“Biz, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyoruz. Ve (istiyoruz ki) onları yeryüzünde 'iktidar sahipleri olarak yerleşik kılalım', Firavun'a, Haman'a ve askerlerine, onlardan sakındıkları şeyi gösterelim.” (28/Kasas 5-6)

Yeryüzünün o güne kadarki tarihinde görmediği en büyük ıslah ve inşaa hareketi tarihler miladi 610 yılını gösterdiğinde başlamıştı. Dünyanın tamamını hedef gösteren vahiy, aynı zamanda yeryüzünün ilk küresel hareketiydi de. Bir bölgeyi, bir coğrafyayı, bir ırkı, bir ülkeyi, bir kıtayı ya da yeryüzünün bir kısmını değil, bütün dünyayı değiştirmeyi hedefleyen İslam’ın, ilk vahyi nazil olduğunda, Kisra’nın saraylarındaki sütunlar yıkılmadı ama, günün egemenlerinin iktidarları, iktidar-itaat ilişkileri temellerinden sallanmaya başladı. Kendilerini yaşadıkları toplumun Rableri, ilahları olarak gören devlet yöneticileri, Allah’ın Rab ve tek ilah olarak ilan edilmesinin adından şaşkına döndüler.

İnkar edenlerin, düşmanlık edenlerin, tavır koyanların, cephe alanların bir tek korkuları vardı, toplum üzerindeki egemenliklerini, kendilerine olan itaati kaybetme korkusu. Bir tek cümlenin kapsam alanı okadar genişti ki, bütün ilişkileri ve toplumsal hukuku tamamen değiştirip yeniden inşa ediyordu. Ortaya yeni bir kurucu irade çıkmış, bu irade kendi paradigmasının dışındaki hiç bir değeri kabul etimiyor, aksine hepsini ret ederek sadece kendisini referans gösteriyordu. Bir avuç iman ehli, Mekke Şehir Devleti’nin hedefindeydi. Kendilerine devlet tarafından savaş açılmış, devlet tarafından işkence yapılmış, devlet tarafından boykota uğramışlardı.

Yıllar böyle amansız bir savaşa tanıklık ederek bütün zorluklara rağmen geçti. Mekke dönemindeki son zaman artık var olma ya da yok olma sürecine girmişti. Bu sürece gelinceye kadar da, vahyin etkisi Mekke dışında, Mekke çevresinde de bazı yerlerde karşılık buldu.

Tarih Miladi 621’i, Risaletin 12. Yılını gösterdiğinde, İslam Davetinin kendilerine ulaştığı Medine’den 12 kişi Hacca gelir ve geldiklerinde Resulullah (as) ile görüşmek isterler. Resulullah (as) gelen Medinelilerle Akabe mevkiinde buluşur. Konu belli, önemli ve hassastır. Peygamber (as) vahyin iktidarını sağlamak ve devletini kurmak için yeni bir vatan ve yeni vatanda kendisini koruyup gözetecek, kendisini destekleyecek insanlar arıyordu. Karşılıklı konuşmalar, sorular ve cevaplar bir süre devam etti. İkna olan Medineli hacılar, “Allah’a ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocukları öldürmemek, haktan ayrılmadığı sürece peygambere itaat etmek”(Hüseyin Alan-Siyerin Gölgesinde-2) üzere biatlaşmak için ellerini Peygamberin (as) elleri üzerine koyduklarında, yeni bir devrin de kapılarını aralıyorlardı. Bu yeni devir, egemenliğin İslam’a iat olduğu yeni bir devletin temellerinin atılmasıydı. Medine’de kurulacak olan İslam Devleti’nin ilk temelleri Akabe Biatlarıyla atılmış oldu.

Bu biatlaşma, kısa süre içinde yeryüzünün bir daha şahit olmayacağı Peygamber Devletinin egemenliğinde adaletin, her sınıf ve çeşidiyle toplumun bütün kesimlerinin birlikte yaşayabileceği günleri ufkunda barıdırıyordu. Nebinin elleri üzerine konulan her el, Allah’tan başka ilah tanımayacaklarına dair söz verirken, iktidar ve itaat ilişkisinin şeklini de belirliyordu. Allah bu biatleşmeyi evrensel ve ebedi hadi olan kitabında kayda geçirerek, “Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah'a biat etmişlerdir. Allah'ın eli, onların ellerinin üzerindedir”(9 Tevbe-10) diyor, Aziz ve Hakim olan zatıyla bu mü’minleri onurlandırıyordu.

Devamı için tıklayınız Peygamber Devleti, Yakup DÖĞER, Küre Medya, Bu küreye dair ne varsa...