, yalancı mânâsını taşı*dığını kasdetmiştir.

    Bu âyetin baş tarafındaki kelimesi, Hicaz, Basra ve bazı Küfe kurralan tarafından harfi harekesiz olarak şeklinde okunmuştur. Küfe, âlimlerinin diğer bir kısmı tarafından ise harfi*nin esresiyîe şeklinde okunmuş, Taberi her iki kıraatin da meşhur olduğunu, mânâ bakımından da birbirlerine yakın olduklarını, bu itibar*la okuyucunun her iki kıraatla da okumasının doğru olacağını söylemiştir. Bi--rinci kıraata güre âyetin bu bölümünün mânâsının: "Biz İncil'i verdiğimiz insan-l::;u emrettik ki onlar, Allah'ın İncil'de indirdiği ile hükmetsinler." şeklinde ol*duğunu, ikinci kıraata göre ise: "Biz İncil'i İsa'ya verdik ki ona tabi olanlar, Al*lah'ın onda indirdiği ile hükmetsinler." şeklinde olduğunu söylemiştir.


    48- Ey Muhammed sana da geçmiş kitapları tasdik eden ve onları muhafaza altına alan Kur'an'ı hak olarak indirdik. Aralarında Allah'ın indirdiği üc hükmet. Onların heva ve heveslerine uyarak sana gelen haktan sapma. Hcrbiriniz için bir şeriat ve yol tayin ettik. Eğer Allah dikseydi sizi tek bîr ümmet yapardı. Fakat si/.i ümmetlere ayırması vcrdiklcriylc sizi imtihan etmesi içindir. O halde iyiliklere koşun. Hepinizin dönüşü Al*lah'adır. O, ihtilaf etmekte olduğunuz şeyi size bildirecektir.

    Ey Muhammed, sana da, Allah katından geldiğinde şüphe olmayan ve hak bir kitap olan Kur'mVı indirdik. O Kur'an geçmişte Allah'ın, Peygamberleri*ne indirmiş olduğu kitapları tasdik eder ve onları muhafaza altına alır. Ve onla*rın nerelerinin sağlam kaldığını, nerelerinin değiştirildiğini size bildirir. O Kar'an'a mutabık düşen semavi kitaplar hak, düşmeyenler ise batıldır. Zira o ba-îjliar, Yahudi ve Hristiyan din adamlarının tahrifleri sonucunda ortaya çıkmış*tır. Ey Muhammed, sen elıl-i kitap ile müşrikler arasında Allah'ın sana indirdiği Kur'an'daki hükümlerle hükmet. Allah katından sana gelen hakkı bırakıp Yahu*dilerin ve müşriklerin seni davet ettikleri heva ve heveslerine uyma. Sizden her -ümmet için bir yol ve bir şeriat tayin ettik. Eğer Allah dileseydi sizin şeriatları*nız! tek bir şeriat kılarak sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat Allah, size gönder*miş olduğu şeriatları farklı yaptı ki sizleri imtihan etsin. İtaat edeni isyan eden*den, emirlere uyanı onlra karşı çıkandan ayırdetsiıı. Sizler, rabbinizin rızasına yaklaştıracak işleri yapmakta yarışın. Ey insanlar, hepenizin dönüşü ancak Al*lah'adır. Sizlerin ihtilaf etmiş olduğunuz hususların gerçeğini size haber verecek ve adaietli hükmüyle sizi yargılayıp kararını verecektir. İşte o zaman kimin iyi kimin de köîü olduğu ortaya çıkacaktır.

    Ayet-i kerimede geçen ve "Muhafaza altına alan" diye tercüme edilen kelimesinin lügat mânâsı "Koramak ve denetim altında

    büiundurrriak"tir.

    Bir adam bir şey: korur ve onu denetimi altında bulunduracak olursa o kişiye "Müheymin" denir. Bu izaha göre Allah teala Kur'an-ı Kerim'i, kendin-uen önce gönderilen İncil, Tevrat, Zebur gibi hak kitapları doğrulayan bir kitap olarak ve onları muhafaza eden, denetleyen onların hak kitap olduklarına şahit olan bir kitap olarak vasıflandırmıştır


    49- Aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet. Onların heva ve heves-Jcrlne uyma. Allah'ın sana indirdiğinin bir kısırımdan ssenİ saptırmaların*dan sûksn. Eğer Allah'ın hükmünden yüzçcvirirlcrsc, bil ki Allah, bir kı*sım günahlar! sebebiyle onları musibete uğratmak istiyor. Muhakkak ki İnsanların bir çoğu fasıktırlar.

    Ey Muhammed, sen o Yahudilerin arasında, Allah'ın sana kitabında indir*diği hükünıierle hüküm ver. Öldürülenleri ve fuhuş işleyenleri hakkında senin hakemliğine başvuran Yahudilerin heva ve heveslerine uyma. Onların, seni, Al*lah'ın sana indireceği hükümlerin bazılarından saptırıp heva ve heveslerine alet etmelerinden kaçın. Şayet senin hakemliğine başvuran o Yahudiler, senin verdi*ğin hükmü reddedip onunla amel etmeyecek olurlarsa bil ki, onların böyle sap*maları Allah'ın onları, daha dünyada iken, işledikleri bazı günahlar yüzünden cezalandırmak istemesindendir. Şüphesi kiYahudilerin çoğu, Allah'ın kitabıyla amel etmenin dışına çıkan ve ona itaatten ayrılıp isyana düşenlerdir.

    *Bu âyet-i kerimenin nüzul sebebi hakkında Abdullah b. Abbas'ın şöyle dediği rivayet ediliyor: "Yahudilerden Ka'b b. Esed, ibn-i Salûba, Abdullah b. Siijiya, Şa's b. Kays, aralarında şöyle konuştular: "Haydin gidelim Muham-îned'e, belki dini hususunda onu yoldan çıkarırız." Kalkıp Resululah'a geldiler ve or.a şöyle dediler: "Biliyorsun ki bizler, Yahudilerin âlimleri, ileri gelenleri ve efendileriyiz. Eğer biz sana tabi olursak bil ki Yahudiler de bize tabi olur ve bize karşı gelmezler. Ancak şu anda kavmimizle aramızda bir anlaşmazlık var. 3u hususta seni aramızda hakem tayin edelim. Fakat sen bizim lehimize onların aleyhine hüküm ver. Böyle yaparsan sana iman eder ve seni tasdik ederiz."

    siple değişmez. Bu hususla Allah teala şöyle buyuruyor: "Şüphesiz ki Allah katında din Is-laındır." (3/19) Fakat Peygamber efendimiz, Yahudilerin bu tekliflerini reddetti ve bunun üze*rine de bu âyet nazil oldu.

    İbn-i Zeyd diyor ki: "Yahudilerin, Resulullah'ı, Allah'ın indirdiği hüküm*lerden saptırmaya çalışmaları "Bu mesele Tevrat'ta böyledir." şeklindeki sözle*riyle olur. Yahudiler buna imkân bulamamışlardır. Zira Allah teala, Teevrat'ta ne olduğunu bildirmemiştir.

    50- Onlar, cahiliyc hükmünü mü istiyorlar? İncelikleri idrak eden bir kavim için Allah'tan daha güzel hüküm veren kim vardır?

    Ey Muhammed, senin hakemliğine başvurup sonra da senin adaletle ver*diğin hükme razı olmayan bu Yahudiler, ellerinde Allah'ın kitabı Tevrat bulun*duğu halde, putperestlerin ve müşriklerin hükümlerini mi istiyorlar? Ey Yahu*diler, Allah'ın birliğini ve rabliğini kesin olarak bilen bir kavim için kimin hük*mü Allah'ın hükmünden daha güzel olabilir? Eğer sizler, gerçekten Allah'ı birle*yen ve onun rabliğini ikrar eden insanlarsanız, bunu idrak etmelisiniz.

    Abdullah b. Abbas'tan şu hadis-i şerif rivayet edilmektedir:

    "Allah katında insanların en sevilmeyeni şu üç kimsedir: Harem bölgesi içinde zulüm ve haksızlık yapan, İslam döneminde cahiliye devri âdet ve hü-kümlarini araştırıp yaşatmaya çahşan,bir de bir kimsenin, haksız yere kanını dökmek için çalışandır."

    78- İsrailoğullarından kâfir olanlar, Davud'un ve Mcrycmoğlu İsa'nın lisanıyla lanetlendiler. Bu onların isyan etmeleri ve aşırı gitmelerin*den di.

    Allah, İsrailoğullarından kâfir olanları, Zebur'da Davud'un, İncil'de de İsa'nın lisanıyla lanetledi. Bu da Allah'ın emirlerine karşı isyan etmelerinden ve haddi aşmalanndandi.

    Âyet-i kerimede, İsrailoğullannm, Hz. Davud ve Hz. İsa'nın lisanıyla lanetlendikleri zikredilmektedir.

    Müfessirler bu lanetlenmenin nasıl olduğu hususunda çeşitli izahlarda bu*lunmuşlardır.

    a- Abdullah b. Abbas bu lanetlenmeyi şöyle izah etmiştir: "İsrailoğullan her dil ile lanetlenmişlerdir. Hz. Musa'nın döneminde Tevrat'ta lanetlenmiş, Hz. Davud'un dtöneminde de Zebur'da lanetlenmişler, Hz. İsa'nın döneminde İn*cil'de lanetlenmişler, Hz. Muhammed'in döneminde ise Kur'an'da lanetlenmiş*lerdir. Lanetlenmelerinin sebebi ise, kötülük yapanların, kötülük yapmamalarına dair uyarılmalarından sonra, o kötülük yapanlarla ticari muamelelerinde içli dış*lı olmalarıdır. İşîe Allah Teala onları bu yüzden birbirlerine düşürmüş ve onları' lanetine uğratmıştır. .

    b- Mücahid,.Katade ve Ebu Malik ise bu lanetlenmeyi şöyle izah etmiş*lerdir: "İsrailoğullan Hz. Davud'un lisanıyla lanetlenerek şeklen maymuna dö*nüştürülmüşler, Hz. İsa'nın lisanıyla lanetlenerek de domuza dönüştürülmüşler*dir."

    c- İbn- Cüreyc ise bu lanetlenmenin ve neticesinin şöyle olduğunu naklet-miştir: "Hz. Davud, İsrailoğullarının evlerinde bulunan bazı kimselerin yanın*dan geçmiş, onlara, "Evde kim var?" diye sormuş, onlar da: "Domuzlar var." de*mişlerdir. Hz. Davud da: "Ey Allah'ım sen bunlan domuz yap." demiş onlar da domuza dönüşmüşlerdir.

    Hz. İsa da İsrailoğullarının aleyhine bedduada bulunarak: "Ey Allah'ım, sen bana ve anneme karşı iftirada bulunanları zelil ve adi maymunlar kıl." de*miştir.

    d- Abdullah b. Mes'ud ve Ebu Ubeyde'den rivayet edilen şu hadis-i şerif*lerde ise, îsrailoğullannın lanete uğratılmalarmın sebebinin "Kötülükten men et*tikleri kimselerle içli dışlı olmaları" hadisesi okluğu beyan edilmektedir.

    Abdullah b. Mes'ud bu hususta diyor ki: "Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "İsrailoğullan isyana dalınca, âlimleri onları bu hallerinden vazgeçmeye çağır*dılar. Fakat onlar vazgeçmediler. Buna rağmen âlimleri, onların meclislerine gi*dip oturdular. Onlarla yeyip içtiler. Allah Teala îsrailoğullarmi birbirlerine dü*şürdü. Onları, işledikleri günahları ve aşın gitmeleri yüzünden Davud'un ve Meryemoğiu İsa'nın diliyle lanetledi."

    Abdullah b. Mes'ud eliyor ki:

    "Resulullah bunlan söylerken sırtını bir yere dayamıştı. Doğrulup oturdu ve dedi ki: "Hayır, ruhum kudret elinde olana yemin ederim ki, böyle yapan günahkârları, yaptıklarından alıkoyup hakka boyun eğdirmedikçe azaptan kur*tulmuş olamazsınız. [189]

    Ebu Ubeyde de Resulullah'm şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

    "İsrailoğullanndan bir kusur meydana geldiğinde, kişi, din kardeşinin gü*nah işlediğini görüyor ve ona o günahı işlememesini söylüyordu. Ancak ertesi gün, onda gördüğü bu günah işleme hali, kendisinin, onunla birlikte yeyip içme*sine ve onunla içli dışlı olmasına mani olmuyordu. Bunun üzerine Allah onlan birbirlerine düşürdü. İşte bunlar hakkında Kur'an'ın şu âyetleri indi. "İsrailoğul-1 arından kâfir olanlar, Davud'un ve Meryemoğiu İsa'nın lisanıyla lanetlendiler. Bu onların isyan etmeleri ve aşın gitmelerindendi."

    Ebu Ubeyde devanda diyor ki; "P^'Sii'iLlsfa. bur/im lotıra gelen âyetleri şu âyete kadar okudu: "Eğer onlar, Allah'a, Peygambere ve ona indirilene iman etmiş olsalardı kâfirleri dost edinmezlerdi. Fakat onların bir çoğu yoldan çıkan kimselerdir. [190]Resulullah bunları söylerken bir yere yaslanmış vaziyetteydi. Doğrulup oturdu ve dedi ki: "Hayır, zalime el çektirip onu hakka boyun eğdir*medikçe cezalandırılmaktan kurtulamasınız


    99- Peygamberin üzerine düşen ancak tebliğ etmektir. Allah, açıkla*dıklarınızı da gizlediklerinizi de bilir.

    Bu âyet-i kerime, Allah îeala tarafından kullara gönderilmiş bir ihtar mahiyetindedir. Ve izahı şöyledir: "Ey insanlar, size göndermiş olduğumuz Peygambere düşen görev, Allah'ın emir ve yasaklarını size tebliğ etmek, Allah'a karşı gelenin cezalandırılacağını bildirmek ve Allah katında bahane edilecek bir şey bırakmamaktır. Sonra cezalandırma Allah'a aittir. Çünkü o, gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilir. Kimin itaat edipkimin isyan ettiği ona gizli değil*dir.

    100- Ey Muhammcd de ki: "Pis olan şeyin çokluğu hoşuna gite de pis ile temiz bir değildir. Ey akı! sahipleri Allah'tan korkun ki kurtuluşa eresi-niz.

    Ey Muhammcd de ki: "Az olun helal ve faydalı şeyler, sizin için, çok olan murdar ve haram şeylerden daha hayırlıdır. Zira hiçbir zaman, murdar bir şey temiz bir şeye eşit olamaz. Yani salih bir ku! günahkâr bir kula, itaatkar bir kul günahkâr bir kula, itaatkâr bir kul da isyankâr bir kula eşit değildir. İsyankâr ve sapıkların çok oluşları hoşuna gitse bile böyledir. İsyankârların çokluğu sizi aldatmasın. Çünkü onlar, sonunda mutlaka hüsrana uğrayıp yok olacaklardır. Ey akıl sahipleri, Allah'tan korkun ki kurtuluşa eresiniz, arzularınıza kavuşasınız. Sakın murdarların çokluğunu size hoş gösteren şeytanın vesveselerine kapılma*yın."

    Süddi demiştir ki: "Burada zikredilen "Pis olan şey"den maksat, müş*rikler, "Temiz olan şey"den maksat da müminlerdir."

    Bu âyet-i kerime her ne kadar Rcsulullaha hitnbetmekte ise de asıl muha*tap, Resulullaha tabi olan bir kısım insanlardır. Nitekim âyetin sonundaki "Ey akıl sahipleri." ifadesi de bunu göstermektedir.


    101- Ey iman edenler, açıklandığı zaman hoşunuza gitmeyecek olan şeylerden sormayın. Eğer onları Kur'an indirilirken sorarsanız size açıkla*nır. Allah, sorduklarınızdan dolayı sizi affet m iştir. Allah, çok bağışlayan ve çok yumuşak davranandır.

    Ey iman edenler, açıklandığı zaman hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri Allah'ın Resulünden sormayın. Eğer bu şeyleri, Peygambere vahiy indiği sırada soracak olursanız Allah onların hükmünü size açıklar. Geçmişteki faydasız so*rularınızdan dolayı Allah sizi affetmiştir. Allah tevbe edenlerin günahlarım çok*ça affeden ve günahkârların cezasını hemen vermeyerek yumuşak davranandır.

    Allah teala bu âyet-i celile ile kullarına, davranış ve konuşma âdabım öğretmekte, kendileri için faydalı olmayan şeylerin arkasına düşmelerini yasak*lamaktadır. Zira sorulan hususların cevaplan ortaya çıkınca ya kendilerine ağır gelen bir hüküm gelecek veya hoşlarına gitmeyen bir durum ortaya çıkacaktır.

    Müfessirler bu âyet-i kerimenin nüzul sebebi hakkında çeşitli görüşler zikretmişlerdir.

    a- Abdullah b.Abbas, Enes b.Malik, Katade. Süddi ve Ebu Hureyre'dcn nakledilen bir görüşe göre bu âyet-i kerime, Resulullahtan, babalarının kimler olduğunu veya kaybolan develerinin nereye gittiğini soracak kadar Resulullah*tan çokça soru soran sahabiler hakkında nazil olmuştur ve onların, bu tür huyla*rından vazgeçmelerini emretmiştir.

    Bu hususta Abdullah b.Abbas diyor ki: "Bir kısım insanlar Resululİahı alaya alarak ondan çokça sorular soruyor*lardı. Bir kimse geliyor ve "Babam kimdir?" diye soruyor. Bir başkası geliyor "Devem kayboldu nerededir?" diyordu. İşte Allah teala bu gibi kimseler hakkın*da bu âyeti indirdi. [258]

    Enesb.Malik diyorki:

    "Bir gün Resulullah (s.a.v.) öyle bir hutbe okudu ki ben onun benzeri hiç*bir hutbe işitmemiştim. Hutbede şunları söylemişti; "Eğer benini bildiğimi sizler de bilseniz elbette ki az güler çok ağlardınız." Bunun üzerine sahabiler yüzlerini kapatarak hüngür hüngür ağlamaya bağladılar. İçlerinden birisi, "Benim babam kim?" diye sordu. Resııluliah da: "Falan adam." dedi. Ve bunun üzerine bu âyet nazil oldu...




    102- Sizden önce de bir kavim bunları sormuştu da sınıra onları inkâr etmişti.

    Sizden önce geçen Salih'in kavmi, Allah'ın Peygamberi olan Salih'ten si*zin sormanız gibi bir mucize getirmesini istemişlerdi. Allah onlara mucize ola*rak deveyi gönderince de onu kesip inkarcılığa düşmüşlerdi. İsa'nın adamları da gökten kendilerine yemek indirilmesini istemişlerdi. Kendilerine yemek indiril*dikten sonra da inkâra düşmüşlerdi. Siz Muhammed ümmeti de bu kavimlerin durumuna düşmeyin, neticesi hoşunuza gitmeyecek somlar sormayın


    Tüm bunları bir siteden alıntı yaptığın ve hiç bilgi sahibi olmadığın da açıkça ortada. Yukarıda sana ayet ayet açıkladığım Maide suresi 92'yi bana alıntılamışsın:
    "Âllah'a itaat edin, Rasûle itaat edin ve kötülüklerden sakının"
    ve bunu uydurma hadislerine dayanak olarak gösteriyorsun. Eğer biraz okur yazar olup Maide suresini okusaydın, oradaki o sözün bana değil, sana ve o dönemdeki peygamberimize ve islam devleti hükümlerine uymakla mükellef insanlara söylendiğini anlamış olurdun. Dolayısıyla Resulullaha uyun demek ondan size aktarıla aktarıla gelen her uydurmaya UYUN demek değildir. Peygamberimiz senin sandığın gibi Kuranda olmayan bir amel yapmamıştır
    .


    92- Allah'a da itaat edin Peygmbere de itaat edin. Karşı gelmekten sakının. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki Peygamberimize düşen sadece apaçık tebliğdir.

    İçki kumar ve yasaklanan diğer şeylerden kaçınarak Allah'ın emirlerine itaat edin ve Peygamberinin emirlerine uyun. Allah'ın emrine karşı gelmekten sakının. Aksi takdirde onun cezasını hak etmiş olursunuz. Eğer emirlerinden yüz çevirir yasaklananları işlerseniz bilin ki Peygamberimize düşen sadece açık' bir şekilde tebliğdir. Hesaba çekip cezalandırma ise Allah'a aittir.

    Görüldüğü gibi bu âyet-i kerime, Allah tealanın emir ve yasaklarını ih*lal edenleri tehdit etmekte, yasakları çiğneyenlerin cezalandırılacaklanna dikka*ti çekmektedir.



    Senin iddana destek olarak savunduğun ayetlerin TEFSİRİ işte bu Eğip bükme, kendi aklınla anladığını zannettiğin şeyle görüldüğü üzre uzaktan yakından alakası yok....

    Bakalım MİNAREYE bukez nasıl bir KILIF uyduracan....:)

  8. #208
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    626
    Rep Gücü
    41960
    Din ve şeriat kavramlarının farkını bilmemenden, hakaret etmenden, zekama hakaret ettiğin cümledeki kendi cümleni anlamamandan dolayı senin nasıl birisi olduğunu anladım Ammar kardeşim. Bundan sonraki yazılarımda seni muhatap almadan konuya dair yazacağım. Kimsenin neden seninle tartışmadığını anladım. Pes ediyorum :) Çünkü kopyala yapıştırdan başka bir şey bilmiyorsun. Emeğime değmezsin. Diğer arkadaşlar için ayrıyeten makale tarzında yazmaya devam ederim.

  9. #209
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Bak savunduğun her tezin karşısına cevaplarını koyuryorum hemde detaylıca koyuyorum... Neyse fazla uzatmaya gerek yok...

    Ya kusura bakma bu konularda oldukça hassasım sen burada savunduğun şey ile insnalara ZİNA nın 100 değnek ile ceza bulduğunu RECM olmadığını savunuyosun ve bir FARZ görevi insanları DİNDEN çıkartacak bir FARZ ı inkar ediyorsun, ve bunun vebali çok büyük sayfalar dolusu yazı yazdım, bilgi ekledim, ee insan bu bir yerde sabır taşı çatlıyor... Elimde olmadan bazen böyle tepkiler veriyorum neyse konuyu fazla uzatmayayım o ZEKA TESTİ kısmında haklısın baya bi ileri gitmişim ama dediğim gibi ALLAH C.C un bir FARZ' ını yoktur gibi gösterip insanları bu şekilde AHRET lerinde daha büyük kayıplara yol açacağını göz göre göre savunulduğunda bazen bu tip tepkiler verebiliyorum.. ÖZÜR DİLERİM O CÜMLEYİ KAZIYORUM ORADAN BOŞ BULUNDUM İŞTE...

    Sen kısaca KUR-AN da RECM ile ilgili ayet yoktur diyosun

    Bende açıkca "RECM edin" diye ayet arıyorsanız EVET YOK....

    Ama ALLAH C.C un diğer kitaplar ile gönderdikleri ile KUR-AN da gönderdikleri hep aynı şeriatın devamıdır, RESULULLAH S.A.S KUR-AN da ayet olarak olmasa da FİİLİ olarak uyguladığı bu eylem KUR-AN daki AYET hükmündedir, keza KUR-AN RESULULLAH S.A.S' in yaptığı herşey ona VAHİY YOLU ile GELİYOR, bazıları KUR-AN da ayet olarak bulunmasada, bizzat CEBRAİL A.S tarafından VAHİY İLE BİLDİRİLMİŞTİR

    ÖRNEK NAMAZ;

    ibnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor:

    "Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Cibril (aleyhisselâm) bana, Beytullah'ın yanında, iki kere imamlık yaptı. Bunlardan birincide öğleyi, gölge ayakkabı bağı kadarken kıldı. Sonra, ikindiyi her şey gölgesi kadarken kıldı. Sonra akşamı güneş battığı ve oruçlunun orucunu açtığı zaman kıldı. Sonra yatsıyı, ufuktaki aydınlık (şafak) kaybolunca kıldı. Sonra sabahı şafak sökünce ve oruçluya yemek haram olunca kıldı. ikinci sefer öğleyi, dünkü ikindinin vaktinde her şeyin gölgesi kendisi kadar olunca kıldı. Sonra ikindiyi, her şeyin gölgesi kendisinin iki misli olunca kıldı. Sonra akşamı, önceki vaktinde kıldı. Sonra yatsıyı, gecenin üçte biri gidince kıldı. Sonra sabahı, yeryüzü ağarınca kıldı.

    Sonra Cibrîl (aleyhisselam) bana yönelip: "Ey Muhammed! Bunlar senden önceki peygamberlerin (aleyhimüssalatu vesselâm) vaktidir. Namaz vakti de bu iki vakit arasında kalan zamandır!" dedi. "507

    507 Tirmizî(149) Ebu Dâvud(393) Sahihu Süneni Nesai(488) el irva(250)

    GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ KUR-AN NAMAZIN NASIL KILANACAĞI VE VAKİTLERİNİ DETAYLICA AÇIKLAMAZ, O KISMI YİNE CEBRAİL A.S İLE VAHİY YOLU İLE RESULE S.A.S BİLDİRİLİR...

    RECM olayıda aynıdır, aslında bununla ilgili ayet gelmiştir, fakat NESH edilip RESUL S.A.S tarafından uygulamalı olarak FARZ KILINMIŞTIR...

    KUR-AN = SÜNNET aynı hükümdedir...

  10. #210
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    626
    Rep Gücü
    41960
    Nefsimi elinde tutan Zât-ı Zulcelâl'e yemin ederim, insanlar "Ömer Kitabullah'a (onda olmayan şeyi) ilavede bulundu"demiyecek olsalar, (Kur'ân'ın sonuna) şu âyeti elimle yazardım:
    Kardeşim bu cümleyi halen anlamadın. Allahtan çekinmiş insanlardan değil diyorsun. Bunu sana Türkçeye çevirerek anlatayım.
    Cümleyi senin ağzından kuruyorum. ve altına yazıyorum
    Nefsimi elinde tutan Zât-ı Zulcelâl'e yemin ederim, insanlar "Ömer Kitabullah'a (onda olmayan şeyi) ilavede bulundu"demiyecek olsalar, (Kur'ân'ın sonuna) şu âyeti elimle yazardım

    Nefsimi elinde tutan Zât-ı Zulcelâl'e yemin ederim, SUPERMEYDAN beni forumdan banlamayacak olsaydı Apolloniusa küfürler ederdim
    :)))

    Şimdi bu cümleyi kurmuş olsan, cümle yapısına göre bana küfür etmekten dolayı sen Allahtan mı çekinmiş oluyorsun yoksa SUPERMEYDAN'dan mı :))) Cevap: SUPERMEYDAN. Peki bana küfür etmen iyi bir şey mi? Hayır :)

    Bu da onun gibi bir şey. Ömer insanlardan çekinmiş. ne için insanlardan çekinmiş? Kurana bir şey eklemek için. Sen kimsin allahın kitabına bir şey ekleyeceksin derler adama :))) Ama biliyorum ki bu Hz. Ömerin söylediği bir söz değil uydurma olduğu çok açık bu yüzden.

    Bu lafı söyleyen Ömer olsaydı böyle bir şeyi yapmaktan değil DÜŞÜNMEKTEN dolayı Allaha sığınırdı. Allah isteseydi koyardı zaten Ömer neden koysun ki.

    Aynı sorulara geliyoruz yine, Madem Allah bir ayeti iptal etmiş, ömer Allahın iptal ettiği ayeti neden koymak istesin? Hadi şeytana uydu koymak istedi diyelim, bunu yapmak için Allahtan çekinmesi gerekirken neden insanlardan çekinsin? iyice mi yoldan çıkmış? Bu nasıl iftiradır Sahabeye :)

    GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ KUR-AN NAMAZIN NASIL KILANACAĞI VE VAKİTLERİNİ DETAYLICA AÇIKLAMAZ, O KISMI YİNE CEBRAİL A.S İLE VAHİY YOLU İLE RESULE S.A.S BİLDİRİLİR...
    Kardeşim şeriat demek toplumsal kurallar demektir. Namaz değildir. Bana her lafıma karşı namaz örneği verip durma. :)))) Namaz EMRİ Kuranda var, detayı yok. Recm emri Kuranda HİÇ yok. Farkı anladın mı? Yahudi icadı olan NESH palavralarına inanma. Nesh edildiği öne sürülen ayetlerin hepsinin açıklaması var lütfen araştır.

    Eğer NESH (iptal edilen ayet) palavrasına inanıyorsan Şu ayeti yanlış yorumlayarak NESHE kanıt gösteriyorsun demektir:
    Bakara 106. Biz yürürlükten kaldırdığımız veya unutturduğumuz herhangi bir ayeti mutlaka daha iyisi veya benzeri ile değiştiririz. Allah'ın her şeye kâdir olduğunu bilmez misin?

    Halbuki oradaki ayet ile kuran ayeti kastedilmiyor. Neyse senin gibi yorumlarsak eğer,

    Madem bir ayet iptal ediliyorsa yerine benzeri veya daha iyisi getiriliyorsa, iptal edildiğini iddia ettiğin RECM ayetinin yerine hangi ayet gelmiştir?

    --------------------------------------------

    Ben ilim sahibi değilim, sana Maide suresinin tefsirini yapmadım. Sen dedin ki "peygamberimiz Tevrat hükmü uygulamamıştır"
    Ben sana mealleri yazdım. Altlarına da ne anladığımı. Sen bana tefsir yazdın. Yazdığın tefsirde de beni yalanlayan bir şey yazmıyor ki. Tefsir değil meal oku benim gibi. Ben sana maide suresinin mealini yazdım. Altına da kendi anladığımı yazdım. Sana bir yerden kopyalamadım. Laf kalabalığı yok sözlerimde. Bir görüşü empoze etmiyorum ayetler çok açık. Sen de bir görüşe sahip bir tefsirden okuyacağına aç bir meal de zincirlerinden kurtularak oku. Kafana yatmazsa başka bir mealden oku. Başka bir mealden tekrar oku. Başka bir mealden tekrar oku.

    Görüşünü desteklemek için recm Önkabullu bir tefsir bulmuşsun. Ama konuyu düşünürsek tefsirde yazan kısımlarda yanlış bir durum yok. Aynen söylediğim gibi bu yahudi olayına dair ayet indirildiğini söylüyorlar beni yalanlamıyorlar. Zaten konu buydu.

    Fakat Kuranın açıklamasının hadislerle yapılması ise ayrı bir komedi. Hadisin açıklaması kuranla yapılır Ey Ammar. Hadisin açıklaması Kuranla yapılır. Hadisin sağlaması da Kuranla yapılır. Doğru olup olmadığı belli olamayacak Hadislere göre Kuranı çekiştirirsek İslamdan saparız, zira etraf uydurma hadislerle dolu ve bu oran inan %50 gibi iyimser rakamlar değil. Al eline en güvenilir ve reddedilemez hadis külliyatı olan kütübi sitteyi ve baştan sona oku. Aklı olan herkesin görebileceği şeyleri sen de göreceksin. Hatta değer verdiğin her şeye hakaret edildiğini göreceksin.

    Sadece 101. sureyi eksik yorumlamış gibi,
    Çünkü bu konu o kadar basit değildir. Doğrusu şudur herhalde, "eğer aksi yönde bir hüküm verilmemişse ucunda kötülük olmayan her konuda serbestsiniz, her detay hakkında soru sormak sizi zora sokar." Tıpkı bakara suresinde anlatılan, yahudilerden kurban etmeleri istenen inek mevzusu gibi. Bakara suresindeki konuyla ilgili ayetleri yeterli görmezsen senin tefsircinin yöntemi ile hadis verelim.

    Ebû Hureyre'den rivayeten Müslim'de nakledilen şu Hadis'te: Hz. Peygamber, vaazlarından birinde şöyle dedi: “Ey ümmetim! Allah size haccı farz kıldı: öyleyse onu ifa edin.” Bunun üzerine birisi sordu: “Her yıl mı, ey Allah'ın Rasûlü?” Hz. Peygamber sesini çıkarmadı; adam soruyu iki defa daha tekrarladı. Sonra Hz. Peygamber şunları söyledi: “Eğer evet deseydim [haccı her yıl ifa etmek] üzerinize farz olurdu: ve bu da şüphesiz gücünüzün üzerinde bir şey olurdu. Değinmeden bıraktığım konular hakkında bana soru sormayın; nitekim sizden önce, peygamberlerine çok soru sordukları ve sonra da [onların öğretileri üzerinde] anlaşmazlığa düştükleri için helak olmaya kadar giden toplumlar vardır. O halde, size herhangi bir şeyi emredersem onu gücünüzün yettiği kadar yapın ve size bir şeyi de yasaklarsam ondan uzak durun.”

Benzer Konular

  1. Recm Cezası ve Kur'an ın Emri.
    halukgta Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 22-02-2013, 01:15 AM
  2. bir recm görüntüsü daha
    atom Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 75
    Son mesaj: 02-10-2010, 01:38 AM
  3. Osmanlıda RECM..
    Guney Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 17-11-2009, 06:53 PM
  4. İran'da Recm Uygulaması
    SOSYALİST Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 26
    Son mesaj: 05-03-2009, 11:39 PM
  5. Atatürk ve İslamiyet
    Nil@y Tarafından Mustafa Kemal Atatürk Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 30-09-2006, 08:33 AM

Anahtar kelimeler

Yukarı Çık