Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2

“Firavun İmanı”, mizaç ve karakter namusu

Din ve İnanç Kategorisi Dini Sohbet Forumunda “Firavun İmanı”, mizaç ve karakter namusu Konusununun içerigi kısaca ->> Zafer kazanmak, mücadelede başarıya ulaşmak elbette önemlidir. Asıl zafer ise cephede, seçim sathı mahallinde kazanılan zafer değil, zaferden sonrasıdır. Asıl ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573

    “Firavun İmanı”, mizaç ve karakter namusu

    Zafer kazanmak, mücadelede başarıya ulaşmak elbette önemlidir. Asıl zafer ise cephede, seçim sathı mahallinde kazanılan zafer değil, zaferden sonrasıdır. Asıl mücadele o zaman başlar. Menfaatperestler büyük bir iştihayla hemen üşüşürler. İkiyüzlülük, mürailik, yağcılık, dalkavukluk hak getire. Tıynetsizlik en geçerli kıstastır artık.

    Tarihsel süreçte bu hep böyle olmuştur. Örneğin Millî Mücadele’de asıl kavga cephede değil, zaferin kazanılmasından sonra gerçekleşmiştir. Siyasi seçimlerde de bu böyledir. Akıllarını cifeleştirenler seçimin kazanılmasından sonra kurtların kokuyu almaları gibi hemen üşüşürler. Ya liderler? Onların görevi de yalnızca bu mürailere ulufe dağıtmaktır. Hem de bile bile… Göz göre göre…

    Bu aslında tipik bir lâdes oyunudur. Emekmiş, alın teriymiş, mücadeleymiş, fedakârlıkmış, azimmiş bunlar başarıdan sonra yalnızca “idealist” ve “ödünç” kavramlardır. Alıcısı olmayan, yavan, katıksız ve tabir yerindeyse malayani kavramlar…

    Şair istediği kadar sorgulasın, “Tarihten ders alınsaydı, hiç tekerrür eder miydi tarih?” diye… Bu sanki bir “yazgı” gibidir. Değişmeyen bir dram ve tekerrür…

    Sözü zaferden ve Millî Mücadele’den açmışken çok önemsediğim, aklıma geldiği zaman dostlara da anlattığım bir hikâyeyi de siz aziz kâ’rilere de anlatmak istiyorum. Hikâye Hüseyin Avni Bey’e atfen Tarık Buğra’nın nefis romanı “Firavun İmanı” başlıklı eserde yer alır. Oldukça kayda değer olan hikâye şöyledir:

    “Allah bütün akılları, sergilemiş ve yeniden dağıtmak istemiş de, bu tasavvuru güç sergide, uzun uzun uğraştıktan sonra bütün insanlar gene eski akıllarını bulup almışlar.

    Hengâmeyi gözünüzde şöyle bir canlandırıverin; ne müthiş – veya ne gülünç ve zavallı - manzara. En büyük şehirlerden de en büyük Pazaryeri. Bir telâş, bir kıyamet, karınca gibi kaynaşan milyonlarca ve milyonlarca insan, zevklerine uygun çorabı veya mendili arar gibi kendilerine uygun aklı arıyor.

    İşte Sezar… Kartal pençesinden kuvvetli elini bir beyne atıyor ve bir an için seviniyor; “buldum”. Fakat bir de bakıyor ki, bu beyin Brütüs’ünkidir, hemen bırakıyor.

    Brütüs’e gelince, o da başka işportaları kan ter içinde eşeleyip durmakta, meselâ Hz. İsa’yı ele veren havarinin beyni karşısında epeyce tereddüt geçirmekle beraber, biraz önce Sezar’ın bıraktığı kendi beynini aramaktadır. Eninde sonunda kendi beynini bulacak tabiî. Bu ikinci akıl dağıtımında, bu ikinci hayat şansında da hiçbir şey değişmeyecek. Sezar, Brütüs’ü seven, ona güvenen, neticede de kalbini onun hançerine hedef yapan beynini seçecektir. Brütüs ise aldandığını, kendisi için de, Roma için de hata yaptığını, iyi niyetlerinin ihanetten, ihtiraslara âlet olmaktan ve kalleşlikten başka bir işe yaramadığını öğrenmiş olmasına rağmen, gene kendi beynine, Sezar’ın sıcak, dost ellerini sıkan elini, aynı Sezar’ın kalbine gömülecek hançerin kabzasını kavratacak beyne mahkûmdur.

    Beride engizisyon kurbanlarından, Rönesans filozoflarının ilki ve en ateşlisi Bruno da ötekilerden farklı değildir. O da, kendisini ateşe attırmak için vahşi bir çaba gösteren meşhur Calvin’in beynine rastlamış; fakat o da tıpkı Sezar gibi, bunu hemen atmıştır. O da, ateşte yakılacak kendi beynini bulacak, kendini ateşte yaktıran Calvin’inkini Calvin’e bırakacaktır.

    Durum bütün büyük fikir ve inanç mücadelelerinin – haklı, kaksız – kurbanları ile cellâtları için de aynı olacak…

    Akıldan üstün, akla hükmeden bir şey var: MİZAÇ. Değişmeyen, insanın bırakamadığı, insanın kendisi olan budur...”

    ***


    Mizaç tahsil ve terbiye ile değiştirilmiş olsa da tamamıyla izale edilemez. İşte insanları küçülten, tıynetsiz yapan, bir başka ifadeyle, insan olma onurunu yitirten bu karaktersizlik olgusudur.

    Bu hikâye olmuş mudur bilinmez. Fakat bir gerçek var. Yine Tarık Buğra’nın ifadeleriyle: “Öyle dönemler vardır ki, insanlara ikinci bir “beyin” seçme şansı getiriyordu da, onlar gene işporta işporta dolaşıyor, kan ter içinde kalıyor, uykusuz geceler geçiriyor, günlerce diken üstünde kıvranıyor, eninde sonunda da gene kendi eski akıllarını bulup kapıyorlar...

    Bütün mesele mizaçları anlayabilmekte. Bunu yaptınız mı, umulmadık davranış kalmaz, üç aşağı, beş yukarı bütün neticeleri kestirebilirsiniz; ihanet ihanet olmaktan çıkar, aldanış diye bir şey kalmaz ve ancak seçilen işbirliklerinden söz edilebilir.

    “Ve mizaç kimi iyi, kimi kötü, iyilerin çoğu bozulup yenilmeye elverişli, kötülerin ise pek azı terbiyeye ve dizgine gelebilir. Geri kalanlar, vahşî, barbar, boyuna “ben” diyen, “ille ben” diyen, “benden sonra tufan” diyen içgüdülerin hesaplanması zor ortalaması…”

    ***

    Efendim hikâye ve yorumu böyle. Sahi siz olsaydınız bu düşündürücü hikâyeyi bilip de anlatmaz mıydınız?

    Ha unutmadan, mücadelenin ya da başarının kazanılmasında en büyük dahli olanlar ise, asıl mücadele başlarken gördükleri manzaradan dolayı büyük bir umutsuzlukla köşelerine çekilip sukûtu yeğlerler… Aslında bu sukût yok olmak değil, hüzünleri katık ederek büyümek(!) demektir… Acıları, hüzünleri çeke çeke büyümek(!)…

    Fahri Güven
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Üyecik yavuz_07 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesaj
    4
    Rep Gücü
    11

    Cevap: “Firavun İmanı”, mizaç ve karakter namusu

    Ne iştir, yarı iman, yarı inkâr giderler;
    Güneşe var derler de ışığına yok derler!..


    Beni bir sözün bu kadar etkilyeceğini düşünmezdim doğrusu...

Benzer Konular

  1. Aristo bile (yaşasaydı), “Ekoloji” ye “çevre” demezdi!
    kalemsör Tarafından Çevre Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 12-10-2010, 11:09 PM
  2. Soru-Cevaplarla Referandumda Neden “Evet”, Neden “Hayır”?
    YukseLL Tarafından Özgün Makaleler Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 26-08-2010, 07:24 PM
  3. Yorum: 1
    Son mesaj: 24-03-2010, 04:44 PM
  4. öcü”den “halk önderi”ne
    YukseLL Tarafından Özgün Makaleler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 09-11-2009, 05:53 PM
  5. “Kızıl Sultan”la “Ulu Hakan” Arasında Kalmak
    RABİA Tarafından Tarih Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 20-02-2009, 07:02 PM

Anahtar kelimeler

Yukarı Çık