Milliyetçilik ve Vatan Sevgisi

Milliyetçiler tarafından sürekli dile getirilen ve çok sık duyduğumuz bir kavramdır; ‘’Vatanı Sevmek.’’ Elbette ki bunun kadar güzel bir şey olamaz. Hiç kimsenin, neden vatanı seviyorsun diye başkalarını eleştirme hakkı olmadığı gibi, rasyonel de değildir. Bu durumda eleştiri konusu olan vatanı sevmek değil, bu kavramın söylemden öteye gitmediği, gerçek bir sevgi olmadığı, gerçeği yansıtmadığı ve içinin boş olduğudur.

İzlenimlerimiz şunu da ortaya koymuştur ki; saf ve temiz hislerle vatanseverlerin duyguları sömürülerek vatan sevgisi adı altında tüm devlet imkânları burjuvaziye peşkeş çekilmiş ve bu gerçek saklanmaya çalışılmıştır. Oysa vatan sevgisi kavramından anladığımız şey; Türkiye toprakları üzerinde yaşayan halkların düşüncesi ve farklılıkları ne olursa olsun tümünü sevmekle, olanaklardan gerektiği şekilde yararlandırmakla iştigaldir. Fakat milliyetçiliğin vatan sevgisinin bu algıyı oluşturmadığına tanık olmaktayız. Ayrıca milliyetçiliğin ekonomi politiğine baktığımızda, neoliberalizm ekseninde vatanı sevmekten ziyade sattığına da tanık olmaktayız. Bu nedenle vatanı sevmek sözcüğü her ağıza yakışmamaktadır.

Vatan sevgisinin bir takım kuralları vardır. Bu kuralların başında; vatanı meydana getiren halkların barış ve kardeşlik duygusu içinde özgürce yaşaması için birlik ve beraberliğini sağlamak, devletin tüm imkânlarından herkesin eşit bir şekilde yararlanmasına olanak sunmaktır.

İnsanları değer ve kültürel farklılıklarından dolayı ötekileştirmemek, herkesi sevebilmek, kucaklamak, ülkenin varlık kaynağı ve dinamikleri olan üretici güçlerine sahip çıkmak gibi başlıca sayacağımız niteliklerdir. Bu özelliklere daha detaylı bakacak olursak:

- Vatanı sevmek; sınırları içinde yaşayan halkı sevmektir.

- Halkı sevmek; dini, dili, ırkı, cinsi, düşüncesi ve etnik yapısı ne olursa olsun tüm farklılıkları kucaklamaktır.

- Farklılıkları kucaklamak; halklar arasında ayrımcılık yapmamak, halkları ötekileştirmemek, devletin tüm imkânlarından herkesin eşit bir şekilde yararlanmasını sağlamak ve sahiplenmektir.

- Halkı sahiplenmek; tüm halkları ve farklılıkları olduğu gibi kabul etmek, huzur ve güven içinde yaşamalarını sağlamak, halkların temel değerleriyle birlikte yaşamını güvence altına almak, tüm renklerin haklarını sömürü ve baskıcı düzene karşı koruyup kollamak, yoksulların da diğerleri gibi insanca yaşaması gerektiği yönünde mücadele etmektir.

- Mücadele etmek; egemen güçlerin baskı, zulüm ve esaretine karşı direnmek, burjuvazinin sömürü düzenine boyun eğmemek, adalet, hak ve özgürlükler boyutunda mücadele edenlerin gücüne güç katmak, halkın malı olan KİT’lerin yandaşlara, yerli ve yabancı sermayeye satılmasına engel olmaktır.

Anlaşılacağı gibi ‘’vatanı sevmek’’ kavramını izah etmeye çalıştığımızda, ortaya çıkan sonuç günümüzdeki milliyetçilik anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Oysa sevginin, hoşgörünün, birlik ve beraberliğin, dayanışmanın, hak ve özgürlüklerin evrensel değerlerini içselleştirmeye çalıştığımızda, bu konuda milliyetçiliğin tutarsızlık, çelişki ve kısır döngü içinde olduğunu, realitede vatanı sevmekle alakasının olmadığını görmekteyiz.

Milliyetçiliği ilkeleri doğrultusunda anlamaya çalıştığımızda, ülkenin güçlü kılınması için ulus birlikteliğinin sağlanması gerektiğini görmekteyiz. Oysa milliyetçiliğin tanımında da şahit olduğumuz gibi ulus birlikteliğinden kasıt; bireylerin tüm nitelikleriyle Türk özelliklerini taşıması gerektiği söz konusudur. Bunun doğru bir tanım olmadığı, farklılıkların görmemezlikten gelindiği açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Gerçekten birlik ve beraberlik isteniyorsa, tanımlanan millet kavramının zenginleştirilerek yeniden değerlendirilmesi ve milliyetçiliğin ekonomi politiğinin yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.

Örnekleriyle dünya devletlerinde de görmekteyiz ki; demokrasisi gelişmiş ülkelerde artık çok kültürlülük esas alınmakta, milliyetçiliğin ortaya çıktığı ilk günkü gibi katı tutum sergilenmemekte, sosyal demokrasi kavramı evrensel bir değer olarak görülmektedir. Oysa ülkemizde milliyetçiliğiyle ön plana çıkan siyasi anlayışa baktığımızda, ekonomi politiğinin sermayeye teslimiyetten başka bir içerik taşımadığına, hala milliyetçilik akımının ortaya çıktığı iki yüz yıl öncesi niteliklere takılıp kaldığına tanık olmaktayız.

Sonuç olarak; devletin korunması, güçlü kılınması, bağımsızlığı, zenginliği, barışın sağlanması, halkın huzur ve refahı, farklılıkların kardeşliği, demokrasi, adalet, dayanışma, eşitlik, paylaşım, hak ve özgürlükler isteniyorsa, değer olarak insanı hedefe koyduğumuzda; milliyetçiliğin ırksal yaklaşımı ve ekonomi politiği olan kapitalizm seyrinde şekillenen liberalizm tercihi bu anlayışa vurulan en büyük darbedir. Bu nedenle, başta milliyetçiler olmak üzere bu ülkeyi ve ülke halkını gerçekten sevdiğine inananların, siyasi düşüncesini ve ekonomi politiğini yeniden gözden geçirmesi, değerlendirmesi, düzenlemesi gerekmektedir.

SOSYALİST