3. Sayfa, Toplam 4 BirinciBirinci 1234 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 21 ile 30 Toplam: 36
  1. #21
    Kıdemli Üye spartaküs - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Mesaj
    912
    Rep Gücü
    19319

    Cevap: Dinci mi...? Akılcı mı..?

    O halde tanrı(lar) olma ihtimali çıkmaz mı ? İhtimal dahilin de değil mi ?

  2. #22
    Süper Aktif Üye M ü e l l i f... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.690
    Blog Mesajları
    11
    Rep Gücü
    7721

    Cevap: Dinci mi...? Akılcı mı..?

    Alıntı spartaküs´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    O halde tanrı(lar) olma ihtimali çıkmaz mı ? İhtimal dahilin de değil mi ?
    Yaratıcının özellikleri vardır..
    En büyük ezelliklerinden biride ORTAK kabul etmemesidir icraatinde...
    Birden fazla olursa Nizam ve intizam bozulur.
    Ben söylemiştim ... Ya ben daha önce söylemiştim ... öyle değil böyle olmalı vb.
    çok keşmekeşler olur.

    Allahu Ahet ( tek ) olak zorundadır zatında ve icraatında.

    Saygılar

  3. #23
    Kıdemli Üye spartaküs - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Mesaj
    912
    Rep Gücü
    19319

    Cevap: Dinci mi...? Akılcı mı..?

    İşte bu İslam'a göre. Oysa göreceli bir ''ön kabul'' olduğunu vurguluyorum ben de. Mesela budistlerin tanrısı ölüdür. Örneğin, şintoistler bir sürü tanrı olduğuna inanır. Yahudilerin tanrısı Yehova farklıdır. Bunun gibi sayısı çokça arttırılabilir örnek.

    Yani herkes için bir gerçek yoktur. Ya da bu kadar alternatifin olduğu yerde gerçek diye birşey yoktur. En doğrusu metafizik ile fiziği birbirine karıştırmamak lazım gibi.

  4. #24
    Üyecik
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Mesaj
    23
    Rep Gücü
    0

    Cevap: Dinci mi...? Akılcı mı..?

    Peki arkadaşlar sonsuzluktan gelen allah insanları yaratana kadar ne yapıyordu başka bi işi yok muydu amaçsız bi varlıkmıydı

  5. #25
    Kıdemli Üye spartaküs - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Mesaj
    912
    Rep Gücü
    19319

    Cevap: Dinci mi...? Akılcı mı..?

    Bunun cevabıda pek çok bilinmez gibi insan aklının kavrayamayacağı dedikleri türden. Sorular dahada çoğaltılır. Ama bir önemi yok cevapları olmadıktan sonra. Yani merak eden bir akıl var ama cevaben aklın kavrayamayacağının söylenmesi ne kadar akılcı bilinmez.

  6. #26
    Üyecik
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Mesaj
    23
    Rep Gücü
    0

    Cevap: Dinci mi...? Akılcı mı..?

    şimdide ilahi yaratıcıyı savunacakların ne tarzda cevap yazacaklarını aşağıya yazıyorum çünkü hep aynı şeyler
    1) sayın mamanybono kesinlikle böyle düşünmemeliyiz insan aklının anlayacağı kavramlar sınırlıdır. Allahın sırlarına bizim aklımız ermez

  7. #27
    Üyecik
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Mesaj
    23
    Rep Gücü
    0

    Cevap: Dinci mi...? Akılcı mı..?

    2)Selamlar... ayrıca felsefe dersinde din felsefesinin sorgulanamaz olduğunu görmüştük. size bir deneyi anlatmak istiyorum şimdi. Şartlandırma diye bişey var bilim adamları birgün bi kavanozun içine biraz pire koyuyolar pireler 7-8-9 cm civarlarında zıplayabiliyolar daha sonra kavanozun üstüne 4 cm ye bir cam kapak koyuyolar pireler 4 cm ye zıplayınca kafalarını çarpıp düşüyolar böyle böyle pireler 4 cm den fazla zıplayamayacaklarına inanıyolar ve 4 cm zıplıyolar daha sonra bilim adamları kapağı kaldırdığında pirelerin 4 cm den fazla zıplamasına engel olmamasına rağmen pireler yine 4 cm zıplıyor. İşte bence dinin kurallarının sorgulanamıyor olması kavanozun üstüne konulan cam kapaktır. Düşünmemiz sorgulamamız bazı şeylerin farkına varmamamız isteniyor. Zaten yıllardır bazı dini kavramlarda insan aklı yetmez insan algılayamaz söylemide kavanozun üzerine konulan bu cam kapağın marifetidir. Ayrıca din kültürü dersinde hocamıza sormuştuk cennette sonsuz hayat var sonsuza kadar ne yapacağız orda?
    hocamız dediki siz herşeyi dünyada gördüklerinize göre sorguluyosunuz orda farklı şeyler olacak şu anda insanlık aklının alamayacağı şeyler demişti. Durum böyleyken demekki öbür tarafa gidince bizim aklımızın şu anda almadığı şeyleri orada alcak bir düşünce yapısı bir dizayn verilecek bize fakat ben dünyadayken cenneti ordaki olguları algılayamayacak kapasitemle kazandım oraya gidince bana farklı bir düşünce yapısı ,farklı bir dizayn verilecekse ben ben olmaktan çıkarım zaten dolayısıyla ödüllendirilen ben değil başkası olur.

  8. #28
    Üyecik
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Nerden
    kayseri
    Yaş
    40
    Mesaj
    46
    Rep Gücü
    138

    Cevap: Dinci mi...? Akılcı mı..?

    Akılcı olsa böyle bir laf etmez zaten. Farzedinki kıyaslaması doğru.Peki ya insanları dinci ve ya akılcı diye yaftalamak akılcı bir davranış mıdır?:Ahsi:

  9. #29
    Kıdemli Üye spartaküs - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Mesaj
    912
    Rep Gücü
    19319

    Cevap: Dinci mi...? Akılcı mı..?

    Bu tartışılır.

    Fakat insanlar inançlarına mantıklı nedenler bulmak için didinip dururlar. Sanırım bundan kaynaklanıyor. Din ve akıl paranoyası.

  10. #30
    Acemi Üye Bafrali77 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2008
    Mesaj
    179
    Blog Mesajları
    2
    Rep Gücü
    76

    Cevap: Dinci mi...? Akılcı mı..?

    Alıntı mamanybono´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Peki arkadaşlar sonsuzluktan gelen allah insanları yaratana kadar ne yapıyordu başka bi işi yok muydu amaçsız bi varlıkmıydı
    SABRILA OKUYUNUZ MAMANYBONO !



    Allah, kainatı yaratmadan önce ne yapıyordu? (Mehmet Kırkıncı)


    Bu sorunun temelinde “zaman” ve “ezel” kavramlarının yanlış değerlendirilmesi yatmaktadır. İnsan zaman ve mekân içerisinde yaşadığı için her hâdise ve hakikati zaman ölçüsüne göre değerlendirmekte ve ezel kavramını da zaman içinde düşünmekle yanlış bir kıyas yapmaktadır. İşte yukarıdaki soru böyle bir yanlış kıyasın mahsulüdür.

    “Zaman”, mahlûkatın yaratılması ile başlayan ve içerisinde “olaylar zincirinin birbirini takip etmesi”, “mahlûkatın birbiri ardınca akıp gitmesi” gibi hadiselerin cereyan ettiği mücerred bir kavramdır. Bütün mahluklar, bu zaman nehrinin içerisinde daima hareket, seyr ve akıp gitmektedirler. Mevcudatın yaratılması, değişimi, yaşlanması ve ölümü hep bu nehir içerisinde cereyan eder.

    “Geçmiş, şu an ve gelecek” olmak üzere üçe ayrılan zaman, bir nisbî yani göreceli bir ifadedir. Yaşadığımız an, bir an öncesine göre gelecek idi, bir an sonrasında ise geçmiş olarak isimlendirilecektir. Bu ve benzeri bütün nisbetler ve izafetler mahlûkata göredir. Yâni, “asır, sene, gün, dün, bugün, yarın…” ancak mahlûkat için söz konusudur.

    Ezel’e gelince, ezel zaman itibariyle bir sonsuzluk demek değildir.

    Ezelde “geçmiş, şu an, gelecek, mekân ve mahlûk” yoktur. Zihin ezel hakkında bir zaman silsilesi tasavvur edemez. Zaman “devir, asır, yıl, ay, gün, saat, saniye, an…” gibi birimlere taksim edildiği halde, ezel için böyle bir taksimat yapılamaz. Ezel için bir başlangıç noktası da tasavvur edilemez.
    Ezel, mutlak varlığın ancak mekân ve zamandan münezzeh olan Allah’a mahsus olmasından ibarettir. Bu gerçeği, Peygamber Efendimiz (asm.) “Allah vardı; beraberinde başka birşey yoktu.”(1) hadîsi ile beyan buyurmuştur.

    O halde Cenâb-ı Hakk’ın ezelî olması demek, O’nun kıdemi demektir. Yâni, “yegâne bir, tek bir” olan O Vâcib-ül Vücud’un “evveliyetine bir başlangıç olmadığı” manasınadır.

    Cenab-ı Hakk’ın ezeliyeti, devam ve bekası hâdiselerin zaman içerisinde akışı şeklinde düşünülemez.. O’nun kıdem ve bekâsı hakkında zaman, boyut, silsile, geçmiş zaman, şu an ve gelecek söz konusu değildir. Öyleyse, zaman kavramı maziye doğru hayâlen ne kadar uzatılırsa uzatılsın Cenâb-ı Allah’ın ezeliyeti ile mukayese edilemez. Zamanın başlangıcından geriye doğru hayâlen gitsek ve şu kâinat gibi milyarlarca kâinat daha yaratıldığını düşünsek bu hayâli ve vehmî zaman yine Cenâb-ı Hakk’ın ezeliyeti ile beraber olamaz ve O’nunla kıyasa girmez. Zira, böyle bir mukayese, Kadîm’i (evveli olmayanı) hâdis (sonradan yaratılan) ile, mahlûku Hâlık ile, sonu olanı, sonsuzla mukayese etmek demektir.

    Bu açıklamalardan anlaşılacağı gibi; Cenâb-ı Hak Kadîm’dir, ezelîdir; zaman ise mevcudatın yaratılması ile başlamıştır. Mevcudat yaratılmadan önce zaman yok idi ki, Allah hakkında böyle bir soru sorulabilsin.

    Bu soru ancak şöyle sorulabilir:
    “Ezelde Allah vardı. O’nunla beraber hiçbir şey yoktu. O halde ezelde Allah ne yapıyordu?”

    Bu soruya cevap vermeden önce şunu ifade edelim ki, ezelde bir şey yapmak Cenâb-ı Hakk’a -hâşâ- vâcib olmadığı gibi, birşey yapmamak da O’nun için bir noksanlık değildir. Zira O, mahlûkatı yaratmasa da sonsuz kemâldedir. Yâni, mevcudatı yaratmakla kemâlinde bir artış, yaratmamakla da bir noksanlık olmaz.

    Bu kısa açıklamadan sonra, söz konusu soruyu iki maddede cevaplandıralım:

    1) Cenâb-ı Hak ezelde, kendi Zâtını, ulûhiyyetine mahsus izzet ve azametini, cemâl ve kemâlini bizzat müşahede ediyordu. Kudsî Zâtını ulûhiyetinin şanına uygun bir surette hamd, tenzih ve takdis ediyordu.

    Allah’ın zâtını kemâli ile bilmek ancak O’na mahsus olduğu gibi, kendisini kemâliyle takdis ve tahmid etmek de yine O’na mahsustur.

    Marifetullah’ta en ileri mertebede olan Peygamber Efendimiz (asm.) mi’râc mucizesi ile Allahü Azîmüşşân’ı bizzat gördüğü halde O’nu hakkıyla bilmek ve lâyıkıyla takdis ve tahmid etmekteki aczini şöyle itiraf etmiştir:

    “Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Ben seni lâyıkı vechi ile bilemedim. Sana hakkıyla şükredemedim. … “(2)

    Diğer bir hâdis-i şeriflerinde ise “Sen kendini sena ettiğin gibisin.” buyurmuştur.(3)

    2) Cenâb-ı Hak mukaddes varlığına, kudsî sıfatlarına ve esmâ-i İlâhiyesine tecelligâh olacak eşyanın hakikatlarını, mahiyetlerini, plân ve programlarını, manevî miktar ve suretlerini ezelde dâire-i ilminde takdir ve müşahade etmekteydi. (*)

    O Zât-ı Zülcelâl, lütuf ve keremi ile dâire-i ilmindeki bu mahiyetlere harici vücud giydirmeyi irâde buyurdu. Ve “kün” emrini verip mevcudatı halk etti. Bu halk ve icad mahlûkat için bir ihsan, lütuf ve ikram idi. Yoksa, mahlûkatı yaratmakla O Zât-ı Akdesin kemâlinde bir artış olmamaştı.

    Şu hususu önemle belirtelim ki, Cenâb-ı Allah’ın gerek kendi zâtını müşahede etmesi, gerekse ilmindeki eşyanın mahiyetlerini takdir ve tanzim etmesi zaman içinde değildir. Yâni bunlar bir zaman silsilesi içerisinde düşünülemez. Ezeldeki bu müşahede, bu takdir ve tanzimi insan aklı idrak edemez. Bunun hakikatine ne bir melek-i mukarrebin, ne bir nebiyy-i mürselin idrâk ve marifeti kavuşabilir. Bu hakikat, ancak Allah’ın malûmdur.

    (*) Merhum Elmalılı Hamdi Efendi’nin ifadesiyle, Allahü Azîmüşşân ezelde “inayet-i ezeliyesini, yani âlem-i takdir, halk ve icad fiillerini isdar ediyordu. Diğer bir tabirle “kün” emrini veriyordu. Âlemin yaratılması bunu takip etti. Binaenaleyh halk ezelî, mahlûk zamanî oldu.”

    —————————————
    Dipnotlar:
    (1) Buhârî, Megâzî, 67, 74, Bed’u'l-Halk 1, Tevhid 22; Tirmizî, Menâkıb, 3946.
    (2) Elmalılı Hamdi Yazır, H.D.K.D., Cilt 2, S:405.
    (3) Ebu Davud, Salat 340, (1427); Tirmizi, Da’avat 123, (3561); Nesai, Kıyamu’l-Leyl 51, (3, 248-249)

    Allah, kainatı yaratmadan önce ne yapıyordu? (Mehmet Kırkıncı) Bab-ı İslam

Benzer Konular

  1. Yorum: 0
    Son mesaj: 12-02-2012, 12:28 AM
  2. dinci
    smurf Tarafından Süper Sözlük Foruma
    Yorum: 24
    Son mesaj: 18-02-2011, 09:11 AM
  3. İsrail'de Laik/Dinci
    mopsy Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 19-06-2010, 07:35 AM
  4. Dinci Yobazlar-II.Kisim
    mopsy Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 11-07-2009, 01:39 AM
  5. Stüdyo tipi evlere akılcı fikirler
    Nil@y Tarafından Ev Dekorasyonu Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 31-01-2008, 08:50 PM
Yukarı Çık