KURGULANAN HAYATIMIZDA TOPLUMSAL ŞİKÂYETLERİMİZ

Şikâyetlerimiz, sorunlarımız, sıkıntılarımız, yaşadıklarımız, başımıza gelenler veya gelmeyenler için alıştırılmışız ‘’kaderimizdir’’ demeye.

Böyle teselli ediliriz; egemenlerce susturulmak adına, keyfi yerinde olanların keyfinin bozulmaması adına, inancımız adına, ya da rahatlamak için.

Oysa ne hikmetse, tüm bu olumsuzlukların, acıların yüzde doksanı bizim kaderimiz olur, biz yoksullar çekeriz kaderin çilesini hep!

Keyifli burjuvazi, hali vakti yerinde olan ve bu ‘’kötü kaderden'' nasiplenenlerin oranı ise çok düşüktür. O da hayatın kısacık bölümlerinde yaşarlar bu kötü kaderlerini. Biz ise çekeriz ömür boyu.

Varsılların torpilli bu durumuna baktığımızda, ‘’kader bize kalleşlik yapmakta, tüm oyunlarını bizim için oynamakta’’ diyesi geliyor insanın!

Yazının ilerleyen bölümlerinde kader oyununa ilişkin yazdıklarımın konuyla ne ilgisi var diyebilirsiniz belki, ama sonuçta birileri tarafından sitem ettiğimiz, eleştirdiğimiz, beğenmediğimiz bir hayatın içine sürüklenmişiz, sürüklenmekteyiz. Bu yüzden, özellikle yoksul halkın hayatı boyunca yaşadığı sıkıntılar, sorunlar, acılar yaşamın doğal seyri midir, yoksa hayata dair birilerinin bizim için kurguladığı bir takım oyunların sonuçları mıdır?

Bu önemli ayrıntıya kaderin bir oyunu mu demli, yoksa bizi yoksulluğa, mutsuzluğa, huzursuzluğa mahkûm etmek isteyenlerin bizim için çizdiği bir yol, kurguladığı bir oyunun sonucu mu? Anlatmak istedim.

Gelelim, kaderimizi çizenlerin bizim için kurguladıkları, oynadıkları oyuna:

Emperyalizm, dünyayı sömürgeleştirmekte, dünyaya hükmetmekte sınır tanımıyordu ve bu anlayış ne yazık ki hala devam etmekte.

Sömürülen dünya ülkelerinin halkları ise buna itiraz ediyordu.
Bu itiraz mücadelesi Türkiye'de de baş göstermişti.

Dünyada olduğu gibi Türkiye'de de sosyalist akımlardı itiraz edenler, boyun eğmeyenler ve bu sömürgeciliğe baş kaldıranlar.

Ve bu direniş hızla yayılıyor, sosyalistler güçleniyordu.

Bu güç, başta ABD olmak üzere tüm kapitalist ülkeleri ve dolayısıyla Türkiye sömürücülerini de korkutmuştu.

ABD, sömürgeciliğin ve dünyaya hükmetme içgüdüsünün devamı için Avrupa başta olmak üzere birçok ülkede önlem alma gereği duymuştu.

Yerel sömürücü ve işbirlikçilerinin de katkısıyla, Türkiye’de hızla yayılmakta olan emperyalizme karşı direnişi kırmak, güçlenen sosyalist hareketi yok etmek amacıyla da planlar yapılmıştı.

Bu plan kapsamında Türkiye’den ABD’ye eğitim alması için on altı subay gönderiliyor.

Haramilerin saltanatını ve sömürgeciliği egemen kılmak için başta Alpaslan Türkeş olmak üzere Amerikalılarca eğitime tabi tutulan bu subaylar eğitilip, öğretilip, bir güzel düzene sokulduktan sonra yurda dönüyorlar.

Aldıkları eğitim doğrultusunda ve ABD projesi çerçevesinde Türkiye’de gereken neyse onu uygulamaya koyuyorlar; sahipleri adına, onların zevki sefası adına, keyiflerinin bozulmaması adına.

Birçok katliamdan, binlerce faili meçhulden tutun da, Alevi-Sünni çatışması, Türk-Kürt çatışması, Sağ-Sol çatışması gibi ülke içinde çok sayıda karışıklığa sebebiyet veriyorlar. İnsanları karşı karşıya getiriyorlar, düşman ediyorlar birbirine, öldürüyorlar, öldürtüyorlar.

Hatta iddia odur ki, güçlenen sosyalist halk hareketini bölmek ve güçsüzleştirmek için PKK, daha sonra bu hatanın telafisi için ise Hizbullah gibi terör örgütleri de kurarak ülkede bölücülüğün temelini atıyorlar. İnsanları birbirine öldürtüyorlar, ülkeyi içinden çıkılmaz kanlı bir karanlığın içine sürüklüyorlar.

O gün bu gündür, sözde milliyetçilik olan fakat aslında teslimiyetçilikten başka bir şey olmayan anlayışların ihanetinin bedelini ödemekteyiz hala.

Emperyalizmin bu projesi kapsamında ülkemizde darbeler de gerçekleşiyor.

Hatta 12 Eylül Darbesini gerçekleştirenler için dönemin ABD Merkezi Haberalma Ajansı CIA Türkiye Masası İstasyon Şefi Paul Henze askerî müdahaleyi haber alırken, "bizim çocuklar işi başardı" ifadesini kullanıyor.

Maalesef başarmıştı onların çocukları ve hala onların ülkemiz üzerindeki hegemonyasını güçlendirmek adına başarılarını sürdürüyorlar; halkın talepleri karşısında kulakları tıkayarak, direnişleri acımasız şekilde kırarak, itiraz edenleri terörist ilan edip öldürerek.

Üzücü olan ise, egemenliği elinde bulunduranların halka karşı zulmü karşısında bir takım insanların susması, hatta egemenler lehine beyanatta bulunması, egemenler ağzıyla konuşması, onların tarafında yer almasıdır.

Sınıfının ve konumunun farkında olmayan insanların bu tutum ve çabalarıyla halka karşı olduklarının, egemenlerin yönlendirmesinde onların çıkarları için çaba sarf ettiklerinin farkında bile değiller. Şu bilinmelidir ki, gelinen noktadaki huzursuzluklarımız, şikâyetlerimiz, birbirimize karşı olan düşmanlıklarımız Amerikanvari politik anlayışın eseridir.

Tabi daha sonra emperyalizme karşı direnen ve bağımsızlık mücadelesi veren sosyalistlerin ve sosyalistleri destekleyenlerin başına gelenlerden, oyuna gelen sağcı ve yerli işbirlikçiler de nasibini alıyorlar. Sosyalistler kadar olmasa da, onlar da işkencelere maruz kalıyor, faili meçhule kurban ediliyorlar.

Sonuç olarak; ABD politikalarını benimseyenler de, ABD'yle birlik olup karşısındaki politik anlayışı yok etmek isteyen de, ABD politikalarına karşı mücadele verenleri terörist, vatan haini ilan eden de, ''Kahrolsun emperyalizm'' diyenlere Moskova yolunu gösteren de, Amerikanvari Türkiye siyasetini reddedenlere ''Ya sev ya terk et'' diyen de, günü geldiğinde buruşturulup layık olduğu yer olan çöpe atılıyorlar.

Bilmekte yarar var; hangi konuda olursa olsun, ülkenin bölünme ihtimali de dâhil, toplumsal şikâyetler hususunda gelinen bu noktaya zemin hazırlayan da, sebep olan da; sosyalistlerin karşısında olan ve Amerikanvari politikaları özümseyen kapitalistler, kapitalizm yanlıları, liberalistler ve liberalizm yanlılarıdır. Çünkü bizleri huzursuz eden de, çıkar kavgası içine sürükleyen de, bir takım farklılıkları yok sayıp dışlayan da, içinde bulunduğumuz bu anlayıştır. Bunun da başka bir izahı yoktur.

Yeniden başa dönecek olursak anlaşılan odur ki; sitem ettiğimiz, eleştirdiğimiz, beğenmediğimiz bir hayatın içine sürüklenmişiz, sürüklenmekteyiz. Bu yüzden, özellikle yoksul halkın hayatı boyunca yaşadığı sıkıntılar, sorunlar, acılar yaşamın doğal seyri değil, hayata dair birilerinin bizim için kurguladığı bir takım oyunların sonuçlarıdır.

Bu önemli ayrıntıya kaderin bir oyunu demek değil, bizi yoksulluğa, mutsuzluğa, burjuvazinin esaretine mahkûm etmek isteyenlerin bizim için çizdiği bir yol, yazdığı bir senaryo, kurguladığı bir oyunun sonucu demek daha doğru, daha rasyoneldir.

Bunu ne zaman anlarız; hayatımızın, içinde bulunduğumuz koşulardan ibaret olmadığı, başka tür yaşam tarzının da olduğunu fark ettiğimiz zaman.

SOSYALİST