İLGİNÇ TİPLER
Mehmet Necati GÜNGÖR

Bazı tipler var.

Gazete okumazlar, kitap okumazlar, tv izlemezler, haber bültenleri umurlarında olmaz.

Bilgisizdirler, habersizdirler,

Ama her konuda ahkâm keserler.

Özellikle iktidara yaranmak için, yapılan eleştirilere saçma sapan yorumlarla karşılık vererek gülünç duruma düşerler.

Halk arasında bu tiplere “herb.kolog” diyorlar.

Her b.ktan anlayan manasında.

Bazıları da okur yazardır, tek taraflı okur, tek taraflı yazarlar.

Tek kaynaktan beslenirler.

Kitap bile yazarlar.

Başlarından prof. ya da doç. ünvanları vardır.

Hatta, din adamı, ilahiyat profesörü olanlar da...

Tek amaçları güce yaranmaktır.

“Komşuda pişer, bize de düşer” beklentisiyle

Mevki kapmak, çıkar sağlamak için çırpınırlar.

Oysa, lokmanın büyüğü başkalarının ağzındadır,

Onlara kırıntısı bile düşmez.

Meselâ hem ilahiyatçı, hem yazar olan bir kara zat var.

Mealen diyor ki, rüşvet alan yolsuzluk veya hırsızlık yapmış sayılmaz.

Diyelim ki bir işi pazarlıkla bir müteahhide veriyorsunuz.

İşin ihale bedeli, yapım bedelinin çok üstünde.

Adam işi alıyor, işi veren de komisyonunu alıyor.

İşte bu yolsuzluk ve hırsızlık sayılmıyor.

Helâl kazanç kategorisine giriyor.

Devlet kasasından bir şey çıkmıyormuş.

Müteahhidin kasasından çıkan ise gönüllü olarak verilen bağış, ya da hediye imiş.

Şimdi, başınızı iki elinizin arasına alıp düşünün:

Bir işi yarışmayla ihaleye sokmadan sadece kendi adamınıza veriyorsanız, o adamdan da karşılığında bir bedel alıyorsanız yaptığınız bal gibi yolsuzluktur, rüşvettir,devletin kasasından dolaylı yoldan para yürütmektir.

Belki o iş yarışmalı bir ihale sonunda daha ucuza yaptırılacak, devlet bundan trilyonlar kazanacaktı.

Maksat başka ise ne önemi var?

Ver işi, al komisyonu.

Hazır, fetvacın da var.

Al sana helâl kazanç.

“Helâl kasap”,”helâl berber” tabelalarını hatırlatan bir komedya.

Peki, bilgisiz görsüsüz klavye yalakaları size ne oluyor?

Gücü elinde tutanlar kendi adamlarını seviyorsa, kendi adamlarını kolluyorsa...

Boşuna kuyruk sallıyorsunuz.

Kuyruğunuzu kıvırıp bir köşede oturun da vaziyetinizi kurtarın bari.

Size “kuçu kuçu” demesinler.