MEHMET SAVRAN
Mehmet Necati GÜNGÖR



Bizim gibi yazarların, bu ülkeye şanıyla şerefiyle hizmet etmiş insanlar hakkında tarihe not düşmek gibi görevleri varır.

Biyografik yazılarımızla zaman zaman bu görevi yerine getirmeye çalışıyoruz.

Bu günkü konumuz; Mehmet Savran.

TÜPRAŞ’ı TÜPRAŞ yapan efsane genel Müdür.

Balıkesir’in yiğit evlâdı.

Benim yakın dostum, arkadaşım, kardeşim.

O’nunla ANAP döneminin bürokratı iken tanışmıştım.

Birlikte çalıştığımız Bakana Petrol Sektörü de bağlanmıştı.

O devirde, sektörün işinin ehli genel müdürleri vardı.

Türkiye Petrolleri A.Ş. nin başında Özer Altan, TÜPRAŞ’ın başında Mehmet Savran, Petrol Ofisi’nin başında yine değerli dostum ve arkadaşım Mehmet Gültekin, BOTAŞ’ın başında rahmetli tontonumuz Nezihi Berkkam, DİTAŞ’ın başında Amiral Turgay Beltan.

Hiç birisi parti bürokratı değildi. Bulundukları yerlere ehil oldukları için getirilmişlerdi.

Mehmet Savran’ın başında bulunduğu TÜPRAŞ, Türkiye’nin ve sektörün omurga kuruluşlarından.

Kurulu kapasitesi 31 milyon ton olan rafinerilerimizin patronu.

Petrol üreten ülkelerden yılda 24 milyon ton ham petrol satın alıp işleyen, yıllarca bu işi yaptığı halde ne O’nun, ne de Bakanı Kâzım Oksay hakkında tek kuruşluk menfaat ilişkisi kurulabilen, kurulamayan dürüst insan.

Dönemin Başbakanı Turgut Özal’la bire bir konuşan, O’ndan destek alan, bu desteği her zaman arkasında hissettiği halde en küçük bir kibre kapılmadan bağlı olduğu Bakan’la çok iyi ilişkiler içinde olan, çalışan bir bürokrat.

Böyleleri az bulunur.

Mehmet Savran da onlardan biridir.

Çalıştığı bakan Kâzım Oksay’la birlikte TÜPRAŞ’a çağ attıran, bu kuruluşumuzu özelleşmeden önce en yüksek bilânço değerine yükselten genel müdür.

Göreve geldiğinde TÜPRAŞ su değirmeni gibiydi. Bir yandan ham petrolü döküyor, öte yandan üç-beş çeşit ürün alıyordunuz.

LPG, Nafta, Benzin, Gaz Yağı, Fuel Oil, Dip ürünü.

Pahalı beyaz ürün az, ucuz siyah ürün çok idi. Bu durumda kâr etmek şöyle dursun; maliyet bile kurtarılamıyordu.

TÜPRAŞ zarar ediyordu, sübvansiyonla hayatiyetini südürüyordu.







Bu zarardan kurtulmak için yol belliydi. Siyah ürün, bütün rafinerilerde beyaz ürünlere dönüştürülmeliydi.

Ağır, siyah ürünleri hidrojenle parçalayarak, hafif ve değerli beyaz ürünlere çeviren “Hydrocracking = Hidrojenle parçalama” ünitelerinin kurulmasına karar verildi.

Once Kırıkkale Rafinerisinden başlandı.

Sonra İzmir ve İzmit Rafinerileri.

Bunlar, fazla değil, 1 yıl içerisinde uygulamaya konuldu.

TÜPRAŞ şaha kalktı, Türkiye’nin en önemli, en yüksek değerde kuruluşlarından biri haline geldi ve özelleştirilirken de hazineye en yüksek meblâğı kazandırdı.

O’nun ifadesiyle:

“Dönemin Devlet Bakanı Kâzım Oksay, bilime inanan ve değer veren bir yönetici idi. Bu yönüyle Turgut Ozal`a çok benziyordu.

TUPRAS`in cari ekonomik durumuyla yakından ilgilenirdi

Yurtdışı resmi gezilerde de; Türkiye Cumhuriyeti`nin çıkarlarını gözetirdi.

Birlikte yaptığımız bir seyahatte, petrol anlaşması da yapacaktık. Aramızda 3 milyon dolara yakın bir fark vardı. Ben yeniydim.

Satıcı ülkenin yetkilileri, iki devlet arasında bu kadar bir meblağın önemi olmadığını, anlaşmayı imzalamamız gerektiğini, bütün gün ısrarla ifade ettiler.

Bu meblağın, bana göre kim bilir kaç köyün yolu, okulu, içme suyuna tekabül edeceğini söyleyerek imzalamadım.

Son dakikada nasıl olsa hallederiz diye bakanlarını da araya sokarak baskı yapmak istediler.

Kazım Oksay`a söylediler. Kazım bey “Bakın TÜPRAŞ,anonim şirkettir, iki imzayla temsil edilir.

Ben karışamam. Genel Müdür imzalarsa imzalar. Yardımcısı da var burada.” deyip kestirip attı.

Gittiler. Gece yarısı anlaşmayı ona göre düzenlediler, öyle imzaladık.

Herkesin memnun edilmesi mümkün değildir. Hemen bakana şikâyete giderler, bir de milletvekili alırlar yanlarına. Hiç bunlara prim vermez, bizim doğru yaptığımıza hükmeder ve arkamızda dururdu.

İktidar partisinin belediye başkanları giderler bedava asfalt isterler. ‘Genel Müdürün kendi malı değil bu. Devletin, milletin malını parasız vermeğe yetkisi yoktur.’ der, bizi rahatlatırdı.

Bolu milletvekili olduğu halde; Bolu için yasal olmayan hiç bir talimatı olmamıştır.”

Böylece, çok değerli bakanımızı da anmış olduk.