PARALEL KIYIM!
Mehmet Necati GÜNGÖR

Paralel yapıyı bertaraf etme operasyonu tüm hızıyla sürüyor.
Polis ve yargıdan sonra, milli eğitim de toz duman içerisinde.
Çıkarılan bir yasayla Müsteşar hariç, Milli Eğitim Bakanlığı’nın tüm kadrosu sil baştan.
Tüm üst düzey yönetim değişecek, yaklaşık 100 bin okul müdürü gidecek, yerlerine yeni isimler gelecek.
Üst düzey kadrolardaki tüm genel müdürler, daire başkanları, 81 ilin milli eğitim müdürleri, ilçe milli eğitim müdürleri… Hepsi için tek komut: “öğretmenliğe marş marş!”

Gidecekler paralel yapıdan da, gelecekler hangi yapıdan; onu siz tahmin edin.
Kim cemaatçi, kim değil; tek tek ayıklamak zor iş.
En iyisi toptan çözüm.
Hepsini kuyuya atıp, yerlerine kalan sağları getirmek.
Yeni Bakan işte bunu yaptı.
Ve meseleyi bir çırpıda halletti.
Cemaate en önemli darbe de dershanelerden vuruldu.
Zaten, kıyamet de bunun için kopmuştu.
Yeni yasa, dershanelerin 1 Eylül 2015’te tamamen kapatılmasını öngörüyor.

Özel okula dönüşmek isteyen dershanelere ise tüm şartları yerine getirmeleri için Haziran 2018’e kadar süre tanınıyor.
50 bin özel okul öğretmeni içinde 6 yıllık çalışmışlığı olanlar, 2015 yaz tatilinden itibaren KPSS’ye girmeden Bakanlığın sözlü sınavıyla öğretmen kadrosuna alınacaklar.

Bunun anlamı şu:
Dershanelerin çoğu cemaatin ya; Oradaki öğretmenler de cemaat mensubu olduğuna göre, cemaat mensubu öğretmenlere “pışşşt”, diğerlerine “gel” çağrısı yapılıyor.

“Kuyucu Murat taktiği.”
Yaşla kuruyu aynı kuyuya atmak.
Ortada bir isyan yok ama, bir tarih öğretmeni, “teşbihte hata olmaz” diyerek, Celali isyancılarına karşı takınılan tavrı hatırlatan kansız bir kıyım hareketine benzetti bu durumu.

Madem “Kuyucu Murat” dedik, “Molla Kasım” takma isimli yeni bakanımızı tenzih ederek, bu zalim hakkında biraz bilgi verelim:
Kuyucu Murat Paşa, Padişah I. Ahmet dönemindeki Celali isyanlarını bahane ederek Anadolu’da kanlı bir kıyım gerçekleştirmiş; kadın, erkek, çocuk, genç, yaşlı, suçlu, suçsuz ayrımı yapmadan on binlerce Türkmen Alevi’yi katletmişti. Katıksız bir Türk düşmanıydı.

İsyanları bastırdıktan sonra çadırda esir Celalîleri yargılıyor.
Elinde saz, çelimsiz biri getirilir. Öyküsünü anlatır: “Kıtlık vardı. Köyde herkes bir yana savuştu. Ben de oğlumu aldım kır bayır gezdim. Yaprak yedik, kök yedik. Bir gün bu adamlar geldi bizi tuttu. Kılıç kullanır mısın dediler, hayır dedim. Ne işe yararsın peki dediler, saz çalarım dedim. Çal bakalım dediler. O gün bugündür ben saz çalarım onlar bize ekmek verir.”
Paşa, “Celalîyi eğlendiren de Celalidir. Giderilsin!” emrini verir. Cellatlar adamın işini bitirirler.
Ardından bir sabi getirilir, 12-13 yaşında bir çocuk. Paşa sorar, sabi adamın anlattığı öykünün aynısını anlatır. Az önce katledilen saz şairinin oğludur. Kendisinin de saz öğrendiğini söyler. Paşa “Giderin” emrini verir. Fakat olağanüstü bir şey olur: Cellatlar emri uygulamayı reddederler. Emri uygulayacak kimseyi bulamayınca kalkar, kendi samur boyunluğuyla o çocuğun boğazını sıkar. Cinayeti işlerken bağırmaktadır: “Bunları küçük yaşta böyle yok etmezsek, büyüyüp babaları gibi isyancı kesilirler.”

Kazandığı savaşlardan sonra, yenilen tarafın cesetlerini çadırların önünde kazdırdığı kuyulara doldurtup otağından seyrederdi.
“Kuyucu” unvanı ona bu nedenle verilmişti.
Dindar görünürdü.
30 bin Aleviyi kuyulara doldurarak katleden katil Kuyucu Murat'ın Vezneciler semtindeki mezarı, 2012 yılının Aralık ayında İstanbul Büyük şehir Belediyesi tarafından restore edildi.
Biraz tarih dersi gibi oldu ama, o da lâzım.
İbret alınsın diye…