Yeryüzünde değişik coğrafyalarda yaşayan Müslümanların zihinleri bulanık olduğu gibi, kendi ülkemizde yaşayan Müslümanların da zihinlerinde karışıklık mevcut. Biz meseleyi genelden özele indirgeyip kendi ülkemize dönecek olursak, son dönem zihin karışıklıkları, teviller, yeni yorumlamalar, siyasi oluşuma maslahatçı yaklaşımlar açısından Müslümanların gerek fikirlerinde gerekse eylemlerinde İslam’ın metodolojisine uymayan davranışlar görülmektedir. Bu yeni bir tespit değildir, var olanın tekrar zikridir. Bu yazı aynı zamanda çözüme dair bir önerisidir de.

İslam Allah’ın katından Resulü aracılığıyla, ebedi saadete ermek için insanlığı kitabıyla birlikte indirilmiş son dindir. Nasıl iman edileceği, nasıl amellerde bulunulacağı detaylarıyla anlatılmış, hiç bir eksik bırakılmamıştır. İmanın nasıl olacağı, amellerin nasıl yapılacağı da yine bu dinin Resulü Hz. Muhammed (as) arafından iman edenlere en ayrıntılı yanına kadar gösterilmiştir. Mü’minler buna sünnet demektedir. Yani hayata bakış açımızdan, hayata müdahil olmaya kadar ki süreçte, Resul nasıl davranmış, nasıl bir yol yöntem izlemiş ve göstermişse, mü’minler de aynı Resul gibi yol, yönteme, usule uymakla Resulün sünnetine tabi olurlar. Burasını anlamak, en az Kur’anı anlamak kadar önemlidir, bazı noktalarda daha da öne geçebilir.

Konuya tarihi bir vakaadan bahsederek devam edelim. Hz. Ali, haricilerle konuşması, haricileri uyarması için elçisi İbni Abbas’ı onlara gönderirken şöyle tavsiyede bulunuyor: “Haricilerle konuşurken sakın Kur’an’dan ayet okuyup delil getirme.” İbni Abbas şaşırıyor ve, “Niçin Mü’minleri emiri? Ben Kur’anı onlardan daha iyi bilirim. Kur’an bizim evlerimizde nazil oldu?” diye itirazda bulunur. Hz. Ali, “Doğru söylüyorsun, ancak Kur’an ayetleri çok anlamlı bir yapıya sahiptir. Buna göre sen bir ayet okursun, onlar da kendi davalarını destekleyecek bir ayet okur. Sünnetlerden delil getir, peygamber olsa ne yapardı diye onları düşünmeye sevk et. Sünnetlerden delil ve te’vil yoluyla kaçamazlar.”Der. Hz. Ali, olaylara nasıl müdahil olunacağını, kritik zamanlarda çıkışın ve sağlıklı kararların nasıl verileceğini de bu vesileyle ümmete göstermiş oluyor.

Sahabeden bir rivayette şöyle: “Peygamberimiz ile birlikte oturduğumuz sırada biri gelip ‘Hanginiz Muhammed`dir?’ diye sordu. Allah’ın Resulü ashabı arasında dayanmış oturuyordu. ‘İşte dayanmış olan şu beyaz kimsedir.’ dedik. Adam ‘Ey Abdü`l-Muttalib`in oğlu!’ diye hitâb etti. Peygamberimiz ‘Seni dinliyorum.’ buyurdu. ‘Ben sana bazı şeyler soracağım. Amma soracaklarım (pek) ağırdır. Gönlün benden incinmesin.’ dedi. Peygamberimiz ‘Aklına geleni sor.’ buyurdu. ‘Senin ve senden evvelkilerin Rabbi aşkına (söyle) bütün halka seni Allâh mı gönderdi?’ dedi. ‘Evet.’ buyurdu. ‘Allâh aşkına (söyle) namaz kılmayı sana Allâh mı emretti?’ dedi. ‘Evet.’ buyurdu. ‘Allâh aşkına (söyle) oruç tutmayı sana Allâh mı emretti?’ dedi, ‘Evet.’ buyurdu. (yine): ‘Allâh aşkına (söyle) zenginlerimizden alıp yoksullarımıza dağıtmayı sana Allâh mı emretti?’ dedi. Peygamberimiz (buna da) ‘Evet.’ buyurunca adamcağız: ‘Sen ne getirdin ise ben ona îmân ettim dedi.”

Devamı için tıklayınız Peygamber Sünnetinden Yeni Bir Dünya, Yakup DÖĞER, Küre Medya, Bu küreye dair ne varsa...