HADIMKÖY’DEN MEKTUP VAR!
Mehmet Necati GÜNGÖR

Balyoz davasından16 yıl hapse mahkûm edilip rütbeleri sökülen ve Hadımköy Askeri Cezaevi’ne kapatılan Emekli Hava Tümgeneral Ayhan Gümüş’ten bir mektup aldım.

“Ben Hava Pilot Tümgeneral Ayhan Gümüş. Mahkemeler sırasında; toplam 2 dakika süren usul itirazım dışında savunma yapmadan, yapamadan ve bana bir tek soru sorulmadan, asrın iftirası Balyoz davasından 16 yıl hapse mahkûm edildim. Size Hadımköy Askeri Cezaevinden yazıyorum. Yakın zamanda buradan ‘Silivri Zulümhanelerine sevk edileceğiz. Bizler, Balyoz iftirasına ve adalet komplosuna uğramış Türk subaylarıyız. Bize üzülmenizi değil, sadece gerçekleri bilmenizi ve bunları ulaşabileceğiniz herkese anlatmanızı istiyoruz.”

Bu çığlığı duyurmak elbette vicdan borcumuzdur. Bunu yerine getirmeden önce, iki aktörün konuyla çok yakından ilgili itiraflarını hatırlatmak isterim:

Birincisi; CIA ajanı Henri Barkey. 1 Mart tezkeresinin reddedilmesinden 25 gün sonra 26 Mart’ta Utah Üniversitesi’nde verdiği “Felaket ile Flört: Türkiye, Irak ve ABD” adlı konferansta, AKP lideriyle anlaşarak “Türk Ordusu’nu çok sıkı bir kafese kapattıklarını”söyledi.

İkincisi ise, Erdoğan’in siyasi danışmanı ve aynı zamanda Ankara Milletvekili olan Yalçın Akdoğan. AKP-Cemaat kavgasının kızıştığı ortamda Star gazetesindeki yazısında Cemaati ima ederek şu itirafta bulundu: (altını çizerek veriyorum)

''Kendi ülkesinin milli ordusuna, milli istihbaratına, milli bankasına, milletin gönlünde yer edinen sivil iktidarına kumpas kuranların bu ülkenin hayrına bir iş yapmış olmayacağını çok iyi bilir. Amaca ulaşmak için her yolu mübah görenlerin nasıl hastalıklı anlayışlar ürettiğini çok iyi bilir.''

Bu itiraflar karşısında, söz konusu davaların “hukuki” niteliğinin değerlendirmesini gerçek hukukçuların ve kamuoyunun takdirine sunarak mektuba devam edelim: (Sık satırla yazılmış bir sayfalık uzun bir mektup, özetleyerek veriyorum.)
“Mahkemede, içimizden biri ‘Ben, o yazıyı yazdığımı söylediğiniz saat ve dakikada su altında dalıştaydım. İşte bu da TRT’nin kamera görüntüsü’ dedi, ‘Peki’ dediler.

Pilot olan bir arkadaşımız, ‘Bana F-16 uçağı ile Fenerbahçe Stadına doldurulacak insanları havadan kontrol görevi vermişler. Bu stadın havadan çekilmiş fotoğrafı, bu da uçağın sür’ati. Stadın üzerinden geçmem bir saniyeden az sürüyor, neyi nasıl kontrol edeceğim imkânsız’ dedi, ‘peki’ dediler.

Bir diğeri, ‘bu yazıyı benim yazdığımı söylüyorsunuz, altında imzam yok diyorum, inanmıyorsunuz, ama adım da yanlış yazılmış. Ben kendi adımı yanlış yazacak kadar zekâdan yoksun birisi miyim?’ diye sordu, yine ‘peki’ dediler. Başka da bir şey sormadılar, söylemediler.

Bir diğer arkadaşımız, ‘o yazıyı yazdığımı söylediğiniz saat ve dakikada denizaltı ile manevra yapıyordum, bu gemi seyir defteri, ayrıca o esnada yanımda olan subaylarımın tanık olarak dinlenmesini talep ediyoruz, kanun da savunma tarafından hazır edilen tanığın dinlenmesi gerektiğini söylüyor’ dedi duymazdan geldiler.

Sonra da Türk Milleti adına, yani sizin adınıza karar veriyoruz diyerek bizleri mahkûm ettiler.”
Bir “peki” de bizden.
“Bu nedir?” diye sorarak, bu durumda kimi Allah’a havale edeceğiz?
Henri’yi mi, Cemaati mi, Hükümeti mi?
O Allah ki yöneticilere hep adil olmayı emretmiş, zulme asla seyirci kalmamıştır.
O, adil-i mutlaktır! Yüce Adaletinin şaşmaz terazisinde suçlu ile masumu, her şeyi bilen olarak ayırt edendir.
O, bir yerde zulüm varsa, o zulme seyirci kalmayandır. Sonunda, er ya da geç ilahi hükmünü icra edendir!
“Kötülükler için tuzak kuranlar, Allah'ın onları yerin dibine geçirmesinden (geçirmeyeceğinden) veya azabın, farkına varamayacakları bir yerden gelmesinden (gelmeyeceğinden) emin mi oldular?” Nahl Suresi 45.
“Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.” Nahl Suresi 61.
Hüküm, Allah’ındır!