KILIÇTAROĞLU’NUN YERİNDE OLSAYDIM
Mehmet Necati GÜNGÖR

Beş yıla yakın bir zamandan beri Ergenekon Davası kapsamında tutuklu bulunan CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay, Anayasa Mahkemesi’nin kararı üzerine tahliye edildi.

Kamu vicdanını rahatlatan, sevindirici bir karar. Bu kararın, diğer tutuklu ve hükümlüler için de hayırlı bir sonuca vesile olmasını diliyorum.

Balbay’ın tahliye kararı uzun bir bekleyişten sonra açıklandı.
Aşırı soğuğa rağmen kararı Sincan Cezaevi kapısı önünde bekleyen az sayıdaki kalabalık karardan duyduğu memnuniyeti halay çekerek kutladı.

Balbay’ın eşi de sabah saatlerinden beri kararı merakla bekleyenler arasındaydı.
Tahliye kararını öğrendikten sonra ilk işi çocuklarını arayıp “Babanız özgür” müjdesini vermek oldu.
Tam da bu noktada CHP’ye ve O’nun sayın genel başkanına bir eleştirim olacak.
CHP, ana muhalefet partisi olarak bu konuda iyi bir sınav veremedi. İyi bir PİAR çalışması yapamadı.
Bu olayı siyaseten iyi değerlendiremedi. Kendi haline bıraktı. Sanki tahliye edilen milletvekili, beş yıldır tutuklu olan kendi grubundan bir milletvekili değildi.

Kılıçtaroğlu’nun yerinde başka bir siyasetçi olsaydı bu olayı çok iyi kullanır, çok etkili bir muhalefet gösterisine dönüştürürdü.

Kılıçtaroğlu’nun yerinde olsaydım şunu yapardım: Önce Balbay’ın evine gider, çocuklarını yanıma alır, CHP ailesinin reisi olarak o çocukların ellerinden tutmak suretiyle milletvekilimi bizzat kendim karşılardım. Böylece, güzel ve anlamlı bir jest yapmış olurdum.

Bu karşılama işini önceden çok iyi bir şekilde organize ederdim.
Bütün teşkilatlara çağrı yapar, bütün CHP’lileri o saatlerde Sincan Cezaevi kapısının önünde toplardım.
Oraya on binleri yığardım.

Etkili bir konuşma yapardım. Diğer tutuklular için de çaba sarf edeceğimizi söylerdim. Kamuoyunun kanayan vicdanına merhem olmaya çalışırdım. Türk toplumuna özgürlük mesajları verirdim.

Açılım için sarf edilen enerjinin neden bu ülkenin terörle savaşmış kahramanları için sarf edilmediğini sorardım.
Şehit ailelerine seslenirdim.

Dört askerimizin kaçırılıp, daha sonra serbest bırakılmalarını sorgulardım.
İmralı’ya “Açılım Ofisi” açılmasını eleştirirdim.

Son anda haber bültenlerine düşen bu haber neyin nesiydi, bununla ne yapılmak isteniyordu, bütün bunları yüksek bir ses tonuyla dile getirir, partimin eleştirel görüşlerini halkımla paylaşırdım.

Bunlar yapılmadı.
Sanki, alelade bir tahliye olayıymış gibi davranılmış olması yetmiyormuş gibi “yanımıza gelirse kucaklarız” gibi “sade suya tirit” türünden bir demeç verildi.

Ayıpladım!
Karşılamayı gereksiz bir meşguliyet gibi görüp, kucaklamayı lütuf sayan bu anlayışı kime, nasıl anlatacak bu CHP?
Bu parti bazı durumlarda bir dernek kadar bile olamıyor.
Ne hazin!