NİNNO!
Mehmet Necati GÜNGÖR

ANAP’lı yıllar.
Devlet Bakanı Kâzım Oksay’la çalışıyoruz.
Ben ve sonradan Kırıkkale Üniversitesi Rektörü olacak olan değerli fizik profesörü Tahsin Nuri Durlu, Bakan danışmanıyız.

O tarihlerde Devlet Bakanlığı’na bağlı olan Petrol Ofisi’nin Genel Müdürü de Mehmet Gültekin.
Bakanla birlikte Doğu gezisindeyiz.
Benim memleketimi (Erzurum) de içine alan bir Doğu gezisi. Programda, hinterlandımızdaki diğer iller de var.
Konvoy, Erzurum-Hınıs arası bir yerden geçerken, bindiğimiz Renault Marka resmi arabanın arka lâstiği patlamasın mı?

Şoför mahcup. Meğer arabanın stepnesi yok!
Kaldık mı yolda. Kıpırdayamıyoruz. Konvoydan koptuk, şimdiki gibi cep telefonları filan da yok. Yanımıza telsiz de almamışız.

Olana boyun eğip düz ortasında beklemeye koyulduk. Belki bizi fark ederler, bir araba gönderirler diye.
Burası meşhur Ninno deresi.
Hınıs yolu up uzun bir yol. Bir yanıyla kayalıklara yaslanır, diğer yanıyla kıvrım kıvrım akan Aras’ın yanında süzülür gider.

İşte biz, böyle bir yerdeyiz.
Ninno deresindeki o olay aklıma geldi. Bizimkiler Ninno deresini nerden bilecekler.
İçimde sinsi bir muziplik, anlatmaya başladım.
60’lı yıllarda burada eşkiyalar kol gezip, yol keserlermiş. Bir gün tam bizim bulunduğumuz bu mıntıkada bir aracı durdurmuşlar. İçinden ilçe hakimi ile avukat çıkmış. “Böyle nereye?” diye sorulmuş, onlar da keşfe çıktıklarını söylemişler. Bildiğiniz arazi davası.

“Hele geçin şuraya!”
Eşkiya komutudur, erkeksen geçmeyiver.
Geçmişler.
“Sen şüfermisen?”
“Evet ağabegi.”
“Arabanda boş teneke vardır?”
“Vardır.”
“Al o tenekeyi getir buraya.”
“Otur şele. Çal beğalım; ‘Hele ninno olaydın, Allahından bulaydın!’
Allah’tan, bilinen bir türkü.
Şoför söylemiş, hakimle avukatı oynatmışlar bi güzel.
Adı, bu olaydan sonra Ninno deresi olarak kalmış.
Bunu anlattıktan sonra yol arkadaşlarıma döndüm.
“Ben hemşerilikten yırtarım arkadaşlar. Yani, ben çalacam siz oynayacaksınız!”
Tahsin beyin sesi:
“Deme Necati bey! Gerçekten böyle mi olmuş?”
“Aynen böyle hocam! Ama seni yalnız oynatmazlar, bak yanımızda koskoca Genel Müdür var. Karşılıklı oynarsınız artık.”

Onlara, “bu arada biraz prova yapsak iyi olacak! Dedim.
Bayağı gülüştük.
Laf ağzımızda, uzaktan bir tır göründü. Yanımıza yaklaştığında mutluluktan uçtuk diyebilirim.
Tır’ın arkasında, tam bizim arabamız gibi Renault Marka bir araç. Kaza geçirmiş, Erzurum’a götürüyorlar.
Şoföründen rica ettik. “Arkadaş, böyle böyle… biz yolda kaldık. En yakın merkeze gidinceye kadar, arkadaki aracın lastiklerinden birini stepne olarak kullanabilir miyiz?”

“Hay hay…” ve yola devam.
Böylece, ben Ninno’yu çalıp söylemekten, onlar da oynamaktan kurtuldular.
Ninno deyip geçmeyelim;
Millet, bir Ninno söylemeye hazırlanıyor ama, kimi ya da kimleri oynatacak, göreceğiz!