MUSTAFA PAMUKOĞLU/ Borç ve cari açıkla kriz kaçınılmaz

Yılların planlamacı bürokratı, siyasetçisi, önemli iktisatçısı, bizce ekonomide doğru söyleyenlerden biri olan İlhan Kesici ile Türkiye'nin ekonomisinin dününü, bugününü ve yarınını konuşalım istedik. İlhan Kesici renkli bir kişiliği ile tüm sorularımıza içtenlikle cevap verdi. Kendisi AKP döneminin ekonomik yönden çok başarısız olduğunu rakamlarla ortaya koydu. En önemli konu ekonomide bir kriz olacak mı? Cari açık ne kadar tehlikeli? Türkiye, Başbakan'ın gururla savunduğu ekonomik başarıyı gerçekten sağladı mı? Bunların cevabını bu söyleşimizle alacağınıza inanıyoruz.

İlhan bey, öncelikle söyleşi için teşekkürler. İsterseniz ekonomik performans bakımından genel değerlendirmeler yaparak söyleşimize başlayalım.

İster bir dönemi ister dönemleri değerlendirmek isteyelim, teknik değerlendirme için 10-15 tane ekonomik gösterge vardır. Ama bu göstergeler bir gazete söyleşisi, dergi yazısı, tv programında sayıldığında bir mutabakat sağlamak zordur. Çünkü bunlar teknisyenlerin daha iyi analiz edebileceği değerlendirmelerdir. Ama içlerinde bir tane gösterge vardır ki tüm ülkelerin ekonomik durumunu ve iyi yönetilip yönetilmediğini gösterir; bu ekonomide büyüme hızıdır.

AKP dönemindeki büyüme başarısız

Önce AKP dönemine bakalım. 2002-2012 döneminde büyüme oranı yüzde 4.8'dir. Bu oran düşüktür. Çünkü dünya 2000'lerden sonra son yüzyılın en verimli, en zengin büyümesini bu dönemde gerçekleştirmiştir. Dünyada olağanüstü büyüme olmuştur. Dünya bu dönemde olağanüstü büyürken iktidarda olan AKP döneminde, büyüme oldukça düşük kalmıştır.

Peki bu dönemde dünya neden bu kadar büyüyebildi?

Küreselleşme dönemi olarak kabul edilen 2000'li yıllarda kaynaklar kıtlıktan çıkmış her tarafta fışkırır hale gelmiştir.

- Kaynak derken parayı işaret ediyorsunuz değil mi?

Tabi ki.. Dünya nüfusunun neredeyse yarısına sahip Çin ve Hindistan yüzde 0.1 faiz ile para buldu. Ekonomisini iyi yönetenler yüzde yarımla para elde ettiler. Bu faiz oranlarına rağmen Türkiye iyi yönetilmediğinden daha yüksek faiz oranları ile para bulabildi. Her ülkede para fışkırdı. Dünyanın en parlak döneminde AKP zamanında Türkiye'nin ekonomik performansı yüzde 4.8'dir. Bunu başarı olarak kabul etmek mümkün değildir.

- Bu dönemle kıyas yapacağınız dönemler hangileri?

Ben çok partili dönemin başladığı 1946'den sonraki dönemi alıyorum. 1950-60 dönemi AKP dönemine benzeyen Demokrat Parti dönemidir. Bu dönemde büyüme hızı yüzde 6.3. Demek ki AKP'den iyi. 65-71 dönemi Adalet Partisinin iktidar dönemidir. Bu dönemde ise büyüme hızı 5.9'dur. Özal dönemi olan 1983-89 dönemi 4.9 büyüme hızı ile AKP döneminden daha iyi.

- Planlı kalkınma dönemlerinde büyüme hızı daha mı iyi?

Bakın Türkiye'nin hazırladığı üç planlı kalkınma dönemi vardır. Kalkınma planlarının yapıldığı bu dönem 1963-77 arası 15 yıllık dönemdir. Bu kesintisiz dönemde ortalama büyüme hızı yüzde 5.9'dur. Oysa hatırlayalım bu dönemin çok önemli özellikleri vardır. 60 İhtilali'nin ertesindeki dönemidir. Talat Aydemir'in iki ihtilal girişimi vardır. Yani karmaşa bir dönemin etkileri vardır. 1971 darbesi, 1974 Kıbrıs Harbi, Kıbrıs ambargosu, İsmet Paşa koalisyon ve Demirel tek partili hükümetleri, beş partili koalisyon dönemi vardır. Yani çok karışık ve olumsuz bir çok etken bu dönemde gerçekleşmiştir. Buna rağmen yüzde 5.9 büyüme AKP döneminden daha fazladır.

- Üstelik kaynak ve petrolün de kıt olduğu bir dönem

Tabi ki petrolün varili 1970'de 1 dolar iken 1973'de 9 dolar, 1977'de 20,1980'de 36 dolardır.10 yılda petroldeki muazzam artışa bakın.Buna rağmen yüzde 5.9 büyüme müthiş.

Sayın Kılıçdaroğlu da 2014 bütçe konuşmasında sizin bu rakamları vermişti.

Evet. Kılıçdaroğlu benim yaptığım bu karşılaştırmaları bütçe açılış konuşmasında dile getirmişti. Ama ilginç olan ekonomiden sorumlu bakan (Başbakan Yardımcısı) Ali Babacan'ın verdiği cevaptır. Babacan ''bu karşılaştırmayı neden 1939-2002 dönemi değil de 1946-2002 dönemi ile yapıyorsunuz, diye sordu ve 1939-2002 dönemini almak lazım'' dedi.

Teknisyen Ali Babacan ayıp etti

İşte burada Ali Babacan ayıp etti. Çünkü kendisi ODTÜ endüstri mühendisliğinden yüksek derece ile mezun olmuş, son 10 yıldır çeşitli bakanlık ve başbakan yardımcılığı yapmış teknisyen bir kişidir. Eğer bu soruyu teknisyen olmayan birisi yapsa önemsemeyiz. Ama teknisyen birisinin yapması kabul edilmez. 1939'a neden çekilir? İkinci dünya savaşının düşük performansının ortalamaya katılması için bu istenir. Çünkü katılırsa büyüme hızı yüzde 3.9'a düşüyor.

- Neden ayıp etmiş diyorsunuz?

Çünkü 1939-45 dönemi tam 7 yıl Hz. Adem'den itibaren 8 bin yıldır insanlık tarihinin gördüğü en korkunç, yıkımı en fazla olan bir ikinci dünya savaşının yaşandığı dönemdir. Bu dönemde Türkiye savaşa girmediği halde yüzde 6.8 küçülmüştür. Bunu bile bile bu dönemi ortalamayı düşürmek için karşılaştırmaya esas almak acizliğin ifadesidir. Bunun için bunları bilen teknisyen Babacan'ın çok ayıp ettiğini söylüyorum.

- Peki Cumhuriyet kuruluşundan itibaren kıyaslarsak ne çıkıyor?

Evet 1939 yerine 1923'ü başlangış olarak alsak 2002 yılına kadar 80 yıllık dönemin büyüme oranı yüzde 4.6 düzeyinde. Hangi dönemle karşılaştırsak krşılaştıralım 2002-2012 dönemi daha düşük çıkıyor.

Kıyaslamalara göre AKP dönemi büyüme performansı daha iyi olmadığı halde neden bu dönemi canlı bir dönem olarak kabul ediyoruz?

2003-2006 ilk dört yılda büyüme hızı yüzde 7.5 oldu. Bu canlılığın en önemli sebebi. Ama AKP'nin ustalık dönemi olan 2007-2012 dönemi olan 7 yılda büyüme oranı yüzde 3.3. Halbuki tersi olması gerekmez mi?

AKP döneminin büyümesi kriz sonrası oluştu

- Neden bazı dönemlerde büyüme oranları oldukça yüksek gerçekleşmektedir?

Ekonomik krizin olduğu yıllar sonrası birkaç yıl büyüme hızları oldukça yüksek çıkar. Bakın 1950-54 yılında büyüme hızı yüzde 11.5 gibi oldukça yüksek bir orandır. Oysa 55-60 döneminde bu yüzde 5.2'ye düşmüştür. 1994 krizinden sonra da böyle olmuştur. 1995-96-97-98 döneminde büyüme yüzde 6'dır. AKP'nin ilk dönemi de 2001 krizi sonrasının ilk yıllarıdır. Krizin ertesinde büyüme hızı her zaman yüksek gerçekleşir.

- Dönemler itibariyle büyümenin maliyeti bize ne oldu ?

Büyümenin maliyetinde çok vahim bir tablo ile karşılaşıyoruz. 2002 yılı sonu itibariyle yani 80 yılın kümülatif borcu iç borcu 90 milyar dolar 2012 sonu itibariyle 226 milyar dolar.10 yılda 136 milyar dolar artmış. Dış borcu ise sırasıyla IMF dahil 64 ve 110 milyar dolar. Özel sektör borcu ise 43 ve 250 milyar dolar. Son on yılda gelinen noktaya bakarsak çok vahim dememiz lazım.

- Borçlanmaya biz faiz ne ödedik. Bu da çok önemli,değil mi?

Elbette. Borçlanma kadar ödediğiniz faiz de önemli.1975-2000 arası 25 yılda ödediğimiz faiz 127 milyar dolar. Son 10 yılda ödediğimiz faiz dış borç için 60, iç borç için 341, toplam 401 milyar dolar. Bu rakamlara baktığımızda Başbakanın çok kızdığı "Faiz Lobisi" nin en sevdiği iktidar AKP iktidarı olmalı.

- Faiz lobisi gerçekten var mı? Veya şöyle sorayım; faiz lobisi AKP'yi devirmek ister mi?

Faiz lobisi yeterli faiz geliri sağlamayan iktidarın yerine kendisine daha fazla faiz kazandıracak iktidarın gelmesini isteyenlerdir. Ödediğimiz faizlere baktığımızda faiz lobisi neden hükümeti devirmek istesin ki...

Dış borç yanında bir de cari açık da büyümenin diğer maliyeti.Bu sizce tehlikeli durumda mı?

Bakın son 10 senede 1,012 milyar dolar ihracat,1,482 milyar dolar ihracat yapmışız.Verdiğimiz dış ticaret açığı toplam 470 milyar dolar.Diğer döviz gelirlerini ve diğer kalemleri dikkate aldığımızda kümülatif cari açığımız 334 milyar dolar.Yılda ortalama 47 milyar dolar cari açık vermişiz.Yani elin kesesinden yemişiz.

- Yani gelecek nesillerin gelirini yedik...

Çok doğru. Yunanistan en yakın örneğimiz. Hak etmedikleri parayı harcadılar. Siyasiler oy almak için ülkeyi iflas noktasına getirdiler. Kursağımızda kalacağından çok kaygı duyuyorum.

Önümüzde ciddi bir kriz bekliyoruz diyebilir miyiz?

İnsanları korkutmak istemem ama doğrusunu söylersek bu borç ve cari açıkla kriz kaçınılmaz. Devlet, şirketler, bireyler gerekli tedbiri almak durumunda. Mustafa bey bu sorunuza cevap vermek için öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Osmanlı İmparatorluğu 1700'lerden itibaren tüm savaşlardan yenik çıktı. Horlanmış, kakılmış, yenik Osmanlı 1839-1923 arası yüz yıllık bir süre bunun sebeplerini aradı. Batı ya neden sürekli yeniliyoruz, neden bu kadar geri kaldık, sorularına cevap bulmak için kafa patlattı. Bunun sonucu Cumhuriyet İdeolojisini buldu. Bir kere buna sahip çıkmak zorundayız.

AKP'nin tek tip ideolojik anlayışı ve belirttiğimiz sebepler nedeniyle yüz yılda bulduğumuz bu ideoloji tehlikede. Öncelikle farklı görüşlere tahammül eden bir merkez sağ ve bir merkez sola ihtiyaç var. AKP bu anlayışla artık hareket edemez. Ekonomide tedbirler alınmadığı takdirde büyük tehlike bizi bekliyor. Bu nedenle çoklu görüşlere tahammüllü bir anlayış sergilememiz şart.

Ustalık döneminde büyüme hızı düştü

- Neden AKP ustalık döneminde sizin dediğiniz gibi en hakim olduğu bir dönemde büyüme oranı yüzde yüzde 3.3 oldu?

Evet bu dönem asıl AKP dönemidir. Böyle bir dönemde büyüme oranının oldukça düşük olmasının temel sebebi insan faktörüdür. Ben DPT'de iken aynı odada dört uzman çalışıyorduk. Bir kişi ülkücü, bir kişi CHP'li, bir kişi TİP'li bir kişi de muhafazakâr sağ görüşlü idi. Hangi ülke olursa olsun tek siyasi görüş ile yönetmeyi sağlayacak kadroyu kurulamaz.

Ekonomik performans gösterdiğimiz dönemlerde hep böyle olmuştur. Allah rahmet eylesin Necmettin Erbakan döneminde kamu bürokrasi eski hükümetler döneminden kalmadır. Kamu bürokrasisinde fikirler çatışmalıdır. Onun görevi siyasilere itiraz etmektir. Ama şimdi Başbakan'ın karşısında konuşmak,ona itiraz etmek mümkün değildir. Oysa tüm kamu koridorları farklı fikirler, korkmadan fikrini ortaya koyup itiraz edecek kişilerden oluşmalıdır. Demokrasi asıl buralarda kendini göstermelidir. İşte AKP insan faktörüne önem vermediğinden kaynaklar verimli kullanılmamakta ve dolayısıyla performans düşük kalmaktadır.

- Bu düşük performansın başka sebepleri de var mı?

Bir önemli sebep de AK Parti ekonomik olaylarda bütüne bakmadı. Projelere tek tek bakarak bu iyidir, bu gereklidir, derseniz hata yapmış olursunuz. Projeler tek tek iyi olabilir. Örneğin 3.köprü, 3.hava limanı iyi olabilir. Bütünün sağladığı toplam faydaya bakmak gerekir. İstanbul'un Nazım Master Planı ve içinde Ulaştırma Planındaki 10-20 yıllık perspektiflerde projelerin rasyonel verimliliği değerlendirilmelidir.

- Planlamanın çok önemli olduğunu vurguluyorsunuz

Elbette çok önemli.Çünkü planlama medeni düşünmek demektir. İşte AKP hiçbir olaya bir bütünlük içinde bakmadı. Damardan dediğimiz bu dönemdeki performansın düşüklüğünün bir sebebi de budur.

- Başbakanın yönetim tarzının buna bir etkisi var mıdır?

Olmaz olur mu. Ben meselelerde kişileştirme yapmam. Ama durumu iyice anlamak için başbakana atfettiğim bir zafiyetinden söz etmek istiyorum. Başbakan ekonomide kül yutuyor. Kendisine getirilen tablolar, grafikler karmaşık analizlerden değerlendirme yapamaz. Konuşma metinlerini de kendi hazırlamıyor. Kendi hazırlasa İsmet Paşaya kızacağı yerde o dönemin performansının altında kalmasının nedenlerinde uyanacak. Kendini yanıltan müsebbini arayacak.Ama yapmıyor!

Bakın Başbakanın bu durumunu III.Selim dönemi ile değerlendirelim. III.Selim çok güzel padişahlarımızdan biridir. Güzel işlere başlamıştır. Örneğin Nizam-ı Ceditle yeni bir askeri sistem kurmuştur. Padişah aynı zamanda tamburidir, beste mucididir; suzidilâra makamını o bulmuştur. Annesi Mihrimah Sultan bundan hoşlanmamakta oğlunu bu konuda uyarmakta ve devlet işlerine daha fazla eğilmesini istemektedir. Padişah annesine şu cevabı verir: ''anneciğim benim vezirim, mükelam, vekillerim var, sen merak etme" İşte ozaman annesi şu sade şiiri söyler: "şah vakıf gele kahvale/rükelaya kaldıysa vay hale". Arkadaş birinci adam her şeye vakıf olacak. Vekillere, ona buna kalırsa yönetim zaafiyeti çıkar. Başbakanın bu konudaki zaafiyeti düşük performansın önemli sebeplerindendir.

- Merkez sağın cumhuriyetçiliğe vurgu yapmaması hata

İlhan bey bu noktada kişisel bir soru sormak istiyorum. Neden siyasette önlere çıkmıyorsunuz? Sizi takip edenler bunu çok merak ediyor.

Benim siyasette milletvekili olmam özel bir durumdu. Deniz beyin isteği üzerine fikri katkıda bulunmak amacıyla CHP'li olmadığımız halde milletvekili oldum. Biliyoruz ki ülkemizde siyasette tek belirleyici var o da genel başkanlar. Bu nedenle bir noktadan ileri gidemiyorsunuz. Bizim durumumuz da böyle...

- Liderliğe neden soyunmuyorsunuz? Veya parti kurmak gibi adımlar...


Türkiye'yi 45 yıldır merkez sağ yönetiyor. Normali de bu. Ancak bizim merkez sağın önemli iki eksiği oldu. Cumhuriyetçiliğe yeteri kadar vurgu yapmıyoruz ki bu ciddi bir hatadır. Cumhuriyetçi olup vurgu yapmamak kabul edilemez. İkincisi devletin kurucularına yeteri kadar saygı göstermiyoruz. Çünkü ülkeler ve toplumla geçmişi ile kavga ederek geleceğini iyileştiremez.

NOTLAR

1-İlhan Kesici bu söyleşide 2013 verileri kesin olarak belli olmadığından dikkate almamıştır.

2-2013 brüt dış borç stoku 388 milyar dolardır.Kısa vadeli borçların tutarı 128 milyar dolar ile toplam borçların yüzde 33'ünü oluşturmaktadır.

3-Kişi başına borç 2002 yılında 1.963 dolar iken 2013'de 3.142 dolardır. Artış 3.142 dolardır.

4-Özel sektörün 31.03.2014 itibariyle dış borcu 158,7 milyar dolar olup kısa vadeli kısmı 41.9 milyardır.

5-2013 büyüme oranı yüzde 4 olarak gerçekleşmiştir.

6-Faiz lobisi tanımı şu şekilde de yapılmaktadır.Enflasyon oranından daha yüksek bir gelir(reel getiri) bekleyen tasarruf sahipleri

7-2014 ilk çeyreğinde cari açık 11.4 milyar dolar olarak gerçekleşti.

8-Suz-i dilârâ (gönül süsleyen ateş) makamı rast makamına benzer. 3.Selim bu makamdan birçok beste yapmıştır. Peşrevi çok meşhurdur.

mehmet necati güngör