BUNA CİNAYET DENİR!
Mehmet Necati GÜNGÖR

Kutsal topraklarda 750 hacı şeytan taşlamadan dönerken ezilerek öldü.
Eminim, Suud Hükümet yetkilisi televizyonlara çıkıp her daim yaptıkları gibi “Takdir-i ilahi” diyecek ve sorumluluğu başlarından atmaya çalışacak.
Buna “takdir-i ilahi” demek, Kutsal kitabımızda tam 47 yerde geçen “aklınızı işletin” ilahi emrini ve devamında “aklını işletmeyen toplumların üzerine pislik yağdırırım” ilahi beyanını görmezden gelmek demektir.
İslam alemi birçok konuda “görmez”leri yaşadığı için bu belâlardan bir türlü kurtulamıyor. Halen, bu çıkmazın içinde debelenip duruyor İslâm coğrafyası. Terör, tedhiş, mezhep savaşları ile akan kan, bu defa mukaddes topraklarda ezilen günahsız insanların bedenlerini kırmızıya boyadı. Hepsine Allah’tan rahmet diliyorum.
Diyanetin yıllar önce yaptığı ileri yorum sayesinde Tük hacıları bu tür toplu katliamlardan kurtulmuş oluyorlar. Bunun için de eski-yeni Diyanet İşleri Başkanlarımızı kutlamak gerekiyor.
Şeytan taşlama, Haccın ritüellerinden biridir.
Arafat’tan Mina’ya inen hacıların bir çoğu burada üç gün kalırlar, şeytanı taşlarlar, daha sonra Kâbe’ye son tavaf için inerler.
Şeytan, Mina’da üç gün taşlanır. Hacılar, o yollardan üç gün gündüz vakitleri gidip gelerek görevlerini yerine getirirler. Ölümler,ezilmeler de bu gidiş gelişler sırasında olur. Onlara göre, Şeytan’ın akşam vaktine girilmeden taşlanması gerekir.
Türkiye Diyaneti ise yıllar önce ileri bir yorum yaparak Türk hacılarını bu tehlikeden uzaklaştırdı. Hacıları Mina’da üç gün konaklama zorunda bırakmadı. Arafat’tan alıp, doğruca kalmakta oldukları yerlere götürdü. Sonra, üç gün boyunca gece vakti, izdihamın yaşanmadığı vakitlerde bu görevin yapılmasını sağladı. Böylece hacılarımız güneş çarpmalarından, ezilmekten kurtarılmış oldular. Zayiatlar, son olayda olduğu gibi birkaç hacımızla sınırlı kalmışsa, bu münferit hareketlerden olmuştur sanıyorum.
Biz, bundan evvelkileri olduğu gibi son olayı da “cinayet” olarak görenlerdeniz.
Suud Hükümetinin duyarsızlığı sürdükçe bu ezilmeler, bu cinayetler devam edip gidecek.
Tedbir müşterek akıldadır. Yüce Allah’ın istediği de budur.
İslâm Kalkınma Örgütü başta olmak üzere, bütün İslâm ülkelerinin Hac organizasyonu üzerine kafa yorma vakti gelmiştir. Müşterek akıl ve kaynaklarla ortak projeler üretilerek bu toplu ölümlerin önü alınmalıdır artık.
Konuyu eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz ile konuştum. Ayrıntılı, teknik bir inceleme yapılması gerektiğinin, İslâm ülkelerinin konuya el atmaları zamanının geldiğinin altını çizdi.
8. Cumhurbaşkanımız rahmetli Turgut Özal’la birlikte 1988 yılında Hacca giden eski Erzurum Milletvekili Mehmet Kahraman da Özal’ın konuya ilişkin projesinden söz etti. Özal, bu ziyaret sırasında Suudilere Kâbenin etrafının iyice açılmasını, otel ve sarayların uzaklara kurulmasını, buralara raylı sistemlerle gidilip gelinmesini önermiş. Bununla da yetinmeyip, Arafat’a, Mina’ya, oralardan Kâbe’ye raylı sistemle ulaşımın sağlanması tavsiye etmiş.
Biz de, dönemin Devlet Bakanı Kâzım Oksay’ın emriyle 1987 yılında Hac Organizasyonu ile ilgili, yerinde bir rapor hazırlayıp Hükümete sunmuştuk. İbrahim Düzyol, Atila Değirmencioğlu ve Necati Güngör’den oluşan heyetin hazırladığı raporda da bu konulara ayrıntılı olarak yer verilmiştir.
Bu felâketler artık son bulsun!