Besmele Yakınlığı



Durumları,
suyun ağzına gelmesi için
avuçlarını ona açmış
bekleyen adamın durumu gibidir.
Hiçbir zaman suya kavuşamaz.

Ra'd 14'den

Suyun ağzımıza gelmesi onu içmemizi garanti eder mi? Dudağımıza değdiği an, suya kavuşmuş olur muyuz gerçekten? Bir şeyi avucumuzda tutmak ona sahip olmamızı garanti eder mi? Yakınımızda duran eşya bize ait sayılır mı? Yanımızda hazır ettiğimiz bir isteğimize gerçekten kavuşmuş sayılır mıyız? Mesela, ta ağzımıza kadar gelmiş bir lokmayı yiyebilmek konusunda bir kesinlik var mı gerçekten?

İnsan sürekli isteme halindedir. Farkında olmasak da, doğrudan söylemesek de, ömrümüz? istemek'le geçer. Çünkü ihtiyaçlarımız var. Adını? istemek' koymasak da, tüm eylemlerimiz bir sonucu istemeye yöneliktir. Mesela, su istiyoruz, çünkü suya ihtiyacımız var. Suyun bardakta hazır olması, sürekli musluktan akması, elimize avucumuza hemen gelmesi, dudağımıza kolayca ulaşması, suyu arayışımızı ve isteğimizi gölgeliyor. Su isteğimiz, sürekli ve kolayca karşılandığı için sessiz kalıyor, tekrar edilmiyor. Ancak, çok özel bir mahrumiyet halinde gün yüzüne çıkıyor. Yine, havaya olan ihtiyacımızı da dillendirmiyoruz, çünkü hemen yanımızda ve yakınımızda hazır bekliyor. Işığa olan ihtiyacımızı da sesli söylemeyiz çoğu kez, çünkü sabah güneşin doğacağını garanti gibi biliriz. Hava, su ve ışık gibi temel isteklerimiz, belki de en çok istediğimiz şeyler çok çabuk karşılandığı için istemeye ve aramaya mahal kalmıyor. Bunlar? suskun' isteklerimiz. Bir de? örtülü' isteklerimiz var. İstediğimiz şeyle doğrudan ilişkili gözükmese de, işe giderek, işimizi yaparak, geçimimiz için lazım olan herşeyi? istiyoruz' aslında.

Şükür ki, istediklerimizin hemen hepsine kavuşuyoruz. Üstelik istediğimizi elde etmenin incelikli yollarını da biliyoruz. Neyi, nerede, nasıl, hangi yolla isteyeceğimizi tecrübeyle öğreniyoruz. Bir diğer ifadeyle, istediğimizi kendimize yakın etmenin yolunu biliyoruz. İstediğimiz yanımızda olunca da, ona kavuştuğumuzu, ona sahip olduğumuzu düşünüyoruz.

Ulaşmak istediklerimiz, kâinatın her yerine dal budak salmış sebebler çizgisinin ucundadır. Ancak sebepleri izleyerek varırız isteğimize.. İstediklerimiz sebeplerin ucuna dizilmiştir. İstediğimizi elde etmek için sonuca giden yolu gerektiği gibi izlemeliyiz. Ulaşacağımız nimet uğruna sebeplerin ardı sıra yürümeliyiz. İşte, sonuca giden yolu gerektiği gibi izlemek, sebeplerin ardı sıra yürümek, bir anlamda? istemek'tir. Bu istemeyi gerektiği gibi yapmayan, isteğine kavuşamaz, gerektiği gibi yapan isteğini elde eder.

Bu anlamda? isteyen' herkesin her defasında ilgili istediğine kavuşması, bize bir yakınlık ve garanti duygusu verir. Sonuçlara her istediğimizde vara vara, istediklerimizin hemen yanımızda, elimizin altında hazır olduğu vehmine kapılırız. Sonuçlar, her yerde, her zaman garantiymiş gibi gelir bize. Doğrusu, bu yakınlık duygusuna,? hazırmış' alışkanlığına,? garanti gibi' görme vehmine ihtiyacımız da vardır. Yoksa, güvensiz bir hayatımız olurdu, neyin nerede nasıl tepki vereceğini bilemeden, anarşik ve kaotik bir kâinatta yaşıyor olurduk.

Şükür ki, böyle değil kâinat. İhtiyaçlarımızın erişilebilir olduğu, arzularımızın yerine getirildiği, istediklerimizin yanımızda hazır olduğu bir? huzur ve güven' ortamında yaşıyoruz. Bu huzuru ve güveni, sebep ve sonuçların hemen her yerde, her zaman aynı düzen içinde dizilmesine borçluyuz. Bu sayede, neyi, nasıl isteyeceğimiz konusunda geçerli bir tecrübe ediniyoruz ve her isteğimizi bu düzen içinde karşılıyoruz.

Bu düzeni sebepler ve sonuçların birbirinden ayrılmazlığı oluşturur. 'Meyve ağaçtan gelir.' 'Su susuzluğumuzu giderir.' 'Yağmur buluttan iner.' 'Ekmek bizi doyurur.' Bu ifadeler gerçekte bir gözlem sonucu oluşmuştur ve sadece gözümüzce doğrulanır. Çünkü her defasında ve her yerde böyle gördük, böyle görüyoruz ve çok büyük bir ihtimalle böyle göreceğiz.

Gelin görün ki, her defasında ağaçla birlikte gelmesine karşın, ağacın kendisi meyvenin kendisini yapmaktan çok uzaktır. Suya kanmamız ile suyun dudağımıza ulaşması aynı şey değildir. Doymak da, ekmek yemenin bir uzantısı değildir. Doymak ve kanmak ile ekmek-su arasında bir gerektirirlik yoktur. Su ya da ekmek ile doyuyoruz ama su ya da ekmek bizi doyuruyor değildir. Yağmur bulutlardan geliyor; doğru. Yağmur bulut ile birlikte geliyor sadece. Yağmuru bize? rahmet' yapan bulut değildir. Çünkü bize acımaktan, şefkat etmekten sonsuz uzaktır bulut.

Sebeplerin hiçbiri sonucu kendisi yapıyor değildir. Sebeplerle birlikte geliyor oldukları halde, sonuçları garanti eden, hazır eden, yakın eden sebepler değildir. Sebepler sonuçları yapmaktan sonsuz uzaktadır. Öyleyse, gözümüzün bize gösterdiği yakınlıkların tam tersine, sonsuz uzaklıklar ortasında yaşıyoruz. Sonuçlar sebeplerden sonsuz uzaktadır. Bu gerçek isteklerimizi de bize sonsuz uzak eder. Sebeplerin ardı sıra yürürken, sebeplerin

Öyle herşeyi yanına varılır, kolayca elde edilir görüyorsak da, aldatıcıdır bu, bir göz yanılmasıdır. Sebep ve sonuç arasındaki sonsuz uzaklık kadar hendekler vardır önümüzde.

Sebeplerin sonuçları yapmaktan sonsuz aciz oluşu kadar derin uçurumlar vardır yanımızda.

Sebep ve sonuçlar arasında aşılmaz bir kaf dağı vardır.

Gerçekte, eşya bize nihayetsiz uzaktır, arzularımız çok ötelerde saklıdır. Kaf dağının ardında, sonsuz derin uçurumların öte yakasında gizlidir isteklerimiz. Sebeplerin ardı sıra yürürken, sonuca giden yolu gerektiği gibi adımlarken, bu engelleri aşmaya çalışırız. Kurallarını kendimizin koymadığı bu yolda, sonsuz itaatle, sarsılmaz bir mükemmelliyitçilikle yürürüz. Yani, 'isteriz.' Kocaman bir duadır yaptığımız. Kendi başımıza olmadığımızı, kendi başımıza isteğimize kavuşamayacığımızı bilerek isteriz sonucu. Öylece uzaklıklar yakınlıklara dönüşür, öylece herşey yanımızda hazır olur, öylece isteğimiz yerine getirilir, duamız kabul olur.

Sorunumuz şu: istemesini 'iyi biliyor' olmak, isteğimizi kendi kudretimizle elde ettiğimizi, kendi irademizle arzumuza kavuştuğumuzu göstermez. Sebep ve sonuç arasındaki sonsuz aralığı aşan biz değiliz, ne kendi irademiz, ne kendi kuvvetimiz, ne kendi şefkatimiz sonucu sebeplerin ardına takmış değildir. Sadece istemesini biliriz, sadece isteriz. Bizim için, bizim irademizin belirlemediği yollardan, bizim kudretimizin erişemediği uzaklıklardan, bizim şefkatimizin yetmediği biçimlerde sonuçlar yanımızda hazır edilir, isteğimiz bize yakın edilir.

Biz değil, bizden başkası, kavuşturur suyu bize. Sebepler değil, sebepleri sonuçlarla birlikte hazır eden kim ise, O kavuşturur bizi eşyaya. Öyleyse, sonucu en garanti bildiğimiz yerde, kendimize en yakın gördüğümüz nimette, kendi adımıza değil kavuşmamız. Bir başkası adına, ve hiç şüphesiz nihayetsiz kudretiyle sonsuz uzakları yakın eyleyen, nihayetsiz rahmetiyle sonsuz ihtiyaçlarımız gören ve gözeten Biri adına yaşıyor olmalıyız tüm kavuşmalarımızı, tüm vuslatlarımızı, tüm yakınlıklarımızı.

Doğrusu, biz sadece istiyoruz. Elimizde istemekten ötesi yok. Elimizde duadan başkası yok. İstemekten sonrası, yani işin hepsi bir başkasına ama mutlaka Kadir ve mutlaka Rahman ve Rahim olan Birine kalıyor. Her defasında ve her yerde, Rahman ve Rahim olan tamamlıyor işimizi, isteğimizi Rahman ve Rahim yerine getiriyor. Bize sadece başlamak ve istemek düşüyor. 'Rahman ve Rahim olanın adıyla' başlamak ve istemek bize düşüyor.

Besmele nasıl da kolay erişiyor ve nasıl da güzel yakışıyor dudağımıza, değil mi?
alıntı