NEDİR BU?
Mehmet Necati GÜNGÖR

Eski bir bürokrat dostum soruyor:
Nedir cemaat?
Şirket midir,vakıf mıdır, kuş sevenler derneği midir, siyasi partimdir, bunların hiç biri olmadığına göre, illegal bir örgüt müdür?
Eğer öyleyse tüm basın suç işlemiyor mu? Demokratik bir ortamda başı sonu belli olan ,denetime tabi adı belli olan bir kuruma dönüştürülmez m?

Kim cemaatçı? Nerede kaydı? Geliri nedir? Gideri nedir? Kim nasıl denetleyecek?
Yetmiş milyonu meşgul eden bir yapı var diyoruz ama ilk bakışta sanki sanal alem gibi gözükmüyor mu?
Benim bildiğim cemaat ,Camide saf tutan insan topluluğuna denir.

Yasal olmayan bir yapılanma suç değil mi? Niçin yasal hale getirilmiyor? Başı boş kayıtsız insan topluluğu ileride hem ülkeye hem kendi sanal yapısına zarar vermez mi?

Eminim, bu soruyu son zamanlarda pek çok kimse, önce kendi kendine, sonra da bizi yönetenlere soruyordur.
Oysa, bizi yönetenler de bu yapıdan muzdarip.
Zira, çizgiyi bir hayli aştıklarını düşünüyorlar.
Kendilerini iktidar ortağı gibi algıladıklarını, öyle davranmak istediklerini anlıyorlar.
Bizi yönetenler bundan şikâyetçi olduğuna göre, biz yönetilenlere olayı şaşkınlıkla izlemekten başka bir yol kalmıyor.

Hafızalarımızı AKP'nin ilk kuruluş ve iktidar günlerine götürelim.
Cemaat AKP'ye destek veriyor, AKP de ne istediniz de vermedik? pozisyonunda bir istediklerini iki etmiyordu.
Biri akvaryumsa, diğeri onun içinde hayat bulan süs balığı.
Şimdi bakıyoruz; balık akvaryumdan şikâyetçi.
Ne diyebiliriz ki?

Şimdi geliyorum, dostumun sorularına:
Fıkrada olduğu gibi; Karadenizlinin biri bilgisayara sormuş, Ne var ne yok? diye.
Bilgisayar, varları ve yokları bulmaya çalışırken helâk olup çatlamış.
Aziz dostuma şunu söylemek isterim:
Bu soruları cevaplamak her aklın kârı değil.
Cevaplamaya çalışıp aklımızdan mı olalım?
Şaka bir yana;
Dostumun merakı yerinde.
Kendi gerçekliliğini de, cevaplarını da içinde barındıran sorular.

Ama yine de cevaplamaya çalışalım:
Ne şirkettir, ne vakıf. Hele kuş sevenler derneği hiç değildir. Parti olsa anlayacağız. İllegal bir örgüt de diyemeyiz; çünkü düne kadar iktidarın ortağı gibiydi. Ne istediniz de vermedik? denildiğine göre
Adı sanı belli, denetime tabi bir kuruluşa dönüştürülemez mi? Hayır.
Kaynakların nereden aktığı belli olunca, gün olur, ara bozulur, bakarsınız o kaynaklar da kurutulur. Belki vergi memurları salınır üstlerine. İcra memurları falan da cabası.
En iyisi, adı sanı belli olup, cesameti bilinmeyen muhayyel bir güç olarak kalmak.
Böylece, tesir gücü daha fazla ve etkili olur.
İktidar olamasa bile, iktidarları yönetebilecek güce ulaşır.

Vaktiyle eski bir bakan, bir cemaat liderinin elini öpmüş.
Yanındakilere hocamızın elini öpüp, duasını aldım deyince, içlerinden birisinden şok cevap:
İyi de sayın Bakan, bu elini öptüğün adam senin memurun. Maaşlı bir imam!
Bakanın verdiği cevap da fıkra gibi:
Yaaaaa!

Alın size bir cemaat hikâyesi daha:
Önce Nurlu Demirel dediler.
Sonra hızlı Evren'ci oldular.
Öyle ki birisi Yahu bu Evren çarşaflılara öcü diyor, bunu da mı sineye çekiyorsunuz? sorusunu patlattığında Olsun, bunları büyütmenin zamanı değil, mesele hizmetin sağlıklı yürütülmesi cevabının verildiğini işitmiştik.
Evren gitti, işaret ettiği parti seçime girdi. Halk ona Horoz Partisi diyordu. Başında da emekli bir orgeneral: Turgut Sunalp. Evren'in desteğini almıştı ya, iktidar olacağına inandıkları bu partiyi hararetle desteklediler.
Seçim sonuçları, onlar için hüsrandı.
Anavatan Partisi iktidar, onlarınki üçüncü parti. Necdet Calp'in partisi kadar bile oy alamamışlardı.
İkinci seçimde hızlı Özal'cı oldular. Çünkü, iktidarda Özal vardı.
Sonra Akbulutçu, sonra Ecevitçi oldular.
İmdatlarına sonunda Tayyip bey yetişti.
Nihayet, kendi kumaşlarına uygun bir siyasi kişilik bulmuşlardı.
O'nun yanında saf tuttular.
Her namaz öncesinde imam arkasına dönüp ziz cemaat, safları sıklaştırın diyor ya.
Araya şeytanlar girmesin diye.
Şimdi, iktidarla cemaatın arasına şeytan girdi. Bavulunda bir sürü belge ve kasetle.
Gerçek cemaat dediğin ise şudur aziz dostum:
Safları sıklaştıran!
Ya da mütedeyyin Müslüman!