Anketimiz: Fethullah Gülen cemaatinin okulları ve dershaneleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Katılımcı sayısı
512. Anket kapatılmıştır
  • Asıl amaçları farklı

    153 29,88%
  • İyi bir amaca hizmet ediyorlar

    249 48,63%
  • Kesinlikle gitmem/gitmedim

    55 10,74%
  • Dershanesine gittim/gidiyorum, memnunum

    59 11,52%
  • Okuluna gittim/gidiyorum, memnunum

    38 7,42%
  • Şimdiki aklım olsa gitmezdim, pişmanım

    11 2,15%
  • Yeterince bilgim yok

    34 6,64%
  • Kararsızım

    24 4,69%
Birden fazla seçeneğe oy verilebilir.
20. Sayfa, Toplam 33 BirinciBirinci ... 10181920212230 ... SonSon
Gösterilen sonuçlar: 191 ile 200 Toplam: 326

Fethullah Gülen okulları ve dershaneleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Din ve İnanç Kategorisinde ve Dini Sohbet Forumunda Bulunan Fethullah Gülen okulları ve dershaneleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Konusunu Görüntülemektesiniz, Konu içerigi Kısaca ->> Kafka ´isimli üyeden Alıntı Sayın Müellif sanırım yazdıklarıma dikkat buyurmuyorsunuz. Cümleyi bana nakledildiği ve zamanında şahsıma yapılan tekliflerden biliyorum. "Sızma"

  1. #191
    - Çevrimdışı
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Nerden
    Huzûru İlahî
    Mesaj
    1.427
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Blog Mesajları
    18
    Rep Gücü
    7863
    Alıntı Kafka´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Sayın Müellif sanırım yazdıklarıma dikkat buyurmuyorsunuz. Cümleyi bana nakledildiği ve zamanında şahsıma yapılan tekliflerden biliyorum. "Sızma" kelimesini bu anlamda benimle konuşanlardan duydum ve aynen alıntıladım. Ki kendilerinin kadrolaşma saplantısını sezinlemek için dahi olmaya gerek yok. Fetullah'ın kendisinin youtube'ye eklenen videosunu da izlerseniz beni haklı bulacaksınız. Aynen şu cümleler söylenir;

    Nihai hedefe ulaşana kadar, her yöntem ve yol mübahtır. Bunun içine yalan söylemek ve insanları aldatmak da girer. Yeter ki, 'hizmet' kesintiye uğramasın. Hizmet denilen çalışmanın en büyük özelliği, sessiz ve derinden olmasıdır. Bu gizlilik de güçlü oluncaya kadar devam edecektir. Cemaatin temel felsefesi budur..

    İnanmayacağınız için videoları da ekleyeyim:

    Anayasal güçlerle ilgili görüşleri:

    YouTube - Fetullah Gülen'in İç Yüzü/ 1. Bölüm

    avukat ve hakim kiralama:

    YouTube - Fethullah gülenin devleti ele geçirme öğütleri 3

    Kıymetli basiretli kardeşim bunların sizi anlama gibi bir düşünceleri hiçbir zaman olamaz.Zira kendileri açık açık Kur'anı Kerimi dahi kendi ideolojilerine hizmet eder hale getirmek için ayetleri tahrif eden halk arasında DELİ SAİD olarak meşhur kişiyi dahi gözükapalı savunmaktadırlar.Nerde kaldı bundan çok çok masum gözüken AYETLERİ TARİHSEL yapan Fetullahı da rahatlıkla cümle basiret ehline karşı savunurlar.Bunların beynine şırınga edilen siyonist morfini kalp gözlerini de baş gözlerini de kör etmiş.

    Kendileri hakkındaki bizde hasıl olan kat'i kanaat müslüman dahi olmadıkları yönündedir.Zira bir müslüman MASONLARA SELEFLERİM diyen , ayetleri kendi aklına göre tefsir edip adeta kendi zatını yükseltir derceye getirip tahrif eden , Ehli sünnet alimlerinin isimlerini pis işlerine alet etmekten imtina etmeyen birer DİN BEZİRGANI ve DİN AJANI Misyonerdir.

    Bu sebeple bunları pek fazla dikkate almanı tavsiye etmiyorum , zira misyonları uğruna her türlü hile , yalan , dolan ve iki yüzlülüğü sergilemek kendilerine mubah durumdadır.

  2. #192
    - Çevrimdışı
    Tecrübeli Üye Kafka - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Nerden
    Labirent
    Mesaj
    278
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Blog Mesajları
    1
    Rep Gücü
    16023
    Sayın Bziya belirttiğiniz görüşlere katılmamak elde değil. Kaldı ki fetullahın kendisi Vatikan için "Çıyan yuvası" derken daha sonra el sıkmakta ve öpmekte bir sakınca görmemiştir. Bu da kendisinin ne denli oportunist bir yapıya sahip olduğunun göstergesidir.

  3. #193
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye M ü e l l i f... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.689
    Beğenmiş
    4
    Beğenilmiş
    0
    Blog Mesajları
    11
    Rep Gücü
    7720
    Toptancılar, bazan toptan cevap vermeleri gerekebilir, buna istinaden;

    " Ey uykudaiken kendilerini ayık zannedenler !
    Umuru diniyede medenilere (mimsiz kısmı ) müsamaha ve teşebbühle yanaşmayınız. Zira aranızdaki dere pek derindir. Doldurup hattı müfasalayı temin edemezsiniz. Ya sizde onlara iltihak eder, yada dalalete düşer boğulursunuz. "
    Hak ile iştigal etmezsen,
    Batıl seni istila eder.... İmam-i Şafi-i

  4. #194
    - Çevrimdışı
    Tecrübeli Üye
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Nerden
    ankara
    Mesaj
    458
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Rep Gücü
    22699
    bende burda tek "ajan" benim zannediyordum ama burası fetullah'ı yere göğe sığdıramayan MOSSAD

    "ajan"larıyla doluymuş neyse MOSSAD tehlikelidir bence sizde fazla bulaşmayın he he diyin geçin :))
    GÜLÜMSE , YARIN DAHA KÖTÜ OLACAK :)

  5. #195
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye kirmizigül - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Nerden
    Istanbul, Turkey, Turkey
    Mesaj
    3.149
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Blog Mesajları
    22
    Rep Gücü
    18820
    onuda tanidik neler yaptigida ortada cumhuriyete karsin hazirlik yapmakla meskuller.
    bazilarina göre mükemmel olabilir.

  6. #196
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye carloss - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    1.713
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Rep Gücü
    28876
    AKP ergenekonla uğraşıp dursun, kendi ergenekonunu Fettullah Gülen cemaati vasıtasıyla yapıyor. Tayyip Erdoğan arkasında Fettullah Gülen desteği olmasa sizce seçimleri kazanabilir miydi ?

    Ben ne paranoyak adamım ya... Cık cık cık .

  7. #197
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Rep Gücü
    9719
    İşte bunun ve hocasının gerçek yüzünü gösteren belgeler ve deliller...

    YAZDIRILDI!


    Bu Onuncu Meseleye Bir Hâtime Olarak İki Hâşiye
    Birincisi
    Bundan on iki sene evvel işittim ki, en dehşetli ve muannid bir zındık, Kur’ân’a karşı sû-i kastını, tercümesiyle yapmaya başlamış. Ve demiş ki: "Kur’ân tercüme edilsin, tâ ne mal olduğu bilinsin." Yani, lüzumsuz tekrarâtı herkes görsün ve tercümesi onun yerinde okunsun diye dehşetli bir plân çevirmiş.
    Fakat Risâle-i Nur’un cerh edilmez hüccetleri katî ispat etmiş ki, Kur’ân’ın hakîki tercümesi kàbil değil. Ve lisân-ı nahvî olan lisân-ı Arabî yerinde Kur’ân’ın meziyetlerini ve nüktelerini başka lisân muhâfaza edemez. Ve herbir harfi on adetten bine kadar sevap veren kelimât-ı Kur’âniyenin mu’cizâne ve cemiyetli tâbirlerinin yerinde beşerin âdi ve cüz’î tercümeleri tutamaz, onun yerinde câmilerde okunmaz, diye Risâle-i Nur her tarafta intişârıyla o dehşetli plânı akîm bıraktı.
    Fakat, o zındıktan ders alan münâfıklar, yine şeytan hesâbına Kur’ân güneşini üflemekle söndürmeye, ahmak çocuklar gibi, ahmakàne ve dîvânecesine çalışmaları sebebiyle, bana gàyet sıkı ve sıkıcı ve sıkıntılı bir hâlette bu Onuncu Mesele yazdırıldı tahmin ediyorum. Başkalar ile görüşemediğim için hakîkat-i hâli bilmiyorum

    Risale-i Nur Külliyatı Sözler 11. Şua sayfa 425
    Risale-i Nur Külliyatı » Şualar 11 Şua Onuncu mesele » Sayfa: 227
    Risale-i Nur Enstitüsü | Risale-i Nur Külliyatı



    İşte, ey nefsim gibi bedbahtlık neticesinde bir kısım ömrünü nursuz felsefî ve ecnebî fünununa sarf eden ihtiyar kardeşlerim! Kur’ân’ın lisanındaki mütemadiyen Lâ ilâhe illâ Hû ferman-ı kudsiyesinden ne kadar kuvvetli ve ne kadar hakikatli ve hiçbir cihette sarsılmaz ve zedelenmez ve tagayyür etmez kudsî bir rükn-ü imanîyi anlayınız ki, nasıl bütün mânevî zulümatı dağıtır ve mânevî yaraları tedavi eder!
    Bu uzun macerayı, ihtiyarlığımın rica kapıları içinde derci, adeta ihtiyarımla olmadı. İstemiyordum, belki usandıracak diye çekiniyordum. Fakat bana yazdırıldı diyebilirim. Her neyse, sadede dönüyorum.

    Risale-i Nur Külliyatı » Lem'alar » Altıncı lema Sayfa: 242
    Risale-i Nur Enstitüsü | Risale-i Nur Külliyatı


    O kadar geniş bir sahada, yüzer talebelerde, yüzler risalede, on sekiz sene zarfındaki mektup ve kitaplar dahi hakikat-i imaniyeden ve Kur’âniyeden ve âhiretin tahkikinden ve saadet-i ebediyeye çalışmaktan başka birşey bulmadılar. Plânlarını gizlemek için gayet âdi bahaneleri aramaya başladılar. Fakat hükûmetin bazı erkânını iğfal edip aleyhimize çeviren dehşetli ve gizli bir zındıka komitesi şimdi doğrudan doğruya küfr-ü mutlak hesabına bize hücum etmek ihtimaline karşı, güneş gibi zâhir ve şüphe bırakmaz ve dağ gibi metin, sarsılmaz olan Meyve Risalesi onlara karşı en kuvvetli bir müdafaa olup onları susturacak diye bize yazdırıldı zannediyorum.
    Said Nursî
    Risale-i Nur Külliyatı » Şualar 13. Şua » Sayfa: 275
    Risale-i Nur Külliyatı » Tarihçe-i Hayat » Sayfa: 376
    Risale-i Nur Enstitüsü | Risale-i Nur Külliyatı
    Risale-i Nur Enstitüsü | Risale-i Nur Külliyatı


    Bu Yedinci Şuâ, bir mukaddime ve iki makamdır. Mukaddimesi dört mesele-i mühimmeyi, Birinci Makamı, Ayet-i Kübrâ’nın tefsirinden Arabî kısmını, İkinci Makamı onun bürhanlarını ve tercümesini ve meâlini beyan ederler.
    Bu gelen mukaddime lüzumundan fazla izah edilmekle beraber, bir derece uzun olması ihtiyarsız olmuştur. Demek ihtiyaç var ki öyle yazdırıldı. Belki de bir kısım insanlar bu uzunu kısa görürler.
    Said Nursî
    Risale-i Nur Külliyatı » Şualar 7. Şua » Sayfa: 92
    Risale-i Nur Enstitüsü | Risale-i Nur Külliyatı


    Hem kâinatı baştan başa aynalar hükmünde tecellîyat-ı esmâya mazhariyetlerini öyle gösteriyor ki, gafletin imkânı olmuyor. Hiçbir şey huzura mâni olmuyor. Ehl-i tarikat ve hakikat gibi huzur-u daimi kazanmak için kâinatı ya nefyetmek veya unutmak daha hatıra getirmemek değil, belki kâinat kadar geniş bir mertebe-i huzuru kazandırdığını ve geniş ve küllî ve daimi kâinat vüs’atinde bir ubudiyet dairesini açtığını gördüm.
    Daha var; fakat şimdi bu kadar yazdırıldı.
    Risale-i Nur Külliyatı » Kastamonu Lahikası 149. mektup » Sayfa: 180
    Risale-i Nur Enstitüsü | Risale-i Nur Külliyatı


    Küçük Hüsrev olan Feyzi ve Emin’in suali ve ilhahlarıyla bazı biçarelerin imanlarını şübehattan muhafaza niyetiyle bu meseleye dair yalnız bir, iki, üç satır yazmak niyet edip başlarken, ihtiyarım haricinde olarak uzun yazdırıldı. Hikmetini de anlamadık, belki bir hikmeti var diye öylece bıraktık, kusura bakmayınız.
    Risale-i Nur Külliyatı » Kastamonu Lahikası 51 . mektup » Sayfa: 54
    Risale-i Nur Enstitüsü | Risale-i Nur Külliyatı


    Yirmi Altıncı Lem'a - s.713

    İşte, ey nefsim gibi bedbahtlık neticesinde bir kısım ömrünü nursuz felsefî ve ecnebî fünununa sarf eden ihtiyar kardeşlerim! Kur'ân'ın lisanındaki mütemadiyen Lâ ilâhe illâ Hû ferman-ı kudsiyesinden ne kadar kuvvetli ve ne kadar hakikatli ve hiçbir cihette sarsılmaz ve zedelenmez ve tagayyür etmez kudsî bir rükn-ü imanîyi anlayınız ki, nasıl bütün mânevî zulümatı dağıtır ve mânevî yaraları tedavi eder!
    Bu uzun macerayı, ihtiyarlığımın rica kapıları içinde derci, adeta ihtiyarımla olmadı. İstemiyordum, belki usandıracak diye çekiniyordum. Fakat bana yazdırıldı diyebilirim. Her neyse, sadede dönüyorum



    ŞUALAR
    Yedinci Şua
    Beşincisi: Ben Ramazan'ın feyziyle bu risalenin nurlarına mazhar olmaklığımla beraber, birkaç cihette halim perişan ve birkaç hastalıkla vücudum sarsıldığı bir zamanda acele yazılıp, birinci müsveddeyle iktifa edildi. Hem yazdığım vakit, irade ve ihtiyarımla olmadığını hissettiğimden, kendi fikrimle tanzim veya ıslah etmeyi muvafık görmediğim için bir parça fehmi işkâl edecek bir vaziyet aldı. Hem Arabî fıkralar içine çok girdi. Hattâ Birinci Makam baştan başa Arabî olduğundan içinden çıkarıldı, müstakil yazıldı.
    Medar-ı kusur ve işkâl olan bu beş sebeple beraber, bu risalenin öyle bir ehemmiyeti var ki, İmam-ı Ali (r.a.) kerâmât-ı gaybiyesinde bu risaleye, "Âyet-i Kübrâ" ve "Asâ-yı Mûsâ" namlarını vermiş Risale-i Nur'un risaleleri içinde buna hususî bakıp, nazar-ı dikkati celbetmiş.
    HAŞİYE El-Âyetü'l-Kübrâ'nın bir hakikî tefsiri olan bu Âyetü'l-Kübrâ Risalesi, Hazret-i İmam'ın (r.a.) tâbirince, "Asâ-yı Mûsâ" nâmında Yedinci Şuâ kitabıdır.
    Bu Yedinci Şuâ, bir mukaddime ve iki makamdır. Mukaddimesi dört mesele-i mühimmeyi, Birinci Makamı, Âyet-i Kübrâ'nın tefsirinden Arabî kısmını, İkinci Makamı onun burhanlarını ve tercümesini ve meâlini beyan ederler.
    Bu gelen mukaddime lüzumundan fazla izah edilmekle beraber, bir derece uzun olması ihtiyarsız olmuştur. Demek ihtiyaç var ki öyle yazdırıldı. Belki de bir kısım insanlar bu uzunu kısa görürler



    Sirâcü'n-Nûr - s.2301
    Üçüncü sehiv: Yanlış mânâ vermekle raporda: "Said bazen kerametler yazar. 'Yazmak istemezdim; bana yazdırıldı.' Hem bazen: 'Bu cevap mânevi cânibden geldi. Ve hakikat âleminden bildirildi.' Hem bazen: 'Kudsi bir müjde veriyor.' 'Her yüz senede bir müceddid gelir.' fikriyle kendisinin zamanın müceddidi olduğu fikrini uyandırıyor" demişler.
    Elcevap: Hâşâ bin defa hâşâ. Benim haddim değil ki, o kerametleri benliğime mal edeyim. Belki benim pek çok kusurlarımla beraber Risale-i Nur ile iman hizmetinde çalışmamıza bir ikram-ı İlâhi ve o hizmetin makbuliyetine dair bereketten gelen bir emareyi göstermek ve "Ne ile yaşıyor, nasıl geçiniyor?" diyenlere karşı da, bereket-i İlâhiye, bu hizmetimizi dünya maişetine âlet etmeye mecbur etmiyor demektir.
    Hem bu yazdığımız hakikatlar benim fikrim, malım değil; belki herkesin kalbinin bir köşesinde bulunan bir lümme-i şeytanî ve vesveseci bulunduğu gibi, bir lümme-i ilham ve melekî bulunduğuna ehl-i hakikat ve diyaneti hükümlerine binâen, benim kalbimde dahi herkes gibi, bazen ihtiyarım haricinde ve fikrimin fevkinde hatırıma bir hakikat hutur eder. Yani, Kur'ân'dan mânevi bir cânibde bir nev'i ilham hükmünde, bir güzel nükte ifham edilir demektir.
    Ve hiç hatırıma gelmiyor ki, Yeni Said zamanında ve nefsin şerrinden ve benliğinden çok korkan ve belasını çeken şahsıma böyle bir mevki verdiğimi veya vermek istediğimi tahattur etmiyorum. Belki, Risale-i Nurda ispat edilmiş ki: Bu zaman cemaat zamanıdır. Şahs-ı mânevi hükmeder. Eski zamanda dalâlet bir şahıstan geldiği cihetle, karşısına bir dâhi-i hidayet çıkardı. Şimdi ise cemaat şeklinde bir şahs-ı manevi olmasından, onu karşısında ancak bir şahs-ı mânevi mukabele edebilir.
    Yalnız eskidenberi ehl-i hakikat mabeyninde câri ve üstadına karşı fart-ı muhabbetten gelen fevkalhad hüsn-ü zanları ta'dil etmek ve nimet-i İlâhiyeye karşı küfran ve inkâr etmemek niyetiyle, "müceddidlik" vazifesi olabilir. Fakat benim değil, Risale-i Nurundur. Belki, bu zamana bakan Kur'ân'ın bir cilve-i hakikatıdır. Risale-i Nur onu temsil eder. Ben neci oluyorum ki, kendime dâvâ edeyim.


    Bu İslam dışı inanca ait söze diyeceğimiz Rabbimizin şu ayetidir :

    “Vay o kimselere ki, kendi elleriyle kitap yazarlar, sonra "bu Allah katındandır" derler. Hedefleri, onun karşılığında bir şeyler almaktır. Vay o ellerinin yazdığından dolayı onlara! Vay o kazandıklarından dolayı onlara!.” (Bakara 79).

  8. #198
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Rep Gücü
    9719
    NEFSİNDEN YAZDIĞI KİTABA, ALLAH'IN KİTABININ SIFATLARINI VERMESİ !


    SOZLER yayınevi ,Sualar risalesi ,11. şua sayfa 231 1999 baskı yılı

    Risale-i Nur Enstitüsü | Risale-i Nur Külliyatı
    Onbirinci Şua
    266. sayfası

    Sâniyen: Bu iki kudsî cümleler, kuvvetli münasebet-i mâneviye ile beraber makam-ı cifrî ve ebcedî hesabıyla, birincisi Risalet-ün Nur'un ismine, ikincisi onun tahakkukuna ve tekemmülüne ve parlak fütuhatına mânen ve cifren tam t***** tetâbukları bir emaredir ki; Risalet-ün Nur bu asırda, bu tarihte bir "urvet-ül vüska"dır. Yâni çok muhkem, kopmaz bir zincir ve bir "hablullah"tır. Ona elini atan, yapışan necat bulur diye mânâ-yı remziyle haber verir.
    Sâlisen: cümlesi hem mânâ, hem cifr ile Risalet-ün Nur'a bir remzi var. Şöyle ki:..
    (Bu makamda perde indi. Yazmaya izin verilmedi. Başka zamana te'hir edildi.)

    (Haşiye): Bu nüktenin bâki kısmı şimdilik yazdırılmadığının sebebi, bir derece dünyaya, siyâsete temasıdır. Biz de bakmaktan memnuuz.
    Evet (Alak 6) bu tâguta bakar ve baktırır.
    Said Nursî

    Urvet-ül vüska" ve "hablullah" Kur’an’a ait özelliklerdir.

    Bakara 256
    Dinde zorlama yoktur; artik hak ile batil iyice ayrilmistir. tagutu inkar edip ALLAH'a inanan kimse, kopmak bilmeyen saglam bir kulpa sarilmistir. ALLAH isitendir, bilendir

    al-i imran 103
    Toptan ALLAH'in ipine sarilin, ayrilmayin. ALLAH'in size olan nimetini anin: Dusmandiniz, kalblerinizin arasini uzlastirdi da onun nimeti sayesinde kardes oldunuz. Bir ates cukurunun kenarinda idiniz, sizi oradan kurtardi. ALLAH, dogru yola erisesiniz diye size boylece ayetlerini aciklar.

    Bu devirde; “Urvet-ül vüska”, yani çok sağlam, kopmaz bir zincir ve bir “hablullah” yani ALLAH’ın ipi olan kitap Kuran mıdır yoksa Risale-i Nur mudur?
    Risaledir diyorsanız Yukarıdaki ayetlerin hükmü kaldırıldı da bizim mi haberimiz olmadı?
    Hayır Kuranı kerimdir diyorsanız , 11. Şuada Onbirinci Meselenin haşiyesinin bir lahikasıdır, diye geçen Risalelere atfedilen bu sıfatlar insanları bu kitaplara mahkum edebilmek için söylenmiş söz müdür ?
    Yine görüldüğü gibi , bu asırda diyerek Kuranın sıfatlarını kendi kitabına vermis , İslama göre haram olan cifir ve ebced hesabıyla istigal ederek yazılara ve ayetlete rakamlar vererek sayı bulmakta , bu is zaman zaman gaybtan haber vermeye kadar gitmektedir . (mehdinin 1400 lü yıllarda gelecegini bildirmesi gibi )
    Yine klasik yazdırılma mevzuu burada da kendini ortaya çıkartmış , ve bir anda ALLAH tarafından yazdırılma isine son verildiği için stop etmek zorunda kalmış.

    http://www.risaleinurenstitusu.org/i...ualar&Page=244
    Risale-i Nur Enstitüsü | Risale-i Nur Külliyatı

  9. #199
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Rep Gücü
    9719
    Kendi Yazdığı Kitablara Gaybtan Şehid Hz. Ali'nin isim verdiğini iddia ediyor.!!


    Bu risalenin öyle bir ehemmiyeti var ki; İmam-ı Ali (R.A.) gaipten gösterdiği kerametlerle bu risaleye, “Âyet-i Kübra” ve “Asâ-yı Musa” adlarını vermiştir


    [Şuâlar, Yedinci Şuâ, c. I, s. 895 ]



    Yedinci Şua (Şualar, Sayfa 91- 92)




    (Ayetü’l-Kübrâ)



    Mühim Bir İhtar ve Bir İfade-i Meram



    Bu ehemmiyetli risalenin, herkes her bir meselesini anlamaz. Fakat hissesiz de kalmaz. Büyük bir bahçeye giren bir kimsenin, o bahçenin bütün meyvelerine elleri yetişmez. Fakat, eline girdiği miktar yeter. O bahçe yalnız onun için değil; belki, elleri uzun olanların hisseleri de var.

    Bu risalenin fehmini işkâl eden beş sebep var:
    * Birincisi: Ben kendi müşahedatımı kendi fehmime göre ve kendim için yazdım. Sair kitaplar gibi başkalarının fehmine ve telâkkisine göre yazmadım.
    * İkincisi: İsm-i âzam cilvesiyle tevhid-i hakiki âzamî bir surette yazıldığından, meseleleri hem gayet geniş, hem gayet derin ve bazen çok uzun olduğundan, herkes birden ihata edemez.
    * Üçüncüsü: her bir mesele büyük ve uzun bir hakikat olması sebebiyle, hakikati parçalamamak için bazen bir sayfa veya bir yaprak, bir tek cümle olur. bir tek delil hükmünde çok mukaddemat bulunur.
    * Dördüncüsü: Ekser meselelerinin her birisinin pek çok delilleri ve hüccetleri bulunduğundan, bazen on, bazen yirmi delili bir tek bürhan yapmak cihetiyle mesele uzunlaşır; kısa fehimler kavramaz.
    Beşincisi: Ben Ramazan’ın feyziyle bu risalenin nurlarına mazhar olmaklığımla beraber, birkaç cihette halim perişan ve birkaç hastalıkla vücudum sarsıldığı bir zamanda acele yazılıp, birinci müsveddeyle iktifa edildi. Hem yazdığım vakit, irade ve ihtiyarımla olmadığını hissettiğimden, kendi fikrimle tanzim veya ıslah etmeyi muvafık görmediğim için bir parça fehmi işkâl edecek bir vaziyet aldı. Hem Arabî fıkralar içine çok girdi. Hattâ Birinci Makam baştan başa Arabî olduğundan içinden çıkarıldı, müstakil yazıldı.
    Medar-ı kusur ve işkâl olan bu beş sebeple beraber, bu risalenin öyle bir ehemmiyeti var ki, İmam-ı Ali (r.a.) kerâmât-ı gaybiyesinde bu risaleye, "Ayet-i Kübrâ" ve "Asâ-yı Mûsâ" namlarını vermiş Risale-i Nur’un risaleleri içinde buna hususî bakıp, nazar-ı dikkati celbetmiş.
    HAŞİYE El-Ayetü’l-Kübrâ’nın bir hakikî tefsiri olan bu Ayetü’l-Kübrâ Risalesi, Hazret-i İmam’ın (r.a.) tâbirince, "Asâ-yı Mûsâ" nâmında Yedinci Şuâ kitabıdır.
    Bu Yedinci Şuâ, bir mukaddime ve iki makamdır. Mukaddimesi dört mesele-i mühimmeyi, Birinci Makamı, Ayet-i Kübrâ’nın tefsirinden Arabî kısmını, İkinci Makamı onun bürhanlarını ve tercümesini ve meâlini beyan ederler.
    Bu gelen mukaddime lüzumundan fazla izah edilmekle beraber, bir derece uzun olması ihtiyarsız olmuştur. Demek ihtiyaç var ki öyle yazdırıldı. Belki de bir kısım insanlar bu uzunu kısa görürler.
    Said Nursî





    HAŞİYE

    Evet, İmam-ı Ali’nin (r.a.) Ayetü’l-Kübrâ hakkında verdiği haberi, tam t***** Denizli hâdisesi tasdik etti. Çünkü, bu risalenin gizli tab’ı, hapsimize bir vesile oldu. Ve onun kudsî ve çok kuvvetli hakikatının galebesi, beraat ve necatımıza ehemmiyetli bir sebep oldu. Ve İmam-ı Ali (r.a.) keramet-i gaybiyesini gözlere gösterdi ve hakkımızdaki duasının kabulünü ispat etti.






    http://www.risaleinurenstitusu.org/i...Sualar&Page=91



    http://www.risaleinurenstitusu.org/i...Sualar&Page=92




    ************************************************** ****************

    9_
    Şehid Hz. Ali nin, Said Nursiye Gaybdan haber aktarırken kendi kitaplarını aracı kılarak Allah'tan yardım dilemesi !!
    [ Şuâlar, On Beşinci Şuâ, c. I, s. 1116 ]





    Onbeşinci Şua (Şualar, Sayfa 517- 518)




    İmam-ı Ali (R.A.), Nurun eczalarından haber verdiği sırada,

    [Ya Rab! ÃyetüI-Kübra hürmetine beni kurtar, eman ve emniyet ver. (Celcelütiye) ] deyip, o Âyetü’l-Kübrayı şefaatçi yaparak, Nur Şakirtlerinin Denizli hapsinde, o risalenin hem Ankara, hem Denizli Mahkemelerinde galebesiyle ve perde altında tesirli intişarıyla, talebelerine beraat kazandırmaya sebep olduğu gibi, onun gizli tabı da, şakirtlerinin dokuz ay mevkufiyetlerine vesile olmasıyla, İmam-ı Ali’nin (r.a.), hem keramet-i gaybiyesini, hem Nur Şakirtlerinin bedeline duasını pek zahir bir surette tasdik etti.
    Evet Ayetü1-Kübra Şuaı otuz üç icma-ı azimi ve külli hüccetleri mevcudatın heyet-i mecmuasında gösterip, her bir hüccet-i külliyede hadsiz bürhanlara işaret ederek, başta semavat yıldızlar kelimeleriyle, arz hayvanat ve nebatat kelamları ve cümleleriyle, git gide ta kâinat mecmuası, müştemilat ve mevcudat ve hudus ve imkan ve tegayyür hakikatlerinin kelimeleriyle Vacibü’l Vücudun mevcudiyetini ve vahdaniyetini güneş zuhurunda ve gündüz katiyetinde ispat ediyor. Sarsılmaz bir iman isteyen ve dinsiz anarşistliğe karşı kırılmaz bir kılınç arayanlar, Ayetü’l Kübraya müracaat etsinler.






    http://www.risaleinurenstitusu.org/i...ualar&Page=517



    http://www.risaleinurenstitusu.org/i...ualar&Page=518



    Bitmez....

  10. #200
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Rep Gücü
    9719
    Saidi Nursi’nin sözleriyle kendisini tanımaya çalışalım.

    Böylece Saidi Nursi ve onun tabileri hakkında bilgi sahibi olmayan kimseler daha iyi tanınsın ve onun peşinde giden kimseler kendileri için çizilmesi gereken yolu çizsinler.
    Hakkı isteyen kimseler için işte bazı pasajlar sunuyoruz:
    1 – Üstadımın kendisi söylüyor ki: “Ben, sekiz dokuz yaşındayken bütün nahiyemizde, ahali Nakşi tarikatında ve oraca meşhur Gavsi Hizan namıyla bir zattan istimdat ederken. Ben akrabama ve umum ahaliye muhalif olarak: “Ya Gavsi Geylani” derdim. Çocukluk itibarıyla elimden bir ceviz gibi ehemmiyetsiz birşey kaybolsa. “Ya şeyh! Sana bir Fatiha. Sen benim bu şeyimi buldur. Acibdir ve yemin ve yemin ediyorum bin defa böyle. Hz. Şeyh himmet ve duasıyla imdadıma yetişmiştir.” (Risalei Nur Kulliyatı-Sikkei Tasdik’ül Gaybi Kitabı- Sayfa: 118-Doğuş Ltd Şti Matbaası-Ankara- 1959 tarihli baskı.)
    - Saidi Nursi, bu sözleriyle Gavsi Geylani’nin Gavsi Hizan’a üstünlüğünü belirtmek için ondan istimdatta (yardım isteme) bulunduğunu dile getiriyor. Oysa ölülerden yardım istemek, onları yardımına çağırmak apaçık şirk amelidir.
    1 – “Hz. Şeyhin vefatından sonra hayatta oldukları gibi tasarrufa ehli velayetçe kabul edilen üç evliyayı azimenin en büyüğü o hz. Gavsi Geylani’dir.
    .... Fırkasıyla badel memat (ölümden sonra) dua ve himmetiyle müridlerinin arkasında, önünde bulunmasıyla. Böyle bir harika kerameti acibe ile meşhur bir zat. Elbette böyle bir zamanda kıymettar bir hizmeti Kuraniyeyi bir müridinin vasıtasıyla olunacağını onun görmesi ve göstermesi onun şe’nindendir.” (Adı Geçen Eser s: 119)
    - Saidi Nursi, bu sözleriyle şeyhlerin vefatından sonra hayatta oldukları gibi tasarruf hakkına sahib olduğunu ifade etmek istemiştir. Şeyhlerin öldükten sonra müridlerinin önünde ve arkasında bulunduğu iddia ederek kendisinin Geylani’nin bir müridi olduğunu belirtmek istemiştir.
    2 – “Hz. Şeyhin himmet ve irşadıyla eski Said yeni Said’e inkilab etmiştir.” (Adı Geçen Eser s: 128)
    - Said Nursi bu sözleriyle kendisinden yüzyıllarca önce yaşamış bir kimsenin kendisine irşad edebildiğini dile getirmiştir. Bu sözleriyle hem şeyhten medet umması, hem de ölülerin dirilere fayda vereceği inancına sahib olduklarını ileri sürmüştür.
    4 – “Ehli tarikat ve hakikatça tam bir iltifatla kabul edilmiş bir esas var ki... Tarikati Hakta suluk eden bir insan nefsi emaresinin enaniyetini ve serkeşliğini kırmak için lazım gelir ki, nazarını nefsinden kaldırıp, şeyhine nazar ede ede ta fenafişşeyh hükmüne gelir. Ben dediğinde şeyhinin hissiyatıyla konuşur ve hakeza ta fena firrasul, fenafillaha kadar gider. Mesela nasıl ki sıdık bir hizmetkar efendisinin hissiyatıyla kendi kendisinin efendisiymiş gibi konuşur ki ben böyle istiyorum der.
    ....Zatı Ahmediyenin (a.s)varisliğiyle hakikatı Muhammediyesinin de (a.s) kendisini gördüğü gibi fenayı mutlak ile Cenabı Hakkın tecelliyi zatisine mazhariyet noktasında kendisine o sözleri söylemiş. Onun gibi olmayan e o makama yetişmeyen onu söyleyemez, söylese mesuldür.
    - Said Nursi herkesin nefsinden kurtulup şeyhine motamot uya uya şeyhte yokolmanın, rasule uya uya onda yok olmanın ve Allah’a uya uya onda yok olup ben dediğinde Allah’ın emri gibi itaat edilmenin lazım geldiğini söylemek istiyor
    adeta... Daha açıkçası; “ben” dediğinde, o demiyor, (haşa) Allah (c.c) diyor... Bu ise vahdeti vücud akidesinin bir parçası olan “fena” (yokolma) akidesi yani; fena fi ihvan (ihvanda yok olma), fena fişşeyh (şeyhte yok olma), fenafirrasul (rasulde yok olma) ve fenafillah (-Haşa- Allah’ta yok olma) akidesidir.
    Bu sapık akideye göre fenafirrasul olan Allah (c.c)’ın rasulüdür. FenaFillah olan ise hakta yok olduğundan Allah (c.c)’ın yeryüzündeki gölgesidir. Allah adına konuşur.
    “Onun gibi olmayan o sözü söyleyemez, söylese mesuldür” diyerek, bir kimseyi (haşa) Allah (c.c) mak***** çıkarıyor...
    5 – “O futuluh gaybın tefeulunde en evvel şu fırka çıktı.” (Adı Geçen Eser s: 118)
    - Nurcular bir kitabın rastgele açılıp yorumlanmasına tefeul diyorlar... Tıpkı fala bakmak gibi.
    6 – “Bu hizmette yani ehli imanı dalaleti mutlakadan kurtarmaya lüzum olsa dünyevi hayatı gibi uhrevi hayatımı da feda etmeyi bir saadet bilirim. Binlerce dost ve kardeşlerim cennete gitmeleri için cehennemi kabul ederim.” (Adı Geçen Eser s: 10)
    - Said Nursi burada bir ehli imandan bahsediyor, fakat onları dalaleti mutlaka (mutlak sapık kimseler) olarak isimlendiriyor. Bu ne tezattır? Bir kimse hem ehli iman, hem dalaleti mutlaka nasıl olur? Üstelik Said Nursi onları kurtarmak için dünyasını ve ahiretini feda etmeyi göze alıyor. Üstelik cehenneme girme, cehenneme razı olma pahasına... Cehenneme razı olan bir kimsenin hiç, iman ehli olduğu söylenebilir mi? Buna göre madem Said Nursi kabul ediyor, nurcuların hepsi kurtulsa bile Said Nursi bu sözleriyle cehennemden kurtulmayacak, imanı olmayan bir kafirdir. Kafire tazim ve istiğfar da küfürdür.
    7 – “Hatta o da’va o derece tehlikeye düşmüş ki bir ehli keşfin müşahedesile, bir yerde ecel elinden terhis tezkeresini alan kırk adamdan bir adam kazanabilmiş, otuz dokuzu kaybetmiş.” (Adı Geçen Eser s: 157)
    - Saidi Nursi’nin burada ehli keşf diye kastettiği kimseler; kabirlere girerek ölünün müslüman mı kafir mi öldüğünü bildiğini söyleyen kimselerdir. Saidi Nursi bu sözleri söylemekle kendisinin ehli keşf olduğunu dile getirmek istiyor. Bu özelliği sebebiyle gaibten haber veren bir kimse vasfını kendinde görüyor.
    8 – 1358’de Karadağ’ın başına çıkıyordum. İnsanların hususan müslümanların bu silsilece devam eden hakikatleri ne vakit başladı, ne vakte kadar sürecek hatıra geldi. Birden “vel asr” ayeti karşıma çıktı.
    Haşiyesinde:
    1500 yıllarında mücahedenin sonlarına gelineceği...
    1506 yıllarında Galibane mücadelenin tarihine.
    1545 yıllarında Mağlubane mücadele tarihine.
    1561 yıllarında mücadelenin ne zamana kadar dev***** işaret eder.” (Adı Geçen Eser s: 46)
    - Saidi Nursi Cebir hesabıyla kıyametin vaktini haber verecek vasıfta kendini görmüştür. Yani; kıyametin 1561’de kopacağını söylemiştir.
    9 – “Tam adaletini gördüğümüz mahkeme heyetine çok selam ve dualar ederiz.” (Adı Geçen Eser s: 168)
    - Allah (c.c), Nisa: 60 ayetinde tağuta muhakeme olanların küfre girdiklerini haber vermiştir. Saidi Nursi ise tağuti bir mahkemeyi adalet mahkemesi olarak görüyor ve böylece Allah (c.c)’ın gerçek adaletini inkar etmiş oluyor. Zira gerçek adalet, Allah ve rasulünün hükmüyle hükmetmektir. Saidi Nursi ise; Allah (c.c) ve rasulünün hükmüyle hükmetmeyen bir mahkemeyi adaletli olarak vasıflandırmıştır.
    10 – “Risalei Nur sair telifat gibi ulum ve funun ve başka kitaplardan alınmamış. Telif olunduğu zaman hiçbir vakit kitab müellifin yanında bulunmuyordu.” (Adı Geçen Eser s: 80)
    - İşte bu ifade, insanları Risalei Nur’un gaybi yazıldığına inandırmak için uydurulan bir safsatadır. Zira sanki müellefin yanında o anda hiçbir kitabın bulunmaması bu risalelerin gaybiliğini gösteriyor...
    11 – “Müellefin pek az bir zamanda tahsilden tedrise geçmesi üç ayda bir kış içinde 15 senede medresece okunan 100 kitaptan daha fazla okuduğu kaydediliyor.” (Adı Geçen Eser s: 65)
    - Bu sözlerle Saidi Nursinin yüceltilmesi amacı güdülmüştür.
    12 – “Ben kendi kanaatımı yazdım. Kanaata itiraz edilmez.” (Adı Geçen Eser s: 76)
    - Said Nursi, delilsiz olarak kendi kanaatlarını yazmış ve onun kanaatlarına kesinlikle itiraz edilemezmiş... Oysa itiraz kanaatlara olur..
    13 – “O eser onun hüneri olamaz. O, doğrudan doğruya Kur’an’ı Kerim’in bu zamanda bir nevi mucizesi manevisi olarak Rahmeti ilahi tarafından ihsan edilmiştir. Bu eserlerin onun ilmi, fikri ve zekasının eseri olmadığına delil, Risalei Nurda öyle parçalar var ki bazı altı, bazı iki, bazı bir saatte, bazı on dadikada yazılan risaleler var. Ben yemin ederim eski Said’in kuvveti hafızasında beraber olmak şartıyla o on dakika işi on saatte fikrimle yapamıyorum. O bir saatlik Risalei fikrimle iki gün istidadımla yapamıyorum. Hakeza demek biz müfsil olduğumuz halde gayet zengin bir mücevherat dükkanının delalı hizmetçisi olmuşusuz.” (Adı Geçen Eser s: 58)
    - Bu ifadelerden anlaşılan şu ki; Risalei Nur Said Nursi’nin hüneri değilmiş. O, Kur’an’ın bu zamana bakan bir çeşit mucizesiymiş. Allah (c.c) tarafından ihsan edilmiştir. Çünkü bu eserler onun fikri ve zekasının eseri değilmiş. Aslında mantığında ve zekasında iflas etmişken zengin bir kuyumcu dükkanının güzel bir hizmetkarlığını yapıyormuş.
    Said Nursi burda Kur’an’ı kullanmayı deniyor. Kur’an’ın şerefiyle şereflenerek kendisine bir pay çıkarmaya çalışıyor.

    Saidi Nursi ile alakalı yukarıda zikredilenlere ilaveten bazı şeyleri tekrarlamakta ve bazı şeyleri de ilave etmekte fayda vardır. Bunları şöylece sıralayalım:
    1 – Saidi Nursi Milli mücadele döneminde İngilizlerin işgal planına uygun olarak Doğu'da ve güneydoğuda İngiliz hükümeti destekli bir Kürdistan kurulması amacıyla "Kürt Teali Cemiyeti" kurucuları arasında yerini almıştır. (Marmara brifingi, 1971)
    2 - Anadolu'daki kuvâyı milliye hareketini "isyan" olarak vasıflandıran zamanın Osmanlı Şeyhülislâmının fetvasına karşı, mukabil bir fetva vererek millî kurtuluş hareketinin meşrûiyetini îlân etmiştir. Bu hizmetleri Anadolu'da kurulan Millet Meclisi'nin takdirini kazanmış ve Saidi Nursi bizzat Mike tarafından ısrarla Ankara'ya dâvet edilmiştir.
    Bu konuyla ilgili olarak Saidi Nursi şöyle diyor:
    “Mike beni şifre ile iki defa Ankara’ya taltif için istedi. Hatta demişti: “Bu kahraman hoca bize lazımdır.” (Emirdağ Lahikası- II-79)
    3 - 1950 sonrası küfür sisteminde iktidar olan Adnan Menderes ile (DP hükümetiyle) işbirliği içinde olmuştur.
    Bu konuyla ilgili olarak Saidi Nursi’nin şu sözlerine bir bakalım:
    “Ben çok hasta olduğum ve siyasete alakasız bulunduğum halde Adnan Menderes gibi bir İslam kahramanı ile bir sohbet etmek isterdim. Hal ve vaziyetim görüşmeğe müsaade etmediği için, o suri konuşmak yerine bu mektub benim bedelime konuşsun diye yazdım.
    Gayet kısa bir kaç esası, İslamiyetin bir kahramanı olan Adnan Menderes gibi dindarlara beyan ediyorum.” (Emirdağ Lahikası –II- 231)
    Oysa beşer düzenlerinde iktidar olmak ya da iktidara adaylık göstermek tevhid inancına tamamıyla zıddır. Buna göre her kim gerek oylarıyla, gerek malıyla, gerek bedeniyle ve gerekse herhangi bir şekilde bu iktidar sahiblerini desteklerse veya onlarla işbirliği içinde olursa o kimsenin hükmü de onlar gibi olmaktan başkası değildir... Desteklenen kimsenin vasfı ise hiç önemli değildir.
    Bu kısa bilgiden sonra şunları da aktarmakta fayda vardır:
    Said-i Nursi, yaşamı boyunca bir takım risaleler yazmıştır. Bu risalelerin tümüne “Risale-i Nur Külliyatı” denir. Fakat yazdığı risaleler arasında bile zıtlıklar vardır.
    Örneğin; Bir kitabında; “Cifir (cebir hesabı)... gaybı Allah’tan başkası bilmez ayetine karşı edep dışı bir davranıştır” (Lem’alar s: 39 yazıldığı tarih: 1957) Dediği halde daha sonraki kitablarında sık sık cebir hesabını kullanır ve kendi yazdıklarının ne kadar yüce olduğunu ortaya koymak ister. Hatta kıyametin vaktini bile tayin eder...
    Buna örnek vermek gerekirse:
    “Onlardan kimi şaki (isyankar)dır, kimi de said (mutlu)dir.” (Hud: 105) anlamındaki ayetin cebir hesabı yönünden sayı değeri 1303 eder. Hud Suresi 112. ayette; “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol”, anlamında bir ayet olduğu gibi Şura suresinin 15. ayetinde de aynı manada ayet vardır. “Vav”la başlayan Şura suresindeki ayetin cebir hesabı yönünden sayı değeri de 1309 eder. Bu tarihte bütün muhataplar içinde özellikle birine Kur'an adına iltifat ediliyor, doğru olmak yolunda buyruk veriliyor. Birinci tarih(1303) de ise, Risale-i Nurlar müellifi(Said-i Nursi)nin ilim tahsiline başladığı tarihtir. İkinci ayetin tarihi ise O müellif(Said-i Nursi)nin harika bir şekilde pek az bir zamanda ilimce en son noktaya ulaştığı(!), tahsili bitirdikten sonra ders vermeye başladığı ve 3 ayda, bir kış içinde, 15 senede ancak okunabilen 100'den çok kitap okuduğu ve o zamanın o muhitte en ünlü alimlerinin yanında o 3 ayın mahsulu fakat 15 yılın mahsulü kadar olan ilimleri kazandığı, ne kadar büyük bir alim olduğunu; hangi ilimden olursa olsun sorulan her soruya en doğru cevabı vermekle ispat ettiği tarihe rastlar."(Tasdik-i Gaybi, s. 61-62, yıl 1958)
    Said-i Nursi bir yerde de kendisini şöyle tanıtır:
    “İngiltere'nin en yüksek bilim kurulu, Şeyhülislamlık'a 6 soru sorup cevabını istediği zaman; o 6 soruya 6 kelimeyle cevap veren;
    Yabancıların en çok önem verdikleri ve bilginlerinin en esaslı düstur saydıkları illerine, gerçek ilim ve marifetle karşılık verip üstün çıkan;
    .... Gerek Avrupa filozoflarına, gerek ülemasına ve gerek okullarda yetişmiş olanlara meydan okuyan, kendisi hiç soru sormadan sorulan soruları eksiksiz cevaplandıran..."(Lem'alar Risalesi)
    İşte Said-i Nursi böyle üstün bir kişi olduğunu kendisi anlatıyor...
    Kendisini öven bu zatın taraftlarları da onu; “misilsiz, muellif, hakikat kahramanı, bütün İslam aleminin muhtaç olduğu bir filozof” olarak tanımlamışlar ve ilmi değer bakımından Aristo’yu, İbni Sina’yı, İbnirruştu, Farabi’yi” geride bıraktığını söylemişler, hatta manevi sahada tur’nin Gandisi olduğunu belirtmişlerdir. Onun eseri Risale-i Nur’u ise; Kur’an’ı Kerim’in 20. yüzyıldaki tefsiri saymışlardır.
    Saidi Nursi, şehidlerin ölümleri sonrası insanlara yardım edebileceklerini isbat için şöyle der:
    “Şehitler hayatlarını Allah yolunda feda ettik¬leri için Allah da onlara berzah aleminde, dünya ha¬yatına benzer, fakat kedersiz, zahmetsiz bir ha¬yat ihsan eder. Onlar kendilerini ölmüş bil¬mez, daha iyi bir yere gitmiş bilirler. Çok mutlu olurlar. İşte şehitlerin efendisi olan Hz. Hamza da böyle bir hayat yaşamaktadır. Kendine sı¬ğınan insanları koruması, dünya ile ilgili işlerini görmesi ve gör¬dürmesi mümkün olabilir. (Said Nursî, Mektubat, 1. Mektup, Risale-i Nur Külliyatı, İstanbul 1994, c.I, s. 347.)
    Bu anlayışa gore veli denen zatlar öldüklerinde daha çok yar¬dım yapma imkanı elde ederler ve bir çok tasarruf¬larda bulunur¬lar.
    Bu konuyla ilgili olarak sapık tarikat ehlinin öncülerinden olan Abdülkadir Geylânî’nin bir şiirinde geçen şu beyitleri meşhurdur:
    “Müri¬dim ister doğuda olsun is¬ter batıda
    Hangi yerde olsa da yetişirim imdada”
    (Bu şiir, Said-i Nursî'nin "Sikke-i Tasdîk-i Gaybî adlı kitabında geç¬mektedir. Bkz. Risale-i Nur Külliyatı, İstanbul 1995, c.II, s. 2083.)

Benzer Konular

  1. Fethullah Gülen’e ben ne sorardım?
    YukseLL Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 17-03-2014, 02:17 PM
  2. Fethullah Gülen'den yeni açıklama
    YukseLL Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 23-12-2013, 06:25 PM
  3. Fethullah Gülen'in CIA Bağlantısı
    SOSYALİST Tarafından Güncel Haber ve Manşetler Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 28-02-2013, 05:47 PM
  4. M. Fethullah Gülen
    ashenarşi Tarafından Biyografi (Yaşam Öyküsü) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 08-03-2011, 07:26 PM
Yukarı Çık