Mahmut Celal Özmen

Dünyanın en sefil varlığı ABD Başkanı Bush (bundan önceki ABD başkanları da) dış ziyaretlerle onurlanır, rahatlık duyar, kibir ve güç gösterisi sergiler ve en üst düzey ağırlama ve karşılamalardan haz alarak memleketine geri döner. Günümüzde buna "diplomatik nezaket" diyorlar. Kanlı ellerle, işgallerle, işkencelerle insanlığın önüne çıkan bu varlıklara maalesef nezaket gösteriliyor. Ebu Guraib, Guantanamo işkence yuvalarını, Afganistan, Irak işgalini arkasına alıp gelen bu şahsa karşı İslam beldelerinde, bu denli karşılama tarihe kara bir sayfa olarak geçecektir. İslam tarihi böylesi bir olayla ve böylesi bir karşılama ile asla karşılaşmamıştır. Ne zaman ki; bu ümmetin sefilleri iktidar oldu (veya iktidara taşındı), seksen küsur yıl bu ümmetin tarihi her gün kara sayfa ile doldu. Memleketinde siyasetten sıkılan-yorulan idareciler bu yorgunluklarını İslam beldelerinde atıyorlar. Üstüne üstelik görkemli karşılamalarla, ağırlamalarla, hediyelerle (iktisadi anlaşmalar, silah anlaşmaları vb.) huzura, rahata kavuşup memleketlerine dönüyorlar. Kendi memleketlerinde görmedikleri ilgiyi görmeleri, ayaklarının altına serilen kırmızı halılar üzerinde yürürkenki gururları ta yüzlerine yansıyor. Zalimlere karşılama... Bir işgalci ve eli kanlı zalime karşı bu denli bir karşılama; Osmanlı devletinin yıkılış döneminde dahi İstanbul'u işgal eden İngiliz zalimlerine yapılmamıştı. Günümüz sözde siyasetçilerinin düştüğü bu zillet ümmetin gururu ile oynamaktan başka bir şey değildir. Şunu biliyoruz ki; onlar izzeti zalimlerin yanında arıyorlar. Oysa izzet ancak Allah'ın yanındadır. Onursuz zalimleri dost edinenler, izzet ve şerefi onların yanında mı arıyor? "Münafıklara, kendileri için acı bir azap olduğunu müjdele! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet (güç, onur ve şeref) mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet, yalnızca Allah'a aittir." (4/Nisa, 138–139) "Kim izzet ve şeref istiyorsa bilsin ki izzet ve şerefin hepsi Allah'ındır..." (35/Fâtır, 10) "İzzet, üstünlük ancak Allah'ın, Peygamberinin ve müminlerindir. Fakat münafıklar bunu bilmezler." ( 63/Münâfıkûn, 8) Kâfirlerin, özellikle de Yahudilerin savaş ve fitne ateşi yakmaları hiç eksik olmamıştır. Asırlar boyu binlerce planlar yapmış, tertip ve düzenler hazırlamışlardır. Onların bu topraklara gelişi fitne ve fesat getirmiştir. Düşman iyilik değil, kötülüklerle gelir. Batılılar bu topraklara adım attıktan sonra İslam beldelerinin hiçbir tanesi ne istikrara ne de huzura kavuşmuştur. Kâfirler, apaçık düşmanımızdır. Allah-u Teala onların düşman olduklarını bildirdi: "Şüphesiz kâfirler, sizin apaçık düşmanınızdır." (4/Nisâ, 101) İslam hiçbir şekilde zalimlerle dostluğa izin vermez: "Zalimler için hiç bir veli/dost ve yardımcı yoktur." (42/Şûrâ, 8) Düşmanlar törenle karşılanmaz. Hatta sulh için gelseler dahi. İşte bunun bir örneği: Hicretin altıncı senesi, Zilkade ayı... (Milâdî 628 ) Rıdvan biati, Kureyşlileri fazlasıyla korkutmuştu. Peygamberimizin üzerlerine yürüyeceği endişesine kapılarak, alelacele sulh teklifinde bulunmak gayesiyle bir heyet gönderdiler. Heyette şu isimler vardı: Süheyl bin Amr (başkan), Huveytip bin Abdü'l-Uzzâ ve Mikrez bin Hafs. Kureyş müşrikleri üç kişilik bu heyete şu direktifi vermişlerdi: "Gidin, Muhammed'le sulh anlaşmasında bulunun. Fakat buradan dönüp gitmek şartıyla... Eğer bu şartı kabul etmezse anlaşmaya yanaşmayın." Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Süheyl'in gelişini, isminin "kolaylık" manasını ifade etmesinden dolayı hayra yorarak, Sahabelerine; "Artık işiniz bir derece kolaylaştı! Kureyşliler, sulh yapmak istedikleri zaman hep bu adamı gönderirler" buyurdu. Heyet Peygamberimizin huzurunda... Kureyş elçisi Süheyl bin Amr, Resûlullahın huzuruna vardı. Önünde iki dizinin üzerinde diz çöktü. Peygamber Efendimiz ise bağdaş kurmuştu. Müslümanlar da çevresinde oturmuşlardı. Oysa Bush, Haçlı seferini yeniden başlatan düşmandır. Ramazan iftarları verse de düşmandır, Kudüs'ü ziyaret etse de düşmandır. O yaptığı işlerle ve kazançları ile böbürlenmek için buralardadır.
Mahmut Celal Özmen